Güzel Şeyler Konulu Yazılar

İki Ara Bir Dere Organizasyonu (III): KAŞ

Sea Kayak

Kalkan’dan gelirken Kaş’a doğru yaklaşık 25 km., o virajlı ve tamamı deniz kenarı yoldan görülesi güzellik için diyecek söz bulamıyorum ben. Kaputaş Plajınıda bu arada seyir edebilirsiniz mesela. Seyir terasıvari bir yer tepeden. Biz öyle yaptık. Sevgilim bayıldı. Sonra gelir gireriz demiş idik, ve fakat nazar boncuğuna ilişkin 3. olay yaşanınca otelimizden ayrılamadık motorsiklet kullanmak suretiyle Ankara’ya dönüş gününe kadar:(

Kaş’ın bende uyandırdığı şeylerin başında AŞK geliyor:) Ne enteresandır ki ilk defa 2003 yılında gittiğim bu tatil yöresine hiç AŞK’ımla gitmek, ya da orada AŞıK olmak kısmet olmamıştı. KAŞ=AŞK denklemini Sevgili ile denedim, kesinlikle tecrübe ettim ve tavsiye ediyorum:)

Yıllardır Kaş diye tuttrmamın sebeplerinin başında ilkin havası gelir. Tabi biz genelde yarımadada kaldığımız için gündüzleri şehir merkezi kadar sıcak olmaz burası. Ayrıca akşamüstü saatlerindeki serinliği de cabası. Antalya’nın bir ilçesidir, amma velakin kesinlikle Antalya’nın havasından bir haberdir. Sonra denizidir sebep burayı dilime pelesenk yapmamın bir diğer nedeni. Ben bu kadar güzel deniz başka bir yerde görmedim arkadaşlar, kim ne derse desin! Son olarak da sanıyorum -henüz- bakir kalmış, ya da kalmaya çalışan hali ve burayı sahiplenmiş insanlarıyla arasındaki enerjiyi seviyorum Kaş yöresinin.

Dilara

 

Yapılabileceklere gelince;

~ Kesinlikle çok zengin. Mesela tur tekneleri ile değişik tur rotalarından sabah yola çıkarak, akşam üstü saatlerine kadar koylarda dolaşabilir, öğlen yemeğinizi teknede yer ve bol bol denize girebilirsiniz. (Kaş-Kekova*Batıkşehir* Üçağız-Kaleköy)

~ Mesela dalışa meraklı iseniz Kaş’tan daha iyi ve zengin bir denizaltı bulamazsınız. 30’dan fazla dalış noktasında mağara dalışı, kanyon ya da batık dalışı yapabilirsiniz.

~ Ya da sea kayak denilen, mini kanolarla ekipler oluşturarak Kaleköy’e kadar uzunca bir rotadan kano yapabilirsiniz.

~ Fethiye Babadağ kadar meşhur olmasa da Kaş’da da yamaç paraşütü yapılabiliyor.

~ Xanthos, ya da Myra Antik Şehirlerinin kalıntılarına Jeep Safariler düzenleniyor.

~ Bizim Kaş’a bunu da yapmayı amaçlayarak gittiğimiz, ama gerçekleştiremediğimiz günlük geziye çıkabilir, eğer geçerli Shengen vizeniz var ise Meis adasına geçebilirsiniz.

~ Saklıkent Kanyonuna günü birlik geziler düzenleniyor. O harika kanyonda buzz suların içerisinde yürüyerek zorlu bir trek macerası gerçekleştirebilir; sonrasında da nefis gözlemeler ve yine suyu gibi buzz ayranından içmek için kıyısındaki sedirlerde yan gelip yatabilirsiniz. (Bu maddenin üzerine 2003 yılındaki ilk gidişimizde çizgi çekmeyi başarmıştık:)

Bunlar aklıma gelenler. Unuttuklarım olabilir, tecrübeli arkadaşlar ekleyebilirse çok sevinirim:) Biz, ben daha önce 2 defa gerçekleştirmiştim ama, yine ilk maddedeki tekne turu alternatifi üzerinde tereddüt etmeden karara varmış bulunduk. Bir tam günümüz bu şekilde, gayet güzel, keyifli ve bol yüzmeli geçti:) Tekne turlarını sınırsız denizde olabildiğimden ve her seferinde engin, pırıl pırıl yerlerde mest olarak sudan çıkamadığım için tercih ediyorum ben. Daha önce burada bir defa dalmışlığım mevcut, ama bir daha yapmak kısmet olamadı hiç. Sea Kayak için de heveslendik, yapmadık. Bir defa daha kesin gideceğiz, zira Sevgilim öyle dedi:) Onuda KAŞ Aşığı yaptım sanırım:) “İşte o zaman da bunu deneyelim” dedi, tamam canım benim dedim:)

