Güzel Şeyler Konulu Yazılar

Aysegul Sultanima..

 

Aysegulume

Yillardir dostum.

Hep yanimdaydi; iyi gunde, ama daha cok kotu gunde..

8 koca yili devirdik, hep birlikteydik.

Gezdik; Istanbul’a, Kas’a defalarca beraber gittik. Cok seyahat ettik. Cok eglendik. Ciplak ayak sabahlara kadar dans ettik:)

Birlikte calistik.. Caliskan, hayati havaalanlarinda gecen bir kadin olmasina ragmen bir dolu cilginlik yapmaya firsat yarattik hep.

Birbirimizi bir defa bile kirmadik.

Hayatim boyunca onun kadar sabirli ve olgun birine daha rastlamadim.

Ilk dostum benim.

Vefakar, cefakar, iyi niyetli; iyi niyeti ne yazik ki bazen cok sevdikleri tarafindan suistimale ugratilmis bir kadin.

Hayatimda yeri cok ayri. Ailem benim. 8 yil boyunca beni buyuttu Ankara’da.

Ona ithaf ettigim bir hikayem, sinirsiz postum var JTB’de.

Simdi Moldova’ya gidiyor. Cok guzel bir is teklifi aldi. Basarili olacagina ve harika isler cikartacagina hic suphem yok.

..

Ama..

O’nu ne kadar ozleyecegimi anlatmam imkansiz sanirim.

Bana bu dunyada “adam gibi adam” olmayi ogretenlerden biridir Aysegulum. O’na taktigim ismiyle Aysegul Sultanim:)

Seviyorum seni canim benim. Mutlu ol. Iyi isler yap. Kalpler bir olacak. Bir gun Ege’de, kiyida bir evin bahcesinde sabahtan ben domates, maydonoz, salatalik toplayacagim; sen kahvalti sofrasini hazirlayacaksin. Tolu’cum omletleri yapacak. Taze sikilmis portakal sularimizla kahvalti edecegiz kahkahalarla.

Sen gidiyorsun, ama Tolu burada. Ailemin ikinci uyesi. Kulaklarini cok cinlatacagiz birlikte. Bana dunyada sunulmus en iyi iki armagansiniz. Tanidigim en guzel iki kadin.

Sakin aglama bak! Agla diye degil, anla ne kadar onemli oldugunu birinin hayatinda diye yaziyorum. Ve tabi hep hatirlamak icin:)

Gule gule git. Ama dur. Daha sana hayatinin partisini yapacagim temelli gitmeden:)

Muckkha:)

Fırtınaya Kapıldım! (MİM Fırtınasına:)

 

Kapadokyada Ben

Sevgili Ayşem sormuş, “2009 neden iyi geçti? İlk 5’inde neler var” diye:) İlk önce düşününce çok da iyi bir yıl değildi dedim kendi kendime. Zira çok sıkıntı doluydu benim adıma. Çok karmaşık ruh hallerinde ve ikilemlerde geçirmiştim. Ama birden birşey hatırladım gülümsedim. Sonra başka bir şey.. Derken aslında çok da kötü bir yıl olmamış, hatta hiç unutamayacağım güzelliklerde barındırmış içerisinde benim için dedim. Neler mi onlar?

Buyrunuz:

1- Radyo programlarına konuk oldum ben 2009 yılında. Hem de 2 defa, ikisi de Selim‘in programıydı. İlkinde 5 konuktuk yanlış hatırlamıyorsam. Blogları, blog sahibi olmayı, blog dostluğunu falan anlatmıştık. (TRT Ankara Kent Radyosu’nda “Haftaya Paydos” programı) İkinci defa da Sevgili arkadaşım Selim beni 1 saat boyunca (TRT Ankara Radyosu’nda “Bize Göre” programı) tek başıma konuk etmişti. Çok eğlendiğim bir program bana yadigar kaldı 2009 yılından. Tam kaydına hala şuradan ulaşabilirsiniz:)

