Kişisel Notlar Konulu Yazılar

Hayat, Sunulmus Bir Armagan..

Hayata, vucuda gelmemize, ete-kemige burunmemize ve DOGMAMIZA karar veren bizler olamiyoruz ne yazik ki! Bu karar, sonradan kendilerine anne ve baba diyecegimiz ve buyuk olasilikla hayatimizin sona erecegi gune kadar bizim uzerimizde cok buyuk etkisi olacak bir kadin ve erkege ait. Bu iki birey dogan cocugun hayatinda o kadar buyuk bir guce sahip ki ileride basarili, kendine guvenli, iyi iliskiler kurabilen bireyler olmamiz ya da hep bir “kaybeden”i oynayan, mutsuz, sorunlu ve doyumsuz olmamiz yine onlarin bizi yetistirdikleri “cekirdek aile”mizin temelleri ile ilgili dogrudan.

Secemedigimiz ilk sey bu belki, ama secimler yapmaya akil erdirmeye basladigimiz ve farkindaligimizin da artmasiyla yolumuzu cizmemiz gereken zamanlar karsimiza ciktigindaysa, iste o zaman yapacagimiz secimlerden tamamen kendimiz sorumlu oluyoruz. Evet, bu hayata gelmeyi belki biz istemedik. Aile veya akrabalarimizi, dogdugumuz sehri, ulkeyi biz secemiyoruz. Ama oyle bir an geliyor ki..Iste ondan sonra.. Ondan sonra her verilen kararin sorumlulugunu gogsunuzu gere gere almamiz gerekiyor.

Bunca yil yasanilan bir suru seyden sonra geriye donup baktigimda, Ataol Behramoglu’nun bir siirinin sozlerini dusunuyorum: “Hayat, sunulmus bir armagandir insana” diye baslayan hani..

Istemedigim o kadar cok karar verildi ki benim adima.. Istemedigim o kadar cok sey yasamak durumunda kaldim ki.. Secmedigim bir hayati yasattilar bana bir sure. Secmedigim insanlara yeniden “anne veya baba”ya benzer seyler soylenmem istendi.. Secmedigim evlerde oturdum, secmedigim kisilerle akraba oldum..

Simdiyse hayatin bana sunulmus bir armagan oldugunu soyluyorum, hatirlatiyorum sikca kendime. Secimlerimi kendim yapiyorum artik. Bu durum tabi ki bana bu hayatin zorluklari ve baskilarina da tumuyle tek basima yuklenme sorumlulugu vermiyor degil hani:) Ama yeni yerler gormek, insanlar tanimak, denemek, kesfetmek, calismak, okumak, ogrenmek, arkadaslik etmek ve yemek-icmek gibi bir suru konuda yaptigim secimlerle ben BEN oluyorum. Ve de sunu biliyorum ki bunun sonu yok! Ilk secim hakki bizde degil, ama sonrakiler hayatimizin sonuna kadar bizim:) Bu sebeple, bu hayata bir armagan olarak bakmayi basaramadigimiz surece ne mutlu, ne basarili, ne de iyi iliskiler kurabilen kadinlar ve erkekler olabilecegimizi unutmayalim.

~ Yukaridaki guzel bebek Zeynep Duru. Annesi de benim guzel arkadasim Duygu. Su yazdigim post‘ta bahsettigim arkadaslarimdan biri kendisiydi:) Dogumun ertesi gunu ziyaretlerine gidip bu guzel fotografi cekmistim, sonra da onu cerceveletmeleri uzerine kendilerine hediye ettim:)

~ Ayni post’ta bahsettigim arkadaslarimdan biri de dogum yapti gecen hafta: Tarcin Asli‘mizin da Damla bebegi bu dunyaya gozlerini acti:)

~ Sevgili dostum, HindistanCevizleri’nin disisi Bezen hanim’da birkac haftaya kadar anne olup, kizi Lara Su‘yu kucagina alacak insallah..

