Çünkü bu hafta karışığım bir miktar!!
Selam dostlar. Umuyorum ki ısınan havanın da etkisiyle keyifli ve sevdiklerinizle beraber, belki de maceralı bir hafta sonu geçirmişsinizdir. Bende macera kısmı -çok sevmeme rağmen- minimumda kaldı yine.! En az 2 film seyretmeliyim hedefimi (+1) filmle geçmiş durumdayım. (Bkz: Son Seyrettiğim DVD’ler köşem) 2 film çerezlikti resmen, ama sonuncu enteresandı bayağı: Bu yılki Oscar Ödülleri’ne de -yanılmıyorsam 8 dalda- aday olan, Emmy Ödül Töreni sırasında yönetmeni -eşcinsel- Ang Lee’ye “En İyi Yönetmen” ödülünü kazandıran, 1960’lı yıllarda başlayan hikayesiyle 2 kovboy’un yasak ilişkisini anlatarak oldukça ses getiren Brokeback Mountain filmi! Film henüz sinemalarımıza teşrif etmedi sanıyorum. Ben ve arkadaşlarım TR’de filmin oynatılabileceğinden, hem de bu hükümet varken, biraz şüphe duyduk; amma yine de belli olmaz. Cinsel içerikli – o da çok abartı olmayan- 3-4 sahnesinin dışında, tüm hikaye duygusal yoğunluk ve romantizm, kıskançlık ve özlem, sahip olma arzusu ve olamama karmaşası içinde gidip geliyor. İlginçlik bunu 2 erkeğin yaşaması!! Ben, seyredin derim. Özellikle oyuncularını kutlamak gerek, zira cesaret gerektiren bir rol oynadıkları. Ayrıca muhteşem Brokeback Dağı ve yanıbaşındaki nehrin şiirsel görüntüleri filmin Görüntü Yönetmenine de haklı bir tebrik göndermeme neden oldu! Film seansımızın bir kısmına eşlik eden Sıcak Şarabımız (Sevilen marka) ve Kuş Gribini hiçe sayarak afiyetle yediğim Schinitzellerimizden sonra Cumartesi akşamını sıcacık eve kendimi atarak gece yarısı sularında sonlandırdım.
Pazar sabahımız kahvaltı ateşiyle yanan 5 hatunun, yukarıdaki fotoğrafta bir kısmı seçilebilen Kale’deki And Cafe’de biraraya gelmesi, muhteşem Ankara manzarasına doyum, omletler ve kahvaltı tabakları ile başladı. Sonrasında Sevgili Duygu’cum hepimize kahve falı bakıverdi. (Ben, pek bir düşkünüm bu kahve fallarına sormayın dostlar..) Bana iş ve okula ilişkin güzel şeyler söyledi, her zamanki gibi.. Ama yine her zamanki gibi falımda ne AŞK gördü, ne de SEVGİLİ.! Ben kızmaya başlıyorum artık ama ufaktan…
Pazarın kalanını evimde gazetelerim, Good To Great kitabım ve yeni CD’lerim ile tamamladım. Bu CD’ler var ya bu CD’ler.. (Bkz: Aşağıdalar) Bir harika dostlar, bir harika…
** Son dönem en favori hatunlarımdan biri olan Joss Stone’un ilk albümü. (İkincisini önce almıştım.) ** Buena Vista Social Club’ın Omara Portuondo’sundan Flor De Amor. (Zeynep‘cim, sen seversin diye düşünüyorum) ** Yeni takıntım James Blunt’dan Back To Bedlam. ** Hep takıntım Simply Red’den Simplified. (Eski hitlerinin muazzam yeni yorumları..) ** Ferzan Özpetek’in ilk seyrettiğim filmi Cahil Periler’in Soundtrack albümü Le Fate Ignoranti (Karşı Pencere ve Kutsal Yürek filmlerinin müzik CD’lerini de halen arattırıyorum Megavizyon’a.!)
Evett. Düşürdüğüm çenemi toplayarak artık huzurlardan ayrılayım ben. Bu hafta 2 gün full-time yabancı konuklarla ilgilenmemiz gerekecek. 2 gün de özel bir çalışma yürüteceğiz. Kalan günüm de süpriz birşey çıkmaz ise buralarda olurum yine. Sevgiler efendim, mutlu ve verimli bir hafta herkese…