2- Çok güzel gezmişim ben yine. Her zamanki gibi:) Yaz tatilinde KOS Adası, Bodrum, Kaş, Fethiye ve “o hep merak ettiğim” Kelebekler Vadisi’ni de içine alan 2 haftalık bir tatil. Hem de motorsiklet üzerinde. Daha sonra da İspanya’da Madrid-Barselona seyahatine annekuşum, kardeşim ve can dostum Tolu ile çıkmışız:) Bir de yine motorsikletlerle hafta sonu Nevşehir-Ürgüp yapmıştık. Genel olarak yine bayağı gezmişim anlayacağınız:)

 

3- Canım Tubi’ye harika bir Bekarlığa Veda Partisi organize etmişim geçtiğimiz yıl. Fotoğraflara her baktığımda hala beni o anki gibi gülümseten bir gece yaşadık bir sürü hatun kişi. Hazırlık aşamasında en eğlendiğim işlerden biriydi:) Ayrıca evlendirdik kendisini ve çok mutlu şimdi:) Bu ayrıntı da benim geçtiğimiz yıla ait mutlu hissettiğim anlardan biridir.

Bachelor Party

4- Hala olacağım haberini aldım bir de:) O kadar heyecanla bekliyorum ki minik kızımızı. Sanırsınız ben doğuracağım:) Bir sürü minik minik şey alıyorum Nisan’da gidince vermek üzere. En büyüğü 1 karış:) Kardeşimle her konuştuğumda karşımda inanılmaz olgun ve heyecanla bebeğini bekleyen bir baba hissediyorum. Halbuki o benim ufaklığım hala:( Geçtiğimiz yılın benim aklımda kalan en mutlu anlarından bir diğeri de bu haberi aldığım ana ait.

5- Sonuncu olarak da yeni bir evim oldu benim 2009 yılının sonlarına doğru:) İçerisinde kendimi güvende, mutlu ve keyifte hissettiğim, sıfırdan tek başıma yarattığım, taşındığımdan beri dostlarla dolup dolup taşan, pozitif enerjinin hiç eksik olmadığı çok güzel bir evim oldu benim:)

**

Sevgili Burcu ise Yaratıcı Bloglar Kategorisinde kendisine verilen ödülün bir parçasını da bana uzatmış:) Ve hakkımda 7 bilinmeyeni yazmamı istemiş. Daha önce (E 5 yıl blog yazarsan:) buna benzer 2 mim cevabı yayınlamıştım JTB’de ben. Onlara bir daha link vermektense, aralarından seçtiğim 7 tanesini aşağıya ekliyorum:)

Buyrunuz hakkımdaki 7 bilinmeyen (artık bazılarınız tarafından bilinen) ya da ilginç şeye:

1- Hapşırığımı tutarım. Her ne kadar bunun sağlığıma oldukça zararlı olduğu söylense de, bu alışkanlığımdan bir türlü vaz geçemedim.!

2-Takıntı yaptığım müzik CD’lerimi yerinden hiç çıkarmadan 1 ay dinleyebilirim.

3-Tatlı sosları çok severim. Et ve tavukla yemeğe bayılırım.

4- Günde 3 litreye yakın su içerim. Bu sebeple gün içinde tuvalete taşınmaktan sebep egzersiz yapmaya gerek görmüyorum. Öğlene kadar neredeyse 4-5 defa gider gelirim:) Bazen tuvalete gitmekten bitap düşerim!

5- Kuaförlerde vakit geçirmekten her zaman nefret ettim. Her daim rapunzel gibi uzun saçlarla dolaşınca kuaförde geçirdiğim vakit de takdir edersiniz ki hiç kısa sürmüyor! Nefret ederek saç boyatmaya gidiyorum şimdilerde. Artık bioform yaptırdığımdan beri saçlarıma şekil vermek ya da fön çektirmek için kuaförlere ihtiyacım kalmadı:)

6- İçki içerken bir limitim yok! Açılmış şişeler bitmek zorunda diye bir kural varmışcasına şişeyi bitirmeden yatamıyorum! Birçok erkek arkadaşıma göre iyi içerim.

