Kişisel Notlar Konulu Yazılar

Subat Geldi Hos Geldi:)

 

Baby Foot

Yeni bir ay, yeni bir yazi ve yeni dogmus bir bebegin mini minnacik ayaklarinin fotografi:) Guzel bir baslangic yapiyoruz gibi geldi bana.

Babasinin ellerindeki bu ayaklarin sahibi Sevgili arkadaslarim Dilek ve Gencer’in 2. bebekleri Tuna. Cumartesi gunu ziyarete gittik henuz 1 haftalik bu ufakligi. Birkac fotograf cektim ve hep cok hosuma giden, dogum fotografcilarinin en favori pozu olan bu elde ayaklar olayina ben de istirak ettim:) Umarim basarili olmusumdur. Birkac tane cok hos fotograf yakalamisim, onlari da ilk firsatta cerceveletip kendilerine hediye etmeyi planliyorum.

Cumartesi sabahtan, saatlerimiz 10:30’u gosterdiginde “Bizim kizlar toplandik, e o zaman hadi kahvaltiya” etkinliklerimizden birini daha gerceklestirdik uzunca bir aradan sonra. Ozlemisim arkadaslarimi. Funda Pastanesindeki, Cumartesi gunlerine ozel Koy Kahvaltisina kendimizi kaptirdik yedik de yedik. Oyleki ben anca aksamustu saat 17:30’da Sevgilimin firinda yaptigi Cupralarina eslik etsin diye hazirladigim sarimsakli salata, tahinli patlican, beyaz peynir ve haydari ile birlikte sofradaki yerimi alabildim! Yemekten kalktigimizda saatlerimiz 20:30’u gosteriyordu sayin seyirciler. Guzel bir raki-balik gecesini daha sonlandiriken keyif icinde, guzel muzikler sectik gecemize nes’e katsin diye. Fransizca albumlerim, Velvet Revolver, Placebo, Savage Garden, Alanis Morisette, Nick Cave and The Bad Seeds, Zuhal Olcay, Corinna Bailey Rae… Oldukca karisik, ama bir o kadar guzel muzik ziyafetimizi de sabaha karsi 01:30 civarlarinda sonlandirarak – nihayet- sirtimiza yer gosterebildik!

Pazar sabahina erken basladik, zira Avusturalya Acik Tenis Turnuvasi Erkekler Final macinda iki muthis oyuncu Nadal ve Federer karsilasacakti. Ki ben Federer’i sever, Nadal’ i da takdir ederim. Tam final macina yarasir bir 5 setlik seyir oldu bizlere olmasina da, 4 saat 35 dakika koltuklarimizdan bir yere kimildayamadik! Maci Nadal aldi, ki ben kendisini bir defa daha takdir ettim. Zira kendisi 1 gun onceki yari final macini da 5 set uzerinden 5 saat 15 dakika ile tamamlamisti! Bu azim ve hirsla bu adamin daha uzun yillar boyunca 1 numarayi kimselere kaptirmayacagina da karar vermis bulunmaktayim. (Henuz 22 yasinda oldugunu ve 6 Grand Slam turnuvasinda sampiyonluk kazandigini da goz onunde bulundurursak.) Tenis oynamayi ne kadar ozledigim bir bilseniz!

Okulun baslamasina daha 10 gun var. Bu ay yapmayi planladigim bir dolu sey icin bu 10 gunluk surec onemli cok. Okumayi bitirir bitirmez bir arkadasimin henuz piyasaya cikmis kitabindan bahsetmek istiyorum burada sizlere. Sonra bu ay baska bir aktivitem daha var katilmayi planladigim ve bana farkli bir bakis acisi kazandiracagina inandigim. Cheesecake deneyecegim mesela hayatimda ilk defa! Her ne kadar yemeyi seviyorsam da hic denememistim mutfagimda. Ve bir arkadasimizin dugun toreni icin Izmir’e gidecegiz hafta sonu icin. Aldigim haberlere gore havalar harikaymis Izmir’de. Yazdan bir gun calabilir miyim acaba diye dusunmekteyim:)

Ben bunlari yaparken yanima eslikcim olarak alacagim hepinizi, tek tek. Hic sikilmayacagiz bu ay, soz veriyorum. Cok guzel bir ay bizi bekler, benim inancim sonsuz:)

Ya S i z i n?

FarkEtmeK…

Kitty

Farkında Olmalı İnsan,

Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.

Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen… Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını
Fark Etmeli. Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını Fark Etmeli.

Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu Fark Etmeli.

Henüz Bebekken ‘Dünya Benim!’ Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların ‘Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum İşte!’ Dercesine Apaçık Kaldığını Fark Etmeli. Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli.

 

Baskın Yeteneğini Fark Etmeli Sonra. Azraillin Her An Sürpriz Yap abileceğini, Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini Fark Etmeli İnsan. Ve Ölmeden Evvel Ölebilmeli.

