Kişisel Notlar Konulu Yazılar

Güzel Şeyler Buldum Yine!

Üyesi olduğum Odtü Mezunlar Derneği‘nden 2 güzel etkinlik izlencesine ilişkin haber geldi dün. İlki benim de çok beğendiğim hatunlardan biri olan-belki de kendi nesli arasında tektir!- Şebnem Ferah’ın konser haberi. 24 Eylül 2005 tarihinde ODTÜ Mezunlar Derneği’nin Vişnelik’te bulunan tesisindeki Çim Anfi’de konser verecekmiş Şebnem. 3 tane de ön grubu olacakmış kendisi sahneye çıkana kadar: İz, Foreplay ve Pin Up. Konser 21:00’da.  Ön grupların sahne alma saati ise 17:45’de başlıyor.

İkinci etkinlik izlence haberi yine ODTÜ MD’den..  Duygu‘nun sayfasında bahsettiği ve çok beğendiğini söylediği “Hotel Rwanda” filmi, 22 Eylül 2005 Perşembe günü Burs Fonu yararina Armada Tuze Sinemalarinda gosterime girecekmiş.

Başka etkinlik haberleri de üyesi olduğum gruplardan birinden geldi dün..  Biz Ankara’lılar, İstanbul’lular kadar şanslı olanıyoruz bazen. Gösteri veya konserlerin turneye çıkmalarını beklemek zorunda kalıyoruz.! İşte yine böyle bir gösteri gelmiş Ankara’ya. Sevgili Yılmaz Erdoğan ve Demet Akbağ’ın baş rollerini paylaştıkları “Haybeden Gerçeküstü Aşk”. 22-23 Eylül 2005 tarihlerinde Ankara Anatolia Sahnesi’nde 2 gösterileri olacakmış saat 21:00 de başlaayacak olan.!

Bir de çok alakasızca bir şey ararken Google’da, sevgili Bezen&Adil’in üyesi oldukları Netflix ‘e benzer bir uygulamanın (Türkiye’deki) internet adresini buluverdim: “Evde İzle“! Mantık şu: İstediğiniz DVD’leri listeden seçiyor ve eve postayla gönderilmelerini bekliyorsunuz. Ayda 2 film, 5 film, sınırsız film gibi seçenekleri var ve sadece onlar için ödediğiniz standart bir ücret var. Posta ile ilgili bir şey ödemiyorsunuz. Netflix’de, filmler bir zarf içinde geliyor. Filmi izleyip zarfın içindeki ikinci zarfı -ki bunun üzerinde Netflix’in adresi var- alıyor ve filmi bununla geri gönderiyorsunuz.. Bence fena bir uygulama olmamış..

Yapacak bayağı bir şey varmış Eylül’de Ankara’da:))

 

İyi Haftalar:)

Sabah sabah işe gelmek için binmiş bulunduğum -keşke binmeseydim dedim durdum- dolmuşun şoförü sayesinde haftama pek keyifli başladığım söylenemez! Kendini yolların hakimi olarak gören, elini kornanın üzerinden hiç çekmeyen, devamlı suretle herkese bağırıp çağırıp bolca küfür eden bu arkadaşa 2 çift laf ettik; amma velakin bize de saldırdı! Yapılacak tek şey kalmıştı: Plakasını almak.! (Akşam üstü eve dönerken polise vereceğim.) Sayesinde haftaya gergin başladığımız yetmiyormuş gibi, gergin de olsa başlayabildiğimiz için şükrettik bir taraftan da. (Can korkusu bu olsa gerek dedim kendime..)

Her neyse.. Dolmuş şoförü arkadaşla karşılaşmadan önce iyi başlamıştım sabahıma. Cuma ve Cumartesi akşamları çok geç saate kadar dışarıdaydım. İlk gün bizim ekiple eğlendik. Kaş tatilinin fotoğraflarından oluşan, araya orada hepimizin güldüğü bir sürü espriyi de katarak bir sunum hazırlamıştım. Onu seyrettik dev ekranda:) Sonra da Kızılay’da bulunan ve çok eski bir mekan olan Göksu‘ya gidip yemek yedik.!

