Güzel Şeyler Konulu Yazılar

Cay Ritueli:)

Jasmin Tea Rituel

Londra’da iken Evren ile birlikte bircok sushi mekani gezdigimizden bahsetmistim hatirlarsiniz. Ankara’da da Evren’le birlikte Quick China’da bulusur, once sushi denizinde gonlumuzce yuzer, daha sonra misler gibi yasemin caylarimizi iceriz. Bu bizim 2 yildir degismeyen rituelimiz. Yine bir gun Evren beni bir restorana goturdu Londra’da ve once yasemin cayi istedi. Garson kadin elinde 2 buyuk su bardagi, bir kettle’da sicak su ve 2 tohumla cikageldi! Once bardaklarimiza suyu doldurdu ardindan da tohumlari bardaklarimiza ativerdi.

Jasmin Tea Rituel 1

Ben saskinlik icinde ne oldugunu anlamaya calisirken arkadasim bana ‘su anda farkli bir rituele tanik olacaksin’ dedi. O da bu mekani ve bu sekilde sunulan yasemin cayini kesfettikten sonra buraya gelir olmus. Tohumun icinde inanilmaz guzellikte, sikistirilmis yasemin cicegi var. Suya atildiktan sonra tohum, sicaginda etkisi ile yavas yavas acilmaya basliyor:)

Jasmin Tea Rituel 2

Gozlerimi dikmis bir halde saskinlikla izledim yasemin cayimin demlenmesini:) Icindeki cicegin suzulerek disariya dogru cikmasi harika bir goruntuydu. Ankara’ya donerken Cin’li bir arkadasinin ona getirdigi bir kutu tohum halindeki yasemin cayindan birkac tane de bana verdi. Gecenlerde Sevgilim‘e yaptim, o da bayildi. Ayni zamanda kendisini konu mankeni olarak kullanarak sizin icin fotograflamayi basardim asama asama bir tohumun misler gibi yasemin cicegi esliginde caya donusmesi rituelini:) Su bittikce kaynar su ilave ederek 2-3 porsiyon cikariyorsunuz bir tohumdan.

Jasmin Tea Rituel 3

Yasemin cayinin kokusunu, iciminin rahatligini ve tadini cok seviyorum ben. Uzakdogu’dan bir seyler isteyecekseniz eger bence bu tohum-cay denemeye deger..

*

Hepinize super bir hafta sonu diliyorum.

Benim bu hafta sonu yapilacaklar listemde Cagan Irmak’in Issiz Adam filmini gormek, kalan DVD’lerden en az birini seyretmek, bir aksam disarida icmek, sinava calismak ve visneli-cikolatali kek yapmak var:)

Donuste paylasalim hafta sonumuzu. Paylasmaya deger anlarimiz olacagina hic suphem yok benim:)

Bahardan Bir Gun Caldik!

Spring Time in Abant

Pazar sabahi motora atladik..

Harika bir hava, tepemizde gunes bizimle, Bolu Dagi’na dogru yola ciktik. Ilk istikameti dagdaki kahvalti edilecek mekanlardan herhangi biri olarak belirlemistik; Arslan’in Yeri’nde karar kildik.

Son fotograftaki dag cilekli yogurdun, sucuklu yumurtanin, kizarmis ekmekler ve bal-kaymak-tereyag uclusunun eslik ettigi super bir kahvalti yaptik. Gunes hala tepede!

Sprin Time in Abant

Kahvalti sonrasi Abant’a dogru cevirdik rotayi ve yesiller-sarilar arasinda guzel bir seyir yaparak durak noktamiza vardik.

Hava misler gibi, oyleki uzerimizdeki hemen hemen herseyi attik ve uyku tulumumuzu cimenlerin uzerine seriverdik..

Once biraz fotograf..

Sonra 1 sise kirmizi sarap:)

Sohbet, keyif, huzur.. Iyi ki gelmisiz dedik, iyi ki Ankara’da kalmamisiz bu bahardan caldigimiz gunde!

Iyi ki variz dedik, iyi ki bir arada beraberiz. Iyi ki boyle ayni seylerden ortak keyif alabiliyor, iyi ki kirmizi sarap seviyoruz:)

Iyi ki hayattan -olumsuz her seye ragmen- guzel seyler almak icin caba sarfediyor, tadindan yenmez anlar yaratabiliyoruz.

