Kişisel Notlar Konulu Yazılar

Atölye ve Sonrası

 

Food Market

Hafta sonu katıldığım “Belgesel Fotoğrafçılığı-Foto Röportaj Atölye Çalışması” oldukça yoğun, yorucu; ama bir o kadar da keyifli ve öğretici geçti. Atölye yönlendiricisi Sayın Özcan Yurdalan eşliğinde 19 kişilik fotoğraf sevdalısı biraraya geldik ve neredeyse 1,5 gün süren teorik derslerin sonrasında, tüm Pazar günümüzü de öğrendiklerimizi pratiğe dökme imkanı bulmaya çalışarak geçirdik. Değişik konulara yoğunlaşarak çekim yapacak olan 4 ekibe ayrıldık. Benim içinde bulunduğum ekibin konusu Meyve-Sebze Pazarı idi. Esat semt pazarında oldukça ilginç ve güzel saatler geçirdik. Bu yazıma eşlik eden fotoğraflar da burada çekildi:)

Food Market 1

Beni tekrar fotoğraf makinamı elime almam konusunda oldukça motive etti bu çalışma, iyiki yer almışım içerisinde. Ayrıca hep hayalini kurduğum sergiydi, resimli kitaptı gibi düşüncelerimde net olarak odaklanması gereken noktaya da daha bir yaklaştım sanki. Aklımda birkaç şey var şimdi, hangisine yoğunlaşsam diye düşünmekteyim. Önce iyi bir plan yapıp kağıt üzerinde, fikrimi olgunlaştırıp insanlarla paylaşacak düzeye getirebilmek için çok çalışmalıyım.

Gayet iyi hissediyorum:) Tray lay lom:)

 

# 500 { Biraz :( Biraz :) }

I Used To Love Him

 

**Photo by Başak Çankayalı, Edited by Me.**

İnanamıyorum!

500. yazımı yazıyorum JTB’da..

Ve bu yazının denk geldiklerine bir bakın allah aşkınıza!

~

20 Şubat 2002

Tonton anneannemi, hayatımda bana gerçekten herkeslerden fazla faydası dokunmuş,

okumama,

yaşamama, hayata tutunmama yardımcı olmuş,

bana başımı sokacak bir ev emanet etmiş fedakar kadını Antalya’da kaybettiğimizi öğrendiğim gün:(

En son 3 ay önceki bayram tatilinde görmüştüm onu ve sabaha karşı kalkıp üzerimi örttüğü için de kızmıştım ona! Hep hırçın olduğum zamanlara denk geldi tontonum ve ben hep keşke o dilimi tutsaydım dedim onu kaybettikten sonra:(

Beraber yaşadığımız zaman zarfında sabahları mutfakta bir yandan şarkı söylerken bir yandan da yemek yapışını, “Hop tirininay nom, Lay lay lilay lom” deyişini,

Sabahları okula giderken bana bıkmadan usanmadan her gün “Aman karşıdan karşıya geçerken iki tarafına da bak emi, sakın ODTÜ’de kalabalıklara karışma, yemeğini yemeyi unutma, hava soğuk sıkı giyin emi, tamam beren ve atkın var ama sen bir atkı daha al yanına” demeni,

Odamda yatağıma gömülüp hıçkıra hıçkıra ağladığım, o gençliğimin en mutsuz ve umutsuz, en yalnız ve terkedilmiş günlerinde kapımı çalmadan önce orada dikilip bir süre girsem mi girmesem mi diye bekleyişini; her seferinde girmeye karar verip konu ne olursa olsun bana sıkı sıkı sarılıp “Ağlama sen canımın canı, ne istersen yaparım ben senin için” deyişini,

Ve dediklerinin hepsini, hatta fazlasını yapışını,

Elinde kutsal kitabın, tüm çocuklarının ve torunlarının fotoğrafları içinde, her gün okuyup okuyup hepimiz için sağlık, huzur ve bol para dileyişini,

Yürüyemeyecek kadar hasta olduğunda bile bunu benden 10 gün saklamayı başarabilmeni,

öğrendiğimdeki feryatlarıma verdiğin sakin cevaplarını ve en önemlisi “Senin canını sıkmak istemedim yavrum” deyişini,

Her bayramda ve anneler gününde vefasız evlatlarının hepsini tek tek sabah erkenden telefonla aramanı,

sana bunu yaptığın için kızdığımda ise “Belki telefon parası çok tutuyordur, ödeyecek güçleri yoktur” diyerekten tüm hali vakti orta ve üstü çocuklarını tek tek koruyup onlara hiç kıyamayışını,

Devlet Tiyatrolarından terzi olarak emekli olduğun için hep istediğimde bana bütün sahne arkası dedikodularını tekrar tekrar anlatmanı,

Daha bir sürü şeyi, bir sürü olayı, sana ait hiç birşeyi hiç unutmayacağım. Çocuklarıma senin bana yaptığın anneannelik kadar “anne” olabilirsem ne mutlu bana. Meleğim, güzelim, nurlar içinde yat benim güzel gözlü, güzel sesli birtanecik tontonum. Seni hep çok sevdim, her zaman da seveceğim.

