Kişisel Notlar Konulu Yazılar

Şimdi Haberler:)

~ Bu yazıyı çok beğendim. Sonuna kadar okuyun lütfen. Hatta vaktiniz varsa yorumlarıyla birlikte.

 

Ben kendiminkileri düşünüyorum şimdi, sizler de sizinkileri düşünün lütfen. Beynimizi bunun için çalıştırmak bile bu akşam yatağımıza yattığımızda bir öncekinden daha farklı bir gün yaşadığımızın kanıtı olacaktır.

 

~ C.tesi günü motorsiklet ehliyeti alabilmek için ilk adımı atıyorum, motor sınavına giriyorum. Önce bu sınava girip, ardından pratiğine girmemiz gerekiyormuş. O da sanırım Eylül ortası bir ara. Herşey bitip ben ehliyet almaya hak kazandığımda ise bolca pratik yapmak için bir motorsiklete (bizimkinden daha düşük bir ağırlıkta) ve rahat bir trafiğe ihtiyacım olacak sanırım. Motorsiklet kolay da, o trafiği nerede bulacağım bilmiyorum.

 

~ 5 Eylül’de master için son dönemimin kayıtları tamamlanacak. Herşey yolunda giderse Ocak 2010’da mezun oluyorum:) Bu dönem 3 dersim var ve CGPA notum bu defa 30 küsür kişilik sınıfta 4. en iyi not olarak karşımıza çıktı:)

 

~ Kiracım Haziran ayında çıkmıştı, Temmuz’da boya-badana-temizlik işleri halloldu ve ev o zamandan bu zamana kiralık ilanı ile beklemede. Tabi henüz 1 ay bile olmadı kiraya çıkalı, ama ben çok dertleniyorum bu duruma. Zira oradan aldığım para tamamen okulun taksitlerine gidiyor:( Eylül 5’e kadar bir mucize olsa ve evi kiraya versem diyorum. Ne güzel olurdu!

 

~ Eylül için o kadar çok plan, aktivite, vs.. var ki! 30 gün yetmeyecekmiş gibi geliyor. Annekuş ve benim birlikte seyahatimiz, bir aksilik olmaz ise bu ay sonu gerçekleşecek. Ama hala şaibeli durumlar söz konusu.

 

~ Ramazanın gelmesini en çok “güllaç” yapıp tepsi tepsi, yiyebileceğim için seviyorum:) Birde tabi sıcacık pide ve içine sıkıştırılıveren tulum peyniri faktörü var:) Çocukluğumdan beridir bu ikisi dışında benim için özel bir anlamı olmadı Ramazanın. (Annem ve babam bu ay için tüm gerekleri yerine getirirlerdi ama, sağolsunlar bizi de hiç zorlamadılar.)

 

~ Bu cuma, ayın 21’inde yani 12:00-13:00 saatleri arasında TRT Ankara Radyosu’nda “Bize Göre” programında Selim Karakaya‘nın konuğu olacağım. Ankara’da 105.6 frekansından, aynı zamanda dünyanın her yerinden şu adrese tıklayarak ulaşabiliyorsunuz programa. Günlük haberlerin mevzubahis olduğu, Ankara’dan, hayattan, seksenlerden, müzikten, herşeyden sohbet edeceğimiz bir program olacak. Ayrıca hayatımdaki güzellikleri de soracakmış Selim, bilmiyorum hayatımı bilmeyeniniz kaldı mı? Evet dostlar, merak ederseniz bir Cuma öğle arası 1 saat oradayım, dinleyin, arzu ederseniz katılın, soru sorun, ya da yorum yapın. Bizimle olun:)

 

Haftayı bitirmeye az kaldı, umuyorum ki güzel başlamıştı. Ve dileğim aynı şekilde devam etmesi:)

 

 

Şanslıyım Ben

Yüzlerini gördüğüm, ellerini tuttuğum, sarılmalarını hisettiğim, anlattığımda dinleyen, benimle kahve içen “gerçek dostlarım, arkadaşlarım” var:)

~

Yüzlerini hiç bilmediğim, ellerine dokunamadığım, ama bana yazdıkları mesajlarla ulaşan, gün içinde birkaç dakikasını ayırıp halimi hatırımı soran “sanal dostlarım, arkadaşlarım” var:)

Şanslıyım değil mi? Biliyorum, farkındayım. İliklerime kadar ne kadar şanslı bir kadın olduğumu hissediyorum.

