Kişisel Notlar Konulu Yazılar

Hey JUNE (Haziran)!

 

Hey Dilara

`Sevgilinin Objektifinden Me, Myself & I, Seferihisar Mayis 2009 `

Yazıyorum yazıyorum hep aynı!

ZAMAN ne kadar da hızla geçiyor. Neredeyse yılı yarıladık! Kıştan nefret ediyorum derken, bahar gelsin diye feryat ederken o da bitti yaz mevsimindeyiz artık! İnanılır gibi değil. Ben ne ara büyüdüm bu kadar, o okul nasıl bitti, nasıl iş buldum, çalıştım, didindim, nasıl ev döşedim, taşındım, nasıl 34 oldum, anlayamıyorum. Tek bildiğim, her yılın bir öncekinden daha hızlı geçiyor gibi geldiği ve daha da kıymetlendiği gözümde.

En sevdiğim mevsim bu yıl bir miktar hayal kırıklığı yarattı bende: Soğuktu, bol yağmurluydu ve seller akıyordu sokaklarda mütemadiyen. Gerçi rahmettir, bolluk-berekettir denir yağmur. Bir de geçtiğimiz yıllarda ne kadar az su yüzü gördüğümüz, ne sıkıntılar çektiğimiz, kıpkırmızı akan, pas kokan sularda yıkanmak zorunda kaldığımızı hatırlarsak, özellikle Ankaralılar için, bu yağmur iyi de geldi orası bir gerçek!

Geçtiğimiz baharların aksine bu bahar daha az sosyal aktivitede bulundum. Tabi bunda benim akşamları dersim sebebiyle eve geç gelmemin de etkisi var ama.. Hafta sonu akşam dışarıda arkadaşlarımızla beraber oluyoruz arada, ama kıyas yapmam gerekirse eskiye oranla azaldı sıklık. Hiç sinemaya gitmiyoruz mesela. Evde DVD izleme oranımızda aşağıda bayağı. Eskiden hafta içi arkadaşlarımıza giderdik, onlar bize, eve gelirlerdi falan.

Sportif aktivite konusuda sakat şu ara. Misal, spor olarak sadece hafta sonu Eymir’de 1,5 saat yürmenin, hafta içi işten eve-evden işe toplamda 40 dakika yürümenin dışında hiçbir şey yapmıyorum:( Tenis kıyafetim hazır, raketimi temizledim, çantamı ortaya çıkardım, tenis ayakkabılarımı ortalara çıkardım; velakin Sevgilinin işleri ve hafta sonu aralıksız yağan yağmur sebebiyle henüz Tenis kortlarıyla buluşamadım:( Ben de bu açığı en favori turnuvamı seyrederek kapamaya çalışıyorum.

Ama evdeki hayatımdan memnunum gayetten. Domestik tarafımı da seviyorum her ne kadar yorsa da beni zaman zaman. Sadece daha fazla kitap okuyabilmeyi diliyorum. Haziran’ın 11’i itibariyle final sınavlarını bitireceğim ve ertesi günden itibaren tek yapmak istediğim her akşam kitap okumak olacak.. Tavsiyelerle birlikte başucumda tarafımdan okunmayı bekleyen 5 kitap mevcut!

Sonra hafta içi akşam iş çıkışlarında da kortlarda olabilmeyi diliyorum. Saat 7’den 9’a kadar oynuyorduk geçtiğimiz yıl ışıklı kortlarda. İmkanımız varken değerlendirememek hoş olmaz kanaatindeyim:)

Balkon-Bahçem ile ilgilenmek istiyorum. Toprağım, saksılarım ve sardunyalarım hazır ve nazırlar iç mekanda. Onları sevgiyle harmanladığım topraklara ekmek ve balkon-bahçemi güzelleştirmek için sabırsızlanıyorum. Sonra orada kahvaltı sofraları hazırlamak istiyorum bize, akşam yemekleri ve dahi keyifli muhabbet sofraları sevdiklerimize..

Hafta sonu günübirlik ya da 1 gece kalabileceğimiz yakın yerlere geziler yapmak istiyorum. Listenin en üstünde Kapadokya, Amasra-Çakraz, İzmit, Düzce’de rafting ve Beypazarı var. Buralarda eskiye oranla daha aklı başında, daha göze hitap eden ve farklı fotoğraflar çekmek ve arşivlemek istiyorum.