Umuyorum ki sizlerde tadindan yenmez anlar calabildiniz bu hafta sonu.

Olmadiysa da pes etmek yok. Ama ertelemeyin sakin, lutfen ertelemeyin hayatinizi. Kucuk seyler icin buyuk, kocaman planlara gerek yok. Tek ihtiyac.. Kendiniz, hayalleriniz, inanciniz. Ben de bunlar var zira, ise yariyorlar:)

Super bir hafta diliyorum:)

Dessert

Kasım

Gerswin

2008 yılının Kasım ayına da girdik, hayırlı uğurlu olsun. Kasım ay benim için önemli biliyorsunuz: Bu ay doğmuşum ben. Ayrıca Kasım ayına ilişkin bir dolu enteresanlıklar, bana kendini hiç unutturmayan bazı an’lar var hayatımda, şöyleki;

İlk erkek arkadaşımla bu ay ayrıldık, bir sonrakiyle bu ay çıkmaya başladık. Beni en acıtan adam da yine Kasım doğumlu. Hem en güzel, hem de en sıkıntı verici herşeyi hayatımda ağırlıklı bu ayda yaşadım!

Tek başıma ilk Prag seyahatimi yine bir Kasım ayında gerçekleştirmiştim. Nevşehir’e ilk defa Kasım ayında gittim, balona binemeden döndüm:( İlk Amasra seyahatim de yine bu aydı. Canlı Balık’da yemek yiyip, Torsten’a fal baktırmıştım:)

En çok para kazandığım işimden bu ay istifa etmiştim. Tam 7 yıl olmuş! En büyük projemin tamamlandığına ilişkin resmi maili de Kasım ayında aldık geçen yıl. Ofisimdeki herkes Kasım doğumlu!

JTB’nin kafamda oluşma zamanı Kasım ayında bu kadını keşfetmeme denk gelir.

“November Rain”in anlamı çoktur bende, severim. Her doğum günümde kar yağar Kasım ayında. Benim için yeni yıl bu ay başlar, Susan Miller’in Kasım raporlarına fena tav olur, bütün yılın önemli tarihlerini işaretlerim bir yerlere:)

Bir sürü dilek dileyeceğim bu defa Kasım ayından tüm içtenliğimle, lütfen kusuruma bakmasın. Bir dahaki yıl kendisi ile karşılaşıncaya dek, hayatımda olmasını istediğim bir sürü şey var zira. Kolay değil, seneye bu zaman yolun yarısında, Dante gibi ortasında olacağım ömrümün. Hakkım olsun o kadarıda değil mi ama?

Sabah Andrea’nın yeni tasarımını gördüm, çoook beğendim. Biri bana alabilir mi acaba?

Cuma sabahı işte 1, akşamı derste 2 olmak üzere toplamda 3 sunum yaptım, gönül rahatlığıyla eve döndüm! Daha sabahtan aklımdaydı Lazanya yapmak. Birkaç Cumadır böyle sabahtan Lazanya-Şarap diye meliyorum zira. Önceki hafta kıymalı yapmıştım. Bu hafta aklımda tavuklu-mantarlı yapmak vardı. Sevgili‘ye sipariş etmiştim tavuk, mantar, süt diye.. Eve gelir gelmez soluğu mutfakta aldım, yarım saat içinde lazanyayı fırına verdim. 15 dakika sonra da yiyorduk gecenin bir körü:) Lazanya-Şarap-Salata üçlüsüne masamızda birbirinden güzel konser DVD’lerimizi eşlikçimiz yaptık: Norah Jones, Diana Krall, Frank Sinatra, Sting, Henry Connick, Jr. Harika kafa yaptı müzikler, yoksa bir şişe şarapla sarhoş olunduğu nerede görülmüş benim tarihimde:)

Hafta sonu Ankara’da İncek Motodrom’daki Türkiye Motokros Şampiyonası finalini izlemeye gittik. Neredeyse boyları sadece dizime gelen bebelerin, robocop kıyafetleri ve korunaklı ekipmanlarıyla minyatür motorsikletlerle yarışmasına inanamadım! Ne ana-babalar var dedim kendi kendime. Ellerinde ufaklıkların kupaları pek memnun görünüyorlardı.

