Kişisel Notlar Konulu Yazılar

Dik-Kat E-De-Lim Mi?

~ 14 Nisan önemli bir gün olacak bizler için. Toplumsal duyarlılığımızı göstermek adına yapılabilecek 2 şey var elimizde: İlki Saat 11:00’da Tandoğan Meydanındaki mitingte olmak, ya da Anıtkabir’e yapılacak yürüyüşe katılmak Saat 14:30’da.. Veya evimizin, iş yerimizin penceresine Türk Bayrağı asmak. Bu “Mitinge gidemedim, ama düşünceleri paylaşıyor ve destekliyorum.” anlamına gelecek.

Geçenlerde Mine G. Kırıkkanat’ın bir yazısı gelmişti bu konuya ilişkin “Ertesi Olmayan Gün” başlığıyla. Yazının sonlarında “Sözün bittiği yerdeyiz artık” diyordu. “Kalkın ayağa, dikilin ve yürüyün….. Sonrası geçtir, sonrası yoktur. Bilin…”

~ 14 Nisan olmadı mı? Olsun. siz 15 Nisan’da da yürüyebilirsiniz Anıtkabir’e. Ziyaret edebilirsiniz. Toplumun büyük bir kesiminin de 15 Nisan’da bir aktivasyon hareketi gerçekleştireceği konusunda bir sürü mailler alıyorum. Geç değil yani, Cumartesi olmadı mı? Olsun, Pazar günü var. Aydınlık pırıl pırıl bir Pazar var, olacak. Sonrasının da AYDINLIK olacağına tüm kalbimle inanmak istiyorum.

~ 21-23 Nisan tarihlerinde Ankara Kuğulu Park’ta “Sualtı Fotoğrafları Sergisi” olacak. SAD ve Kavaklıderem Derneği‘nin ortaklaşa gerçekleştireceği etkinlik için açılış saati Saat 14:00 olarak belirlenmiş. Ben olamayacağım ne yazık ki o tarihlerde Ankara’da:(( Eski bir Scubacı olarak çok görmek isterdim gerçekten. Benim fotoğraf çekmeye başlamamı Sualtı Fotoğrafçılığına vurulmama borçluyuz. Asli amacım Sualtı Fotoğrafları çekmekti, olamadı.. Kısmet de SuÜstü Fotoğrafları çekmek varmış:)) 23 Nisan Çocuk Bayramında mutlaka bebeleri götürün derim ben, fotoğraflardan bazılarını gördüm çok güzeller.. Ankara’ya denizi getirecek bu sergi:)

Ben Her Bahar…

Yok, aşık olurum demiyeceğim. Klişe olurdu zaten söyleseydim. O anca şarkılarda var olan ve benim yine anca bir şarkı içinde kullanabileceğim bir nakarat olurdu; eğer söyleyebilseydim!

Baharları ben bir bahar yorgunluğu mu, artık kırgınlığı mı desem ne desem bilemediğim bir “şey”e kapılırım bir müddet. Aynı bu hafta sonu olduğu gibi.. Önce dudaklarımda uçuklarım çıkar, sonra yavaş yavaş vücudumdaki tüm kemikler sızlamaya başlar bir bir..  Sanki beni bir çuvala koymuşlar, bir güzel sopayla dövülmüşüm gibi.. Ardından halsizlik vuku bulur haliyle, böyle kolumu kaldıracak falan halim kalmaz çok koşturmasam da ortalarda.. İnsanın el kemikleri acır mı allah aşkına? (Tolu, bu el kemiklerinin acıma meselesini geçtiğimiz hafta içi spor salonunda yaklaşık yarım saat yumrukladığım kum torbasına bağlıyor bağlamasına da, ben sanmıyorum açıkçası. O gün sonrası ellerimi sarmadan yumrukladığım için sağ elimin 2 parmağının üzeri biraz soyulmuştu, ama acı falan olmadı kemiklerimde..) Bir de tabi spor olayını abarttığım için de kilomda ve iştahımda bir miktar kayıp var. Tüm bunlar üst üste eklenince bendeki “Bahar Çarpması” durumları vahim bir hal aldı! Dün işe gelemedim bu sebepten, Pazar ve Pazartesiyi yatakta geçirdim..

Ama çok fazla film izledim hal böyleyken: Lost’un ilk sezondan kalan son 5 bölümünü ve ikinci sezonun ilk 4 bölümünü bitirdim. Sonra Smoking Aces adında bir film izledim, 2007 yapımı.. Ardından çok önceden satın almış; ama hala izleyememiş olduğum iki film daha izledim: Gattaca (1997) ve Magnolia (1999). Hepsinin iyi çekilmiş filmler olduğunu söylemekle birlikte en çok sonuncusunu beğendim.