~

20 Şubat 2002

7 sene önce bu tarihte hem üzücü bir haber alıp, hem de hayatının işine girer mi insan? Girermiş! Bende olan budur: Tontonumun cennete gittiği gün ben de Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri’nde işe başlamak için imza attım!

Oldukça uzun bir zaman severek, keyifle çalıştım, çok yoruldum, çok şey öğrendim, çok şey öğrettim.

Güzel arkadaşlıklarım oldu, hayatıma iyi şeyler katan değerli insanlar tanıdım. “Vizyon” sahibi olmanın nasıl birşey olduğunu, gerçek liderliği gördüm.

Aksini de burada gördüm!

Ayşegülüm Sultanım’ı bu işim sayesinde tanıdım:) Hayatımın en değerli hediyesi oldu bu kadın. Sırdaşım, iyi kalpli dostum.

Okul hayatımın tekrar, yine ve yeniden her defasında bir şekilde başlamasını da bu işe borçluyum:) İyi olacağına can-ı gönülden inanıyor ve emeklerimin boşa gitmemesi için elimden geleni yapıyorum.

~

 

Veee 20 Şubat 2008

Üzerinden henüz 1 tam yıl geçti.

Sevgili ile, hayatımı yaklaşık 11 aydır aynı ev içinde sürdürdüğüm, hayatımı paylaştığım adamla tanıştığım ilk gün!

Hikayesini bir yerlerde anlatmıştım. Birbirimizi hiç tanımadan, bir arkadaşımızın bize önayak olması ile telefonlaştık, akşamına burada buluştuk. İlk şaşkınlığım o günün Çarşamba’ya denk gelmesi sebebiyle “Türk Milli Takımının -yanlış hatırlamıyorsam- futbol maçı var seyretmeyecek misin? Başka akşam da buluşabiliriz” dediğimde “Ben futbol maçlarından hoşlanmam” deyişi üzerine yaşanmıştı tarafımdan:)

İlk yediğimiz yemek somon ızgara, beraber içtiğimiz ilk şey de bira oldu.

Üzerinde rengi solmuş bir kargo pantolon ile koyu gri boğazlı bir kazak vardı.

Bir de kocaman gülümsemesi:)

Yemekten sonra şuraya gidip uzun bir süre dans ettik. 7 saati birlikte geçirdik ve 10 gün sonra beraber olmaya karar verdik:)

İyi ki tanımışım seni Sevgilim.

Bana oyle iyi geliyorsun çoğu zaman..

~

Süper bir hafta sonu geçirin.

Sevdiğinizle kucak kucağa, dostunuzla yan yana, elde bir kadeh iç ısıtanlardan, güzel müzikler, leziz yemekler, uzun zamandır sesini duymadığınız aile büyüğünüz falan varsa onları da arayın.

Lütfen arayın.

Mesela ben, babamı arayacağım.

Affedin. Affetmek büyüklüğünüz olacak zira!

Sonra pişman olmaktansa..

SevDikLeRim:) sEVİnDİkLErİM:)

 

Logo

Bir MİM dalgasında sürükleniyor bloglar yine bu ara:) En sevdiğiniz 7 bloğu yazıyormuşsunuz. 3 kişi tarafından MİM’lenmişim: AlıpBaşınıGiden, AkvaryumdaİkiBalık ve KüçükDenizKızı. Teşekkür ediyorum beni sevdikleri blog kategorisinde tanıttıkları için. **Sevgili Sibel ve LalinLalout‘da beni beğendikleri bloglar arasında göstermişler. Biraz geç gördüm, onları da ekliyorum buraya:)**

Bana gelince.. Kendi izlediğim blogların tümünün benim için yerleri farklı.

Kimisiyle ilk bu yolculuğa çıktığımda yol arkadaşı olduk. Tek tük blog vardı, o zamanlar birbirimize gider-gelirdik, alıştık sonra birbirimize iyice. Kopamadım ben onlardan..