7- Spora ve müziğe oldukça kabiliyetliyimdir. Eğer ufakken beni yönlendirselermiş iyi bir sporcu ya da müzisyen olabilirmişim.

**

My Angels
Ve son olarak sevgili K.I.S.D‘in mimine cevap vermem gerekiyor sanirim:) Evden bir köşe demiş, gösterin, anlatın; bir de müziğinizi lütfen ekleyin demiş:)

Evde en sevdigim iki kose var. Birincisi Aysegulum Sultanimla birlikte yer aldigimiz fotografin onunde duran meleklerim:)

Bir digeri de tabi ki uzun saatleri uzerinde kitap okuyup, not alarak gecirdigim oranj-krem kanapem:)

Okuma Koltugum

Ekledigim muzikse iki turkce parca olsun. Goksel’den biri, biri de Manga’dan: Mektubumu Buldun mu? ve Cevapsiz Sorular.

4- Ankara’da Ilk 5 Cafe-Restoran

Bu liste tamamen kendi tercihlerim üzerinden oluşturulmuştur:) Cafe-Restoran başlığı altında sıralamaya -naçizane- uygun gördüğüm yerler yine benim “top mekanlar” listemde yer alanlar arasından seçilmiştir.

1 ~ Quick China tabi ki bir numaraya oturur bende! 1996 yılında açıldığından beridir gidiyorum. O zamanlar eski yerinde, Arjantin Caddesindeydi. Daha fast&food gibiydi. Daha sonra konseptini farklılaştırarak şimdiki yerine, rahmetli Uğur Mumcu’nun Sokağına taşındı.

Burasını yazın özellikle daha bir çok severim. Bahçesi harikadır. Yazları genel olarak öğlen açık büfe olayına gireriz ve saatlerce otururuz. Yeni yeni dekoru değişmiş tekrardan, ben pek beğenmedim daha önce de yazmıştım bu halini. Belki de eskisine çok alıştık, zamanla buna da alışırız bilemiyorum.

Sushi’nin yanı sıra Çin, Japon ve Tayland yemeklerine menüsünde yer veren mekanın en favori tatlısı benim için “Balda Kızarmış Ceviz”dir. Allahım o nasıl güzel bir tattır. Cevize tapınan biri için harika bir tatlı çerez oluyor. Tavsiye ederim:) Balda kızarmış muz olayına ise hiç alışamadım. Muzdan zaten haz etmem, bir de pişince iyice fena oluyor benim gözümde!

Ben sıklıkla sushi yemek için tercih ediyorum Quick China’yı. En çok da “Kyoto California Roll” dedikleri içinde yengeç, karides ve avakado olanıyla “Crunchy Roll” dedikleri hafif yağda kızartılmış olanını tercih ediyorum. Sevgili dostum Evren geldiğinde ise genelde 36 parçalık kocaman bir tekne söylüyoruz önümüze:) Çin, Japon ve Tayland mutfağından da eve söylüyorum genelde. Bir tek yıldızımın barışamadığı yemek burada “Pad Thai” olmuştur. Karideslisini yedim iki defa ve hayal kırıklığı, hayal kırıklığı:( Tabi Londra’da yediğimle kıyaslarsam olacağı bu sanırım!

Ankara’ya gelen tüm misafirlerimi götürdüğüm yegane yer. Alt katında yeni bir V.I.P Salonu açılmış 20 kişilik. Özel davetlerinizde kullanabilmeniz için. Akşam saat 23:00 civarında servis hizmeti bitiyor genelde. Rezervasyon, özellikle hafta sonu, şart. Son 2 ayda 6 defa giderek kendi rekorumuzu kırmışız bu arada. (Gelen extrelerden takip edince:))

2 ~ Ben her ne kadar yeniliklere açık da olsam bazı eskide kalmış yerlere, şeylere ve kişilere gönül bağıyla bağlıyımdır. Gar Lokantası da bu eski bağlılıklarımdan biridir her ne kadar son dönemde çok sık gitmemiş olsam da. En son Aslı kuzumla bir öğlen kaçamağı yaparak o en sevdiğim zeytinyağlı tabağıyla buluşma gerçekleştirdim geçtiğimiz ay sonu. Gar Lokantası özellikle ev yemekleri ve zeytinyağlıları ile çok güzel bir alternatif Ankara’da. Tabi ki ızgara, balık hatta kuzu çevirme bile yiyebilirsiniz burada. Ama bunlarla ilgili alternatif çokken çevrede, sıkılınca kaçacağınız bir mekandır Gar.

