Kişisel Notlar Konulu Yazılar

Mavi.. Masmavi..

Bugün, düne nispeten daha iyi ve olumlu kalktım yataktan.. Günümün kalanı da bu şekilde geçecek, biliyorum.

Yavaş yavaş normale döneceğim ve yapmam gereken şeyler üzerine odaklanacağım. Önce sabah çayımı içeceğim, sonra günümü planlayıp, işlerimi bir bir halletmeye başlayacağım. Unutma Sevgili Dilara; “Bir tek dakikan bile üzüntü, sıkıntı ve kaygı ile geçirilmeyecek kadar değerli..” Neydi hayattaki argümanın: One Life, Live It!

Sabah sabah beni iyi hissettiren şeyleri paylaşayım istedim:

Güzel, herşeyden öte “mavi” bir fotoğraf, Maria’dan…

Bir numaralı fotoğrafçım David’den, gördüğüm anda beni o sahilden denizin derinliklerine kadar taşıyan çizgisine hayran bıraktıran fotoğrafı.

Joseph’dan “Alice Harikalar Diyarında” fotoğrafı. Bu görüntü beni içine çekti, aldı, bırakmadı bir süre…

Kanadalı fotoğrafçı Sam, muhteşem bir ray of light yakalamış.. Gökyüzü, bulutlar, ışık, derinlik, sonsuzluk, mavi şeylerin fotoğrafını çekmek hoşuma gidiyor benim de…

Birde dedim ki kendime, sevdiğin şeyleri düşün bugün:

Mesela çiçek koklamak.. Çoccukluğumdan beri severim.. Derin derin mis gibi çiçek kokularını içime çekerdim daha bacak kadar bile boyum yokken. Öyle çekilmiş fotoğraflarım var, çok komik. Bir elimle eğilirken önüme düşen saçlarımı tutuyorum, popom yukarıda (altımda bez benzeri bir şey:) çiçek kokluyorum..

Mesela dondurma.. Her zaman en sevdiğim şey oldu.. Her gün ve günde sonsuz defa yiyebilirm..

Mesela denizi severim. Seyretmeyi, ona dalıp gitmeyi.. Yüzmeyi, serinliğini hissetmeyi… Dalgaların vücudumda bıraktığı hoş dokunuşları.. Köpüklerini, üzerindeki gemilerini, dipindeki balıklarını, florasını…

Arkadaşlarımı severim.. Onlarla olmayı, konuşmayı, gülmeyi, yemeyi, içmeyi, saçmalamayı, ağlamayı, birilerini çekiştirmeyi, dans etmeyi… Omuzlarına başıma koymayı, sıkıca sarılmayı severim.. Bir de bana sıkıca sarılınmasını..!

Müziği severim mesela.. Ruhumun, hayatımın, benliğimin gıdası müziği.. Onsuz bir hayat düşünemem. İşitememek bana verilebilecek en büyük ceza olurdu herhalde.!

Güzel gülen insanları severim.. İçten gülen, güldüklerinde gözlerinde ışıkları olan insanları. Gözlerinin yanında gülerken oluşmuş kırışıkları olan insanları. Onlar hayatı ne kadar dolu ve keyifle yaşadıklarının kanıtıdır çünkü..

Severim.. sevmeye devam ederim.. Sevmekten vaz geçmem.. Vazgeçmeyin!

Mangal Başı Muhabbetleri..

Herkese günaydın Temmuz’un  ilk Pazartesi gününden.. Her Pazartesi aynı duyguları yaşıyarak güne başlıyorum: “Ne çabuk geçti bu hafta sonu ve ben, yine efektif bir şeyler yapamadım.. Yet-mi-yor.!”

Yalan tabi 2 günlük hafta sonu tatilinin yetmediği.. Aslına bakılırsa efektif geçirilmediği de yalan! Örnek, son hafta sonum.. Bu sabah uyandığımda da yukarıdaki-aynı cümleleri tekrarladım, o ayrı. (İnsanız ve ne acıdır ki bazı özelliklerimiz ortak ve onları terk etmekte bir o kadar zor!)

Bu hafta sonum biraz mangal başında geçirildi tarafımdan.. Tabi, bundan dolayı hiç bir şikayetim de olmadı. Cumartesi akşamı, iş arkadaşlarımdan birinin yeni taşındığı terasındaki mangala, ertesi gün akşam üstü de Cem abi’nin terasındaki mangala davetliydik. (Yukarıdaki fotoğraf, bu terastan çekilmiştir.!) Her ikisi de çok keyifliydi. Son zamanlarda artan mangal muhabbetleri sayesinde, yaz aylarında otomatikman vermiş olduğum bir kaç kiloyu da yeniden almaya başladım sanki:))  Güzel organizasyonları için Cem Abi ve Badegül’e, Gül ve Umut’a.. Mangal başında etlerin pişirilmesi sorumluluğunu üzerlerine alarak aç kalmayı göze alan(!) Selam ve Kemal’e… Bu güzel organizasyonlarda birarada olarak keyifli vakit geçirdiğimiz arkadaşlarımıza.. ÇOK ÇOK TEŞEKKÜR..