Cumartesi sabahı Ayşegül Sultan’la kahvaltı yapmak için Tunalı’da bulunan Mado‘yu tercih ettik. Hava çok güzel, etraf cıvıl cıvıldı.. Uzun zamandır Ankara’ya bir serinlik hakim olduğundan dolayı, o sabah havanın güzel ve ılık olması çok keyif vericiydi. İyi ki de çıkmışım o saatte. Eve döndükten sonra temizlikti, çamaşırdı derken bir daha güneş tepedeyken dışarı çıkmayı beceremedim:( Akşam saatlerinde de uzun zamandır yapmadığımız bir şey yaptık ve Ankara Kalesi‘nde bulunan, zamanında Mezuniyet yemeğimiz de dahil olmak üzere bir sürü etkinlik için tercih ettiğimiz Boyacızade Konağı‘na yemek yemeğe gittik. Fasılcı amcalar yeni başlamıştı, hemen isteklerimiz yaptık. Güzel bir yemek oldu. Oradan da çıkınca neredeyse en son Aydın buradayken beraber gittiğimiz -ki, bu da 3-4 ay öncesi demek oluyor- Ankara Laila‘ya gittik biraz dans etmek için. Açık hava mekanı da çok güzeldi, ama havalar serinlediği için kapalı mekanı da açtıklarından dolayı burada kalmayı tercih ettik. Eğlendiğim ve bir miktar yorgun düştüğüm bir gece oldu.

Ertesi sabah öğlene doğru kendime geldim ve klasik pazar ritüelim olan yaklaşık 1 kg. gelen gazetelerimi okumaya başladım. Pazar günleri evden çıkmayı çok tercih etmiyorum. Bir de televizyonda Belçika Grand Prix’si vardı. Onu seyrettim. Raikonnen kazandı onu da. Bu yıl ilk defa düzenlenen Grand Prix’leri alıyor Fin’li pilot: Türkiye ve Belçika.

Bu arada dün babamın doğum günüydü.. İnanması zor geliyor, ama dün tam 58 yaşına basmış babam.. Mutlu Yıllar Baba!

Yaşayan Bir Cumhuriyet Bestecisi

Havalar gittikçe soğuyor Ankara’da. Tüm akşam resmen donduk dışarıda, saat 20:30 civarlarında!! Pastırma yazını dört gözle bekliyorum, alışamadım gitti soğuklara..

Dün kardeşim güzel bir haber verdi. Askere gitmesi gerekliliği nedeniyle Açıköğretim Fakültesi Kamu Yönetimi’ndeki eğitmini de bırakmıştı yıllar önce. Şimdi geri dönüş yasasından(!) yararlanarak tekrar başlıyormuş.. “Annemden sonra almam lazım bu diplomayı artık” diyordu.. Annem de bu yaz Açıköğretim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu zira 51 yaşında! Eh, benim de kendi çapımda bir eğitim serüveninin içine girdiğimi göz önünde bulundurursak bir babam kaldı bu işlere bulaşmayan:))

Bu aralar yine koordinasyon sorunu yaşamaktayım..! Tatil dönüşü böyle olur hep. İşlerimi, derslerimi ve beni bekleyen diğer şeyleri bir türlü programlayamıyorum.. 4 adet DVD’im var yeni gelen ve seyretmeyi çok istediğim.. Sevgili eniştem’e sözüm vardı kendisinin adına çıkarılmış, imzalayarak bana verdiği kitabı okuyacaktım.. (Besteci Faik CANSELEN olur kendileri.. Sevda Cenap And Vakfı tarafından Altın Hizmet Madalya’sı ile ödüllendirilmişti. Linkte onunla ilgili yazdığım bir haber var.. 126. Sayı-Kültür Sanat başlığı altında: “Yaşayan bir Cumhuriyet Bestecisi”) Bu hafta sonu bir bağbozumu gezisine katılma niyetim var.. Bu ayki okumalarıma başlamam gerek.. Bana ciddi bir motivasyon gerek..Hadi Dilo, toparlan artık!!!

Döndüm…

Eylül 3 itibariyle… Tolu&Selam, Hakan ve Ayşegül ve son günlerimizde aramıza katılan Altay ile beraber keyifli, bol kahkahalı, bol tıkınmalı, yemeli-içmeli, yüzmeli harika 1 hafta geçirdik. Kaldığımız yer sevgili Toprak’ın oteli AA idi.. Geçen yılda Ayşegül Sultan ile burada birkaç gün geçirmiş ve memnun kalmıştık.. Şirin bungalovları, güzel bir iskelesi olan bu otel diğer arkadaşlarımızın da beğenisini kazandı..

Selam bol bol hikaye yazdı her sabah bize.. Ayşegül Sultan bu hikayelerin baş rolündeydi.. Tolu’nun tatildeki lakabı “Speddy Gonzales”, benimkiyse “Deniz Kızı Eftelya” oldu:)) Hidayet’in Koyu’nu, Lütfiye Teyze’nin incecik açılmış gözlemelerini keşfettik.. Bol bol buzlu badem, midye yedik; Kuru’nun yerinde mantı ve höşmerim ziyafeti çektik.. Güzel bir tekne gezisi yapıp çupra ve palamutları afiyetle mideye indirdik..