Kimisiyle yetmedi sanal alem, bir de yüz yüze tanış olduk, sevdik insan olarak da birbirimizi; eski sevgi(li)lerimizi, hayatımızı, hobilerimizi, sevdiklerimizi-sevmediklerimizi paylaştık, kahve içtik, fallar baktık..

Kimisi beni çok etkiledi yazdıklarıyla,

kimisi çektiği fotoğraflarla,

kimisi hep hayal ettiğim, bende de olsa ne güzel olur dediğim yetenekleri ile..

Hem yazı dilleriyle, hem yaşadıklarıyla, düşünceleriyle, hem görsellikleriyle, hem de genel bende yarattıkları mutluluk, keyif, tebessüm halleriyle birkaç bloğun yeri evet, ayrı bir miktar. Onlara bakmayı ihmal etmemeye çalışıyorum. Ama dediğim gibi listemdeki tüm blogları, hatta onlardan uzandığım başka birkaç bloğu da severek izliyorum, ve hiç bırakmayı düşünmüyorum onları:)

Benim Listem:

1- Peanut Butter and Black Coffee.

2- Ayşe’nin Dünyası.

3- Crebro.

4- Hindistan Cevizleri. Onlardan blogları sayesinde haberdar oluyorum çünkü:(

5- Zeynepin Yeri.

6- Aslının Günlüğü.

7- Pinonun Yeri.

~

Bu hafta sonu “Sevgililer Günü” vasıtasıyla hayatımdaki 2. parfüm hediyemi de almış oldum:) Kokulara karşı özel bir zaafım var, güzel kokmayı da çok severim. Hakikaten çok zevkli bir Sevgilim var benim. Parfüm seçmek için mağazaya gittiğinde görevli personel yanına gelmiş ve “Hanımefendi ne tür kokuları tercih ediyor acaba? ” diye sormuş. O da “Ne yapacaksın hanımefendinin tercihini, ben ne tercih edeceğim ona bakalım, nasılsa koklayacak olan benim” demiş:) İsabetli bir seçim yapmış kendisi kutladım, parfümüm son zamanlarda severek kullandıklarım arasına girecek gibi:)

Bizim her günümüz Sevgililer Günü gibi. (Tahtaya vuruyoruz:)

Ben zaten yaşamımdaki hiçbir Sevgililer Gününü öyle özenli falan kutlamadım, hatta hiçbir şey yapmadım ağırlıklı olarak. Bu defa da durum değişmedi, sevdiğimiz bir çift arkadaşımızla yemek yedik, sohbet ettik. Ama bir defa daha ben Ona Onu ne kadar sevdiğimi fısıldadım, romantik olduk bir miktar:)

~

Cuma günü II. dönem için ders seçimine gittim okula. 16 kişilik programda en iyi 4. not ortalamasına sahip olduğumu öğrendim. En iyi gelen notlarım Kalite 🙂 ve İstatistik derslerine ait. İşletme ve Ekonomi ise B’li alanda seyrediyorlar. Ekonomi finalinden inanılmaz bir not almışım, amma velakin sınavım biraz ortalama altı olduğu için ortalamam çok da yüksek olamamış. Olsun, geçmişi geride bırakıp bu döneme odaklanmak lazım gelir şimdi:) Bu dönemki derslerimden biri Minnesota’daki programda da hazırlamam gereken bir konuyla aynı: Sağlık Politikaları ve Planlaması. Diğerleri Sağlık Hukuğu, Malzeme Yönetimi ve son olarak da Seminer dersim var. Mayıs ayına kadar yine bir koşuşturmaca başlıyor.

Enteresan olan iş yerinde de bir aktive olduk, anlatam:) Birdenbire zaten aylardır bunu yapalım, şunu şöyle yapmamız lazım, aman denetimler, komiteler, kriterler diye diye dilimizde tüy bitiren konularla ilgili hummalı bir çalışmaya başladık. İş olsun önemli değil, işten kaçmadık çok şükür hayatımızda:) Çalışmak bana her zaman iyi gelmiştir. Ekibimizde bu konuda oldukça hırslı ve hedef odaklı. Hareketli, ama bir o kadar da eğlenceli günler beni bekliyor şimdi:)

