
Tam 30. yaş günümde kendi çabamla, kazancımla yurt dışına çıkabilmiş bir kadınım ben (Ondan tam yedi sene önce de, hayatımda ilk defa yurt dışına, üniversite mezuniyetim sonrası teyzemin yanına Belçika-Brüksel’e gitmiş ve üç ay kalmıştım). 30 yaşımda kendime “Yılda en az bir defa yurt dışına git, yeni bir ülke, şehir gör” diye söz vermiştim. Tanrıya şükürler olsun, 10 yıl boyunca sözümü hep tuttum; hatta bazen yılda birden fazla defa seyahat ettim ve hatırlarsanız yine bir üç ay San Francisco‘da kaldık sevgilimle birlikte.
Tüm seyahat planlarım boyunca Amsterdam’ı öncelikli bir yere koyamadım hiç. Niyeyse benim için “Cuma günü gidilip iki kahvaltı, iki akşam yemeği, şöyle bir gezme ve Pazar dönüş yeter” şeklinde bir intibası vardı! Nasılsa bir hafta sonu makul bir promosyon bileti yakalar giderdim, aceleye ne gerek vardı! Ve öyle de oldu 🙂 Geçtiğimiz yıl, yani yaklaşık 8 ay kadar önce promosyon uçak bileti bulduk ve sevgilimin doğum günü ile birleştirme kararı alıp beş günlük bir seyahat planladık. Aşağıda, birkaç gün önce döndüğümüz bu seyahat ve karşı karşıya geldiğimiz bazı Amsterdam gerçeklerine ait notlarımı okuyacaksınız. Yeme-içme ve bence “mutlaka“lar ise ikinci bir yazıda olacak.
Devamını oku