Mangal başında yapılan sohbetler de çok keyifli oluyor doğrusu.  Bir taraftan mis gibi pişen etlerin, közlenen soğan-sarımsağın-biberin kokusu, bir taraftan elde tabak mangala sabitlenmiş bekleyen ahali, bir taraftan içeriden hafif hafif gelen müzik sesi, dışarıdan gelen kuş sesleri; akşam saatlerinde yağan ılık yaz yağmuru, kahkahalar, espriler… Mangal üzerine içilen mis gibi bir bardak çay… (Her ne kadar mangal üstü türk kahvesi benim favorim olsa da, son bir kaç mangal olayına girdiğimiz evde türk kahvesi sıkıntısı yaşadığımızdan çay içiyoruz ayşegül sultan’la..)

Bu hafta sonu da güzel şeyler oldu bir sürü, yukarıda bahsettiğim mangal başı muhabbetleri gibi.. Bunlardan başka;

* Önemsediğim bir sunumun slaytlarını hazırlama işini tamamladım, üzerimden yük kalktı bayağı.

* Cumartesi günü, erken saatlerde Hacettepe Beyaz Ev Sosyal Tesisleri’nin havuzuna gittik. Uznca bir süre havuz keyfi yaptık.. Hava çok sıcaktı, şemsiye altından pek çıkamadık..

* Havuza giderken, uzun zamandır göremediğim bir arkadaşımı gördüm.. Sevindim:))

* Sonunda G.O.R.A filmini seyredebildim!! (Biliyorum, biraz geç oldu ama..) Bu arada ben gülmekten koltuktan falan düşmedim, acaba bende mi bir terslik var diye de düşünmedim değil!

* Aydın Bodrum’dan, Kaan istanbul’dan geldi Cumartesi gecesi.. İkisini de aynı ortamda görmek beni çok mutlu etti:)

* Uzun zamandır etmediğim kadar hareket ettim Cumartesi gecesi: Dans ettim!

Güzel şeylerin dışında, bu hafta biraz keyfimi kaçıran şeyler de oldu. Burada çok olumsuz şeylerden, beni mutsuz eden şeylerden pek bahsetmemeye çalışıyorum. Böyle bir durumla karşılaştığımda da kendi kendime, burada paylaşmaya çalıştığım “olumlu olma-pozitif olma” argümanlarını kullanıyorum sıkça.. Ama, insanız!

*Kırgınlığım var biraz.. İnce düşünülmesini beklediğim durumlarda insanlar akıllarına eseni yapmayı sürdürüyorlarsa, yaptıklarının hatalı bir davranış olduğunu kabul ettikleri halde karşılarındakine üstün çıkmak için direniyorlarsa bu beni mutsuz ediyor!

*Çok fazla içki içtim Cumartesi gecesi ve bu sebeple tüm Pazar günümü zindan ettim kendime.. Bu içki içme işini  abartarak -arada da olsa- yapmak, beni rahatsız ediyor biraz!

*Aydın dönüyor Amerika’ya, dün akşam İstanbul’a geçti.. Çok az vakit geçirebildim arkadaşımla, bu da beni üzdü biraz!

*Gitmeme az kaldığı için içimde garip bir sıkıntı var.. Nedenini bilememek, teşhis koyamamak beni daha da geriyor!

Ve son olarak… Cuma günkü yazıma karşılık duygularını yazarak ya da söyleyerek  benimle paylaşan herkese teşekkür ederim. Paylaşmayanlardan da eminim bir iki şey geçiren vardır aklından.. Bir arkadaşım sayfamı dikkatle ve keyifle takip ettiğini, ama  ” mutlu bir aile tablosu” çizdiğini düşündüğünden aile dışındaki biri olarak buraya yorum yazarak müdahale etmek istemediğini belirtmişti. Biraz öyle olmuş sahiden.. Ama her zaman aileye yeni üyeler katılabilir.. Belki böylece daha da zenginleşiriz:))

Güzel bir hafta olsun!

Tam 1 Hafta Sonra Bugün!

Geçen yıl Temmuz ayının 27’sinde Amerika’dan döndüğümde aklımda olan tek şey, University of Minnesota ve Carlson School of Management‘ın işbirliği ile yürüttükleri Executive bir programa başvurmak için hazırlıklara başlamaktı…

O günden bugüne bu konuda bayağı yol katettim; uzun yazışmalar yaptım, intend letter’lar yazdım, başvuru formları (program, burs, kalacak yer, vs..) doldurdum, faxlar çektim… Çabalarımın meyvasını toplamaya yeni yılda başladım: Önce programa kabulum geldi, ardından da burs başvurum. Programın,  kampüsün (Twin City Kampüsü benimkisi), kalacağımız öğrenci yurtlarının, spor faaliyetlerini gerçekleştirebileceğimiz alanların hakkında ayrıntılı bilgiler.. Programda yer alan kişilerin listesi, hafta sonu etkinlikleri için alternatifler, vs..