Ben her daim zeytinyağlı yediğim için diğer yemeklerinin lezzeti konusunda tecrübe sahibi olmamakla birlikte, ekürideki ağzının tadını bilenler için hep iyi puanlar almıştır diyebileceğim sadece. En son gittiğimde beni mutlu eden birşey oldu burada. Gar Lokantası’nı içerisindeki atmosferle, hizmet kalitesiyle ve bana hizmet eden tatlı garsonu ile sevmiştim ben. Sonra o garson ayrılmıştı:( Mutlu oldum, zira geri gelmiş. Beni tekrar o ağırladı ve rakıyı ve türk kahvesini nasıl içtiğimi aynı şekilde hatırladı! Budur!

3 ~ Cafes Des Cafes, yıllardır sıcak ve samimi atmosferini koruyor Tunalı Hilmi Caddesinde. Zencefilli Limonatası ve elmalı payına hasta olduğum yerdir kendisi. Bir de yazları bahçesine:) Çok bilgisayarımı atıp çantaya tek başına gitmişliğim, bahçedeki beyaz dekora serilmişliğim ve saatlerce yazıp çizmişliğim vardır. Limonata üzerine limonata içerken, sadece bir porsiyon tatlı yiyebildiğim; duvarlarındaki 50’li, 60’lı yılların siyah-beyaz New Yorker Magazine dergilerinden çerçeveletilmiş tablolara hayran olduğum mekan. Bana gençliğimi hatırlatıyor, zira gençken ben! daha sık giderdik sevdiğimiz insanlarla.

Cheesecake’inin çok iyi olduğu söylenmekle birlikte, bilmiyorum hatırlayanınız var mıdır?, bir zamanlar İran Caddesinde yer alan IVY diye bir mekan vardı. Cheese Cake Factory’nin cheesecake’lerini her fırsatta tatmak için burada alırdım soluğu. Benim için cheesecake işte Cheese Cake Factory’nin cheesecakedir. O sebeple buradakine iyi puan vermek içimden hiç gelmez benim!

Yemeklerinden çok kahve-tatlı, mini kahvaltı alternatiflerimiz için tercih ederiz ve pek de iyi ederiz:) Bir sürü dergi-gazete bulunur mekanda, dolayısıyla eşinizi dostunuzu beklerken sıkılmaya fırsat bulamazsınız. Bir de ben içinde kocaman koltukları olan mekanları pek severim. Bana daha sıcak ve ev ortamını hatırlatır geldiği için belki de. Buradaki koltuklara da yer buldukça yayılmayı seviyorum.

Bu kış sıcak şarap içmek için uğradım bolca. Aslında kendi evimdeki sıcak şarapla pek kıyas kabul etmezdi ama:)

4 ~ Kale Washington, mutlaka en iyi restoran kategorisinde kendine yer bulmalı burada ya da başka bir listede. En sık gittiğim dönem sanıyorum Gilan Mücevher’de çalıştığım günlerdi. Yani yıl 2002 falan. O sıralar İstanbul’dan gelen misafirlerimizi ağırlardık orada. Bir dönem de yabancı konuklarımı ağırlamıştım iş için gelen. Daha çok prtokol grubu dediğimiz bir müşteri kitlesi vardır. Bürokratlar, gazeteciler, ağır adamlar gelir. (Bir yemekte hiç unutmam Ali Koç vardı karşı masamda. Ne güzel mavi gözleri vardı bak hatırladım:)

