Güzel Şeyler Konulu Yazılar

Beni Mutlu Eden 3 Şarkı?

Uykusuz sormuş; “Dinlediğinde seni mutlu eden 3 şarkı hangisi?” diye.. Daha dün akşam, Sushi keyfi sonrası evimde yatmadan önce, 1 kupa Irısh Coffe eşliğinde dinlediğim 3 şarkıyı yazıyorum. O an için ilk dinlemek istediklerim bunlardı. Emin ol Uykusuz, 3’ten fazlalar:))

1- Seal yorumuyla – Walk On By

2- Frank Sinatra – Fly Me To The Moon

3- Alanis Morissette – One

Şimdi de ben merak ettim.. Zeynep‘cim, Didem‘cim, Yıldız‘ım, Gülnur‘cum, Esra‘cım?? Sizi dinlediğinizde mutlu eden 3 şarkı hangileri? Ayrıca yorum yazmak isteyenler de kendilerininkileri yazmazlarsa hayatta bırakmam..

Happy Birthday BEZEENNN…

Happy Birthday Bezeennn

Happy Birthday, Happy Birthday Mutlu Yıllar SANAAAA…

Güzel arkadaşım Benim. Son 5 yıldır sen oralarda biz buralarda tüm kutlamalarımızı ayrı ayrı yapıyor, şu sanal alem vasıtasıyla haberdar oluyoruz birnbirimizden.. Buna da şükür.! Bugün senin doğum günün.. En güzel yaşına giriyorsun bence:)) Sakın bunu dert edeyim deme, bozuşuruz. Seneye de ben o yaşta olacağım biliyorsun:)) Seni yanaklarından öpüyor ve hayatının en güzel yılını geçirmeni diliyorum. SENİ SEVİYORUM.

Keyifli Bir Hafta Sonunun Ardından..

Merhaba…

Cumartesi günü heyecanla beklediğim “Ankara’lı blog sahipleri buluşsun mu?” çağrıma gelen cevapların sahipleri ile kahvaltı günümdü! İlk buluşmamız başarı ile gerçekleştirildi. Sadece 3 kişiydik, ama birbirimizle hemen kaynaştık ve çok keyifli bir 3 saat geçirdik. Bu arada birbirimiz hakkında bloglardan takip edemediğimiz, bilmediğimiz şeyleri keşfettik.. Mesela Zeynep‘in A RH (-) kan grubu olduğunu, son zamanlarda KIRMIZI renge takık olduğunu, bir devlet kurumunda çalıştığını, doğum tarihini, çocukluk yıllarında keyifli yaz tatillerini geçirdiği mekanları, balıktan fazla haz etmediğini ve onun da benim gibi ODTÜ’lü olduğunu öğrendim. Ayrıca çok şeker ve çok güler yüzlüydü Zeynep.. Sonra Yııldız.. Yıldız’ın da bir ODTÜ’lü olduğunu, hatta benden 1 dönem önce mezun olduğunu biliyordum, ama onun dikişle arasının bu kadar iyi olduğunu bilmiyordum:)) Yıldız’da açılımı çok uzuunn olan bir kurumda çalışıyormuş, kapı tokmaklarına, değişik türdeki kapı tokmaklarına takıkmış:)) O da benim gibi Kale’yi, Kale’de de Pirinç Han’ı çok seviyormuş. Benim hep istediğim, ama bu ana dek gerçekleştiremediğim Karadeniz Turunu gerçekleştirmiş.. Veee yine benim gibi o da 0 RH (+) kan grubundanmış..! (Bunları bilmekte fayda var, ne olur ne olmaz:))

Biz 3 blog sahibi Ankara’lı, Kale’de bulunan AND Cafe’de buluştuk ve güzel bir kahvaltı ettik. Güldük, şaşırdık, bolca fotoğraf çektik, ufak tefek alış-verişler yaptık ve en kısa zamanda bir daha biraraya gelelim diyerek sözleştik. Ben umuyorum ki bir dahaki sefere 3 kişi değil, daha ÇOK kişi olacağız.. Benden söylemesi, çok güzeldi vallaha:))

E Cumartesi gününe bu şekilde başlarsan, sonrası da motivasyon tavanlarda geçirilir tarafımdan tabiki.. Evdeki işlerimi hallettikten sonra kocaman çikolatalı bir kek yaptım (Hep MR TD yüzünden.. O bilir..!) Sonra film seyrettim: Transamerica Transeksüel bir erkek. Görünüşü itibariyle kadın, ama hala ameliyat geçirmemiş. İstediği tek şey ameliyatı olabilmek ve tamamen kadın olarak hayatına devam etmek. Ama bir gün kısa süreli evliliğinden bir oğlu olduğunu öğreniyor ve onun “babası” olduğunu bilmeyen oğluyla bir seyahate çıkması gerekiyor. Oldukça ilginç bir filmdi. Felicity Huffman‘ı bu kadar başarılı oynadığı için tebrik etmek lazım. (Oscar’lık değildi onu söyleyeyim.. Zaten alamamış!) Sesini de o kadar güzel kullanmıştı ki, gerçek bir transeksüel gibiydi filmde.. Belirtmeden geçmeyeyim, kocasını da oyuncu olarak oldukça başarılı bulurum: William Macy.