Motorsiklet ehliyeti alabilmek için düzenlenen kurslardan birine katılmak istiyorum. Benim ölmeden önce yapılacaklarvari listemde yer alıyordu bu madde. Hayatıma giren adam sadece yüreklendirdi ve süreç hızlandı sanırım. Sadece ehliyetle kalmayacağı kanısında herkes, gerçi annem yeminler ettirdi bana “ölümü gör motor alırsan” diye, ama sanırım çok seversem sahip olmak da isteyebilirim:) Bilemiyorum henüz, göreceğiz:)

İşte bu halt-i ruhiye ile ben tekrar çalışmaya döneyim, bildiğiniz üzere yine gelecek ben:) Süper bir hafta sonu diliyorum. 30 Mayıs Cumartesi günü Karum’un önünde eğlenceli etkinlikler düzenlenecek. Haberiniz olsun.

 

Geldim Gelmesine de..

White Nose Cat

`Seferihisar’in Kedilerinden, Mayis 2009. Izmir`

Hiç gelesim yoktu benim!

Artık her geçen gün bu şehre daha az sempati duyuyorum nedenini net olarak bilemeden! Ve her yola düşüşlerim sonrasında, evimi özlüyorum o ayrı, ama ayaklarım geri geri gidiyor ve iki ileri bir geri şeklinde suratımda küsmüş kız çocuğu ifadesi, içim sıkkın, ben genel olarak bıkkın vaziyetlerde dönüyorum bu şehr-i Ankara denen memlekete!

*

Evet gidebilmeyi başardım geçtiğimiz hafta sonu, neredeyse 1,5 ay öncesinden planladığımız seyahate. Gerçi kanlı oldu biraz.

*

Bir araba, dört kişi ve bir kedi şeklinde Cumartesi saat 08:00’de tekerlekleri kaldırdık yoldan. Evin kedisi enteresan bir yaratık. Bir İran kedisi ve hayatımda yakınında bulunduğum en tüylü şey. Bir de kendisi koltuk tepelerinde yaşayan, mütemadiyen oralardan kendisini aşağılara sarkıtıp yatan bir hayvancağızmış; biraz nahoş tecrübe ile öğrenip ön koltuktaki yerimi Sevgilimin babasına bıraktım daha 10 dakika yol gidememişken. Sanırım kendini etol zannediyor bu hayvan:) Tamam kedi severim, uzaktan ama. Bu kadar yakın iliişkiler içinde bulununca ben öksürmeye, hapşırmaya ve dahi kaşınmaya başlayıverdim. Birde ben kedi ile yolculuk yapılacağını tamamen unutup benim adama giymesi için siyah bir Pink Floyd t-shirtü vermiştim, kendisi de badem oldu Seferihisar’a varana dek!

Seferihisar sakin bir yer. Sıklıkla evin bulunduğu sitede vakit geçirdik, hatta daha çok evin bahçesinde ve verandasında diyelim. Alaçatı-Çeşme vs.. popomuzu kaldırmaya gücümüz olmadığından, mütemadiyen yayılıp yatttğımızdan sebep gidilemeyen destinasyonlar olarak bloğun bir önceki postuna gereksiz konu oldular sadece!

Yazlıkta insanın yapmaktan en keyif aldığı şeylerin başında yemek-içmek-yatmak gelirmiş:) Benim hiç yazlığım olmamıştı. Biz bizimkiler biraradayken hep Askeri Kamplarda geçirdik tatillerimizi. Benim hiç yazlık arkadaşlarım da olmadı mesela. Tabi benim yazlık olayına alışmam, o güzel karakterim ve süper ötesi adaptasyon kabiliyetim ile alakalı halde çok kısa bir sürede gerçekleşiverdi. Yaklaşık 2 saat diyelim:)

Sonraki günler mükellef sabah kahvaltıları, yerlerini birkaç saat sonra mangal başı partilerine bıraktılar. Anne ve ben mezelerle, salatalarla uğraştık, baba içkilerle. Mangalcıbaşı Sevgilimdi, pek de güzel başardı allah için bu görevini. “Tanrım sanırım ben kilo aldım, ühüüüü” şeklindeki mızırdanmalarıma rağmen eve gelipte tartıda 56,1 rakamını gördüğümde nasıl mutlu olduğumu tahmin edersiniz herhalde. Ama merak etmeyin, kilo mu aldım acaba şeklindeki kuruntularımı başıma dert edip de mangaldan ve dahi diğer hoş şeylerden de uzak kalarak kendime zindan etmedim 4 günümü. Malum zor kazandım ben oraya gitme hakkını. Kanlı olduğunu söylemiş miydim?