Boats

Kaldığımız otel, benim daha önce Ayşegülüm Sultanımla birlikte 2 defa kalmış olduğum bu oteldi. Herşey iyi, hoştu kalışımıza ilişkin. Ben huylu olmasam -ne bileyim şezlong bulamayınca delirmesem hemen ve yukarıya tlf. açtığımızda getireceklerini bildiğim için 10 dk. sabredebilsem mesela, ya da sabah kahvaltı ederken yayınlanan -kimsenin kontrolü altında olmadığına emin olduğum- garip müziklere mesela kıl olmasam, eminim daha da hoş olabilirdi:) Sevgilimin bir derviş olması sebebiyle dengeyi bulmaya çalışıyorum, hayırlısı. Yarım pansiyon konakladık otelde ve akşam yemekleri inanılmaz lezzetli ve bol kepçeydi. Her akşam ne yazık ki rakılık yemek olduğundan, ve sadece yemek sırasında bir 35’lik devirdiğimizden sebep, Meis Adasına gideceğimiz sabah ben bir türlü kalkamadım ve de tekneye yetişemedik!

Eğlenmek için Red Point’i tercih ettik. Sonrası Mavi Bar’ın karşısındaki duvarın üzerine oturup bir akşam buzlu badem, bir akşam satıcı sevimli ufaklıktan açtırdığımız 41 tane midye dolmayı yedik. Sengül Aba’m gözlemeleri ile birlikte her gece 02:00’dan itibaren hemen yanıbaşımızdaydı. Bir akşam inanılmaz bir tesadüf sonucu İstanbul Kemancı Bar’da yıllarca bir grubun solistliğini yapmış, artık şarkı söylemeyen ve tatil için Kaş’ta bulunan ve bangır bangır AC/ DC söyleyen bir abiye rastladık Köprü 6 Rock Barda:) Sevgilimin ağzı kulaklarına vardı. Bir de Def Leppard söylediler, en son “niye saçlarım hala uzun değil” diye ağlıyordu benim adam sallarken önleri hafif açılmaya yüz tutmuş kafasını şarkının ritmine uygun bir şekilde:)

Kaş sakinlerinin favori mekanı Hideaway Cafe. Bi Lokma da tavsiye edildi. Ayrıca arkadaşımızın çalıştığı Papillion Bar & Cafe’yi de lütfen unutmayın.

Bu tatilin ünlüleri de Uğur Polat ve Özge Özder oldu. Uğur abimi zaten severim, düşeş oldu:) Sesi üzerine ses tanımam! Özge hanım da amma minik bir kadınmış, TV’de öyle görünmüyor hiç ama:( Kaş’ta bulunan sadece bu iki ünlüydü, kalanı Alaçatı ve Çeşme’de malum:)

*ps* 2007 yılındaki Kaş tatilim için buraya bir tık tık lütfen:)

**ps** 2006 yılındaki Kaş tatili sonrası yazılmış Cuma Hikayesi için de buraya bir tık:)

***ps*** 2009 yılı Kaş tatilini başka güzel bir kalemden okumak ve foroğraflara doya doya bakmak için Oytun’un bu sayfasına bir tık alalım:)

Bu arada, evet 2 nolu fotoğraftaki Likya Mezarına yürümeye çalışan kadın benim:)

 

Son olarak, bu tatilimin fotoğraflarının renk ayarlarında ciddi problemler var. Ya fotoğraf makinasından kaynaklı ya da benim diz üstü pc’min monitörünün kalibrasyonu ayvayı yemiş durumda. PC’ye aktardığımda renkleri inanılmaz kötü görünüyor! Lensim sonunda ulaştı elime. Bakalım birkaç fotoğraf çekip o şekilde deneyeceğim. Yoksa, yandım sanırım, bir de diz üstünün servis görmesi gerekecek!!

İki Ara Bir Dere Organizasyonu (II): Fethiye Ölüdeniz-Kelebek Vadisi

 