Cumartesi akşamı da sevgili Tolu’nun donattığı mezelerle dolu bir sofrada güzel bir yemek yedik, meşk ettik:)) Sigara içerken yanımda izin almaya başladı tüm arkadaşlarım, içten içe hoşuma gidiyor:)) Evet, bu arada Pazar günkü Basketbol Maçı seyri esnasında sinirlenip, özellikle birinin üzerine uçmama ramak kalmışken (!) halen sigara içmediğim için kendimi tebrik etmek istiyorum izninizle.. 10-12 sayı önde götürdüğümüz maçı, son iki buçuk dakikada 4 sayı  ile kaybedince ekipteki moral çöküntüsü de fena oldu hakkaten.. Eve dönüp kendimi filme verdim yine: Good Night, and Good Luck. Başarılı bir filmdi. George Clooney’in yönettiği film, gerçek bir hikayeden yola çıkılarak yazılmış. CBS’de uzun yıllar teke tek (Person to Person) programını sunan televizyon gazetecisi Edward R. Murrow’un senatör Joseph McCarty ile dalaşını anlatıyor. Film siyah beyazdı ve filmdeki casting de bence çok başarılıydı. Ayrıca başrol oyuncusunu -doğruyu söylemek gerekirse- ilk bu filmde gördüm ve gerçekten performansını olağanüstü buldum.

İşte böyle dostlar.. Yeni arkadaşlarım oldu.. 2 güzel film seyrettim, Pazar sabahı spor yaparak güne başladım, hiç sigara içmedim:)), sokaklara attım kendimi güzel havanın da etkisiyle.. Umuyorum ki haftamızda böyle geçer. Bol hareketli, dolu dolu, ama her şeye rağmen yüzümüzden hiç eksilmemesini dilediğim gülümsememiz ile…

Güzel Şeyler..

* En güzel şey havaların tekrar ısınmaya başlaması, baharın “geliyorum, savulun” sinyallerini vermesi..

* Güzel başlanmış, spor yapılarak devam edilmiş, taze sıkılmış meyva suları ile desteklenmiş ve dostlarla geçirilmiş bir hafta sonu.

*Tarafımdan yeniden erken kalkmaya başlanması.

* İyi ve güzel olan herşeye inancımın katlanarak artmaya başlaması.

* Çikolata yapım kursundan başarıyla sertifika sahibi olmuş bir arkadaşa sahip olunması..

* Minnesota’dan gelen, en son 9 yıl önce aldığım, yarı yıl karnem:))

* Good-To-Great kitabının -nihayet- sonunun gelmesi.

* Kavuşulan bilgisayara yeniden program ve MP3 yüklemelerinin başarı ile tamamlanması. (2 kutu boş CD alınarak bilgisayarın hemen altındaki dolaba yerleştirilmesi)

* Havaların tekrar ısınmaya başlaması, baharın “geliyorum, savulun” sinyallerini vermesi..

* Sigarayı bırakmanın kaçınılmazlığının hafta sonu koşularımda iyice belirginleşmesi üzerine alınan nikotin bantlarının 1 Mart itibariyle kola takılacak olması..

* Severek çalıştığım şimdiki iş yerimde tam 4 senemi dolu dolu doldurmuş olmam..

* Hemen ertesi günü alınan çok güzel bir iş teklifi.. (Ama burada yapılacakların henüz tamamlanmamaış olması üzerine şu an için reddedilmesi..!!)

* Ivy League (Sarmaşık Ligi’ndeki) de bulunan bir üniversiteye gitme çabalarımla ilgili ilk adımların atılması ve karşı taraftan -maddi destek dışında!- olumlu yanıt alınması..

* Havaların tekrar ısınmaya başlaması, baharın “geliyorum, savulun” sinyallerini vermesi..

* Dün otobüste yaklaşık 10 defa ard arda dinlenen  Simply Red albümünün bende ve ruhumda bıraktığı muhteşem etki..

* Otobüste gidiş yolunda tekrar seyredilen “Mar Adentro” filmi..

* Otobüste dönüş yolunda seyredilen “Shall We Dance” filmi sonrası yazılacak bir dans kursu aranmaya başlanması..

* Annemin mutlu ve şen kahkahalar atan o güzel sesini hemen hemen her gün duymaya başlamam..

