Kişisel Notlar Konulu Yazılar

“Macera”nın Hangi Anlamına?

Glass of Red Wine

TDK‘nın sayfasından baktığınızda iki anlamı varmış “Macera”nın:

1) Baştan geçen ilginç olay veya olaylar zinciri, serüven, sergüzeşt, avantür.

2) (mecaz)  Olmayacakmış gibi görünen iş.

Şimdi buradan bakınca bana daha çok 2. anlamına doğru gidiyoruz gibi geliyor.

20 Eylül’de 1 haftalık yıllık iznimden son kalan kısmı geçirmek üzere bir seyahate çıkıyoruz. Destinasyon Marmaris. Neden Marmaris? Çünkü yıllardan beridir hayalini kurduğum ve ölmeden önce bir defa yapayım bari dediğim bir etkinliği gerçekleştirmek üzere oradan yola çıkıyor TEKNEMİZ:) Daha önce şurada bir miktar çıtlatmışım: 8 kişilik bir Gulet tekne ile 6 kişi Marmaris’ten yola çıkmayı planlıyoruz 21’i Pazar sabahı. Buraya kadar iyi gibi. Fakat 2 şey var ki, söz konusu duruma ulaşmayı ve tamamlamayı biraz şaibeli bir hale getiriyor:

1. şey; Diğer 4 arkadaşımızın arabaları ile gideceği Marmaris’e bizim motorsiklet ile gidecek olmamız!

Malum, havalar bir anda şiddetli bir şekilde soğuyuverdi. Dün gece tenis topu kadar dolu taneleri ardından, pırıl pırıl ortamı aydınlatarak çakan şimşekler eşliğinde sağnak yağmurlara şahit oldu Ankara. Şimdi eğer bu yağmur ortamı devam ederse Cumartesi günü, bizim Ankara-Marmaris güzergahımız üzerinden hedefe ulaşım şansımız ne olacak?

2. şey ise; Diyelim vardık kazasız belasız ve kuru bir şekilde.. Tekne ile Perşembe’ye kadar 4 gün boyunca nice olacak halimiz? Yani biz tüm tatili güverte üzerinde bir şort bir t-shirt ile geçirmeyi ve bendeniz de bir miktar -artık- bronzlaşmayı beklerken, acaba kamaralarda mahsur mu kalacağız gece-gündüz? Nasıl tamamlanacak o tatil?

O açıdan “Macera”nın hangi tanımı bize uyacak çok merak etmekteyim.

Diyelim ki o bir hafta tamamlandı güllük gülistanlık. Güzel olur tabi. Ama bizim bu tatil mi “Macera”mı henüz belli olmayan yolculuğumuzun birde 2. bölümü olacak. Yani Marmaris’te tekneden inip Dalyan, Kelebekler Vadisi, Datça, Bodrum, Kuşadası, Selçuk ve en nihayetinde aile yanı konaklama noktamız Seferihisar’a gitme planlarımız vardı. Ya o hafta havanın bozacağı tutarsa? İşte tüm bu “ya” veya “yoksa” ile başlayan cümlelerle bir miktar bunalmaktayım.

..

Dün akşam Sevgilim‘e montun çok kirlenmiş şunu yola çıkmadan önce temizletseydik dedim. Nasılsa yağmurlarla karşılaşacağımızdan da emin bir halde, “Motorcu adamın montu kirli olur” dedi! Kıdemli motorsiklet kullananlar öyle zırp pırt temizletmezlermiş montlarını! E dedim benimki pırıl pırıl. İşte dedi, bu tatilde sende gerçek bir motorcu olabilecek misin göreceğiz!

İmdat!

MektuP

JTB Header

Çok teşekkür ederim sevgili Meltem, a.ka. Crebro:)

Hayalimdeki header’ı bana tasarladığın, bir güzel boyayıp böyle mavilerle içimi açtığın için.

İstediğim gibi, bakanın gözünü gönlünü açan bir çalışma olduğunu düşünüyor ve bu sayede başlayan tanışıklığımızın daim olmasını diliyorum.