Butterlfly Valley 1

Bodrum’dan yola çıkışımız öğlen saatlerini buldu, yavaş yavaş acele etmeden vardık Fethiye-Ölüdeniz’e akşamüstüne yakın bir vakitte. (Bu arada ikinci nazar boncuğunu cebimize atmış bulunduk. 81 km. ile radar hadisesi!) Ölüdeniz’e varınca Sevgilim doğru yerde olduğumuza inanamadı bir süre, zira en son 10-12 yıl kadar önce yamaç paraşütü yapmak için buraya gelmiş ve o zamanki gördükleri ile şimdikini bağdaştıramadı pek. Sonuç olarak çok gelişmiş, genişlemiş ve her haliyle turistlik bir belde vardı karşımızda. Yukarıdan aşağıya vadiye inerkenki görüntü süper yalnız. Aşağıya sahile indik ve hemen önümüzde yer alan “İnformation Office”den bize kalacak bir yer tavsiye etmelerini rica ettik. Bu uygulama ile başka bir yerde karşılaşmadım ben, dolayısıyla oldukça işe yarayan ve kolaylaştırıcı bir hizmet olduğunu söylemek istiyorum. Büroda İngilizce bilen 3 tane genç arkadaş var. Gece 23:00’e kadar açık olduklarını söylediler. Otel, tur, yakın yerler gezileri, bilet, vs.. her türlü konuda yardımcı oluyorlar. Biz tamamen spontan yola çıktığımız için “Nasılsa bir otel buluruz” diyerekten Kaş dışındaki hiçbir yerde otel ayarlamasına gitmemiştik. Sadece vereceğimiz ücret belliydi, o kadar. Sorduk, önlerindeki fotoğraflı otel kataloğundan seçip bu oteli önerdiler; ayrıca sahile de 2 dk. uzaklıkta dediler. Tamam dedik:) Kaldığımız sürece de otelimizden çok memnun kaldık. Tavsiye ederim gayetten. Tek 2 Türk bizdik, bir sürü genç İngiliz bebe ve aile vardı. Otelimizde kalan İngiliz çocuklarla sonra dışarıda da karşılaşıp kaynaştık:) Sadece tekne turuna katıldık Ölüdeniz’den kalkan ve Göcek Koylarına giden bir grupla burada. Göcek koyları hakkaten görülmeye değer, pırıl pırıl deniz bol bol yüzdüm. Ama ne yazık ki bu güzelliği duyan geldiği için sıkış tepişti teknelerden her koy:( Umarım oralarında b..kunu çıkarmayız yakın zamanda:(

Ölüdeniz çok da canlı bir yer değil hakkaten. Gerçi ben çok kalabalık, aşırı gürültülü müzik, çılgınca partiler aramıyorum; hatta ne kadar huzurlu olursa o kadar iyi derim. Burasıda aynen öyleydi. Adına mütenasip “Ölü” sayılabilecek, ama belli bir turistlik seviyeye ulaşmış bir belde işte. Buraya gelmemizdeki asıl amaç Kelebek Vadisi olduğu için 2 akşam dışarıda yemek yedik, dolandık ve biraz dans ettik; yetti bize:) Pahalı yalnız. İngiliz parasına denk rakamlar lira cinsinden!

 

Bir gece kalıp ertesi sabah Kelebek Vadisi için sahilden kalkan teknelerden birine binmeye çalıştık bir süre!! Kıyı dalgalarla dövülüyor, Sevgilimde kocaman paraşüt çantası (Ama içinde bir gecelik kıyafet, havlu, kitap, mayo vs.. var), ayağımızda doğal olarak parmak arası terlikler, ben de plaj çantası falan bir süre zorlandık tekneye binmekte. Çünkü teknenin yanaşması ve sizinde yürüyerek binmeniz için bir iskele yok bu sahilde. Tekne kıyıya en yaklaşabildiği yerde duruyor, sizde elinizdekileri ayağınızdakileri çıkarıp teknedeki Robinson kılıklı kovboy şapkalı abiye veriyorsunuz, sonra da dalgalarla poponuza kadar ıslanarak merdivenlere tutunmaya çalışıp kendinizi tekneye atıyorsunuz:) Bu arada aynı tekne ile Vadiye yiyecekler ve içecekler de taşındığından onların da yüklenmesini bekledik bir süre: Yumurtalar, ekmekler, kasalarca içecek, çuvallarca patates..

From Butterfly Valley

Kelebek Vadisi‘nin neyi temsil ettiği ve projenin amacı şurada çok güzel ifade edilmiş. Bu vadi Dünya Mirası Vakfı tarafından, dünya üzerinde korunması acil gereken 100 dağdan biri olarak tespit edilen Babadağ’ın eteklerinde ve Kanyon duvarı yaklaşık 350-400 m. uzunluğunda. Ben bana hissettirdiklerini aktaracağım şimdi izninizle:HUZUR, MUTLULUK, ÖYLE SALAK BİR GÜLÜMSEMEYLE DUDAĞINIZIN UCUNDA OTURUP DURDUĞUNUZ, ZAMANSIZ BİR CENNET!