~

Bu ayın 20-21-22’sinde AFSAD‘da bir atölye çalışmasına katılıyorum. Beni heyecanlandıran bir konu da bu. Fotoğraftan uzak kalmıştım bir süredir, “Belgesel Fotoğrafçılığı” konusunda yapacağımız bu çalışma sonrası farklı bir bakış açısı, farklı bir terbiye ve disipline kavuşabileceğimi zannediyorum. Yok zannetmiyorum, EMİNİM:)

~

Markafoni‘den ilk siparişlerimiz geldi Lale’cimle benim bugün:) Harika 2 t-shirt. Kesinlikle tavsiye ediyorum bu online alış-veriş sitesini. Sitede giyim, aksesuar, spor malzemeleri, kozmetik, oyuncak, teknoloji ve dekorasyon gibi farklı alanlarda ürünleri bulunan seçkin markalar, %70’e varan indirimli fiyatlar ve özel kampanyalarla üyelere sunuluyor.

~

Bir MİM’den yola çıktık, ama gördüğünüz gibi ben “Sevdiğim, Sevindiğim Birsürü Şeyler”den bahsettim birazcık:) Daha çok bahsedeceğim, daha çok söz edeceğim, daha çok paylaşacağım, daha çok burada olacağım. Yine gelecek ben:) Süper bir hafta diliyorum hepinize.

Bir Şehir, Bir Düğün, Bir Kitap!

 

 

A City of IzmirBir Şehir: İzmir!

Ben İzmir’e hayatımda ilk defa amcamın oğlunun sünnet düğünü için, Lise 1. sınıfta iken gitmiştim. Yola çıktık İzmir’e vardık, hemen evde hazırlıklara yetişip hep beraber sünnet düğününün yapılacağı yere gitmiş, eğlenmiş, yemiş, içmiş sonrasında eve dönüp uyumuştuk. Ertesi gün sabah da kahvaltı sonrası yola çıkıp eve dönmüştük!

Benim İzmir şehrine ilişkin ilk izlenimlerim henüz geride bıraktığımız yılın yaz aylarına ait. Sevgilimle çıktığımız Alaçatı, Mavi Tur vs.. seyahatlerimiz sırasında hep yolumuzu bu şehre düşürdük bir şekilde. Gerçi hiçbir zaman çok uzun kalamıyoruz, ama İzmir’e bu adam gibi 3. gidişimde bir defa daha kendisini sevdiğimi söylemek için yazıyorum bu satırları:)

Konak Otel’de konaklayınca, haliyle Konak-Alsancak hattında oldukça zaman geçirdik. Hava harikaydı, ılık bir rüzgar, herkesler dışarıda, sahilde. Mısır satan, kestane, kağıt helva, çekirdek satan bir sürü satıcı, denize kondurdukları balonlara atış yaptırtanlar, sevgilisine sarılmış denizi seyredenler, köpeklerini gezdirenler.. Uzun bir yürüyüş sonrası yemeğimizi yine bu hatta yer alan bir yerde, denize nazır şekilde yedik. Ne çok seviyorum ben denizi seyretmeyi, denize karşı bir şeyler içmeyi:)

İzmir’de daha fazla kalmak istiyorum, bir günden fazla en azından. Bu yılki planlarım arasında bu da var.

Bir Düğün:Bilge&Onat

Onat Sevgilimin Seferihisar’dan arkadaşı, neredeyse 20 yıllık! Şimdilerde bir üniversitede fakülte dekan yardımcısı. Kendisi ve nişanlısı ile bu yaz tanışmış, çok sevmiştim ikisinide. Bilge ile düğünlerine bizi de davet ettiler, bu vesile ile İzmir yolculuğumuz gerçekleşti. Düğün keyifliydi. Benim düğün-derneklerde en ilgilendiğim 2 şey sınırsız içki ve eğlence oluyor:)

Şarap bardaklarımızı garsonların alakası ile doğru orantılı olarak hiç boş bırakmazken, arada birkaç güzel parça yakalayıp birbirimizi dans pistine sürükledik. Ayağımda 5 cm.lik topuk mümkün olabilecek en iyi performanslarımdan birini göstermeye çok çabaladım. Ama şunu farkettim ki, hem de acı içinde, benim topuklu ayakkabı ile net bir denge problemim var! Normal şartlar altında Sevgilimle değme dansçılara, salsacılara falan taş çıkartan bir çiftizdir, anacım bir ritm tutturamıyorum, devamlı dengemi kaybedecek gibi olup atacağım adımdan ya vazgeçiyor, ya da hareketi kısa kesiyorum! Acilen, düz ayakkabılardan vazgeçmem mümkün değil, ama arada topuklu ayakkabılarla da dolaşmayı, yürümeyi, hatta dans etmeyi öğrenmem gerekiyor! Kocaman kadın olduk, bir bunu başaramadık.. O sebeple taş gibi kalça sahibi değilim sayın seyirciler:(