Bu hafta ders çalışmaya devam. Spora devam. Filmlere devam. Bir de Ayşe’nin bloğunda bahsettiği şu yeni mekana gitmek gibi bir planım var. 23 Nisan geliyor, 3 günlük tatilde ne yapacağıma henüz karar veremedim. Ama yukarıdaki manzarayı direk ve net olarak görebileceğim bir yer olmasını diliyorum içten.

Sevgilerimi, pozitif enerjimi ve güzel bir hafta dileğimi gönderiyorum tüm buradan yolu geçenlere. Aman dikkat edin, geç de olsa, benim yaptığım gibi vitamin almayı ihmal etmeyin bu aylarda..

Eski Zamanlar..

Balat

Eskiden…

Semtimizde kurulan pazardan alis-veris yapardik. Hem meyve-sebzeleri taze taze birarada bulabilme, hem pazarlik edebilme, pazarcilarla ahbap olma, hem de daha ucuza alis-veris yapma sansina sahip olurduk cunku.. Biz Bakirkoy’de otururken bir sene pazar bizim sitenin onunde kurulmaya baslamisti.. O gun geldiginde semtimiz sabahtan itibaren aksama kadar civil civil, biraz gurultulu ve kalabalik olurdu.. Sadece 2 defa o semt pazarinda annem alis-veris yaparken, biz de kardesimle beraber ‘cay bardagi’ sattik! Evet evet, pazarda cay bardagi sattik! Babam kucukken koyden kasaba pazarina gidip yumurta sattigi gunleri anlatmisti bize. “Hersey hayatta ayaginiza gelmez, bazen sizin birseyler yapmaniz ve firsati ayagina getirmeniz gerek” demisti.. Sanirim girisimci ve tutugunu koparan cocuklar yetistirmek istemisti:) O firsati sadece 2 pazar boyunca ayagimiza getirmek icin cabalamis ve zorlugundan dolayi da aglamistik aksamlari.. Hem pazarda bardak satmanin umdugumuzdan kolay birsey olmamasindan sebep; hem de utandigimiz icin! Sonra babama “Ben utaniyorum pazarda bardak satmaktan’ demistim. Cunku butun arkadaslarim ve komsularimiz da o pazardan alis-veris yapiyordu! Simdiki aklim olsaydi eger, kesinlikle o bardaklari cok daha farkli sekillerde satmaya calisir, ertesi hafta yanina ilginc birkac urun daha ekler, gerekirse o bardaklarla cambazlik yapmayi denerdim! Utanmistim!!! Ne aptallik, tam da cocuk akli iste. Hayatimdaki ilk ve son utancim o oldu. Ne bir bahar senliginde uzerimdeki beyaz t-shirt’le Idari Bilimler Fakultesinin onundaki pis havuza atildigim zaman, ne ilk defa opustugum zaman, ne kalabalikta ilk defa sarki soyledigim zaman, ne havuzda suya baliklama atladigimda bikinimin ipleri cozuldugunde, ne de sevdigim adama ‘seni seviyorum’ derken utanmadim bir daha… Bir daha hic utanmadim.. Dusunuyorum da, o zaman utanmasaydim simdi cok farkli bir yerde olabilirdim…

Eskiden..

Pazar gunleri annemin grev’de oldugu gunler olarak anilirdi bizde:) O gun yemek yapilmazdi. Pazar gunleri “kisir” gunumuzdu.. Babam ve biz 2 bebe, annemin sadece islatarak katkida bulundugu olayda ince bulguru bilimum yesillikle, salcayla ve nar eksisi ile karistirarak kisir hazirlar; yanina da tuzlu ayran yapardik.. Pazarlari babam evde oldugundan ve genelde biz yaramazlik yaptigimizda buna annemle beraber kendisinin de sahit olabildigi tek gun pazar oldugundan biz bol bol azar isitirdik kendisinden:) Cihan ve ben en cok pazar gunlerini sevmezdik! Yani hem severdik; cunku ailecek birarada olurduk, hem de sevmezdik; cunku papara yerdik:) Sanirim eski zamanlar sebebiyle ben simdi pazar gunlerimi mumkun oldugunca sakin ve sessiz geciriyorum:)

Balat

Eski zamanlar..

Insanlarin daha cok birbirleriyle “komsuculuk” oynadiklari, cocuklarin birbirlerinin oyuncaklarini daha cok paylasabildikleri, sokaklarda daha cok yakan top, lastik, dokuztas oynandigi, futursuzca agac tepelerinde cocuklugun tadina varildigi, sadece radyonun varliginda sebep Cuma aksamlari “Radyo Tiyatrosu”nun heyecanla dinlendigi, sanki insanlarin daha cok gulumsedigi, daha az kizdigi ve mutsuz oldugu zamanlardi. Sanki?