Vadide konaklama için ya çadır ya da bungalov imkanı var. Bungalovlarda bir gece yarım pansiyon kalış ücreti 45 TL. Çadırda kalırsanız 35 TL. Sabah kahvaltıları ve akşam yemekleri açık büfe ve gayet tatmin edici. Akşam sebzenin her türünden yemek vardı, ve o sebzelerin tümü Vadi’deki tarlalarda çalışanlarca yetiştiriliyor. Yemek yediğiniz ve gün içinde oturup kitabınızı okuduğunuz mekan tahta masalarla bezeli ve salkım salkım asmaların hemen altında. Orada saatlerce hiç bıkmadan oturabilirsiniz. Hemen hemen her yerde hamaklar var. Hamaklara uzanıp benim gibi keyif yapabilirsiniz:)

 

Hayatımda ilk defa bir bungalovda kaldım:) Son defa olabilirdi! Arsız bir cır cır böceği sebebiyle kafama kadar çektiğim çarşafın altında uykuya dalmam sabahı buldu:) Böceğin bungalovun sazlıktan yapılma çatısı üzerindeki her zıp zıp hareketi gayet duyulmaktaydı. Ayrıca ayaklarımda, kollarımda ve dahi yüzümde dolaşan minnacık karınca kardeşlerle de bayağı cebelleştim. Bungalov denen şeyi tercih nedenim en azında kapısı falan var, kapalıdır mantığından yola çıkmamdan sebepti. Ve fakat yanıldığımı bungalovun kapısının önüne gelince anlamış bulundum! Kapı, belimin hizasına geliyordu ve bungalovun her bir tarafı açıktı!! Ama sabaha kadar kıyıya vuran dalga seslerini, gece öten kuş seslerini dinlemek yine de güzeldi ve sıkıntımı biraz aldı diyebilirm. Konformist değilimdir, ama sanırım biraz huyluyum ben:)

Yapılabilecek en güzel aktivitenin meşhur şelalesine yürümek olduğunu söylediler, yürüdük bizde:) Sanırım 2 saat civarında sürdü gidiş-gelişi. Sağlıklı bir trek aktivitesi oldu ve vadiye adını veren kaplan kelebeklerle de tanış olmuş olduk. Sadece 2 farklı cinsinden gördük biz. Özellikle şelaleye yaklaştıkça çoğaldılar, ama yinede buraya adını vermelerinden sebep daha çok görebilmeyi umardım. Şelaleye yürüyüş, uzun zamandır yaptığım en güzel aktiviteydi. Kayaların arasından, gittikçe yükselen bir rampadan, şırıl şırıl akan derenin başlangıcındaki şelaleye ulaştığımızda ise üzerimizdekileri çıkarıp aynen filmlerdeki gibi şelalenin altında yıkanıp serinledik:)

Butterfly Valley 2

 

Tek sevmediğim şey gün içinde gümbür gümbür müziklerle, tıkış tıkış teknelerin ortalıkta yarattığı kirlilikti:( Bir sürü tekne geliyor, bir sürü insan çıkıyor sahile, bağırış, çağırış.. Gereksiz bence! Keşke sadece kalmaya gelenleri kabul etseler, gerçi bu gelenlere de satış yapıp yiyecekti-içecekti para kazanıyorlar ama.. Akşamüstü 17:00 olsun diye dua ediyorsunuz, tekneler o saatte ayrılıyorlar. Para demişken, Türk Lirası geçmiyor arkadaşlar:) Kelebek Para diye birşey var, oyunlardaki paralar gibi. Onunla alış-veriş yapıyorsunuz:)

OMG

Gidilmesi, mümkünse uzunca kalınması gereken bir yer. Ortalıkta gezinen tavuklar, kazlar, civcivler, bir kenarda oynaşan kangallar Kıtmir ve Kayra, yavruları şirinlik abidesi yaramaz ufaklık, arılar, böcekler, cırcır böcekleri:) Kayaların üzerinde bir “Rock Bar” var. Akşam geç saatlerde ışıl ışıl pek güzel. Dalış ve tırmanış için ekipler var; ders alıp bunları gerçekleştirebiliyorsunuz. Herşey el emeği, tüm çöp tenekelerinin üzerlerinde çeşit çeşit resimler var, boyalarla boyanmış herşey. Vadide çalışanlar hepsi bizim eskiden “bitli” diye tarif ettiğimiz hafif paspal, uzun kıvırcık saçlı, bir elinde gitar bir elinde bira olan, zayıf, güneşten kapkara olmuş, yanık tenli, güzel gözlü, eğlencelikli ve çalışkan tipler.