*

 

Cute Cat

`Seferihisar’in Kedilerinden Biri Bizim Bahcede, Mayis 2009. Izmir`

4 tane kitap almıştım idefix‘den, yola çıkmadan hemen önce geldiler:

Tanrının Terk Ettiği Deniz” ~ Derek Lundy

Avucumdaki Dünya” ~ Ellen MacArhtur

Derinlerdeki İzler” ~ Kenan Ergüç

ve

Dünyanın Ucundaki Fenerin Bekçisi” ~ Haldun Sevel.

Bu sonuncuya başladım, pek ilginç bir adammış bu Haldun Sevel. Nam-ı diğer “Rüzgar Baba”. Bu kitapların hepsi denizlerle ilgili. Okudukça bende bıraktığı tatları paylaşmak istiyorum. Henüz olmayanınız varsa, benim gibi deniz tutkunu olun diye:) Bu deniz tutkunu ne yazık ki bu defa sahilde 1 saat bile güneşlenemeden, anca ayağını denize sokup gelebildi yalnız! Seferihisar biraz rüzgarlı bir yermiş de.. Ama kafaya koyduk sörf yapacağız burada.

*

Geldim işte. En kısa zamanda tekrar gidebilmek umudumla:)

Daldan Dala Atlayalım mı?

 

Tulips

~Sümbüller, Laleler, Nisan 2008. İngiltere, Hastings~

Bir sürü şeyden bahsetmek istiyorum, biraz daldan dala atlayasım var. Hazır mısınız? Peki o halde:)

Önce bir güzel haber:

Hani benim bir arkadaşım vardı ya, eski Radyo Mydonose’cu, yeni yazar. Hani “Geceyarısı Öyküleri”nin yazarı, Selim Karakaya. Hah işte O ve arkadaşı, yine sıkı radyoculardan Banu Tarancı birlikte TRT’nin yeni Ankara Kent radyosunda bir program yapmaya başladılar: “Haftaya Paydos” ismi. Radyonun yayın frekansı 105.6. Cuma akşamları 20:00’de başlıyor ve 22:00’da sona eriyor. Her hafta bir konukları olacak. Hem o konukla söyleşip, hem de “Bu mu? Bu mu?” tarzı bir tartışma konusunu dinleyicilerden aldıkları feedbackler ve yorumlarla pekiştirip önümüze serecekler. Geçtiğimiz haftanın ve ilk programın konusu “Tunalı mı? Bahçeli mi?” idi. Benden de naçizane fikir sormuş Selim, ama ben çok geç gördüm mailini. Yine de hem kendi görüşlerimi paylaşmak hem de programa konuk olanların düşüncelerine yer vermek istedim burada. Zira bu bizim kendi ekürimiz arasında hep konuştuğumuz bir konudur. Katkı yapmak isteyen olursa yorumlarınızı bekliyorum:)

Şimdi bu soru bana sorulursa tabi Tunalı Hilmi demekten başka çarem kalmıyor. Her ne kadar sık sık yazılarımda, özellikle haftasonunda trafiği ve kalabalıklığıyla beni çileden çıkaran bir cadde olduğundan bahsediyor olsam da, Ankara’ya ilk geldiğim yıl olan 1993 Sonbaharından beridir yaşadığım yerdir benim Tunalı Hilmi! Yıllarca bu caddenin hemen başındaki sokakta yaşadım. Geçtiğimiz yıldan beridir de yine bu caddenin bittiği yer olan Kuğulu Parka yakın bir yerde yaşamaktayım. Benim herşeyimi hallettiğim tüm mekanlar burada, hemen 2 adım yakınımda.

Artık ilgili ilgisiz hepinizin bildiği güzelleşmek ve bakım için tek adresim Fatoş Abla’mın salonu burada. Tunalı’da Yapı Kredi Bankası’nın hemen karşısında. Yıllardır bu caddede bulunan Tavko’nun dışında hiçbir yerden tavuk ve shinitzel almam mesela. Kozmetik Mağazam, en sevdiğim cafe, dövme ve hızmamın yaratıcısı Cemal’in dükkanı, benim için bir klasik olan Tadım Pizza’mız, terzim, ayakkabı tamircim, takı tasarımcısı Burak, kitapçım, kahve dükkanım ve en favori parkım hep bu cadde üzerinde. Bahçeli 7. Cadde’ye toplasam 10 defadan fazla gitmemişimdir herhalde. Bana yabancı bir yer geliyor, alışamadım bir türlü. Nerede olursak olalım her Tunalı’ya dönüşte “Oh be, dünya varmış” deriz Ayşegül Sultan’la:)