Kendine has suflesi, Borç Çorbası ve Halep İşi Kebabı meşhurdur benim için. Yaz aylarında terasına bayılırım. Kale’den Ankara manzarası panoramik olarak gözünüzün önündeyken yemeğinizi hafif, ılık rüzgar yüzünüzü okşarken huşu içerisinde yiyebilirsiniz:)

5 ~ Bu mekan ara ara ziyaret ettiğimiz bir yerdi yıllardır. Şimdilerde nerdeyse haftada en az 1 gün, bazen hatta birkaç gün burada oluyoruz. Sardunya Cafe‘den bahsediyorum. Şipşirin, minicik, rengarenk çiçeklerle ve minyatür bir havuzla bezeli bir bahçeye sahip. Bahar-Yaz akşamları bahçedeki ağaçlarda bulunan minik fenerleri, cam fanuslardaki mumları yakıyorlar. Işıl ışıl pek romantik oluyor:)

İçerisi ise tuğlalarla örülmüş duvarlarıyla, ahşap kirişleriyle, sıcacık ve loş ortamıyla, güzel seçilmiş müzikleriyle bana huzur veriyor. Farklı bir havası var burasının. Sevgili Selim ve ortağı Banu’nun “Salı Sardunya” günleri vardı mesela, şu an ne durumdalar bilemiyorum. Biz de
Başak‘cımla ayrı ayrı keşfedip birbirimizi burada ağırlamak istemiştik aynı anda:)

Bir kadeh şarap, hafif bir yemek, bir de eküriyle sohbet için gidip deneyin diyebileceğim bir yer.

Alternatifler ~ The House Cafe İstanbul özellikle Ortaköy ve Tünel’deki mekanlarıyla benim en sevdiğim cafelerden biridir. Doğru düzgün risotto yiyebilmek için tüm mekanları deneyen biri olarak, burada da Buğday Risotto yemiş, beğenmiş ve sürekli tercih etmiş biriyim. Bunun dışında arkadaşlarımla buluşunca peynir tabağı isteriz. Levrek Bruschetta ve Somon Izgarasına ise tek kelimeyle bayılırım.

Ankara‘da da açılınca bir defa gitmiştim. Alışkanlıkla peynir tabağı ve şarap için. Ama o oldu nedense:( Özel bir sebebi yok, sadece tercih sıralamasında üstlerde yer almıyor bir türlü. Akşamları önünden geçiyorum sürekli, çok hoş görünüyor şu anki dekorla mekan olarak.

Bunun yanı sıra mesela Budakaltı vardır Budak Sokak numara 6’da hizmet veren. Bir dönem buraya da çok sık giderdim. Artık tercihlerim arasında olmuyor pek. Ama Ankara’lıların sevdiği, bildiği, sıklıkla tercih ettiği bir başka hoş mekandır. Biraz tuzludur:)

Merkez Lokantası, Atatürk Orman Çiftliğin’de canım ciğerimdir mesela. Aslen restoran olamamış, tam anlamıyla lokanta kalmış bir mekandır. Arnavut ciğerini sıcacık getiriler masaya. En çok onu severim. (Bir de tabi ki kaymaklı ekmek kadayıfını. Enfestir!) Genelde yazın bahçesinde meze-rakı olayı için gideriz. Benim için eskilerden kalan anısı vardır!

..

Not: Bu yazı dizisi ile uğraşırken sürekli acıkıyorum:) Neden acaba? Son liste ile -“Dinlence Mekanları”- yazı dizime nokta koyacağım inşallah. Fakat araya giren bir İstanbul seyahatim sebebiyle o yazı haftaya kaldı sanıyorum. İstanbul’a dua ediyorum 3 gündür. “Hava ılık ve açık olsun. Bebek’de Aşk Cafe, Ortaköy’de House Cafe, Tünel’de ve İstiklal’de ve Nevizade’de olmak istiyorum:)” diye. Aslen bir nikah için gidiyoruz, ama ilk defa bir eksikle eküri olarak İstanbul’da olacağız. Fırsat mı fırsat!