To the Waterfall

 

Romantik de bir mekan. Yalnız da gidilebilir, kafa dinlemek, uzaklaşmak, kaçmak ve düşünmek için. Ama sevdicekle gidip benim gibi sarmaş dolaş olma hayalleriniz varsada makbul bir yer. Benim Sevgilim romantik değil, o ayrı:) Ne yapalım, o da eksik olsun. Eğlenceli ama allah için, güzel dans eder, birde güzel güler. Canım benim:)

Son noktamız, Kaş tatilimiz kaldı bir tek. Orası benim cennetim, benim memleketim. Öyle hissediyorum. Bir bağım var, nedenini tek bir kelime ile ifade edemem, zor. Umuyorum oralarda o havayı soluyarak yaşlanabilirim. Olmadı zaten oralara gömsünler beni! Gerçi toprağa girdikten sonra nereye bakıyor olduğunun bir önemi yok ama! Ha bu arada ben organlarımı bağışlayacağımdan sebep gözlerim olmayacak zaten, bakmasa da olur:) Aman neyse.

 

Iki Ara Bir Dere Organizasyonu: 2009 Yaz Tatilimiz

Bu yilki tatilimiz aynen oyle oldu; iki ara bir derede yani.

 

Sevgilim olan adam hic hesapta yokken is degistirince acilen tatil plani yapmamiz gerekti. O zaten onceden gitti Selcuk’a parasutle atlamaya. Ardindan bende iznimi aldim hemen ve 2 haftalik ayrilik sonrasi bulustuk Izmir’de kendisiyle. Seferihisar’da ailemizin yaninda 2 gun kalacaktik, “tatli hayat ” hos gelince 5 gune cikardik yazlikta yan gelmece yatmaca gun sayimizi:)

 

Ve fakat hersey gayet guzel giderken benim Nikon D200’umun 18-200’luk baba lensi bana ters yapmaya basladi. Bir muddet zoom yapamadim, biraz da zorladim lensi neden zoomlamiyor diye! Sonunda makinayi servise goturdugumuzde bana darbe aldigindan sebep lensin icindeki 2 parcanin hapi yuttugunu, 288 TL karsiliginda onarabileceklerini beyan ettiler. Tabi bu beyanat icin resmen anami da aglattilar. Aksama kadar arariz problemi bildiririz size dediler, benim 3 gun ardi ardina aramam sonucunda problemi anca soylediler! Sonra biz bir hesap yapalim parcalar icin, sonra size sunalim hesabi siz tamam derseniz de siparisini verelim dediler, telefon numarami yanlis aldiklari icin yine ben arayinca 5.gunun sonunda problemli parcalari ve ne kadar tutacagini ifade ettiler. Ben tamam yapin dedim, bilmiyorum aradan sanirim 4 gun daha gecti, hala aramadilar beni. Yani tamam dedim, ama parayi suraya havale edin ya da bize elden getirin falan demis degiller henuz!

 

Hadi nazar boncugumuz olsun dedik, iki dubleden biraz fazla icerek acimi unutmaya calistim lensin servise gittigi aksam. “Aman canim canin sagolsun” dedi sevenler. “Gidin guzel guzel tatil yapin siz”.

 

Tek nazar boncugumuz bu olamadi ne yazik ki. Once salak bir yerde 81 km.lik hiz ile radara girerek 96 TL.lik ceza odedik:) Komik, zira bu motosiklet denen aletle 81 km. ile ceza yemek hakkaten saka gibi. Genelde bu hizin 2 kati ile seyir halinde oluyoruz, ama radari gordugumuz icin hizimizi azaltmistik birde:) Yaziklar olsun:)

 

Sonuncu olarak da Kas’ta otelimizin girisindeki yokustan asagiya dogru inerken yol kenarindaki herkesin korkulu ruyasi micirlardan sebep kaydik ve 3 km.lik bir hiz ile seyreylerken motor uzerimize devrildi! Su anda motorumuzda bir nazar boncugu var gayet gozle gorulur sekilde:) Sevgilimin sag bacagi altinda kaldi, odumuz koptu ilkin. Malum 200 kilo motor, ben deseniz 56 kiloyum. Eh rahat 15 kg. civarinda cantalar tutuyordur!! Tanriya sukur biraz ezik, birkac siyrik ile atlattik. Ben arkasinda oldugum icin ondan daha az hasar aldim. Sag bacagimda yesilli-sarili-morlu-kirmizili kocaman bir isaret oldu.Sanirim gecer bir haftaya kadar.

