
~ Fotoğraflar IPhone’un Hipstamatic aplikasyonu ile çekilmiştir. Artık makina taşıyamıyorum:(~
Çarşamba akşam arkadaşlarımla Güvenlik North Shields’de buluştum. 1 kadeh kırmızımı içtim, Efes Pilsen’in Fenerbahçe Ülker’e play off serisinde mağlup olmasın ise pek bir üzüldüm:( Derken neden bilinmez sesimin volumü azalmaya, çıkarabildiğim en duyulabilir ton ise tiz bir hal almaya başladı. Uzun lafın kısası sesim kısıldı!
Ertesi gün işe gelince ilk iş KBB ziyareti oldu. Larenjit olmuşsunuz dediler. Bol bol ılık içecekler için, Strepsils alın ve konuşmayın dediler. Bu kadar:) Denedim, ama tabi konuşmama kısmında pek de başarılı olamadım. Derken benim ses tamamen kayboldu!
Cuma sabahı ülkesine dönen teyzemlerin ardından ben de iş için Gebze’ye gittim. 2 günümü cennetvari bir yerde geçirdim. Toplantılar iyiydi ama hamaklar, armut koltuklar yayılmış çimenler, çiçek tarlalarına dönen bahçeler ve meyve ağaçlarıyla bezeli kampüs içerisinde rüyadaymışcasına geçirilen 2 gün bünyeye pek iyi geldi. Dalından koparıp yediğim şeftalinin tadı hala damağımda.
Olmayan sesim yavaştan yerine gelirken bu defa öksürük krizleriyle başa çıkamaz oldum. Yılmadım, ayaktayım an itibariyle. Artık sesim “çatallı” da olsa (Bu da ne demektir ki??) var. Öksürükler azaldı, yarın öbür gün iyice düzelirim diye umud ediyorum.
Bu arada hala oldum ben:))
4 Haziran 18:50 sularında, annesine yaklaşık 9 saat sancı çektirdikten sonra Tuğsem ERDEM hayata gözlerini açtı sonunda. Kardeşim fotoğrafını ilk gönderdiğinde bakakaldım “Bu ne çirkin bir şey yarabbim” diye:) *Nazar değmesin istiyoruz, o sebeple çirkin şey diye seviyoruz:)
Bu çirkin ördek yavrusunu görebilmek için ay sonuna kadar beklemem gerekecek gerçi, bu duruma biraz üzülüyoruz. Ama sağlıklı, diğer sağlıklı-normal bebekler gibi çok ağlayan, bizimkileri uyutmayan bir bebek olduğu için de pek seviniyoruz:)
Hafta sonu Beyoğlu Hayal Kahvesinde Ankara’ya artık hiç uğramayan Ankaralı grup Soul Stuff’ı izledik. Eğlendik sanki hatta. Ama sonrası yediğim tantuni o gecenin bitirişini harika yapmamıza neden oldu. İstanbul’da gök delinmişti sanırım. Ben bu kadar yağmur görmeyeli uzun oldu herhalde. Tabi enteresan bir şekilde 2 hafta önceki İstanbul kaçamağında hava sıcakken benim ayağımda bot, üzerimde yağmurluk vardı; bu defa ise alıp getirdiğim babetler ve kısa kollu bluzlarla yağmur altında pek bir hoş oldum! Ümit ediyorum ki bir sonraki İstanbul seyahatim için hava ile doğru orantılı en ala kombinasyonu bulup çıkarabileceğim hem rezil hem hasta olmamak için!
Ayşegülüm Sultanım İstanbul’da uzundur kovaladığı işe sahip oldu:) Ayın 14’ü itibariyle başlayacak, bu sebeple ev arama çalışmalarına başlamak için İstanbul’a gitmişti acil olarak. Ben de bir gün daha fazla kalıp baktığı ve oturabileceğini düşündüğü bir kaç ev içerisinden oluruna karar verebilmek için ona yardımcı oldum. Sonunda aynı kendi evimi ararken kapısından ilk girişte yaşadığım ferahlama duygusu sonrası nasıl “işte budur” dediysem, Ayşegül’ün gösterdiği evlerin sonuncusunda kapıdan girdiğimizde de aynı şey oluverdi. Ulus’ta 5. katta çok hoş, temiz, 2+1 evini tutup kontratını bile yaptık. “Çok evli”, pek şanslı bir kadın oldum ben de:)
Hafta sonu kaydedilmiş Roland Garros kadınlar ve erkekler final maçlarını izlemek kısmet oldu bir de. 2 film birden kuşağında gibi pek bir mesuttum öyle böyle değil. Üzerine bir de film arşivinden bir adet “Wimbledon” ekmek kadayıfı üzerindeki kaymak tabirine -cuk oturuverdi.
Etiler Komşu Fırın‘ın tam tahıllı simitleri, çikolatalı-vişneli ılık keki, Calvé marka bulunan peanut butter, dönerken Bolu’dan aldığım isli ve dil peynirleri bir sonraki yazıya artık:) Hafta içi iş sonrası ev toplamaca, çamaşır yıkamaca, ütü yapmaca, yazlık-kışlık ayırmaca gibi etkili aktivitelerle uğraşmayı, sonrasında hafta sonu yine kaçmayı planlıyorum. Hayır, leylek falan da görmedim yıl başlarken ama..