Sevgiler,

Dilara

Kanatlı Yürek

Angel Heart

Yüreğim büyüyor, kocaman oluyor bazen. Kah korkudan, endişeden; kah neş’eden, keyiften.. Atım hızı artıyor, kulaklarımda duymaya başlıyorum bu hızlı hızlı atan yüreğimin çarpıntısını. Göğüs kafesim açılıverecek, içinden bir çift kanat takmış olduğu halde süzülen bir yürek çıkacakmış gibi oluyor. Niye bilmiyorum, ama benim yüreğimin rengi “mavi” bu arada. Kanatları da beyaz, incecik tüyden. Boynunda da gümüş, ışıl ışıl bir zinciri var, zincirin ucunda da bir melek. Meleğin başının üzerinde o bildiğimiz harelerden var ve gülümsüyor yüreğimin meleği.

Kocaman gülümsüyor.

Yüreğim endişe de etse, korksa da çok; ya da neş’e içinde kıpırdansa ya da keyiften azıcık sarhoş da olsa o melek hep gülümsüyor. Yüreğim hızlı hızlı kanat da çırpsa korkmuyor hiç düşerim felan diye. Rahat görünüyor yüreğimin boynunda,

zira o bir melek ne de olsa.

Yüreğiminki kadar değilse bile kendi kanatları var. Kendi kanatları ile de uçabilir istese eğer. Ama o yüreğime yakın olmayı seçmiş, kendi kanatlarıyla uçmayı düşünmüyormuş.

Öyle söyledi dün gece bana:)

Dedi ki:

“Sen de benim gibi sürekli gülümse artık lütfen. Korkacak, endişe edecek hiçbir şey yok! Olsa, bak ben kalır mıydım yüreğinin yanıbaşında? Tehdit etse bir şeyler beni, altından kalkamayacağım yükler yüklenecek olsa üzerime, şimdiden düşünmek zorunda kalacağım cevaplarını, bin türlü soru olsa aklıma geliveren.. Kalır mıydım sanıyorsun? Kurtarmak için canımı uçup gidemez miyim uzaklara, başka başka yürekler, kanatlı yürekler bulamaz mıyım sanıyorsun? Bulurdum elbet. Mavi olmasa da kan kırmızı yürekler bulurdum. Simsiyah yürekler bulurdum. Ama güven bana işte,

dediğime güven sen.

Kafanda dolaşmasına izin verme korkularının, endişe etme fazla öyle önüne çıkan yeni problemlerden. Herşey çok güzel olacak bak. Biliyorum da gülümsüyorum kocaman. Bana güven sen.

Bana güven.” dedi.

………

Güvenmek istiyorum.

Mavirenklikanatlıyüreğiminboynundakocamangülümseyenbaşıharelimeleğiminsözlerine.

Sarı Sonbahar’da Renk Cümbüşü:)

Spring Time in London

Küçük kız çocukları gibiyimdir ben bazen. Bir süslü, şımarık böyle, bir hop hop yerinde duramayan. Deli dolu, komik.

Ya da kocaman sorumluluk sahibi her kadın gibi böyle bir ağlak, bir -gereksiz- endişeli, pireleri DEV yapan, çokca kızgın. (Hayata, kocaya, çocuğa, patrona, sokaktaki adama, dolmuştaki şöföre..)

Hem pireleri DEV yaparım, hem ufacık şeylerden KOCAMAN mutluluklar yaratırım kendime. Bir demet kır papatyasından taç yapar, eve gelen çelenklere burun kıvırırım! Salaş balıkçıda 2 duble rakıyı Bebek Balıkçısı’nda en lüks balık ızgaraya tercih ederim.

Optimistin allahıyım, ama bazen en pessimistlerle bile boyuma posuma bakmadan yarışırım!