 

Iste boyle birken uce cikan nazar boncuklarimizi cebimize attik vee harika bir tatil yaptik. Rotamiz Seferihisar’dan BODRUM-KOS ADASI-FETHIYE OLUDENIZ-KELEBEK VADISI-KAS ve MEIS ADASI seklinde planlanmisti tarafimdan. Yalnizca MEIS Adasi’ni es gectik malum sebep yuzunden:) Hayir anlatinca eminim “malum sebepten gidememissiniz” diyeceksiniz kendiniz, beni birazcik tanidiysaniz eger:)

 

11.5 saat yol yaptik eve donmek icin. Kas-Ankara hattinda bir daha hicbir kuvvet beni motorsiklete bindiremez!! Arkasi yarin tabi ki..

 

Bu arada HOŞGELDİM:)

 

**Aileler için Not: Hakkaten bir problem yok, endişe etmeyin.**

 

 

Simsekler Cakti Bu Aksam Gokyuzunde!

 

From Cappadocia Church

Haziran ayinin 21’indeyiz. Nasil yagmur yagiyor su an anlatilir gibi degil. Gerci birkac dakika sonra tekedecek muhtemelen Ankara semalarini bu kapkara bulutlar ve yeniden tertemiz bir gokyuzune kavusacagiz. Yaz yagmuru bu olsa gerek!

~

Bu hafta sonu yapmayi istediklerim listemde -goruyorsunuz hersey icin bir listem mevcut:)- ilk sirada HAMAM sefasi vardi. O listedeki en onemli ve uzeri ilk cizilecek madde icin Cumartesi sabahi kizlarla bulusulacakti. Cuma aksami 2 bekar kadin olarak Tolu ve ben bizde yemek yedik. Kievski tavuklar, yaninda haslanmis ve cesitli baharatlarla harman edilerek sotelenmis yaz sebzeleri ve biraz noddle. Tabiki guzelinden bir kirmizi sarap. (Bizimki Doluca’nin KAV 2006 Okuzgozu-Bogazkere kupajiydi. Tavsiye edilesi bir saraptir.) Sohbet ve keyifle yenen yemek sonrasi once bir ufak ara icin Arjantin Caddesi Starbucks’da ekibin kalanlari ile bulusuldu, ardindan da Iran Caddesi’nde bulunan Ankara’nin hatiri sayilir mekanlarindan Hok’s a gidildi. Dans edildi, sesimiz kisilana kadar bagirip sarki soyledik. Ama yaslanmisiz hakkaten, saat 01:30 civarlarinda eve gidelim diye birbirimizin gozunun icine bakiyorduk:) Hey gidi hey. Ben universite yillarinda aksam disariya cikmak icin hazirlanmaya saat geceyarisina yakinken baslar, eve dondugumde de gun dogumuna sahitlik ederdim kiyisindan. Bundan nefret ediyorum, ama hakkaten de yaslanmisiz! Sadece nefret ediyorum ama, uzulmuyorum hic. Zira o kadar cok sey yaptim ki bu zamana kadar, “keske” dedigim, kacirdigimi dusundugum hicbir sey yok. O yaslarda onlarin yapilmasi lazim gelirdi, imkanimiz ve gucumuz vardi yaptik. Simdiyse o gunlerden konusup guluyoruz sadece. Ve her defasinda da “iyi ki yapmisiz” diyoruz:)

Sabah azimle 09:00’da bulusarak Karacabey’in yolunu tuttuk 3 hatun. En son hamam sefamizin uzerinden takriben bir 6 ay gecmis:( Utanc ikonu yakisir su an buraya! Hamamin en sevdigim tarafi super bir detoks oldugunu hissettirmesi bana ve dahi butun hucrelerime. Hepi topu keseydi, masajdi, banyo kismiydi 1 saat kaliyoruz, ama yetiyor. Ve yine her defasinda rahatladiktan sonra “daha sik yapalim sunu, mesela en az ayda 1” demeyi de ihmal etmiyoruz. Yapamiyoruz bir turlu, o ayri:) Hamam sefasinin hemen akabindeki rituelimiz ekuriyle kahvaltiya gecmektir. Bu defa farkli bir mekani gormelerini istedim arkadaslarimin ve benim hastane kampusunun icerisinde yer alan LIVA Osmanli Mutfagi’na goturdum onlari. Biz birkac defa oglen yemegi icin gitmistik. Acilali cok olmadi, ama hemen hemen hafta ici her saat dolmaya basladi. LIVA’larin konsept mekanlarindan biri daha. Daha onceki denemeleri Cukurambar’da ilk dukkanla basladiklari restoranimsi ve sonra Farabi Sokakta actiklari Liva Light, diyet menuler uzerine calisan yerleri. Pastaneden geldikleri noktaya bakildiginda takdir etmemek elde degil. Burasini kesinlikle ziyaret edin. Oglenleri kalabalik ve henuz servis karmasasini asamiyorlar pek. Aceleniz varsa caniniz sikilabilir. Ama ozellikle et yemekleri, zeytinyaglilarin gozunuzun onunde dizi dizi dizildigi acikbufesi ve serpme kahvaltisi ile benim son zamanlardaki favori mekanim olmaya aday bir isletme. Hafta sonu Kale’nin alternatifi olmus diyebilirim. Bu arada bulundugu mevki HamamOnu. Yani bizim tarihi Karacabey’in hemen onunde, Istanbul’daki Soguk Cesme Sokagi benzeri bir alan icerisinde. Tum eski Ankara evleri aslina sadik olarak onarilmis, tumunun uzerinde X Konagi, Y Konagi seklinde plakalar cakilmis ve her biri kiraathane, cafe, kunduraci vs. seklinde hizmet veriyor. Yerler arnavut kaldirimi. Cok basarili bulduk biz, keske daha cok tanitilsa. Fotograf makinam yoktu, fotograflarini cekemedim, ama Safranbolu Evleri tipinde bir suru 2 katli konagin bulundugu birkac sokak hayal edin. Liva’nin ozellikle bahcesi super keyifli. (Ankara’li gezginler ziyaret ederseniz izlenimlerinizi paylasin.)