Ama programa katılanlardan mesela, Bahçeli 7. Cadde’yi tercih edenler burayı daha bir aydınlık, daha bir sıcak buluyorlarmış özellikle yazın. Dar kaldırımları olmasına rağmen insanın üzerine gelen kocaman binaları yokmuş Cadde’nin mesela. Bir de Tunalı Hilmi insanlarını! daha bir burnu havada buluyorlarmış:) Tunalı orta üstü ve üst kesime hitap ediyormuş, bu durumda Bahçeli 7. Cadde’de daha normal, hatta üniversite öğrencisi bir sürü insan olurmuş:) Bilemiyorum, dediğim gibi ben oldukça nadir Bahçeli’de oldum. Belki sizin de farklı düşünceleriniz vardır bu konuda. Açıkçası bu ve bunun gibi Ankara’ya özel karşılaştırmaları dinleyebileceğiniz, katkıda bulunabileceğiniz bir program “Haftaya Paydos”. Bu haftanın konusu ise Eymir mi? Mogan mı? imiş. Düşünün bakalım bir.

~

Benim favori düğün fotoğrafçılarım Jessica ve Becker, Stockholm’den 4 günlüğüne İstanbul’a geldiler geçtiğimiz hafta tamamen spontan bir şekilde, plansızca. İlk uçak nereye ise oraya gideceğiz demişti Jessica:) Jessica’nın bu sayfasında, Becker’in ise bu, ve bu, ve bu sayfalarında güzel şehrimizin muhteşem fotoğraflarına yakından bakabilirsiniz. Türk Bayrağına bayılmışlar ikisi de, ve hemen hemen her gördükleri Türk Bayrağı’nın içinde bulunduğu kareleri ölümsüzleştirmişler. Paylaşmak istedim:)

~

Cumartesi günüm o kadar yoğun geçti ki bu hafta sonu, uzunca zamandır aynı gün içerisinde bu kadar fazla şey ile uğraşmamış, bu kadar değişik mekanlarda olmamıştım! Sabah 10:00’dan itibaren Fatoş Abla’mdaydık. Orada çaydı, kahveydi, faldı derken işlerimi halledip eve dönmem 13:00’ı buldu. Daha sonra saçtı, makyajdı, kıyafet seçimiydi gibi ufak! ayrıntılarla uğraşıp, 18:00’deki minik Defne’nin 1. yaşgünü partisine gittik. Defne, beni merak ve heyecanla takip eden çok tatlı Bahar’ın kızı:) Tesadüfen Sevgilimin annesi tarafından akraba çıktık! Defne’yi öpüp oradan Bu Otel’deki bir düğüne kaçtık 2 saat sonra. Oldukça hoş bir atmosferi vardı düğün salonunun, amma velakin müzik seçimleri ile bizi bitirdiler. “Hadi hadi hadi, ve Çekirge” falan çalmaya başladığında artık çantamı kaptığım gibi kendimizi zor attık otelden:) Oradan da Ayşegül’üm Sultanımın doğum günü için James Cook’da yerleşik eküriye katıldık. Eve döndüğümüzde saat geceyarısını çoktan geçmişti.

Malum, her aktif bir günün sonrası mayışık modda geçiyor ya, Pazar günümüz biraz öyleydi. Ama domestik tarafımı da devreye sokmayı ihmal etmedim. Sevgilim kurstan dönene kadar ütü ve yemek işlerimi hallettim, dolaplarımızı yaza hazır halde getirdim falan. Yağmurlu ve bulutlu Ankara’dan ne zaman sıcacık güneşli ve ılık Ankara’ya geçeceğimiz konusunda artık endişelenmeye başladım. Geçtiğimiz yıllarda hiç yağmur görmemiş, hemen sıcak havalarla haşır neşir olmuştuk. Şimdi de yağmurdan bıkar olduk, serinlik de cabası. Hala çizmelerimden kurtulamadım mesela:( Çok sıkıcı!