Düğünlerle ilgili bir şeyler söylemek istiyordum, kısmet bugüneymiş:) Şimdi ben bu düğünlerde en çok neye gıcığım biliyor musunuz? Kıyılan nikah sonrası gelin ve damadın en az yüz küsür kişilik davetli topluluğunu dolaşıp öperekten, kendileri için düşünülmüş, ne iyi edilerek alınmış takı ve ziynet eşyalarını kabul etme seremonisi içinde kaybolmalarına! Yazık yahu! Güya düğün sahibi onlar. Eğlenen, yiyip-içen, hoplayıp, halay çeken hep misafirler oluyor. Anca düğünün bitimine 1 saat kala kendilerini piste atarak tüm olanları unutmak istercesine dağıtabilenler gördüm ben. Gelin ayakkabılarını, duvağını savurdu mesela bir köşeye bir düğünde; ya da damat papyonu-kravatı çekip kopartırcasına birinin kucağına bırakarak; olmadı kafasına geçirip halayın başına geçerek ter içinde kalıncaya kadar dağıttı:) Bizim düğünümüzde buna benzer sahnelere ev sahipliği yaptı. Gerçi bu benim düşüncem, şimdiye kadar gittiğim düğün sayısı 5’i geçmez herhalde; ama nedense insanların işin bu kısmından çok da haz etmediklerini hissediyorum. Belki de yanlış bir histir kim bilir. En azından buradan benim kendi geleceğimle ilgili planlarım arasında buna benzer birşey olmaması için ne kadar dua ettiğimi de anlamışsınızdır sanırım:)

Bir Kitap: Geceyarısı Öyküleri by Selim Karakaya (Evet, Gece ve Yarısı kelimeleri bilerek birleşik yazılmıştır🙂

Beni

Yer yer hüzünlendiren,

(Hatta gözlerimin K. Esat-Seyran hattında çalışan dolmuşunda ve Adnan Menderes Havaalanında dolu dolu olmasına sebep olan..)

Gülümseten,

(Hatta dudaklarımın ve gözlerimin hemen yanıbaşında konuçlanmış o bildik, alıştık incecik çizgilerime jimnastik yaptırtan..)

Okurken kendimden, çevremdeki sevgililerden, sevgilerden tanıdık, ezbere alınmış hikayeleri çağrıştıran,

(Hatta birkaç defasında bu beni anlatıyor yahu dedirttiren..)

Uzun zaman sonra bana “Yazma” hayalleri kurduran,

(Hatta elime kağıt-kalem aldıran, masa başına oturtan ve kağıda dökülen birkaç satırdan sonra içimde büyüyerek çoğalan bir coşku seline, hayal gücüne beni kavuşturan, beni o sevdiğim eylemle buluşturan..)

Sıcacık, hem çok derin hem çok basit bir anlatımla geceleri uyumadan önce elinizden bırakmak istemeyeceğiniz; romantik bir adamın eline, diline sağlık diyesiniz geleceğinden emin olduğum bir kısa öyküler kitabı:)

Yazarının arkadaşım olmasının benim bu satırları yazıyor olmamla hiçbir alakası yok inanın. Öyle olsa önce okuyup sonra hakkında yazmayı tercih etmezdim. Diyebileceğim,

Selim’cim, eline sağlık:)

Kendi izniyle birkaç beni etkileyen alıntı ile size şimdilik veda ediyorum. Güzel bir hafta geçirmenizi diliyorum. Benimki öyle başladı ve öyle geçecek zira:) Hep ne diyorum, “Daha iyisi size olsun”:)

Askin Pesinde’den..

oyle derin ve oyle buyuk yaralarim,

yaralarimdan kalan oyle uzun aralarim,

ve hafizama hic istenmeden kazimak zorunda kaldigim

oyle gercek karalarim var ki,

 

ne kadar istesem de gelemiyorum,

her seyimi istesem de veremiyorum sana..

Hem zaten,

ne yaparsa kendine yapar insan aslinda;

hayatinin degisecegini umsan da asik olursun,

her seyini kaybedecegini bilsen de..

Hayatin Pesinde’den..