Kiity Cat

Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte, Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini Fark Etmeli. Eşref-İ Mahlukat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu Fark Etmeli. Ve Ona Göre Yaşamalı.

Gülün Hemen Dibindeki Dikeni, Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü Fark Etmeli. Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını Fark Etmeli.

Eşine ‘Seni Çok Seviyorum!’ Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü Fark Etmeli. Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini, Ama Arka Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu Fark Etmeli.

Zenginliğin Ve Bereketin, Sofradayken Önünde Biriken Ekmek Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini Fark Etmeli.

FARK ETMELİ.

 

Ömür Dediğin Üç Gündür, Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,

O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,O Da Bugündür.

CAN YÜCEL

That Look

**Sevgili Lale’ye, bana bu şiiri hatırlattığı için çok teşekkür ediyorum.**

Hepinize farkında olarak, fark ederek, şükrederek geçireceğiniz süper, harika bir hafta sonu diliyorum:)

**hARİKA bİR şEY bULDUM bEN! Şubat Ayında Başka Bir Planım Var, Ama Mart Ayında Yapmak İstediğim Şey İşte Burada. Ankaralılar, huuuu.Bir ben mi yeni öğrendim bunu yahu:(**

Bu Sabah Aynaya Baktım..

Scary Women

Ve gördüğüm yüzden hiç de memnun kalmadım.

Biraz yorgundu baktığım yüz ve gözlerimin kenarlarında incecik çizgiler. Göz bebeklerinde ışıltı yoktu, öyle ruhsuz bakıyorlardı gayetten gözlerim. Dudaklarım kurumuş, üst dudağımda klasikleşen uçuklarımdan bir tanesinin henüz taze bıraktığı bir iz, gayet bellisinden! Burnumun üzerindeki gözenekler her zamankinden daha belirgin, sanki kulaklarım daha da kocamandı bu sabah. Saçlarım darmadağan, bir bukle tam alnımın üzerine düşmüş.. Bakıp bir şeyler demesini bekledim aynadaki o yüzün. Güzel bir şeyler, hani tamda yıllardır her sabah söylediği cinsten. Sustu. Bir şeycikler diyemedi. Öyle baktı sadece anlamsızca. Anlaşamadık sabah aynamla ben!

..

Anne kuşumu görüp geldim bu hafta sonuna doğru. Antalya ilk gün beni güneşiyle, ılık ılık hafif esen rüzgarlarıyla karşıladı. O ilk gün annekuşumla sohbet ettik, dertleştik. İyi gördüm onu, daha da mutlu oldum. Annemi iyi ve huzurlu görünce yüreğime resmen su serpiliyor, ferahlıyor içim. Kollarımın altında melek kanatları varmış da, böyle göğe yükseliyormuşum gibi hissediyorum yavaş yavaş..

Ama ikinci gün bir lodos, bir şiddetli esinti, bir yağmur kurşun gibi hem ağır hem sesli.. Islandım, uçuyordum az kaldı dengem bozuldu rüzgardan. Yılmadım gittim o rüzgarın altında bir kuytu buldum; köpüren, karmaşık Akdenizime uzaktan baktım bir müddet. O an bir şey düşünmedim doğrusunu isterseniz. Sadece baktım o engin köpüklüye. “Kudurmuşken bile güzelsin” dedim içimden, bir gülümsedim yürüdüm gittim eve!

..

Son zamanlarda bu iki noktalardan ibaret oldum. Yazasım yok. Acaba kayıp mı ettim bir şeyleri? İlgimi taze tutacak ve meşgul edecek başka şeyler, başka gelişmeler mi oldu da böyle yazmaktan da, daha başka sevdiğim şeyleri yapmaktan da uzaklaştım.. Düşününce mantıklı bir şekilde “yooo” diyorum. Ben aynı ben. Hayatım bir miktar değişti. Ev benim mavi kutu değil artık, ama laptop yine benimki evimden getirdiğim. Bacaklarımı uzatacağım orta sehpam yok yazı yazarken, evet, getirmedim onu yeni eve. Acaba masada yazmak mı zormuş? Kendi içime de dönemiyorum şöyle ağız tadıyla! Dışa dönsem o hiç olmuyor. Zaten anlaşılamamak kadar berbat bir şey yok bu hayatta.

..

Yine iki nokta.. Bu şu demek oluyor. “Yazacak tam bir metne sahip değil aklım şu anda. Anca bölük pörçük ortaya karıştırıyorum bir şeyler. Eski yazılarıma bakıp bazıları için “vay be” diyorum. Ne derinmişim ben o dönemlerde:) Şimdi sığ biraz bendeniz kulunuz. Boş hatta. İçim boş, aklım boş. Elim-kolum bomboş. Boş bakıyorum. Sadece uyuyamıyorum. İnsan boşken uykusu da kaçıyormuş, onu anladım. Ama mutsuz değilim, huzursuz da değilim. Doğru anlatamamaktan korkarım durumumu. Kötü birşey yok öyle olmuş olan, vücuda gelen. Sadece ben.. Ben biraz kayboldum sanırım. Nereden bulunacağım, kim bulacak beni, ne zaman bilmiyorum. Hikayenin sonunu da merak etmiyorum açıkçası. Ama bana rastlayanınız olursa bir yerlerde omuzlarımdan tutup beni bir sarssın olur mu? Gözlerimin içine içine baksın. Ta ki oradaki ışık -eskisi gibi- alevlenene kadar!