~

Önümüzdeki hafta sonu İzmir’e, Seferhisar’a yazlığa gidiyoruz. Anne ve babayı arabayla götürüp, yaklaşık 5-6 ay kalacakları yazlığa bırakıp, 19 Mayıs akşamı uçakla döneceğiz. Tabi bu arada da kısacık da olsa tatil yapıp, Alaçatı ve Çeşme’yi ziyaret edeceğiz. İyi geleceğini tahmin etmekteyim. Bu mevsimde Alaçatı’da özellikle daha az kalabalık olur diye düşünüyor, güzel fotoğraflar çekmeyi planlıyorum. Brumendiussum‘un mesela fotoğraflarına bayılmıştım geçen haftalardan izi kalan. Hadi hayırlısı:)

Güzel ve keyifli, ama lütfen biraz daha sıcak bir hafta olsun. Öpüyorum yanaklarınızdan.

Ben bu hafta bir sunum yapıp, bir ödev teslim edeceğim. O sebeple bu haftaya da bir yazı oldu:( Kızmayın olur mu bana?

Mayis

My Orchids

 

Nisan’i sevmedim ben!

Annemin gelisi disinda, bana kendisini karsilamaya hazirlanirken dile getirdigim hicbir konuda yardimci olmadi. Bu sebeple kendisine kuskunum, umurundaysa eger..

Mayis’i ise cok farkli sekilde karsilamayi dusunmuyorum acikcasi. Her zaman istemekten bikmayacagim seyler var. Bana ait hayaller, kafamin icinde olusturdugum bazi imgeler, goruntuler var. Yine bunlarla doluyum ve Mayis’tan da Nisan’in bana yapmadigi yardimi yapmasini rica ediyorum. Cok kibar bir sekilde rica edersem kirmaz herhalde diye dusunmekteyim. Ne dersiniz?

1 Mayis tatildi.

Sabahtan aksama kadar dolu dolu gecirmek disinda hicbir amacim yoktu. Sabahtan kahvaltilar, motorsikletle gezintiler, alis-veris, tesadufen karsilasilan arkadaslarla Balikcikoy’de 15:00 civarlarinda baslayan ve saat gece 22:00’lara kadar suren bol alkollu yemek, gece Newcastle ve son nokta Farabi’nin kosesindeki kofteci!

2 Mayis zaten tatildi.

Eymir’de yuruyus ve kahvalti, arkadaslarla evde sarap-peynir gecesi, sonrasi Zodiac, Manhattan. Saraplarin biri bizden, biri Bosna’dan biri de Toscana’dandi. Peynir tabaginda kuru kayisi, ceviz, dil peyniri, keci peyniri, eski kasar gibi genis bir yelpazeden sunmayi calistigim lezzetler vardi. Sohbet guzeldi, eglence guzeldi. Manhattan’in Cumartesi gece programina bayildim. Bol bol dans ettik. Adina yarasir bir sekilde gecirdik Mayis ayinin ilk Cumartesisini biz:)

Tum bunlarin ardindan 3 Mayis Pazar gune erken baslayamadim haliyle! Basim catlayarak salondaki kanapede uyandim! Nasil orada uyuyakaldigim konusunda ise bir fikrim yoktu. Sevgilimde sanirim benden pek farkli degildi ki yaninda olmadigimi farketmemis ve beni rahat yatagima kavusturmamis:( Her tarafim tutulmus bicimde kalktim ve ailecek kahvalti adresine dogru yola koyulduk. Bu arada saclarim da Nisan sikintisindan paylarini aldilar. Artik karamel tonlarda golgeli ve biraz daha kisa bir sacim var! Tam 4 yil sonra koyu ve tek renk sactan yine eski halime donmus bulunmaktayim.

My Orchids 1

 

Yukaridaki orkideler benim:) Gittim, hep yillardir cicekcilerde begenerek bakip bakip bir turlu nedense alip eve getiremedigim orkidelerden 2 tanesine sahip oldum. Biri pembe digeri bordo tonlarda, ikiside birbirinden guzel. Her sabah konusuyorum onlarla ve tomurcuklarini acmalari icin resmen birbirleriyle yaristiriyorum. Ise yariyor ama:) Bu aralar en buyuk mutlulugum bu cicekler. Bir de henuz balkona cikartamadigim, calisma odamin penceresinde bakip buyuttugum sardunyalarim var. Renk renkler, tam 8 tane:)

Hava azizlik yapiyor sagolsun. Tum bu 3 gun boyunca yer yer kapali, yagisli, nahos bir sekilde seyretti Ankara’da havanin durumu. Hele Cumartesi aksamustu yagan dolu ve cikan firtinaya ne demeli? Su anda bile kocaman, kume kume, agir ve yogun bir suru bulut kaplamis gokyuzunu. Yagmur var yine bu aksam anlasildi:(