* Anneyle gidilecek tatil için planlar yapmaya başlanması ve bundan duyulan, kalbi yerinden oynatacak heyecan çırpıntıları..

* Bir tanecik hamarat annemin bana ördüğü ve hafta sonu elime ulaşan yeni bir şirin şapka ve hayatımda ilk defa giyeceğim bir bolero..

* Havaların tekrar ısınmaya başlaması, baharın “geliyorum, savulun” sinyallerini vermesi..

:)))))

Bu Haftanın Tek Yazısı Bugünkü Olabilir!

Çünkü bu hafta karışığım bir miktar!!

Selam dostlar. Umuyorum ki ısınan havanın da etkisiyle keyifli ve sevdiklerinizle beraber, belki de maceralı bir hafta sonu geçirmişsinizdir. Bende macera kısmı  -çok sevmeme rağmen- minimumda kaldı yine.! En az 2 film seyretmeliyim hedefimi (+1) filmle geçmiş durumdayım. (Bkz: Son Seyrettiğim DVD’ler köşem) 2 film çerezlikti resmen, ama sonuncu enteresandı bayağı: Bu yılki Oscar Ödülleri’ne de -yanılmıyorsam 8 dalda- aday olan, Emmy Ödül Töreni sırasında  yönetmeni -eşcinsel- Ang Lee’ye “En İyi Yönetmen” ödülünü kazandıran, 1960’lı yıllarda başlayan hikayesiyle 2 kovboy’un yasak ilişkisini anlatarak oldukça ses getiren Brokeback Mountain filmi! Film henüz sinemalarımıza teşrif etmedi sanıyorum. Ben ve arkadaşlarım TR’de filmin oynatılabileceğinden, hem de bu hükümet varken, biraz şüphe duyduk; amma yine de belli olmaz. Cinsel içerikli – o da çok abartı olmayan- 3-4 sahnesinin dışında, tüm hikaye duygusal yoğunluk ve romantizm, kıskançlık ve özlem, sahip olma arzusu ve olamama karmaşası içinde gidip geliyor. İlginçlik bunu 2 erkeğin yaşaması!! Ben, seyredin derim. Özellikle oyuncularını kutlamak gerek, zira cesaret gerektiren bir rol oynadıkları. Ayrıca muhteşem Brokeback Dağı ve yanıbaşındaki nehrin şiirsel görüntüleri filmin Görüntü Yönetmenine de haklı bir tebrik göndermeme neden oldu! Film seansımızın bir kısmına eşlik eden Sıcak Şarabımız (Sevilen marka) ve Kuş Gribini hiçe sayarak afiyetle yediğim Schinitzellerimizden sonra Cumartesi akşamını sıcacık eve kendimi atarak gece yarısı sularında sonlandırdım.

Pazar sabahımız kahvaltı ateşiyle yanan 5 hatunun, yukarıdaki fotoğrafta bir kısmı seçilebilen Kale’deki And Cafe’de biraraya gelmesi, muhteşem Ankara manzarasına doyum, omletler ve kahvaltı tabakları ile başladı. Sonrasında Sevgili Duygu’cum hepimize kahve falı bakıverdi. (Ben, pek bir düşkünüm bu kahve fallarına sormayın dostlar..) Bana iş ve okula ilişkin güzel şeyler söyledi, her zamanki gibi.. Ama yine her zamanki gibi falımda ne AŞK gördü, ne de SEVGİLİ.! Ben kızmaya başlıyorum artık ama ufaktan…

Pazarın kalanını evimde gazetelerim, Good To Great kitabım ve yeni CD’lerim ile tamamladım. Bu CD’ler var ya bu CD’ler.. (Bkz: Aşağıdalar) Bir harika dostlar, bir harika…

** Son dönem en favori hatunlarımdan biri olan Joss Stone’un ilk albümü. (İkincisini önce almıştım.) ** Buena Vista Social Club’ın Omara Portuondo’sundan Flor De Amor. (Zeynep‘cim, sen seversin diye düşünüyorum) ** Yeni takıntım James Blunt’dan Back To Bedlam. ** Hep takıntım Simply Red’den Simplified. (Eski hitlerinin muazzam yeni yorumları..) ** Ferzan Özpetek’in ilk seyrettiğim filmi Cahil Periler’in Soundtrack albümü Le Fate Ignoranti (Karşı Pencere ve Kutsal Yürek filmlerinin müzik CD’lerini de halen arattırıyorum Megavizyon’a.!)

Evett. Düşürdüğüm çenemi toplayarak artık huzurlardan ayrılayım ben. Bu hafta 2 gün full-time yabancı konuklarla ilgilenmemiz gerekecek. 2 gün de özel bir çalışma yürüteceğiz. Kalan günüm de süpriz birşey çıkmaz ise buralarda olurum yine. Sevgiler efendim, mutlu ve verimli bir hafta herkese…