Her tatilde olduğu üzere bu tatilde de bir şarkımız ve bir kasetimiz oldu durmadan dinlediğimiz.. Her dinlediğimizde bize bu yılki tatili hatırlatacak olan: Işın Karaca’nın “Ana Dilim Aşk”. Bir de tabi buraya yazamayacağım kadar uzun, arkası yarın hikayelerine dönen Selam’ın hikayelerinden bir kaç komik-ama bize-şahsiyet: Hürrem, Necati Abi, filmi yatan Faruk vs..:))

Biraz Ara Verelim…

Düşündüm de yoruldum bu yaz ben.! Dün akşam saatler 21:10’u gösterdiğinde ben assignment’ımı tamamlamış olmanın verdiği huzur ve hafiflemiş bir şekilde ofisten anca ayrıldım. Henüz güneş ve deniz tatili yapamamış bir deniz tutkunu olarak, yarın bu saatlerde Kaş yolunda olacağım.. Bu sebeptendir ki bir mikta teknoloji ile bağımı koparmaya kararlıyım. Yapmak istediğim şeyler; sabahın kör kökünde temiz ve buzz gibi Kaş denizine dalmak, bol bol yüzmek, deniz yatağında güneşlenmek, bol bol yeşil çaylı ice-tea içmek (Onlar da mümkünse hem buzzlu hem de buzz gibi olacaklar. Bu aralar favorim bu!), 2 ay kadar önce satın alıp kapaklarını bile kaldıramadığım 2 kitabımı okumak, bir yarışmaya göndermeyi planladığım yazım üzerinde biraz sakin kafayla düşünmek, Aydın’a söz verdiğim mektubu yazmak, Kuru’nun yerinde çiğ börek yiyip üzüm salkımlarının altında yan gelip yatmak, tekne gezisine çıkıp bu defa daha profesyonelce fotoğraflar çekmek, Saklıken’te buzz gibi sularda yürümeden önce en sevdiğim şey olan gözleme-ayran ikilisi için malum yerde mola vermek:)) Baktım da bu liste uzar gidere benziyor. Biraz ara verelim dedim, ama bu defa da düşük çenemin; pardan klavyemin kurbanı olacaksınız gibi!

İşte böyle.. Tatile gidiyorum, yokum.. Tatil yapabilmiş olan talihliler beni çok iyi anlayacaktır neden ağzımın bu denli kulaklarımda olduğunu.. Henüz yapamamış ya da yapmaya imkanı olmayanlar içinse şimdiden özür diliyorum. Ama söz güzel görüntüler getireceğim onlara da. (Her ne kadar kanlı-canlı bir tatilin yerini tutmasa da!)

Tatlı arkadaşım Demet, bana güzel bir sunum yollamış yine.. Phillip E. Humbert denen bir psikiyatri profesörünün derleyip topladığı ve “Güzel Yaşamın Anahtarları” dediği özlü sözleri sizlerle paylaşayım istedim. Çoğunu eminim biliyorsunuzdur. Benim hiç duymadığım bir tane vardı, öğrenmiş oldum.

Sevdiklerinizle, huzurlu, sağlıklı ve verimli –ama bensiz– 1 hafta geçirin:))

“Güzel Yaşamın Anahtarları”

* Kendini Tanı (Sokrates) İçinde yolculuk yap, günlük tut, kalbin, vicdanın ne diyor dinle!

* Olduğun Gibi Görün Ya da Göründüğün Gibi Ol (Hz. Mevlana)

* En Yukarıda AŞK Var (St. Paul) Sesi müziğe dönüştüren aşktır. Aşk, sevgi, ihtimam olmazsa hayatın kuru bir dal parçasından farkı kalmaz!

*Dünyayı Hayal Gücü Yönetir (A. Einstein) Herşey hayal etmekle başlar.

* Fazla Güzellik Göz Çıkarmaz (Mae West)

* Fırsatlar Yakaladıkça Çoğalır (Sun Tzu) Başarı cesaret ister. Zamanla başlangıçtaki cesaret inanca dönüşür.

* Ya Yap Ya Yapma (Yoda)  Tereddütte kalma.! Sen üstüne gitmezsen, hayat üstüne gelir.!

* Mükemmellik, Ekleyecek Birşey Kalmadığında Değil, Alınacak Bir Şey Kalmadığında Oluşur. (Antoine de St. Exupery)  Hayatı basitleştirin.! İstek listenizi kısa tutun. Tutun ki, odaklanabilesiniz. Odaklanmaz iseniz hayatı yakalayamazsınız.

* Kabiliyet Yoksa Sanatçı Olmaz, Ama Çalışılmadıkça Kabiliyet İşe Yaramaz. (Emile Zola)