Iste boyle. Gunlerdir yazamadim, yine bir sure daha yazamayacagim. Zira 2 odev teslim etmem gerekiyor, evet yine! Az kaldi bitecek insallah. Gerci bu donem nasil gecti hic anlamadim ama.. Mayis sonunda dersler kesiliyor, Haziran ilk hafta da sinavlar var. Sonra cok cin fikirlerim var sosyal aktivite anlaminda. O zaman gelsin anlatirim nasilsa:)

Herkese sicacik ve bir onceki aydan daha keyifli bir Mayis ayi diliyorum. Arayi uzatmamaya calisacagim..

Bir Öyle Bir Böyle..

Spring Time

~ Eymir Golu’nden Bahar Dallari- Nisan 2009 ~

Sağanak yağmur yağsın istiyorum. (Demisim Cuma sabahi:) Su anda aptal bir hava var, hava acik ama yagmur yagiyor.)

Böyle toptan indirsin de hem gökyüzünün o kasveti, gri-siyah anlamsız rengi dağılsın; hem de bir nokta koysun artık bu yağmur işine Nisan ayının sonunda Tanrı!

İçim bir kıpır kıpır oluyor, acayip mutlu-şen’im.. Bir an yine sıkılıyorum, daralıyorum neye uğradığımı şaşırıyorum:( Tam da Nisan ayına yaraşır bir şekilde geçiriryoruz kendisini kapıya kadar! Temennim arkasından gelmeye hazırlanan Mayıs’ın daha bir canlı, daha bir renkli ve bir o kadar da sıcacık teşrif etmesi. (Yukselenimin Ikizler oldugunu soylemis miydim?)

Hevesle bekliyorum sıcacık Mayıs’ı, Haziran’ı, Temmuz’u. Bir sürü elbise, bluz aldım rengarenk buradan. Kendimi durduramıyorum, her gördüğüm renkli şeyin üzerine atlıyorum:) Geçenlerde mesela kozmetik mağazasına bir girdim, dedim ki “Ben kıpkırmızı bir ruj istiyorum!” Önce kendimde inanamadım duyduklarıma, ama elimde parlak kırmızı bir ruj ve yüzümde kocaman bir gülümseme ile çıkıpta eve geldiğimde hemen sürüp gösterdim Sevgilime. Ben beğendim vallahi, kırmızı rujun dudağıma ilk teması 34’ümde kısmet olacakmış demek ki:)

Sabah cok sevdigim, artik Istanbul’da yasayan bir arkadasim ve bizim ekip kahvalti ettik Funda Pastanesinde. Koroglu’nun hemen basindaki bu pastanenin Cumartesi sabahi kahvaltilarini kesinlikle tavsiye ediyorum. (Daha once yazdim miydi hatirlayamadim.) Sonra Sevgilimle dolastik biraz Tunali’da. Ama -bunu anlattigimi biliyorum- azicik hava iyilesince herkesler kendini ve dahi araclarini buraya ativeriyorlar! Benim gibi asabi biri icin tabi hicte mantikli bir hafta sonu gecirme sekli degil bu. Hemen eve donduk ve Sevgilime artik motoru garajdan cikarmasini rica ettim. Gerci garibim gecen hafta sonu ugrasti, ama aku probleminden dolayi henuz beni kendisiyle bulusturamadi! Su anda disarida ve motorumuzu yarina hazirlmaya calisiyor..

Dilara and Her Mother

 

~ Eymir Golu’nde Annekus&Ben – Nisan 2009 ~ Photo by Aysegul Sultan

Annekusumla gittigimiz Eymir fotograflarini henuz yukleyebildim:( O’nu ozledigimi soylemis miydim??

Leon Jackson’dan dinledigim Creative adli parca bugun benim motivasyomun oldu:) Bu kadar eglenceli, guzel ve hos tinili bir parca olamaz.. Dinleyin derim:) Sevgili arkadasim ‘AlipBasiniGidenKadin‘ icin doldurdugum CD’ye de koydum. Bakalim o da begenecek mi??

Ilk defa- uzun aradan sonra- Cumartesi gunu bir seyler yazmis oldum. Kalan gunumuz, yani Pazar super gecsin:) Aksama ben dagitmaya niyetliyim.. Son 3 gundur ictigim ickilerin haddi hesabi yok ama, olsun ben seviyorum.

Muckhaaa:)