 

Zengin bir kahvaltiyi cok gec terkettigimiz icin bayagi sicaga kaldik. Evlere dagildiktan sonra herkes evdeki islerini halledecek ve aksamina birimizin evinde bulusacaktik. Fakat peltelesmis vucudumu kimildatacak halim kalmadigindan sebep Cumartesi gunumun kalanini klasik birkac ufak ev isi, bol okuma ve How I Met Your Mother adli izlenilesi dizinin ilk 2 bolumunu seyretmekle tamamladim.

Details From Church

Malum cok gec yatmayinca sabah erkenden ayaga dikildim. Oyleki yuruyusumu yapip, ailemizin mekani Liva’dan boreklerimi alip kahvaltiya oturdugumda saatim henuz 09:30’u gosteriyordu:) E erken baslayinca gune gun bitmek bilmedi. Ben de o bitmek bilmeyen gune camasir, biraz utu, Bourne Ultimatum -ki kacinci seyredisim bilmiyorum, Bourne serisine ve Mat Damon’a asigimdir- kitap, seftalili cooler, 365’de acildigini ogrendigimden beri gitmek icin can attigim Lush magazasinda ufak capli bir kaybolus, baslangic icin bir sabun en sexy kokulusundan, Eymir, balik ekmek ve bira ile dostumla guzel bir sohbet sigdirmayi basardim.

Yagmur dindi bu arada:)

Geriye sayim basladi benim icin. Cuma sabahi itibariyle Izmir yolcusuyum, Sevgiliye kavusacagim. Once aile yaninda birkac gun dinlence, ardindan rotasi tamamen bana ait bu yilki yaz tatilimiz icin hazirliklar ve yola koyulmaca:) 10 gun motorsiklet uzerinde olacagiz yine. Donuste yine guzel seyler anlatabilmeyi ve zihince kuslar kadar hafiflemis olarak donebilmeyi diliyorum. Herkes yavas yavas bir kosesinden ya tatil planini yapiyor, ya da yapti kacmaya hazirlaniyor sanirim. Hepinize guzelinden bir tatil diliyorum. Dondugumde herkesin saglikli, keyifli, hafiflemis ve mutlu burada olmasini istiyorum. Anlastik mi?

*Fotograflar gectigimiz hafta sonu kacamagindan.*

**Liva ile hicbir bagim yoktur:) Henuz sponsor da olmadilar. Bastan soyleyeyim:)**

 

Bu Aralar..

 

Me on the Mirror

`Oteldeki Aynada Yansima Calismasi, Kapadokya 2009, Haziran`

 ~ Kitaplarıma geri dönmeyi başardım en nihayetinde. İlk elime aldığımsa “Maraz” oldu. İlk kitabını da okumuştum Hande Altaylı’nın ve beni ilgilendiren bir sürü şey vardı içinde. Dolayısıyla bir çırpıda okumuş, sonra oturup düşünmüştüm. Ve Sayın Hande Altaylı’nın yaptığı bir sürü tespite de sonuna kadar katılmıştım. Daha sonra da zaten hayatımın akışına baktığımda o kitabı okurken aldığım kararların ne kadar doğru olduğunu gördüm:) Müthiş faydalı bir eser miydi derseniz, kesinlikle “evet” diyemeyeceğim. Lakin bir çırpıda okunacak, yine de akılda kalacak, her kadının kendisinden ve yaşadıklarından, ve hissiyatından, ve yaşadığı aştan ya da “aşk” sandığı şeyden bir parça bulacağından emin olduğum bir kitaptı “Aşka Şeytan Karışır“. O sebeple 2. kitabını da aldım düşünmeden.

