Kişisel Notlar Konulu Yazılar

İşte.. Sonunda Oluyor Galiba..

Yıllardır, “Her genç kızın rüyası: Zetina Dikiş Makinası” misali sayıklayıp durduğum bir şey vardı “Ölmeden gerçekleştirilecekler” listemde: DANS ETMEYİ ÖĞRENMEK! Aslen kapı gıcırtısına bile kalkıp oynayan bir milletin evlatları olduğumuz için, tabi ki dans etmek bana da vız gelmekte. Evellallah fena değildim barlarda, cluplerde gençken pop müzik, rock müzik iyi hoplayıp zıplardım:)) İtiraf: Oryantalde o kadar başarılı değilim, kabul!

Ta üniversite zamanlarımdan beridir hayalimdir şöyle sevdiğin adamla tango yapmak, beraber cha cha, rumba takılmak, şöyle esivermek dans salonlarında rüzgar misali.. Olmadı, olamadı.. Beraber olduğumuz adamlar danstan benim hoşlandığım kadar hoşlanamadılar. E zorla hiç birşeyin yaptırılamayacağı da artık tecrübelerle sabit! Bıraktımdı ipin ucunu.. Ama sonra bir arkadaşımla tanışınca yine kanım kaynamaya başladı: Umut’cum tabi.. Uzun yıllar dans etmiş, yarışmalara katılmış.. Bir kaç defa bana öğretmek adına seanslar bile düzenletmiştim kendisine.. Millet bahçede mangal yakıp, et pişirmeye çalışırken biz salonda çoraplarla cha cha yapıyorduk..

İşte böyle uzadı bu hikaye, ben dans sevdamdan vaz geçecek gibi görünmüyorum; ama eşli yapılabilecek danslar için sevdiceklerimi ikna edemiyorum. O zaman tek bir alternatif kaldı: Çok mu istiyorsun Dilara, git tek başına öğren o halde.!! Öyle yapıyorum dostlar.. Bu akşam ilk dans dersime gidiyorum. Çok heyecanlıyım ve fakat. Ufak bir sorunum da yok değil tabi: Topuklu ayakkabı eksikliği. Ben şimdi biraz uzun bir hatunum… Sporcuyum… Günlük hayatta botlar-kargo pantolonlar-sneakerslar-eşofmanlar dolanırım… Bir-iki tane kötü gün ayakkabım var, ama hatun kişiler bilirler biz onlara Stilletto deriz; ince, uzun topuklu, pek açık saçık. Bknz: Yukarıdaki fotoğraf! Olmaz yani dans ederken.. Olmazı bırakın, üzerinde bir odayı baştan sona yürümemin mümkünatı yok. Bu tarz ayakkabılar daha çok ılık yaz akşamlarında yemeğe falan giderken giyiliyor tarafımdan zira; mümkünse araba ile gidip-döndüğümüz yemeklerde..

Sanırım bir fazla topuklu olmayan ayakkabı alınacak. Olsun bakalım, bugün burada ilk seansı atlatayım da bakarız hal çaresine.. Hadi dostlar öpüldünüz yanaklarınızdan güzel bir hafta sonuna uğurlanırken tarafımdan:)) (Ne cümle kurarmışım be:))

Beyin Kullanma Kılavuzu..

Dün üyesi olduğum mail gruplarından birine geldi; paylaşayım dedim:))

* Beyin, açık havada ve ayaktayken daha iyi çalışır. Önemli kararlarınızı açık havada yürürken alın.

* Beyin, örneklerle akıl yürütür. Kararsız kaldığınız bir durumda, mesela “Atatürk benim yerimde olsa ne yapardı?” diye düşünün.

* Zihinsel rutinlerinizi kırın. Bazen telefonu sol elinizde tutun, çantanızı diğer elinizde taşıyın, evinize başka bir yoldan gidin.

* Zihinsel zevklerinizi geliştirmek için her gün güzel bir resme bakın, sevdiğiniz müziği gözü kapalı dinleyin, güzel bir şiir okuyun.

* Bir konu hakkında düşünürken, nasıl düşündüğünüzü de gözlemleyin. Düşünmek üzerine düşünmek düşünce kalitesini arttırır. (PS: Kaliteci hatuna bundan iyi öneri mi olur:))

* İyi bir uyku kaliteli beynin temelidir.

* Farklı düşünce tarzları beyni geliştirir. Çocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit geçirmeye çalışın. Sizden farklı düşünen insanlarla konuşun.

* Kullanılmayan organ körelir. Sürekli TV seyrederek beyninizi düşük viteste çalıştırmayın. Beyninizin sınırlarını zorlamayan etkinlikler, onu geliştirmez.

* Beyin diyeti yapın. Beynimiz “garbage in garbage out” ilkesine göre çalışır. Yani beyninize çöp girerse, beyninizden çöp çıkar. Beyninizi neyle beslediğinize, midenize olduğu kadar dikkat edin.

* Kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda onu çoğaltırsınız. Günde aklımızdan 60 bin ila 80 bin arası düşünce geçer. (PS: Bir de bana sor!) Bu düşünceler ne hakında?