Şimdiden güzel ve benim tabirimle “süper” bir hafta sonu geçirmenizi, güzel kahvaltı sofralarında bulunmanızı, sevdiklerinizin dizinizin dibinizde olmasını, yeni filmler seyrederek geçireceğiniz bir 2 günün sizin olmasını dilerim:)



Crazy Weekend!

Crazy Weekend

Biraz yogun bir hafta icinin ardindan dinlence hayalleri kurmus muydum? Evet. Yapabildim mi peki? Hayir tabi ki:) Her zamanki gibi, yine evimde oturmayi ve evimle ilgilenmeyi basaramadim. Hani hayat akip gidiyor ve ben onu yakalamak degil, ama siki takipcisi olmak icin ugrasip duruyorum ya. Hani “acik ara” olmadan.. Gerci pisman miyim? Hayir! Ama artik yoruluyor muyum? Evet:( Velhasil hareketli, bol aksiyonlu bir hafta sonunun ardindan yapabildiklerimize bakalim bir..

Cuma gecesi Tuba’nin gelisi onuruna artik klasik mekanimiz Quick China‘da ozlem giderdik. Dekor degisikliginden pek hoslanmadigimi da gecenin sonunda iletilen anket formuna yazdim. Sevgililer gunune mi ozel diye dusunduk, ama bir gun icin bu kadar zahmete girilemeyecegine karar verip aslinda cok sevdigim ikili olan siyah-kirmizi renklerle bezeli bence ultra modern dekora eksi puan verdik! Eski hali daha bir Uzakdogu restorani resmi cizmekteydi ve biz O’na alismistik haliyle.

Yemek sonrasi 5 hatun Tolu’lara uzandik. O aksam Selam poker partisinde oldugundan sebep ev bos olunca once kahve ve fal, ardindan da bir konken seansi duzenledik:) Ben ODTU’de okurken-belki anlatmisimdir bir yerlerde- kagit oynamadigimiz bir tek gun bile olmadi ozellikle hazirlik yilimda. ODTU’de kagit oynamadan kimseyi mezun etmedikleri sehir efsanesi ile universiteye baslayan bir genc ogrenci olarak “o halde hepsini ogrenelim”den hareketle poker, king, pisti, vs.. tum kagit oyunlarina gayet hakim olmus; hatta defalarca kahve-kek kazanmistim:) Bizim konken seansi sabaha karsi 03:00 sularina dek surdu. Eve gelip yatmam 04:00’u buldu ve ben yaklasik 4 saat sonra tekrar ayaga dikildim. Malum o gun Cumartesi idi ve benim bir suru planim olusmustu bile!

Basak‘la Cafes des Cafes’de bulusup hafif bir kahvalti, ardindan bir Tunali turu yaptik ve sonrasinda kahve molasi icin Italic’de karar kildik. Italic, 2.5 hafta kadar once acilmis, oldukca hos bir mekan. Bestekar Sokakta eski Subway’in yerinde. Saat 12:30’dan itibaren sampanyali, sarapli yemekler yiyip icen bir suru insana ev sahipligi yapti. Biz kahvemizi icip kurabiyelerimizi yerken calan muzikler, atmosfer, personelin ilgisi ve ortamin sicakligindan memnun ayrildik mekandan. Menuye goz attigimizda carpaccio, pasta, pizza, bruschetta gibi Italyan agirlikli lezzetlerin sunuldugu bir yer oldugu, Italyan lezzetlerine tutkun ikili olarak buraya bir aksamustu yemek saati gelmenin uygun olacagi dusuncesinde hem fikir olduk Basak’la. Yakin zamanda saniyorum yeni bir lezzet mekani tanitimi olacak JTB’de. (Yemekler lezzetli ise tabi ki:) Gece saat 01:00’e kadar acikmis mekan.