~ Aile içi gelişmeler oldu beklemediğimiz bir anda: Sevgilim durduk yerde bir iş teklifi aldı, görüştü, beğendi hem işi hem de çalışacağı şirketi. 15 gün içinde Ankara’nın köklü inşaat şirketlerinden birindeki Finansman Müdürlüğü pozisyonunu bırakarak, şimdilik daha ufak çaplı gibi duran, ama gayet sağlam adımlarla hedefe kilitlenmiş gözüken başka bir şirkette ChiefFinancialOfficer oldu! E bu arada 2 şirket arası kendisine tamı tamına 1 aylık bir boşluk hasıl olmaz mı? Olur. Kendisini ailemizin -şimdilik- tek ulaşım aracı olan Fazerımızla İzmir Seferihisar’a doğru uğurladık bugün öğlen saatlerinde. Selçuk’ta paraşütle atlayacak garibim. Bu yıl hiç gidememiş olması sebebiyle kurtlanmış vaziyetteydi. Ailesiyle hasret giderecek falan. Bendeniz ise buralarda her akşama bir plan şeklinde arkadaşlarımla cirit atacağım:) Bekarlık sultanlık mıydı bir hatırlayayım dedim:)

~ “Ölmeden Önce Yapmak İstediklerim” vari bir listem olduğundan söz ediyorum ya hani zaman zaman, işte orada en üst sıralarda yer alan maddelerden birinin daha üzerini çizebilmek için bir girişimde bulundum: Motorsiklet (A2) Ehliyeti almak için başvurdum! Sanırım sınav Ağustos başlarında. Bu iş için ailemizin ekipman sağlayıcısı ve Fazerımızın alındığı yer olan MotoArt aracı oldu bana:) En büyük hayalimiz beraber bir Yunanistan-İtalya turu gerçekleştirmek motorsikletlerle. Ben bunun için 2010 yılının çok uygun olacağını düşünüyordum. Bu gelişmelere bakacak olursak düşüncemi tam 12’den vuracağım sanırım:)

~ Halen 56 kg. civarlarında dolaşmamdan sebep tam 1 beden büyük gelen kıyafetlerim için terzimle sık sık görüşmek durumunda kalıyorum! Misal, sadece geçen hafta için 55 TL -yazıyla da elli beş!- para ödedim kendisine. Hayır ayda birkaç defa tekrarlandı bu git-geller ve benim anca düzelttiğim bütçem hafiften sekte vaziyetlerinde yine. Zaten bu aralar gittigidiyor.com sitesinden bana madalya verecekler “en istikrarlı ve deli gibi alış-veriş yapan kadın” diye!

~ Her sabah kalktığımda kendi kendime “Sen bu hayattaki en değerli varlıksın. Teksin ve birtanesin. Kimse seni üzemez, seni seven ve değerli bulan insanlar yakınındalar. Dostluğunu, aşkını, sevgini haketmeyen hiçkimse yakınında olmayacak” diyorum. 40’ı geçti sanırım mantra mukabilinde tekrarlar, gerçekleşecek midir dersiniz?

~ Ufaktan ufaktan bu yazki tatil planını yapmaya başladım, ailemizin organizatörü ve araştırmacı gazetecisi ben olduğumdan sebep! Hep merak ettiğim ama hiç bulunma şansı elde edemediğim bir rota çizdim. Yine motorsikletle tabi ki:)

~ İçiyorum! Bu yeni bir şey değil burayı okuyan için biliyorum. Ama bu içmek dert-tasa-sıkıntı içmesi değil; aksine “oh be, c’est la vie” ya da “kuşlar kadar özgürüm” modundan mukabil tamamen keyif ve eğlence amaçlı bir içme. Kadehlerle aramda gayet seviyeli ve düzeyli bir ilişki var, merak etmeyin:) **Bu sevenlerime mesajdır:) Onlar kendilerini biliyorlar.**

İŞTE BÖYLE..

Yine es geçtim tatil yazısını görüyorsunuz sayın seyirciler:) Ama fotoğraflar tamamen bu gezidendir. Biraz olsun affettirip beklentilere karşı kendimi, bu aralar yazıya saldıracağımı bildirmekten de mutluluk duyarım. Yani, ilgilenenler için:)

Öperim, kuşlar kadar hafif geçireceğiniz bir hafta dilerim. Az kaldı hafta sonuna. Bende bir planlar var, Hmmmm, tadından yenmeyecek gibi. Onları da.. Evet, bildiniz sonraki yazıya:)