~

Ayrıca bir sürü şeyin peşinde koşabilmek için sınırsız bir enerjiye sahip olduğum için.. Her zaman hedeflerim, planlarım, to-do-list’lerim olduğu için.. Bunların bir kısmını gerçekleştirebildiğim için de şanslıyım ben:)

~

Bazen hepiniz gibi içim sıkılıyor, olur olmaz şeylere üzülüveriyorum. Çok kırılganım ben aslında her ne kadar böyle “tough”, sert, sağlam biri gibi gözüksemde.

Nihayetinde bir insanım.

Nihayetinde bir kadınım.

~

Burası benim ya, içimi dökebildiğim, günlük yaşantımdan iz bırakan şeyleri paylaşabildiğim bir nevi “kişisel günce” ya. İşte bu sebeple hafta sonu yaptıklarım, gülüp eğlendiklerim, yiyip içtiklerim kadar üzüntülerim, kafayı taktıklarım, kırıldıklarım da oluyor haliyle. Ama demiştim ya hani, “Bu da geçer. Neler neler geçmedi ki” diye. Ge-çi-yor. Ya da ben buna inanmak istiyorum:)

~

Son zamanlarda Sevgili ile eğlenceli bir aktivitemiz var. Gelenekselleşti hatta neredeyse, geçenlerde 3.sünü yaptık. Ben genellikle akşamları eve gelir gelmez üzerimi değiştirdikten sonra bir kadeh içki koyarım bardağıma. Ve yaklaşık 20 dakika ila yarım saat pek birşey yapmadan içkimi içer, elimizin altındaki dergileri karıştırır, ya da Eurosport’ta ilgimi çeken ne varsa onu izlerim. Sonra Sevgilim gelir, o da alır havasındaysa bir kadeh. Sonra mutfağa gider ve o akşamki yemek hazırlığına girişiriz. Bazende karnımızın hiç aç olmadığını, ya da bir şekilde iştahsız bir günde olduğumuzu bahane ederek içkiye devam ederiz. İşte böyle bir akşam canımız eski müzik parçalarını dinlemek istedi ve, YouTube sağolsun, daha sonra 3.sünü gerçekleştireceğimiz nostalgia&karaoke gecelerinin ilkine merhaba dedik:)

Evet biz iki tip bir yanda eski şarkılar, bir yanda sözlerinin bulunduğu iki ayrı ekran karşısında bazen sabahlara kadar süren karaöke partilerinde performans göstermeye başladık:) İnanılmaz eğlendiğimizi söylemeye gerek yok sanırım. Sevgilimle ben, evimizde salonumuzun halısının üzerinde oturmuş, elde kadehler, bağıra çağıra, bazen çift vokalli, bazen düet parçaları icra etmekteyiz. Üst ve yan komşumuz tatilde olduğu için başarı ile gerçekleştirdiğimiz gecelerin sabahında allahtan ne bir şikayet ile, ne de baş ağrısı veya ses kısıklığı ile karşı karşıya kalmadık. Bu, bizim en güzel eğlencemiz son zamanlarda:)

~

Cumartesi günümün öğleden sonrasının tamamını mutfakta geçirdim ve uzuun zamandır yapmadığım mezelerin hazırlığına giriştim. Akşama rakı-balık için evimize arkadaşlarımızı davet etmiştik ve ben herşeyin benim elimden çıkması gerektiğini söyleyerek yaklaşık 3-4 saatimi mutfağımda gerçirdim. Fotoğraflarını çekemedim, zira makinam ve ben artık ayrılmaz ikili değiliz. Onunla yakınlaşacağım zamanın tekrar geleceğini umud ediyorum ve o sebeple ilişkimizi kasmadan, sorgulamadan, neden?lerle boğmadan bir süreliğine böyle götürmeye karar verdiğimizi söylemek istiyorum!

Yaptığım Patlıcan Salatası dışarıda yediklerimizden bile güzel oldu. Taze barbunya bulmuşken ayıklayıp yapmak için üşenmediğim o güne şükürler olsun demek istiyorum. Ne kadar iri ve lezzetliydi barbunyalarım. Gittim biraz daha aldım, ayıklayıp derin dondurucuda paketlemeyi düşünüyorum sonrası için kendilerini.