Eski zamanlarin hatirina.. Hadi bakalim, bana bu hafta sonuna girerken eski zamanlardan hatirladiginiz bir seyleri yazin, paylasin.. Buraya birakalim onlari, onlar da bir gun baska birinin “Eski Zamanlar” post’una konu olsun:)

*Cok duygusal gordum kendimi:))*

Superr bir hafta sonu diliyorum..

Pazar Gunleri..

Pazar Gunleri,

Ya yan gelip yatmak icindir!! Aslinda cogu zaman benim yaptigim gibi.. Uzun uzun yillar boyunca ben de yukaridaki Cinli amcamin yaptigi gibi Kugulu Park’in cimenlerinde sabahin erken saatlerinde gazetelerimi okuduktan, simidimi havuzdaki kugularla ve ordeklerle paylastiktan, 1 bardak taze sikilmis portakal suyumu ictikten sonra; eger bir de hava guzelse aynen boyle yan gelip yatardim:) Bugun yagmur altinda sabah kosuma cikmis, Kugulu Park’imin icinden gecerken birden aklima geldi ne kadar zamandir bu parkta Pazar keyfi yapmiyorum diye.. Cok olmus! Havalar guzellesince yine bir maziye donus gerceklestirilecek dedim icimden kendime:)

Pazar gunleri,

Ya denize kiyisi olan bir sehirde yasiyorsaniz eger olta takimini, birkac somun ekmek parcasini alip baliga gitmek demektir! Yalniz veya ailecek.. Annecim ve esi Antalya’da yasadiklarindan her pazar baliga cikarlar. Sabahin erken saatinden aksamin karanligina kadar. Pazar aksamlari da tum gun boyunca tuttuklari baliklari pisirir yerler:) Annekusum bir gun beni de baliga goturmustu. Lara’da kayaliklarin uzerine ciktik ve elimde olta ben basladim balik beklemeye.. Aman o ne gelmez balikti yarabbim, sikintidan patlamistim bekle bekle. (Size sabirsiz bir kadin oldugumu soylemis miydim ben??) O olduydu bir daha elime olta alamadim. Ve de bu balik tutmanin keyfinin nerede oldugunu da anlayamadim! Ta ki bu sene annemlerin yeni bir balik tutma tarzi gelistirdiklerini ve buna benim bayilacagimi soyledikleri gune kadar. Bu kadar eglendigimi hatirlamiyorum:)) Bu yeni teknikte baliklari elimizle yakaliyoruz efendim:)) Evet evet yanlis duymadiniz, ellerimizle:)) Hem de tamamen suyun icindesiniz, suyun disinda oturup beklemiyorsunuz.. Balikcilik terimleri ve kullanilan malzemelerin adlarini bilmiyorum, o sebeple maruz gorun ben bildigim gibi tarif etmeye calisacagim:)) Simdi ekmeklerin kabuklu kisimlarini elinizdeki her tarafinda kancalari olan uzun bir misinaya kabuklu kismi altta, yumusak kismi uztte kalacak sekilde sariyorsunuz. Sonra bu yemi suya atip, siz de birkac metre otesinde beklemeye basliyorsunuz. (Tabi bunu baliklarin bol bol kaynadigini bildiginiz bir yerde, tercihen Antalya’da iseniz Lara’da Dedeman Oteli’nin hemen kiyisinda yapiyorsunuz:)) Bir sure sonra baliklar yeme saldirmaya, ekmeklerin yumusak kisimlarini yemeye basliyorlar. Misinadaki kancaya takilan oldugunda da yuzerek yanina gidip elinizle kancadan baligi kurtariyor ve baligi kiyiya kadar elinizde tasiyorsunuz. (Annem birkac tur yapmaktan sikildigi icin yakaladigi baliklari mayosunun icine atip gogsunun arasinda sakliyordu:)))) Ben bu kadar eglendigim bir balik avi hatirlamiyorum:)) Bu yaz yine yapmak icin heyecanla bekliyorum:))

Pazar gunleri,

Ya calismaktir icindir elde kamera! Cekim yapmak icindir.. Ya dizi cekmek icin en ideal gunlerden biridir, ya da belgesel halkla rahatca konusmak icin.. Ya da oyle gerekiyordur mesela, bazi is kollarinda pazar gunleri calismak daha onemlidir.. Ben 3 yil boyunca magazacilik isinde oldugumdan dolayi Cumartes-Pazar gunleri calisirdim. Aman tanrim ne gunlerdi? Hava guzelse hele, herkesler siz iceride disariya bakarken sokaklarda elele gezerse.. Hep dua ederdim benim de normal hafta ici gunlerde calisabilecegim bir isim olsun diye.. Oldu sonunda pek mutlyum:)) 3 yil aldi, ama oldu..