Bir centik daha yaziyorum hayal kirikliklari hanesine,

bir cizik daha atiyorum dost bildiklerimin bir tanesine,

kaldigim yerden devam ediyorum

bir gun herkes durustlesecekmiscesine…

Yuruyorum,

biraz aptali oynayarak, galiba biraz da gercekten aptal olarak,

dahasi anlamiyormus gibi devam edip,

yasamin ezbere akisina kaynayarak..

Bir Kitabın Düşündürdükleri.

 

Detail From The Yatch

Hayal kurmak bana çok iyi gelirdi. Uzunca yıllar boyunca her yalnız kaldığımda, tatilde bir şezlongda uzanmış o engin mavi’me dalmışken, otobüs koltuklarında gece karanlığında o bilmem kaç defa yaptığım yolculuklardan birini daha yaparken, sabahları işe gelirken bindiğim dolmuşta camdan dışarıyı seyrederken..

Hayal kurmak zihnimin derinliklerindeki paslanmış bazı kıvrımları parlatmaya, canlandırmaya; onları tekrardan işlevlerini yerine getirebilmek adına silkelemeye, sarsmaya yarıyordu. Bana çok iyi geliyordu. Bana güç veriyordu, inanmamı sağlıyor; hayal ettiklerime ulaşabileceğim, onları tek tek gerçekleştirebileceğim fikrine bir adım daha yaklaşmama yardımcı oluyordu. Motive oluyordum, mutlu ve heyecanlı. Bazen böyle ütopik şeyler de hayal ettiğim oluyordu, ama benim ütopyam zaten benim hayatımdı!

Geçen gece yine uyuyamadım! Gece 03:45’di saat. Gözlerimi açtım birdenbire, sanki bir ses duymuşum, ya da ufak bir tıkırtı; biri dürtmüş ya da bir yerde büyük bir olay olmuştu. Açtım gözlerimi ve gözlerimin karanlığa alışması için geçmesi gereken zaman zarfında aslında ne oldu da uyandım diye zihnimi zorladım. Rüya mı görüyordum? Düşmüş müydüm? (Ben rüyamda yükseklerden düşünce böyle, yere çakılmaya salise kala açarım gözümü de..) Yoksa gerçekten bir ses mi duymuştum. Hiçbirisiydi zihnimden aldığım cevap. Tüm düşünüp sıraladıklarım yerine bana: “Kalkman gerekiyordu, çünkü sen uyanmak istedin, çünkü yeterince uyudun ve gayet dinçsin şu anda” dedi. Peki dedim, kalkayım o halde.

Gidip mutfağa su aldım bir bardak, sonra elime şimdilerde edindiğim bir kitabı aldım ve başladım okumaya oturduğum yerde üzerime aldığım pikeye sarmalandıp kedi gibi arada mırıltılar çıkarırken.. Kitaptaki birçok cümle beni çok etkiledi, çünkü tam da benim yazmak istediklerim gibiydiler; uzun, birçok bağlaçla tatlandırılmış, yer yer kafiyeli, yer yer şaşırtıcı ve hoşa giden. Bana kendi yazdığım cümlelerimi hatırlattılar. Bir zamanlar yazdığım, yazdıkça nasıl da mutlu olduğum, kağıt ve kalemle o esrarlı ve gizliden buluşmalarımı anımsattılar. Elime bu anlamda kağıt-kalem almayalı, onlarla flört etmeyeli ne kadar da zaman olmuştu yarabbim! En son ne yazmıştım, onu bile hatırlamıyordum. Halbuki geçmişteki birçok hayalimde yazmak, güzel yazabilmek, keyifli tatlar bırakabilmek okuyucuların belleklerinde ve onları gülümsetebilmek vardı çokca, bir ünlü, tanınan “yazan” olmak vardı azıcık:)

Hayallere daldım yine saatim 05:50’yi gösterirken. Düşündükçe, canlandırdıkça gözümde neler yapabileceğimi, neler yapmak istediğimi ütopyamda nasıl mutlu oldum, nasıl içimden dışarıya doğru bir sıcaklık yayıldı anlatamam sabah sabah. Oda ısındı, sıcacık oldu, yandım pencereyi bile açtım:) Tekrar “yazma” hayallerime dönmemi sağlayan bu kitabı bir sonraki yazımda paylaşacağım.

İzmir’e yolcuyuz Cumartesi sabahı. Hafta sonumuzun ılık ve bol yemeli-içmeli geçeceğini düşünüyorum ve sizlere de süper bir hafta sonu diliyorum:)

**Hayal kurun, hakkaten çok iyi geliyor!**