Yoğurtlu havuç&kabak ise zaten favori mezem olup, bu defa süzme yoğurdu normal yoğurt ile karıştırmamın faydasını gösterdi bize. En beğenilen meze seçildi gece:)

Mutfakta kendimi o kadar iyi ve mutlu hissediyorum ki anlatamam. Evin içinde bir işle meşgul olmayı en sevdiğim yer mutfağım. Şunu farkettim ki, bir tek yemek yapmakla ilgilenirken başka bir şey düşünmüyorum ben! Nasıl güzel, nasıl?

~

Bir önceki gece mezeler, ızgara çupramız ve Yeşil Efe’nin marifeti sebebiyle gayet erken saatte yataktan kalktığımız Pazar günümüzü de Eymir Gölü’nde yayılarak geçirdik 7 saat kadar! “Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi” isimli kitaptan 200 küsür sayfa okudum, patatesli-patlıcanlı-ıspanaklı-peynirli gözlemeler yedim. Hava inanılmaz sıcak olmasına rağmen Eymir kıyısı püfür püfürdü. Serin serin minderlerde yayıldım, kah uyukladım, kah kitap okudum, kah gündüz düşlerine daldım.. Bir hafta sonunu daha bitirdim işte.

Evdeki egzersizler iyi gidiyor. Bir gün ara verdim sadece, o da kaslarım ertesi gün nefes almama bile müsade etmediği için. Şimdi en az 15 dakikalık, programlı setlerle ilerliyorum. Ama şınav olayında çok zayıfım hala, kollarım zayıflamış! 10. şınavı çekemiyorum, 9’da kalıyorum. Ama azimliyim, en az 15-20 çekebilmem lazım birkaç hafta içinde. Spor yaparken de kendimi terli, yorgun ama çok iyi hissediyorum.

İşte bu sebeple bana iyi gelen şeyler yapıyorum: Spor, yemek, kitap okumak gibi.

Daha sık yazacağım. Hafta sonuna doğru bir “aktivite”de eşlikçi olmam istendi benden. Çok heyecanlandım, ama arkadaşıma da güveniyorum. Kesinleşince bildireceğim, zira sizin de oturduğunuz yerden takip etmeniz olası bir “aktivite” bu:)

Haftanız güzel geçsin:)

 

Yok

Gönlüm kırık bu aralar. Parçaları darmadağın. Sabah dağılmış halde çıkıyoruz yola gönlümle, akşama kadar birkaç parçasını yerine yapıştırıyorum özenle, böyle bir gayret geliyor yani gün içinde. Motivasyon mu diyoruz adına, bilemiyorum. (Daha doğrusu bu detayda düşünmek istemiyorum hiçbir şeyi.) Ama yatarken o yapıştırdıklarımın da yapışkanı iyi tutmadığından herhalde bir bakıyorum, haydaa hepsi yine bir yerlerde.. Gönlüm darmadağın, ben darmadağın, dokunsan ağlayacak halde sessizce süzülüyoruz pikenin altına sol tarafımıza dönüp, cenin pozisyonu alaraktan.

E sıkıldım artık yap-bozculuk oynamaktan. Duydun mu beni Ağustos? Sı-kıl-dım. Ya sen git artık topla pılını pırtını ya da ben. Ben hep gitmek istiyorum zaten. Kaçmak istiyorum. Durduğum her an kabahatmiş gibi geliyor, yapmam gerekeni doğru dürüst yapamıyormuşum gibi geliyor. Benden başka kimse beni düşünmüyor derken, ben bile düşünemez oldum kendimi. Gönlümü bile kırdılar, bir şey diyemedim:( Hadi kırdılar, yapıştıramıyorum bile. Yapıştırsam da bir daha eskisi gibi olamayacağını bildiğimdendir belkide. Kim bilir?

Niye kalabilen biri olamıyorum hiç anlamıyorum. Anamda babamda öyle çok gezen, hovarda takılan, akılları başka yerde insanlar değiller. Ben kime çekmişim ki? Yaşadığım yerden tutun da, yaptığım işe, giydiğim ayakkabı ya da altı üstü koluma taktığım çantaya kadar herşeyden sıkılıyorum, uzaklaşmak, yok olmak istiyorum. Kaybolmak. Kaybedilmek değil ama.. Arasında fark var! Öyle işte.