Faranjit

Bosphorous

Faranjit oldum, evde yatiyorum. Super oldu! Diyordum ki “Aman bir degisiklik, farklilik..”. Dedi al sana farklilik!

Hafta sonu sporu sonrasinda mi bu hale geldim bilmiyorum. Ustum basim saglamdi ve eve gelir gelmez de sicacik dusumu almistim! Pazar gununu tamamen kanapede gecirdim, bir ara atesim 37,8 oldu. Bir usuyorum, bir terliyorum, devamli baygin halde yatiyorum:( Pazartesi acile giderek sorunumu ogrendim ve ilaclarimi alarak eve, yatagima dondum. Bogazim daha iyi, ama bu defa da oksuruk mahvediyor, kuru kuru boyle:( Sirtimdaki tum kemikler de sanki dayak yemiscesine aciyor!

Cumartesi gecesi sevgilimin dogum gununu kutladik cumbur cemaat. Once Gelidonya Feneri‘ne yemege goturdum kendisini, sonra da her daim ugradigimiz mekanimiz James Cook‘a. Dib Sahne ile geceye noktayi koydugumuz anlari hatirlamamakla birlikte cok eglendigimizi soyleyebilirim. Sanirim asiri mutluluk ve keyiften 3 duble raki ile 2 bira sonrasi sarhos oldum! Benim icin cok fazla degildir bu ayar zira.

Hava nasil guzel disarida, sanki nispet yapiyor..

Bir de su araba kornalari olmasa yarabbim! Cadde uzerinde oturmanin en igrenc yani! Hele simdi 2 kati yuksek hizda sesler yankilaniyor kulaklarimda.. Lutfen bir sonraki evimiz daha sakin bir yerde olsun olur mu Tanrim?

Nedir?#%!

Uyanmakta oldukça zorluk çekmeye başladım son birkaç haftadır. Canım yataktan dışarı adım atmak istemiyor, tüm vücudum şiddetle yorganın üzerimden çekilmesini reddediyor! Aslında uykum olmamasına rağmen tek düşündüğüm saatlerce, mırıl mırıl mırıldanarak bir sağa bir sola dönerek, geniş geniş bacaklarımı kollarımı yatakta uzatarak yatmak!

Serilmek hatta. Öylece.

Acelesi olmayan, bekleyeni olmayan bir kadın olmak, boş boş uzanmak istiyorum! Ne acayip değil mi? Hayır, ben öyle çok yatakçı bir tip değilimdir de ondan.. Yatakta, uykuda geçen zamana acıyan, erken kalkarak günü yakalamak, daha etkili kullanmak peşinde olan biriydim ben. Şimdiyse “aman boşver”ci biri oluverdim! Belkide geçicidir bilemiyorum.

İnsanı hayatta tutan, canlı tutan şeylerin başında amaçları geliyor bence. Heyecan veren hedefler, kafada planlar böyle en güzelinden.

Biraz da motivasyon eksikliğim var sanırım. Sınavlara çalışmak yoruyor. Her akşam birkaç kadeh içmeden yatamıyorum! Kafamda bin türlü şey var kimselere çoğu zaman anlatamadığım, nasıl ifade edeceğimi bilemediğim. Gellerim var gitlerim var. Kara kaplı defterlerim var! Umutsuzluğa kapıldığım, doğru parçalarını bulup yerleştiremediğim kutularım var elimde. Daireyi kare kutuya koyuyorum, üçgeni daireye. Öyle salak bir hal var üzerimde. Kendimi 34 değilde 134 yaşında hissediyorum.

Alışkın olduğum çoğu şeyden uzağım.

Özlüyorum, ama neyi deseniz tek tek hemen sayamayabilirm. Rutin hayatları sevemedim ben, sanırım ev-iş-okul üçgeni içinde, bir de kış mevsiminin karanlığı, kasveti, buzz gibi soğuğu eklenince böyle biraz rutinleşti yaşantım.

Sıkıya da gelemiyorum ayrıca, gözlerimden ateşler çıkarasım geliyor böyle. Final sınavlarının stresi beni benden almış olabilir. Bu yaşta oturup 2 kitap çalışarak bir final sınavına hazırlanmayı kabul edemiyor sanırım bedenim, ve hatta ruhum.

İsyanlardayım anlayacağınız.

Huzursuzluk ve “aman boşver”cilik yakamda bu ara. Bırakmıyorlar bir fotoğraflarımı paylaşayım, güzel yazılar yazıyım şurada..

Anladınız beni değil mi?

Anlayanınız varsa bana da anlatsa bari:(