Sonrasinda Besiktas Cola Turka basketbol takimini sahasinda misafir eden Turk Telekom maci icin Ataturk Spor Salonu’na gittik ayri bir ekiple. Yalniz ben haftalardir Turk Telekom’a gicik olmam sebebiyle Besiktas taraftari olarak maca gitmistim. Evet, cunku ne de olsa Telekom’da benim degerli buldugum iki oyuncu Haluk ve MuratCan’da artik Besiktas’liydilar. E Engin Atsur hayrani baska bir arkadasim da olunca ekipte Besiktas tarafinda oturmak farz oldu. Ve fakat iyi yapmamisiz sanirim, zira ilk yari sonunda taraftarlar arasi cikan arbedenin arasinda kaldik! Yillardir o sahaya giden ve mac izleyen biri olarak hic boyle bir olayla karsilasmamistim. TV’den seyredenlere nasil gorundu bilemiyorum, ama bir kabustu! Ankaraguclu taraftarlar Besiktaslilara resmen saldirdi arada. Ortalik savas alani gibi oldu. Mac anca yarim saat duraklamadan sonra tekrar basladi ve Besiktas 20 sayi farkla maci kazandi. Ozel Guvenlik adi altinda sahada bulunan onlarca insanin kavga sirasinda hicbir sey yapmamalari da ayri bir hikayeydi. Ne kadar da dovusmeye, siddete merakli bir ulke oldugumuzun en guzel kaniti, masum ve guzel baslayan bir macin ortasinda bircok insanin yaralanmasi bircogunun da disariya atilmasiyla, koltuklarin parcalanmasi ve polislerin taraftarlarin oldugu yerlere yerlesmeleri ile bir defa daha anlasilmis oldu. Cocuklar aglayip durdular yazik korkudan. Bircok kadin ve cocugun niye maclara gidemedigini de boylece bir defa daha kanitlamis olduk! Isin kotusu bizimle hayatinda ilk defa basketbol macina gelmis bir arkadasimizin bulunmasiydi! Sanirim bir daha zor gidecek maca..

Mac sonrasi kendimizi Tunali’ya attik. Gozunu sevdigimin semti diyorum ben Tunali’ya. Ankara’da yasamaya basladigim 1993 yilindan beridir hep yakinlarinda yasamam ve her turlu isimi burada halletmemden sebeptir kendisi benim icin baska bir yerlerde:) Cafe Bien’de 7 kisiye ulastik. Oldukca sicak bir yer Bien. Ama hakkaten sicak! Yani terim terim terletiyor adami icerisinin sicakligi. Havalandirma da calismiyordu sanirim. Yine de 3 saat gecirdik orada da sohbet-muhabbetle. Enteresandir canim hic icki istemedi ve aylardir ilk defa sadece 1 tane bira ictim 3 saat boyunca! (Yani birayi aylardir ilk defa ictim:)

Eve erken geldim ve kendimi yataga nasil attim bilemiyorum. Bugun (Pazar) saat 12:30’da annekusumun telefonu ile uyandim, o kadar yani! Beni bilen dostlarim zaten cok sasirdilar, zira ben hafta sonu da hep erken kalkarim gunu yakalamak ugruna:) Kahvalti, kitap derken -ki bahsetmem lazim Coelho’nun son kitabi elimde. Ve sanirim ben bu kitabi hic, ama hic sevmedim. Biran once Asli‘cigimin hediyesi Muz Sesleri’ne baslamak istiyorum- blogu yazayim dedim ve iste saat neredeyse 16:00 olmus bile:( Birazdan yola cikip Efes Pilsen-Fenerbahce Ulker maci icin dostlarimin evine gidecegim. (Malum halen TV’im yok:) Lazanya-Salata-Sarap gecesini takiben Mor ve Otesi Dip Sahne Konseri’ne uzanmayi; sonrasinda ise harika bir uyku cekip bomba gibi haftaya baslamayi umut ediyorum.

Kolajda yer alan atlar, yeni ve uzerinde calismakta oldugum puzzle’a ait. Yavastan da olsa ilerliyor ve bittiginde calisma odamda harika olacak. Diger fotolar calisma odamdan detaylar. Hani renklerdeki uyumu anlayin diye:)

Harika bir haftaya baslamaniz dilegimle, kocaman sevgiler yolluyorum her birinize. Zengin gonlumde hepiniz icin yer var zira:)

Happy Anniversary My JTB:)

 

Me in Mask

Tam 5 yıl önceydi.