~ Dorduncu annemiz de Didem’cim olacak:) Onun da cok az zamani kaldi.

Guzel bir hafta bizi bekler. Secimlerimizi yapalim: Guzel filmer var sinemada, guzel yemekler goruyorum ayrica hos sohbet ve kahkahanin eslik ettigi.. Badem sekerleri ve cikolatalar, likorler ve birbirinden guzel tatlilar goruyorum:) Sevgi goruyorum, samimiyet, biraz huzun ve minnettarlik..

Uzun lafin kisasi HAYAT goruyorum capcanli:)

Sezen’den Dilayra’nin Fotolari Esliginde…

Uzanıp Kanlıca’nın orta yerinde bi taşa
Gözümün yaşını yüzdürdüm Hisar”a doğru
Yapacak hiçbir şey yok gitmek istedi gitti
Hem anlıyorum hem çok acı tek taraflı bitti

Bi lodos lazım şimdi bana bi kürek bi kayık
Zulada birkaç şişe yakut yer gök kırmızı
Söverim gelmişine geçmişine ayıpsa ayıp
Düşer üstüme akşamdan kalma sabah yıldızı

Ah İstanbul İstanbul olalı
Hiç görmedi böyle keder
Geberiyorum aşkından
Kalmadı bende gururdan eser

Ne acı ne acı insan kendine ne kadar yenik
Bulunmadı ihanetin ilacı yürek koca bir karadelik
Yapacak hiçbir şey yok gönül bu sevdi
Yeni bir ten yeni bir heyecan bilirim üstelik

Buyuk kadinsin Sezen.. Kac defa dinledim bugun bu parcayi.. Hasta hasta hem de:(

Giderayak, tam da ise baslayacakken kiriliyorum dostlar!! Aman diyim, dikkat edin. Beni de bu guzel havalar mi, yoksa bu guzel sarkilar mi mahvetti bilmiyorum. Tum kemiklerim sizliyor, Istanbul’un guzel fotograflarina bakiyorum belki guzel seyler sizilari dindirir diye..

Yarin Sonbaharin ikinci ayina giriverecegiz. Zaman ne kadar da hizli, her zaman dedigimiz gibi. Yeni bu ay yepyeni umutlar, saglik, bolluk, bereket, az huzun, az muamma, cok kahkaha ve cok sosyal bir ortam ihsan eylesin hepimize.. AMIN

~Postcards From IsTanBul~

~

Buradan uzun zaman ayri kalmak hosuma gitmiyor! Bir tarafim eksik hissediyorum hep.

Halbuki buradan hep farkli ve guzel, insanin icini isitan, zihnini ve tecrubelerini gelistiren, herkese iyi gelebilecek seyler paylasmak istiyordum.

Okudugum kitaplardan alintilar yapmak yerine, onlarin bende biraktigi izleri anlatmak istiyordum. Yasadiklarimdan ogrendiklerimi gostermek, henuz yasamadiklarim konusunda deneyimlerinizi ogrenmek istiyordum.

Ben boyle var olmayi secmistim. Kendime donuk yasantimin bir yerinde artik bu kadar da kendime donuk olmayi istemedigimi farkettim ve daha cok insan olsun hayatimda, ayni seylere benimle gulen ya da ayni aciyla ici yanan benim gibi demistim, bilebildigim ya da bilebilecegim..

Bu kadar ara verdigim icin kusuruma bakmayin olur mu? Hayatim biraz karmasik bu aralar. Sagligim iyi, sadece dogru durust beslenememeye devam:) Izindeyim, ise gitmiyorum; ama her gun duzenli erken kalkip spor yapiyorum. Yine masamin basindayim, ofiste degil ama evde: Ders calisiyorum! Cok fena bir sekilde sigara iciyorum!! Biraz darmadaganim. Hayalini kurdugum tekne gezisine cikmamanin verdigi bir “ah yine kacirdim bir seyleri iste” hissi mevcut tabi ki. Omru hayatimda sanirim ilk defa bu yil bu kadar kisa tatil yaptim: 3 gun Kas kacamagi ve 4 gun teyze ve anne kuslarla Izmir’de bir yazlikta aile saadeti:) Buna da hamdolsun:)) Ay bir de Istanbul tabi, 3 gun..