* Beynimiz kendisinin nasıl çalıştığı hakkında bilgi ve inançlara göre çalışır. Beynin çalışması hakkında yanlış bilgilere sahip olduğumuzda beynimiz de yanlış çalışır.

Bu yazı, Mümin Sekman‘ın hazırladığı “Beyninize İyi Bakın” adlı beyin kullanma kılavuzu!ndan alınmıştır:)) Bu arada bu hafta BEYİN HAFTASI imiş dostlar.. Kutlu olsun o halde..

**Yukarıdaki afiş, bu haftaya ait hazırlanmış bir afiş olup KİGEM’in sayfasından kullanılmıştır.**

Mümin Sekman’ın sayfasında Seçmeler kısmına özellikle göz atmanızı tavsiye ederim. İlginç ve hoş paylaşımlar var: Örneğin “Kanser riskini hayatınızdan nasıl çıkarırsınız?” ya da “Bir insan tek başına neler yapabilir ki?

Serin Bir Pazartesi’nden…

Merhaba..

Genelde haftanın ilk günü -4 yıldır böyle inanın!- işime, ofisime gayet mutlu ve enerjik gelirim. Ama, bugün biraz da havanın yine buzz gibi olmasından mıdır, yoksa Pazar günüm fazla ev içerisinde geçtiğinden midir biraz somurtkan gelmiş bulunmaktayım.. Bu durum bazı yerlerde “Henüz afyonum patlamadı” şeklinde cümlelerle de ifade edilebilir. Bakalım ben ne zaman ve ne şekilde patlatacağım bu afyonu gün içerisinde! (Zira, somurtuk halim hiç çekilmez benim…!)

Neyse, aslen çok güzel bir Cuma akşamı ve Cumartesi günü geçirdim. Pazar’ım da fena sayılmazdı. Çok güzel bir film seyrettim: “Walk The Line”. İşte ayrıntılar:

* Cuma akşamı, artık klasikleşen “Gar Lokanta’sında muhabbet” gecemize bir misafir eşliğinde devam ettik Ayşegül Sultan’la beraber… Uzun zamandır görmediğimiz Umut’da bize o akşam dahil oldu. Gar Lokantası muhabbetlerimiz çok keyifli oluyor bizim. Hemen kapının girişinde sol taraftaki köşe masa bizim zaten! (Üzerinde adımız var:)) Sağ olsunlar garsonlar kapılarda karşılarlar.. Yemek niyetine yediğimiz Zeytinyağlılar köşesine seçim için yürümeye başladığımız an, hep bizimle ilgilenen şeker garson da yanımızda bitiverir siparişi almak için. Her defasında hemen hemen aynı şeyler olur masamızda: Zeytinyağlı kırmızı biber dolması (enfestir, enfes..), kaya koruğu, enginar, keçi peyniri ve patlıcan musakka.. Biz siparişi verip masaya doğru ilelerken şeker garsonumuz arkamdan “Sizin rakınızı da hemen getiriyorum” der muzip gülümsemesi ile.. O akşam bunlara ek olarak ilk defa Akya Şiş denedim, ama balığın etini biraz sert buldum. Ben yine hamsi tava’dan şaşmayın diyeceğim, ama hamsinin mevsimi sona erince şu an için bulunmazlar listesine girmiş kendisi.. Sonra Umut ve ben Arjantin Cad. bulunan KUKİ’ye kahve içmeye gittik. Gecemizi de orada tamamladık. (Yaşlanmışım harbiden, canım eğlence-dans-müzik çekmiyor bu ara.)

* Cumartesi sabahı Sultan’la sözleştiğimiz üzere Oran Koşu Yolu’na gittik.. 1 saat sıkı spordan sonra Vitamin’de bir tost ve portakal suyu.. Ardından ben yine masaj’a.. Cumartesi bana kimse bulaşmasın ders çalışmam lazım demiştim, sağolsunlar sözlerini tuttular dostlarım. Akşama kadar çalıştım ben de.. (Halen bitiremedim o ayrı!!) Sonra levrek ızgara, bol salata ve Dans Eder misin? yarışmasını seyir için yine Tolu’lara uzandım akşam saatlerinde. 2 gün balık, oh ne güzel:)