~

Kitap okumaktan aldığım keyfi şu an başka hiçbir şeyde bulamıyorum. O derece yani, düşünün:) Yemek yemek içimden gelmiyor, sadece zorunluluktan birkaç lokma. Öyle keyifle, özenle, büyük bir aşk’la değil yani. Ki yemek yemek benim hayattaki en favori 3 aktivitemden biriydi. (Birinci sıradaki ayıp kaçıyor, üçüncüsü ise seyahat etmek. Hani soran olursa diye..)

Spor adına ise yürümek dışında evde mekiklere ve kas güçlendirici hareketlere başladım, zorluyorum kendimi. İdolüm Madonna’nın şimdiki zamanı gibi değil de, bir önceki di’li geçmiş zamanındaki haline benzemek istiyorum. Aslında kırık gönlümün sızısını duymamak için zorluyorum kendimi başka can yakıcı şeylere belkide. Ne kadar daha fazla yanarsa canım vücudumun başka köşelerinde dikkatim dağılıyor, beynim gönlümün verdiği sinyallerden önce başkalarına odaklanıyor diye düşünüyorum. (Bunu bu detayda düşünüyorum bakın!)

~

Yazamıyorum.

Hepinizin zaman zaman içinden geçtiği dönemlerden birindeyim. Evet yine!

İyiyim şu sızıları saymazsak.

Onlarda geçer elbet birgün, neler geçmedi ki bugüne kadar!

 

**PS: Ne ilginç değil mi? İnsanı bir anda 2 önceki yazıda yazdığım ve hissettiğim halden bu hale getirebiliyorlar?**

 

Sevgili Ağustos..

Sana bir nevi hesap sorarak başlamak değildi niyetim inan. Ve fakat sonunda Sevgilimi hasta etmeyi başardın! Benim kronik sinüzitimi azdırdın! Başağrısından mahvoluyorum akşamları. Neden bu kadar serinsin, ve soğuksun akşamları sorabilir miyim? Birazda uzaksın sanki ya, hadi bakalım o kadar da günahını almayayım, daha 4. günün bugün. Bekleyelim, görelim, sonra değerlendirelim.

Şimdi açık konuşmak gerekirse Temmuz güzel uğurladı bizi kendi yamacından senin bağrına. Sevgili arkadaşlarımız Akvaryumdaikibalık misafir ettiler bizi bir hafta sonu cennet köşesi diyebileceğim Abant’da, yazlık evlerinde. Gerçi hafta sonumuz bahçede geçti, daha çok bahçeye misafirdik. Başka arkadaşlarlada tanış olduk, harika mangal partileri yaptık, bol bol içtik, bol bol güldük kahkahalarla. Rose şaraplar eşliğinde aperatiflerimizle haşır neşirken hafifçe portakal renginden kızıla dönen güneşi batırdık dağların ardından. Sabah erkenden misler gibi kahvaltıyı hazır ettik hatunlar olarak, masadan kalkamadı kimse öğleden sonraya kadar:) Mountain Trek yaptık, 1,5 saat boyunca neredeyse 75 derecelik eğimli tepeye tırmanırken kan ve ter içinde kaldık. Bir önceki mangalda yediğimiz herşeyi şahsen ben eritmiştim döndüğümüzde. Ama HA-Rİ-KAY-DI:) Temmuz’u böylece uğurlamıştık biz.

Sana da bayağı hareketli bir programla merhaba dedik. Ama dediğim gibi eski alışık olduğumuz zamanların aksine sıcak değilde pek bir serin karşıladın bu defa. Ben ki Kasım ayında doğmuşum, ama tamamiyle bir sıcak iklim çocuğuyum. Dört gözle bekliyorum sıcak günleri, ı-ıh yok gelemedi bir türlü. Bu yıl ne kadar da şaştı mevsimler değil mi Ağustos? Sende nasibini aldın tabiki bundan, aslında senin de günahın yok ki! Herşeyin sebebi bizleriz, biz insanlar. Bu dünyadaki herşeyi elleriyle yok edecek olan tek varlıklarız:(