~

TV’den uzagim oldukca. Hatta gunlerdir acmadim bile! Varsa yoksa muzik.. Eski albumlerimi elden gecirdim, mutlu mesut onlari dinlemekteyim. Tabi, tam ben evde ders calismak icin kampa girmeye karar verdigim gunun ertesi, karsi apartmanimiza insaat iskelesi kurulmasi ve dahi su an itibariyle kurulan iskelenin sokulme gurultulerini saymazsak.. Oldukca verimli bir calisma atmosferi icerisindeyim:)

~

Istanbul’dan donerken otobuste okumak icin bir kitap almistim: “12 Yazarin 12 Istanbul’u” diye. Oyle edebi metinler iceren, mukemmel bir eser degil. Ama aralarinda benim de severek okudugum, ya da merak ettigim ama hic bir kitabini henuz okumadigim 12 yazarin Istanbul’daki yasadiklari, baglandiklari bir semti ya da butunuyle Istanbul’a karsi hislerini anlatan bu kitabi sicak buldum.Icinde Inci Aral, Kursat Basar, Nazli Eray, Buket Uzuner, Ayse Kulin, Mehmet Murat Somer var mesela.. Bir otobus yolculugunu size guzel gecirtecek bir kitap. Istanbul severler, Istanbul’u bu yazarlarin dilinden okumak isteyenler icin.

~

Istanbul’da yapmaktan vaz gecemedigim seylerin basinda geliyor bir Bogaz gezisi tekne ile. Bu kartpostalvari fotograflar bu tekne gezisinden size konuk oluyorlar:) Eskiden ozellikle soguk havalarda bu gezinti teknelerine binince hemen bir sigara yakar, mataramdaki viskiden cayci amcamin getirdigi sade kahveye doktugum karisimi “oh” diye diye icerdim. Bu defa bir sey icmedim, sigara da icmedim. Daldim daldim gittim, hikaye yazdim, guldum kendi kendime. Teknedekiler baktilar bana garip garip:) Diyorum ya, bu aralar biraz normal disiyim ben!

~

Havalar fena sogudu. Donuyorum ben artik. Olsun varsin, bir de yagmur yagsa ve arap kiz da camdan bakmaya baslasa yine eskiden oldugu gibi! O kadar uzun zamandir camlar arap kizsiz, biz yagmursuz kaldik ki..

Haftanin ortasina geldik.

Zaman hizla akiyor..

Her gecen gun biraz daha kafama dank ediyor bu gercek. Yanimdan akip giden, bana teget gecen, ama benim kacirdigim bir hayat oldugunun da farkina varmamla hele..

Cok dokunuyor hersey bu ara bana.. Cok!

Konumuz: INEKLER:)

Evet:)

Renk renk, desen desen, seker-komik-sevimli inekler gordum ben Istanbul’da, Cow Parade’de.. Nisantasi civarlarinda kaldigim icin hep buralardaki inekleri goruntuledim gerci. Toplamda, Istanbul’un degisik kesimlerine dagilmis olmak uzere, 200 tane inek varmis:) Bu yukaridakilerden sari canta seklinde olani, takdir edeceginiz uzere, Louis Vuitton Magazasinin tam onunde yatiyordu:)

Bu sevimli, kokos hanim da Milli Reasurans’in tam onundeydi:) Kirmizi ojeli toynaklari, boynunda inci kolyesi, masasinda hemen laptopin yaninda yer alan bir fincan kahvesi ile gelen gecenin sevgilisiydi resmen:) Kendisi kirmizilar icinde pek de hostu ne yalan soyleyeyim..