Ya da Pazar gunleri dostunuz, arkadasinizla dertlesmek icindir. Konusmak, icinizi dokmek, ona aglamak ya da sevincinizi paylasmak; ogut almak, yol gostermesini beklemek ya da sadece sizi dinlemesini beklemek icindir! Benim her zaman yaptigim gibi:) Klasik Pazar gunlerimin yarisi evde gazetelerle gecer, kalan yarisi dert ortaklarimla yemek-kahve-pasta uclemesi icerisinde.. Tam da Bermuda Seytan Ucgeni gibi:))

Sizin nasil gecerdi, geciyor ya da gececek bilemem.. Ama ne olursa olsun Pazar gunleriniz hep ama hep cok guzel ve anlamli gecsin.. Guzel bir haftaya baslamamiz dilegiyle…

Bol Haber’li Bir Yıl Mı Ne?

Yeni yılın ilk gününden beridir bir sürü süpriz haber alıyorum çevremdeki eş-dost-arkadaştan.. Sanal olsun, reel olsun.. Evlenmeye karar verenler, pat diye 3 ay içinde evleniverenler, hiç bebek yapmayı düşünmüyorum deyip 10 yıl sonra “Teyze” olacağım müjdesini verenler, 3 ay içinde evlenip 8 haftalık gebe olduklarını bildirenler… Başım döndü benim, aynı ay içersisnde tam 4 bebek haberi aldım! Bunun bana bir işaret mi yoksa öylesine bir tesadüf mü olduğuna ise henüz karar vermedim:) Tabi tüm bunlarda kafaya taktığım tek nokta bebek eşyası satan hiç bir mağazadan bir haber olmamdan sebep “Bebek Eşyası Satan Mağazalar” cümlesi ve benzerlerini googellamamdır, açık ve net ifade edeyim:) Elde ne var diye bir bakalım:

~ Son 3 ay içinde aldığım evlenme haberleri: 2

~ Son 3 ay içinde gördüğüm düğünler: 3

~ Aldığım bebek haberleri: 4

Nasıl??

Tabi bana her bu ve benzeri haber veren sevgili arkadaşlarım aynı dilekleri benim içinde dileyerek bitiriyorlar sözlerini. Her zaman açık yazdığım için eleştiriliyorum; ama söylemeden edemeyeceğim yine:) Evlenmek, hayatını sevdiğin biriyle birleştirmek fikri tabi ki çok güzel. Bu olaya yaklaştığımı düşündüğüm zamanlar oldu, güzel insanlarla güzel ilişkilerim de oldu. Ama bir noktadan sonra gerçekleşmeyen bu “evlilik” olayı için ben, sadece KISMET böyleymiş demek istiyorum. Ve evlenmediğim için değil, ruh eşimi halen bulamamış olduğum için üzülüyorum.. Zaten ben hala gitme-ler, görme-ler, macera-lar peşideyken kim beni ister ki?

…….

Günlerdir kırmızı üzüm yiyorum akşamları, tadı muhteşem ötesi.. Aynı zamanda kırmızı şarap da eksik olmuyor elimde.. Bol bol film izledim, kendi performansıma şaştım kaldım.. Spor yapıyorum düzenli, kilomla ve bedenimle aramız pek bir iyi -tanrı bozmasın-! Ve fakat derslerle aram nane molla. Son bir haftadır yazıyorum, toplamda 8 sayfalık bir çıktı elde etmişim:(( Yahu bu yaştan sonra okumak ne kadar zormuş! Aslına bakarsanız bir ikilem benimki hafif ironi ile ortaya karışık: Bir taraftan gitme-lere, görme-lere tutkunsun; günün en az birkaç saati bunu düşünerek kendince ileriye dönük planlar yapıyorsun, diğer taraftan da MHA dereceni almak için, hem de -gavurların elinden- kendini paralıyorsun! Kuzum Dilara sen ne yapıyorsun:))

………

Üzümler gerçekten çok güzel, hafta sonu elinizden eksik etmeyin derim. Şarap içinse bir daha birşey söylemeyeceğim:)) Havalar ılık ve temiz gibi bu ara.. Hafta sonu güzel yürüyüşler yapın. Dondurma çıktı pek bir mutluyum ben:) Boğazınıza dikkat ederekten dondurma yiyin mesela.. Güzel filmlere gidin, bol bol gülümseyin. Gülümsemek bulaşıcıdır biliyor musunuz?? Bir de benim gibi yapmayın: Geleceği çok fazla kafanıza takmayın, gününüzün tadını çıkarın. Her ne kadar ben de ara ara böyle söylesem de, bazen kendimi kaptırmış 40 yaşındaki halimi hayal ederken buluyorum:) Neyse, bu akşam bir meyhanede elde rakı kadehi sadece BU GÜNÜME, dostlarıma, sağlığıma ve HAYATA içeceğim.