* Pazar sabahı uyanamadım, dolayısıyla yürüyüşü astım:(( Gazetelerdi, dersti derken saat oldu 17:00. Bu arada Formula 1‘in sezonu açması en çok beni mutlu etti dostlar. Sezonun ilk yarışı Bahreyn Grand Prix’sini izledim yaklaşık 2 saat. Çok ilginç gelişmelerle, yeni kurallarla heyecanlı bir yarıştı. Alonso 3. başladığı Poll Posizyonunu iyi kullandı ve 1. bitirdi yarışı. Michael Schumacher 1. başladığı Poll posizyonunda geçildi Alonso’ya ve 2. oldu. Yarışın en büyük süprizini ise Kimi Raikonnen yaptı. Sıralama turları sırasında kaza geçirip, yarışa 22. ve sonuncu olarak başladı; ama 3. bitirerek podyumu gördü. (Pilotları merak edenlere) Pazar günü keyfim geri geldi bu anlamda.. Tüm bunlar olurken, arada kan şekerimin düşmesi sonucu kendimi mutfakta, evde elimde kalan tek malzeme olan elma ile elmalı kek yaparken buluverdim.! Dersten sıkıldım son aldığım DVD’yi seyrettim: Walk The Line. Country müzik şarkıcısı, efsanevi Johhny Cash’in ve onun büyük aşkı June Carter’ın hikayeleri beni etkiledi gerçekten. Filmi çok başarılı buldum. Joaquin Phoneix‘i özellikle, o çeliği bile delip geçebileceğine emin olduğunuz bakışlarını çok sevdim.. Bu karakteri oynarken yüreğini ortaya koyduğunu anlayabiliyorsunuz. Reese Witherspon ise eleştirmenlerce Oscar almayı hak edecek bir oyun sergilemiş. Onu da başarılı bulmama rağmen, geçen yılki Oscar’ı kazanan Hillary Swank veya bir önceki yıl Monster ile kazanan Charlize Theron‘dan daha iyi bir oyunculuk göremedim. (Tabi bu tamamen benim görüşüm. Bu, onu başarısız buldum demek değil. O da gayet iyiydi.. Film bütününde güzel bence.) Filmi izleyin derim.

Herkese ve kendime güzel, başarılı ve verimli bir hafta diliyorum..

Beni Mutlu Eden 3 Şarkı?

Uykusuz sormuş; “Dinlediğinde seni mutlu eden 3 şarkı hangisi?” diye.. Daha dün akşam, Sushi keyfi sonrası evimde yatmadan önce, 1 kupa Irısh Coffe eşliğinde dinlediğim 3 şarkıyı yazıyorum. O an için ilk dinlemek istediklerim bunlardı. Emin ol Uykusuz, 3’ten fazlalar:))

1- Seal yorumuyla – Walk On By

2- Frank Sinatra – Fly Me To The Moon

3- Alanis Morissette – One

Şimdi de ben merak ettim.. Zeynep‘cim, Didem‘cim, Yıldız‘ım, Gülnur‘cum, Esra‘cım?? Sizi dinlediğinizde mutlu eden 3 şarkı hangileri? Ayrıca yorum yazmak isteyenler de kendilerininkileri yazmazlarsa hayatta bırakmam..

Şu Sushi Şahane!

Akşamüstü kızlarla dedik ki “Bugün 8 Mart E Hadi Toplanalım!” Hiç yapmazmışız gibi.. Ama bu defa Ayşegül Sultan ve Tolu’nun yanı sıra benim çok geç tanıdığım, ama çok çok sevdiğim Sevgili Evren’de vardı toplantımızda.. Evren bu aralar işi gereği biraz leylek havada modunda, zavallı kızcağız Münih senin, Bergen benim, Tahran kimin isterse olsun şeklinde yolculuklarda.. Neyseki dün Ankara sınırları içerisinde olduğu haberini alır almaz kendisi ile haberleşip, bizim en sevdiğimiz mutfaklardan biri olan Çin yemekleriyle ünlü (Ankara’da zaten hepi topu 2 tane yer var bildiğimiz adamakıllı!) restoranlardan birine gitmeye karar verdik. Yaz aylarındaki keşiflerimizden biri olan SuhiCo‘da rezervasyon yaptırdık ve buluşmak üzere 4 hatun sözleştik..

Ben biraz erken gitmişim, bizim kızlar gelene kadar o çok sevdiğim Yasemin Çayı’ndan yudumlayarak başladım makale okumaya!! (Okumalarınızı yanınızda taşımanın faydası işte.. Boş bulduğunuz her yerde açıp göz gezdirebiliyorsunuz.) Derken önce Tolu&Ayşegül Sultan geldiler.. Ben zaten sushi yemeğe, hatta sushi denizinde yüzmeye niyetli gitmiştim baştan.. Tolu’cum ilk defa deneyeceği için önce ortaya bir servis aldık tatmak açısından, favorim California Roll ve yanına Canadian Roll.

Tolu sushileri beğenince hemen yanına 1 şişe kırmızı şarabımız açtırıp, Evren’in de gelmesiyle biraz yemek, biraz sohbet, biraz macera, biraz dedikodu, “Ah eski günler”,  “Vah şimdiki zaman” replikleri ile keyifli bir 8 Mart günü kutlaması yaptık kendimizce.

Biz mekanı terk-i diyar eylerken hava biraz serin, ama mis gibiydi.. O “Mis” kokunun kar kokusu olduğunu sabah yataktan kalkıp da pencereyi açınca anlayıverdim..

**Bahar, bana inat mıdır nedir hep geç kalıyor Ankara’ya gelmekte. Geldiğinde de “Ben şööyle bir uğradım, kaçıyorum” diyerek arkasından “Ama..ama..” şeklindeki söylemlerime aldırmadan uzuyor!! .Çok kızıyorum, çook!**