Bu yukaridaki tipler de hemen Beymen Brasserie’nin onundeydiler. Malumunuz burasi bir cok unlu ve sosyetik kisinin paparazilere “yakalandigi” bir mekan. (Mesela Adnan Polat yemek yiyordu ben cekim yaparken) Eh, paparazilerin pusuya yattigi yere de anca bu tipte canlandirilmis 2 inek koymak uygun olabilirdi diye dusunulmus sanirim:) Ineklerimizden biri paparazzi, digeri de unlu bir isinegi, elinde cep telefonu ve fiyakali takmiyla:) Yalniz kravata lutfen dikkat, yine kirmizi:)

Bir kirmizi hanim daha. Uzerinde soluklanmaya kiyilabilir mi bunun?

Asagidaki de Sezen Aksu’nun yaratimlarindan biriymis: Deli Kizin Inegi:)

 

Bunlar benim objektifime takilan sevimli ayrintilar oldular bu kisa Istanbul soluklanmam sirasinda.. Oradayken gorusebildigim, bana vakit ayiran Brumendiuss‘uma, Fevziye’ye ve K.I.S.D‘ye cok tesekkur ediyorum:)

Brumendiuss’umla Kanyon’da Kitchenette‘de guzel bir yemek yedik. Fevziye ile Mid Point‘de soluklandik, sarap kadehlerimiz hic bosalmadi:) Sevgili K.I.S.D ile de onun favori mekani Ist Cafe‘de leziz mi leziz cheesecake’ler yedik.

Bu kisa seyahatimden bana yine guzel arkadaslarla hos mekanlarda paylasilanlar, guzelim Istanbul Bogazi kar kaldi:) Bir de yukaridaki sevimli inekler:) En begendigimi en sona sakladim. Kahve duskunu biri olarak mi desem, yoksa gorur gormez patlattigim kahkaha sebebiyle mi bilinmez:) Iste benim COW PARADE etkinligindeki en FaVoRi inegim:)

Saglicakla kalin, hep gulumseyin. Goz kenarlarimizdaki kirisikliklari arttirmaya devam:)

Isim Bitti, Gidiyorum:)

Aylar once,

“Uzun, upuzun bir calisma donemi..
       Kararli bir ekip…
                   Yapilan degisiklikler, yeni uygulamalar..
                              Homurtular, direncler..
Katilanlar, calisanlar, anlayanlar, anlamayanlar…” diye bir giris yaptigim postumun uzerinden gecen bunca zamandan sonra oldukca emin,
                          oldukca rahatlamis olarak;
                                     4 gunluk siki bir son denetimden sonra gonul rahatliligi ve buyuk bir mutlulukla, gururla soylemek isterim ki:
Turkiye’nin ilk akredite olmus universite hastanesi HACETTEPE’dir:))
              Burada calismis olmaktan,
                         Bu ekiple calismis olmaktan,
                                               Bu isi, burada ogrenmis olmaktan,
                                                         Ogrendiklerimi buradaki calisma arkadaslarima ogretmis olmaktan inanilmaz bir keyif aldim:)
Soyleyecek cok seyim var aslinda, ama o kadar yorgunum ki!!
        Bu sebeple ben 2 haftalik bir izne cikiyorum, gidiyorum yani.. Once Istanbul’a.. Sonra bakalim nereye? Yuregim nereye gotururse. Isimle ilgili -simdilik- yapacaklarim bitti. Artik kendimle ilgili mevzulara odaklanabilirim:)  Ders calismam lazim da!!
Guzel bir hafta sonu dilerim.
Cok, cok guzelinden.. En keyiflisinden.. En superrinden:)
*Fotograf, Hacettepe Universitesi Hastaneleri arsivinden alinmistir. Sunumlarimda bolca kullanilmaktadir:)*