Sevecen, sakin, hani DERVİŞ ya da PEYGAMBER denen insanları bile çileden çıkarabilir, boğabilir; en gergin, sert ve asabi insanları anında yatıştırabilirm. Prozac gibiyimdir bazen:)

Biraz renkliyim sanırım ben. Şimdi yukarıdaki anlattıklarıma bakınca. Böyle siyahlar, sarılar, kırmızlar, pembeler geldi gözümün önüne.

Deli dolu ruhuma bazen “dur” demek çok zor oluyor, alıp başını gitmek isteyince böyle “şşşttt, sakin ol” demem lazım geliyor. İçimde fırtınalar koparken, sakin bir Ölüdeniz edasıyla arz-ı endam etmem, Dev’lerle boğuşurken Pamuk Prenses masumluğunda gülümsemem, kirpiklerimi hızlı hızlı kırpıştırarak elim belimde kırıtmam gerekiyor. “Her şey Yolunda Anne” demem gerekiyor bazen aslında yolunda gitmese de bir şeyler.

En önemlisi ise zamanla artık tüm bu lazım gelenleri benimsemiş, bir özümsemiş, başka alternatifler olamayacağını artık daha bir kabul ederek YAŞIYOR buluyorum kendimi. “Daha iyiye gidebilirim, iyiye götürebilirim hayatımı bu mevcut dönence içinde” diye telkinlerde bulunuyorum kendime de, anneme de!

Bildiğim tek şey yaşamıma sıkı sıkıya bağlı olduğum. Kendi rızamla buradan ayrılmak niyetinde değilim, her ne kadar üniversitede bunu düşünmüş olsam bile! (Ah Durkheim ah! Neydi o dersimizin konusu kitabının adı: Suicide mıydı??)

Sanıyorum ki bana benzeyen bir sürü kadın var bu dünyada. Bu bizim tipimizdeki kadınlara ya “Zor Kadın” deniyor, ya da DELİ:)

Hayatımı paylaştığım adam bana “KOMİKSİN SEN!” diyor. Böyle rollercoaster gibiymişim. “Seninle hayatın ne getireceği hiç belli olmuyor, hiç sıkılmayacağız sanırım” diyor. Geçenlerde “5 tane çocuk yapacağız, hepsi de süper olacaklar” dedi. Ama sadece “gözleri ve dudakları sana benzesin” demeyi de ihmal etmedi:(

Bu söylemden acaba nasıl bir çıkarım yapmam gerekiyor dersiniz? Hangi ben olarak ele alsam acaba bu cevabı: Optimist pamuk prenses olarak mı yoksa pessimist deli kadın olarak mı:)

Eylül Derken..

Canal From London

Sonbaharın ilk ayıdır Eylül..

Giderek serinleyen havanın sebebi belki de.

Bir sürü arkadaşımın dünyaya geldiği ay.

Yaprakların yavaşça sarı-kahverengi-kızıl renklere dönüşmeye başlayıp kendilerini kocaman bir bahar ve yazdan beridir ikamet ettikleri ağaçların kollarından aşağıya bırakmaya başladıkları bir ay.

Güzel bir adı vardır ayrıca, güzel ve hüzünlü: Eylül.

Roman ismine de uygun hem.

Kimileri için başlangıçlar, kimileri içinse bitişleri ifade eder; ama çoğunlukla ümit edilen, özlem duyulanı getirmesi istenen, önünden andlar içilen, kendi kendimize sözler verdiğimiz bir aydır Eylül nedense!

Yalnız, az biraz solgun, hafif serin, ama keyifli bir aydır benim gözümde.

Hristiyanlar için “İstavroz ayı”, Karadenizliler içinse “İstavrit ayı” imiş:)

~

Şaka maka tam  4 Eylüldür buralarda birlikteyiz hep beraber biliyor muydunuz? Ne güzel:)