Neyse işte, hafta sonu serin merin dinlemedik şehir dışından gelen konuklarımızı evimizde ağırladık Sevgilimle. Geniş geniş kahvaltı ettik, üzerine keyifli bir akşam yemeği yaptık Akdeniz Akdeniz’de. Ama bu defa çok içmedim şahsen, 2 duble rakı birde cila olsun diye bira, o kadarcık! İşte orada üşüttük hepimiz serin serin estirdiğin rüzgarına karşı mey’ler elde kahkahalar atıyor iken. Sonra gittiğimiz bir yerde de eskiden canım dediğim, en iyi arkadaşımı gösterdin bana, biraz gönlümü aldın hadi itiraf edeyim. Yıllar olmuş, uzaklarda yaşıyordu, yıllar geçmiş geri dönmüş şehrimize. Çok sevindim Ahmet’ciğimi gördüğüme, Sevgilime anlatırdım hep Manhattan ve Gölge Rock Bar zamanlarında ne kadar eğlendiğimizi beraber, ne kadar keyifli, akıllı bir dost olduğunu. İlk motorsiklete onun arkasında yolcu olarak bindiğimi. Yine almış bir motorsiklet, eski Ahmet bu, değişmesi mümkün değil.

İşte böyle Ağustos. Pazar gününüde üniversitemin (3’ünden biri, ama hangisi?) kampüsündeki yemyeşil bahçende geçirdik 6 kişilik bir ekip olarak. Güzel bir brunch yaptık. Çimenlere yayıldık, kitap-gazete okuduk. Bu arada yeni başladığım kitabım hızla ilerliyor sayende. Bu serinlikte üzerime birşeyler alıp, kıvrılıp kitap okumaktan başka birşey yapmıyorum zira akşamları. Beyaz Kaplan tavsiye kitaptı. Onu bitirip, Başak’cımın önerisi sonucu aldığım kitaba başlayacağım. Eylül sonuna kadar ne kadar kitap okusam kar, biliyorsun okul başlayacak yine.

İşte böyle. Bu arada araştırmalarım devam ediyor. Anne kuşumla yol var ya bize, hani şu fallarda mütemadiyen çıkıyor. İşte onu organize etmekle uğraşıyorum bir taraftan. Sanıyorum sen bizi yeni bir aya yolcu ettiğinde herşey tamamlanmış olacak, onuda Eylül’e hitaben yazarım, oradan okursun artık.

Hadi şimdilik hoşçakal. Ama lütfen esenlikle, keyifle, heyecanlı kal; kal ki bizde nasibimizi alalım. Ben zira biraz kendimde değilim bu aralar, toparlanmak için yardım bekliyorum. Bak, söylemedi deme. Tamam mı?

 

Hayat… Sen Ne Güzelsin, Ne Değerlisin!

 

~ Sığacık’ta Bir Akşam Sefasından, Seferihisar-İzmir 2009, Haziran ~

Eskiden daha sık söylerdim: “Bu hayata gelmeyi ben seçmedim, istemedim. Annemi, babamı, ülkemi, şehrimi, dilimi, dinimi, doğacağım yılı… Lanet olsun!” diye.

Kızgın olduğum zamanlar daha çoktu eskiden; kavga ettiğim, ağladığım, “İsyanlarda” filminin gösterimden inmediği yıllar, yaşlar.. Hep suçu atacak birileri ve bir şeyler bulurdum. Kolaydı zira böylesi, çünkü o zamanlar kendi kendime düzeltebileceğimin birtakım şeyleri, yoluna koyabileceğimin, “İsyanlarda” filminin afişini anında “Mutlulukla, Hayata İçiyorum”la değiştirebileceğimin farkında değildim henüz. Gençtim, toydum. Henüz tecrübelerden upuzun bir yol açılmamıştı hayatıma. Yaşadığım şeyleri dert sanır, hayıflanırken çevremde olup biten çoğu olaya, kayıplara, acılara, hastalıklara falan kayıtsız kalırdım. Kalırmışım:( Bilmezmişim. Yaşadıklarımı en büyük acım sanırmışım. En çok içimi acıtan, yüreğimi dağlayan şeyler onlarmış sadece de başka birşey bana koymazmış sanırmışım.

Ne kadar da yanılırmışım! Ne kadar da yanılmışım!

Hayatımdaki eksikleri bir şekilde tamamlayabileceğimi, -yerine başka bir şeyler koyarak-, yaşamımı düzene sokabileceğimi, acılarımdan, yoksunluklarımdan ders alıp onları geride bırakarak daha iyi olabilmek, daha mutlu olabilmek, iç huzurumu bulabilmek; en önemlisi de kendimi daha iyi ve doğru tanıyabilmek adına BENİM, KENDİMİN asıl çaba göstermem gerektiğini öğrendiğimden beridir çevremde olan hiçbir şeye kayıtsız kalmıyorum artık.