Hazırlıklarımı tamamlamaya başlamak için bekledim, bekledim, bekledim.. Ve bugün, benim Mineapolis’e gitmeme tam 1 hafta kalmış durumda!! Hazırlıklar mı? Sıfır!

Biraz heyecanlanıyorum, biraz mutluyum, biraz içim sıkılıyor, biraz tarif edemediğim bir şeyler var aklımda. Ne olduğunu bilmiyorum. Bu programa kabul edilmek benim için çok önemliydi. Bundan sonraki hedefim de full-time/tam zamanlı burs almayı deneyerek, master yapmak istediğim konuda Amerika’nın en iyileri arasından seçtiğim 10 üniversiteden birinde gelecek yıl mastera başlayabilmek!

3 hafta süresince Minnesota Üniversitesi kampüsü içerisinde bulunan Middlebrook Hall’da kalacak, dersler için Carlson School of Management binasına gideceğiz. Bir akşam, International Health Night için Weisman Museum’da bir sunumum olacak. Sonraki gün içinse Missisipi Nehrin’de bir tekne gezisinde karaöke yapacağız:)

Bu demektir ki, haftaya cuma 18 saat sürecek olan uçuşuma oldukça erken başlayacağım.. Ertesi gün kampüsü ve çevreyi tanıtmak için yanıma verilecek olan bir rehber eşliğinde turlayacağım.. Sonraki gün (yani Pazar) tüm katılımcılar için kampüste düzenlenen oryantasyona katılacağım. . Birkaç gün uzak olabilirm “Journey To Blue”dan.. Sonra oradaki izlenimler ve başıma gelenlere ilişkin güncelerimle burada olmaya gayret edeceğim.

Güzel bir alıntı ile bugünkü yazıma bir nokta koymak istiyorum artık.. Ne yazık ki İngilizce:)) ve Türkçe’ye de çevirmeyeceğim.

“You are fragile by a moment, stronger by a day, weakened by a second and strengthen in that way!”

Bir “Happy Birthday” Daha..

Sevgili Nazlı..

Mutlu doğum günleri… Benim en yeni, en tatlı, en ilginç, en hayatı her an değişikliklerle-havadislerle dolu, en fizikçi arkadaşım..

Seni çookkk seviyorum. Orada olamasam da, kalbim seninle hep. Kocaman kucakladım seni.

İyi Bir Haftaya Böyle Başlanır…

“Öyle bir hayat yaşıyorum ki, cenneti de gördüm, cehennemi de.

Öyle bir aşk yaşadım ki, tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de..

Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendime bir sahne buldum oynadım.

Öyle bir rol vermişler ki, okudum okudum anlamadım!

Kendi kendime konuştum bazen evimde; hem kızdım hem güldüm halime..

Sonra dedim ki “Söz ver kendine”;

Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin..

Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin..

Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin..

Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin!

Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım.

Öyle çok değerliymiş ki zaman, hep acele etmem bundan.. ANLADIM!”

Yukarıdaki değerli dizeler, Nietzsche’nin sevgilisi Salome’ye gönderdiği mektuptan alıntı. Yine haftama güzel başladım. Ayşegül Işılak, benim ODTÜ Sosyoloji’den arkadaşım, teşekkür ederim:)

Güzel Şeyler var yine bu hafta sonuna dair bahsetmeden geçemeyeceğim:

Number 1: Çok eğlenceli, keyifli bir kuruluş yıl dönümü kokteylindeydik Cuma akşamı. Tüm ekibe teşekkürler..

Number 2:Tesadüfen, çok güzel ve anlamlı bir kitap seçtim Dost’tan Pazar günü: Ferrari’sini Satan Bilge. Okumaya da hemen Kuğulu Park’taki banklarda başladım hatta. Ara ara bu kitaptan anlamlı ve bana iyi hissettiren şeyleri paylaşmak istiyorum burada.

Number 3: Bu sabahtan Amerikan Elçiliği’nde vize görüşmem vardı: I got it!! Beni tanıyanlar niye bu kadar sevindiğimi, hatta görüşmeye gitmeden önce niye çok kasıldığımı bilirler. İlk denememde başarısız olmuştum: Yıl 2003. İkinci denememde ise iş için gitmeme rağmen zorla ikna olup, sadece 3 aylık vize vermişlerdi bana: Yıl 2004. Vee, işte olumlu düşüncenin pozitif etkisi bir defa kanıtlanmış bulunuyor: Yıl 2005 ve benim 10 yıllık vizem var artık 🙂

Number 4: Bir arkadaşım aşık:))

Number 5: Burcu ve Çağrı, Bizim Çatı’da nişanlandılar Pazar günü:)