~

Eylülü karşılarken siz, günlük hayatımızda yuvarlanıp gitmeye devam ediyoruz biz. ( “O” ve ben yani) Sevgili ile koca bir Cumartesi öğleden sonrasını haftalık yemeğimizi yapmak için mutfakta beraber geçirdik. Sonra da hazıladığımız yemeklerden azar azar soframıza taşıyarak resmen bir ziyafet alanı yarattık kendimize. Yemeğe katılan oldu, sonrası içki-meyva kısmına katılan oldu. Sonra da “O” ve ben kendimizi Dib Sahne‘de buluverdik. Üniversite yıllarımdan dinlediğim FLU performansını, aralarda DJ hatunun başarılı müzik seçimlerini, yüksek yüksek tavanlarını ve özellikle kırmızı klozetli tuvaletlerini ben çok beğendim. Ankara’da iyi müzik dinlerken, dans ederken telef olmayacağınız bir yer. Giriş için 15 YeTeLe verdik sanırsam. Tunalı Hilmi’nin hemen başında.

~

Liva Pastanelerini biliyorsunuzdur. Bizim sokaktakinden her hafta sonu envaye çeşit börekler ve poğaçalar almadan kahvaltı masasına yerleşemiyoruz biz:) Orada yediğim her türlü tatlının da benzerini başka bir yerde tatmadım ben. Özellikle profiterolü çok güzeldir. Şimdi ise bu güzel tatlarının daha hafif kalorili olarak sunulabileceği yeni bir mekan açtılar Farabi Sok.da: LivaLight! Bence fikir süper. En kısa zamanda bir tatmak lazım der, buralarda olanlara duyururum.

~

Birkaç hafta sonra yıllık iznimizin kalanını geçirmek üzere yine yollara düşeceğiz:) Bu defa “Ömrü Hayatımda Yapmayı Arzuladıklarım” listemden bir maddenin daha üzerini fosforlu bir kalemle çiziktireceğim kızmetse:) Yine ucunda “mavi” olacak, yine motorsikletimizle düşeceğiz yollara. Bu defa yol daha uzun, velakin hazırlığım daha iyi olacak;) Bu tatil uzun olacak, malum bayramla birleşecek. Oldukça maceralı olacağı hissiyatındayım, ve eğlenceli, ve bol yemeli-içmeli. Dolayısıyla birkaç kilo versem fena olmaz sanki triplerindeyim:) Bakalım, göreceğiz. Sevgili‘m, her ne kadar göbeklendim ben desede hala beraber yaptığımız ve beraber keyifle yediğimiz tüm yemeklerin sadece bana yaradığını düşünmekteyim!

~

Bu hafta sonu ise yine Efes/Selçuk yolları taştan bize. (Sevgili’m atlamaya gittiği en az senenin bu sene olduğunu söyleyip duruyor. Geçtiğimiz yıl her hafta sonunu orada geçirmiş de!) Bu bizim 4. gidişimiz olacak. Cumartesi tüm günü sevgili arkadaşlarım Tolu ve Ayşegül Sultan ile geçireceğim bir aksilik olmazsa. Onlar şu an itibariyle Datça’da birlikte tatil yapmaktalar! (Sondaki ünleme dikkat çekerim!) Eskiden “biz” olurduk her yerlerde, şimdi evlenip barklanınca beni dışında bırakıyor alçaklar planların. Neyse artık, 1 günlüğüne de olsa yine “biz” olabileceğiz. Onları Yedi Uyuyanlar’a ve Şirince’ye götüreceğim. Bol bol otlu gözleme, şarap yedirip içireceğim. Sadece ben mi kilo alayım yahu, yaşasın kötülük:)

~

Eylül ayının en sevdiğim taraflarından biri de Amerika Açık‘ın her daim ulaşılabilir bir kanalda benimle olmasıdır:) Hafta sonu ve tüm akşam sadece EuroSport’ta tenis maçı izliyorum. Ve ne mutlu ki bana “O” da bundan büyük keyif alıyor:) Seyrettiklerimizin uygulamasını yaptık bu Cumartesi sabahı. Velakin Pazar sabahı Dib çarptı beni yataktan kalkmam 10.00’u buldu! Haliyle sabah sporu hayal oldu..

Neyse, diyeceğim güzel bir Eylül olacak bu Eylül.. Kulağıma öyle fısıldadılar benim:)