Ve biliyor musunuz mutluyum. Ve huzurluyum. Ve şükrediyorum her gün. Ve “Mutlulukla, Hayata İçiyorum” filmini 1001. kez seyretmekten de henüz sıkılmadım:) Bu duygularım son zamanlarda daha yoğun, ama böyle düşünmeye kendi kendime söz verdiğim yıl 2000’li yılların ortasıdır. Yani yaşım 30 olmaya başladığı zaman:)

~

Neden anlattım, neden söyledim bunca sözü?

Kayıplar yaşanıyor çevremde bir süredir, bir miktar sıkıntılarla boğuşuyor sevdiklerim:

Önce ofisimdeki 2 güzel insan babalarını ard arda kaybettiler; ama uzunca geçen hastalıklarla boğuştular öncesinde. Sıkıntılar çektiler, üzüldüler çok, yıprandılar. Üzüldüm bende. Ölümü düşündüğümde içim ürpermeye başladı. Oldum olası genç ölmekten korkan ben, hiç bana ya da yakınlarıma uğramayacakmış gibi düşündüğüm Azrail ile rüyalarımda karşılaşmaya başladım!

Korktum.

Daha yapacak ne çok şeyim, söylenecek ne çok sözüm var oysa; yazılacak sayfalar, çekilecek fotoğraflar, gidilecek ülkeler, tanışılacak yeni dostlar, davetler, tatiller, kutlamalar var daha. Üflenecek mumlar, içilecek kadehler, başında sabahlanacak mangallar, yüzlerindeki çizgileri adım adım takip edeceğim hayatlar var daha çevremde.

Geçtiğimiz hafta da benim canım dostumun yakın çalıştığı ve güzel bir arkadaşlığı paylaştığı, çok genç, hayat dolu, iyi bir insan bir kaza sonucu hayatını kaybetti. 42 yaşındaydı.

~

Biraz buruğum bu ara bu sebeplerden.

Çok mutluyum aslında, hayatımdaki tüm eksik puzzle parçaları kenardan köşeden, koltuk altlarından, kapı arkalarında yavaş yavaş çıkarak hayatımı tamamlamaya başladılar sonunda. Ama tüm bunlara rağmen bu yaşanan talihsiz acılar da bana hala daha çok yapacak şeyim olduğunu, yaşamımızın aslında ne kadar da pamuk ipliğinde olduğunu hatırlatıyorlar.

Diyeceğim;

Sevdiğinize, dostunuza, arkadaşınıza, onu sevdiğinizi söylemekten kaçınmayın. Onlara ait hissettiğiniz güzel ve anlamlı cümleler içinizde kalmasın, sadece size ait olmasın, onlar da bunu bilsinler: Paylaşın!

Evinize aldığınız herhangi bir eşyayı kullanmak için misafir gelmesini beklemeyin. Misafir Odası kavramını çıkartın hayatınızdan. Evinizin her tarafı sizinle ve sevdiklerinizle dopdolu olsun her an: Kullanarak Yaşayın!

Makyaj yapmak, o askıdaki etkileyici elbiseyi giymek, o güzel mekanda yemek yemek, tatilinizi hep aklınızda olan ama gitmeyi ertelediğiniz bir yerde geçirmek için beklemeyin. O zamanı yarın bulamayabileceğinizi de düşünün: Harekete Geçin!

~

Hayat -HER ŞEYE RAĞMEN- güzel ve değerli ve bize ait! Kıymetini bilerek, hakkını vererek yaşayın yalvarırım. Kırmayın sevdiklerinizi, saldırmayın gereksiz yere aslında çok da gereksiz bulduğunuz insanlara kolayca. Kolayca yapabileceğiniz tek şey yukarıda yazdıklarım olsun:

Paylaşmak. Sınırsızca, çoşkuyla.

Kullarak Yaşamak. Pişmanlık duymadan, özene bezene. Doludizgin.

Harekete Geçmek. Acaba mı demeden, beklemeden. O zamanın nasılsa geleceğini düşünmeden.

**Bu yazı acısını yüreğimde hissettiğim, ama onu tesellide çaresiz kaldığım, sıkıntılı bir dönemden geçen canım dostum, birtanecik Sultanıma ithaftır**