Ofisimde oturup günler önce keşfettiğim JEN GRAY‘in bloğuna benzer bir blog oluşturma kararını çoktan vermiş, uygulamaya o an koyulmuştum. Bloğun ilk banner’ı, benim Chicago yolculuğum sırasında uçaktan çekmiş olduğum bol bulutlu, mavi gökyüzüne ait bir fotoğrafın üzerine amatörce yazdığım Journey To Blue yazısından ibaretti. Kısa cümlelerle ve İngilizce yazıyordum o zamanlar!

İlk yıl içerisinde yapılan yorum sayısı da, bloğun okunma sıklığı da, ulaştığı kişi sayısı da yok denecek kadar azdı! Kendim için yapmıştım ki zaten ben JTB’yi. İşlerin bu denli dallanıp budaklanacağından, günde 500 ila 1000 kişinin -duruma göre- kendisine “tık tık” edeceğinden henüz habersizdim!

Zaman geçtikçe insanlar okumaya başladılar bizi: JTB’yi ve beni. Yorumlar getirmeye başladılar yazdıklarıma. İyi geldiğimi söyleyen de oldu, zaman zaman eleştiren de. (Hiç acımasızca eleştirilmedim çok şükür. Sadece bir kişi “ne kadar çok içiyorsun, ne çok geziyorsun. Onlara harcadığın para ile aç doyursana” demişti:) Ben de o dönem yaptığım bir “hayır” işiyle ilgili maili kendisine göndermiştim, hani nereden biliyorsun bir şeyler yapmadığımı diyerekten. (Gerçi yapmıyor da olabilirdim hakkaten, tesadüfe bak:) Sonra bir daha ne öven ne yeren bir mail almadım kendisinden.

Bloğun yanı sıra bana e-maillerle ulaşmaya başladı okuyanlar. İlginçtir ki hepsi de kadındı:) Değişik bir sürü hayat, bir dolu hikaye, genç, orta yaşlı, yaşıtım farklı farklı kadınlar.. Bana yazdılar, içlerini döktüler. Anlattıkça belki onlarda rahatladılar. Kim bilir?

Hepimiz içini sadece birilerine hesapsızca dökebilmenin bile bir insanı nasıl rahatlattığını biliyoruz değil mi?

Her sabah en az birkaç mail almaya başladım. Gözlerim dolu dolu mesaiye başlamam da tam bu dönemlere denk gelir!

Yıllar geçtikçe takip edenlerimden tanış olduklarım oldu. Resmen ve fiilen tanıştık. Hatta bazılarıyla yetmedi, ailecek tanıştık; hala da görüşürüz. Bebelerine hamile kaldılar, doğurdular, bebeler kocaman oldu nerdeyse düşünün artık!

Güzel dostluklar kattım hayatıma JTB ile. Çok mutlu ve minnettarım bu sebepten kendisine:)

Çok şey öğrendim sayesinde, azıcık ucundan da olsa “celeb” oldum. Televizyonda programa ciktim, Sky Turk’te. Radyoda programa çıktım, TRT Ankara Radyosu’nda. Gazeteye haber oldum, STAR’dı yanlış hatırlamıyorsam.

Büyüdük beraber JTB ile. Ben kocaman olgun bir kadın oldum, o ise zıpır bir çocuk su anda.

Çok şey söylemek istiyorum aslında. Benim 5 yıl süren bir beraberliğim bile olmamışken bu hayatta, kendisi ile bu kadar süre birbirimizden kopmadan, birbirimizi kırmadan, üzmeden bir birlikteliliğimiz olduğu için pek mutlu, pek müsterihim:)

Nice yıllara diyorum. Nice 10’lara, 15’lere:)

Okuma sabrı gösteren, göz atan, yorum yazarak düşündüklerini paylaşma inceliği gösterecek olan sizlere çok, ama çok teşekkür ederim.

Bir de

bu parcayi

sizlere armagan ederim:)