Hava çok güzeldi Cumartesi-Pazar Ankara’da. Bir dolu şey yaptık yine: Hiç gazete okuyamadım! Aynen hiç televizyon seyredemediğim gibi.. (Nefret ediyorum artık her türlü gazete ve TV haberinden, oralarda gördüğüm her türlü iğrenç, yılışık, ahlaksız, yalancı, üçkağıtçı, aciz surattan!) Başak’cımla buluşup 365’deki Kahve Keyfi’nde kahve içtik. Uzun aradan sonra Sevgili ile Pizza yedik dışarıda, yanında bira ile. Motorsikletle dolaştık, mis gibi havayı içimize çeke çeke. Akşam Zodiac yaptık yine, Manhattan’ı sevmedik Cumartesi gecesi. November’ın ve Marilyn Monreo Bar’ın kalabalıklığına hayret ettik. Kendime söz verdiğim üzere çok az içtim:)

Pazar sabahı Brunch yaptık, sonra Park Caddesinde bir yerde kahve içip, tatlı yedik. Dönüşte yarışı seyrettik. Akşam ödev hazırladım:) Evde bir sürü yemek yaptık arada yine taze taze aldığımız sebzelerle: Taze fasulye, mis gibi ıspanak, diri kabak ve nohutlu pırasa bu haftaki menümüzde yer alan yemekler dostlarım:) Anne kuşun kargo ile gönderdiği avakadoları da sırasıyla olgunlaştırıp, domatesin yanına yatırıp üzerlerine sızma zeytinyağı gezdiriyoruz. Eski sevdiğimiz filmleri bir bir yeniden seyrediyoruz: Devil’s Advocate, V For Vendetta, Pearl Harbour, Leon..

Doğum günüm için ne yapacağıma karar veremedim henüz! Her yıl, bir dahaki yıl kutlama falan yapmam artık diyorum ama.. Bize eğlence olsun da:))

Zayıflıyorum.. Bütün pantolonlar bol gelmeye, streç diye aldığım kotlar tabir yerindeyse kıçımdan düşmeye başladı. Halbuki hafta sonu sıkı tenis seanlarına bir müddettir ara vermiştik, benim sağlık problemlerimi aşıncaya kadar! (Koşturmak, hoplamak, zıplamak bir müddettir yasak da bana.) Evet sağlıklı besleniyorum, sebze-salata bol bol yiyorum. Günde 3 öğün dışında ağzıma bir parça bisküvi bile atmıyorum. Hafta sonları da nasıl oluyor anlamıyorum, ama 2 öğünle noktalıyoruz günlerimizi. Benim adam her gün 45 dakika evden işe, sonra da okuldan eve yürümeme bağlıyor bu durumu. Sanırsam bir müddet daha araba falan alamayacağız:) Bu yaştan sonra bu kiloyu bir daha zor görürüm ben zira!

Günler Geçerken Ekim’den Kasım’a..

Begonvilles

Bendeniz çok, ama çok yorgun hissediyorum kendimi bu aralar. Öyle böyle değil hemde. Normal şartlar altında – hatta kendimi bildim bileli – öyle yatakta keyif yapmalar, uzun saatler boyunca kalmalar falan bilmedim hiç ben. Hafta içi-hafta sonu farketmez, erkenden kalkar; günü yakalamak için güne erkenden başlamak gerektiğini savunurdum. Uykuda geçirdiğimiz zamana acırdım falan.. Gelin görün ki tatilden sonra tam tersi olmakta: Sabahları sürünerek işte olmam gereken saatten bir saat önce anca kalkabiliyorum. Evden çıkınca Sevgili‘nin işte olması tam 10 dakika sürerken (yürüyerek gidiyoruz hemde), benim işe ulaşmam en iyi ihtimalle 45-50 dakikayı buluyor. 20 dakika yürüyorum, sonra dolmuşa biniyorum. Ve tabi duştu, makyajdı, saç kurrutmaydı, kıyafet seçme ve akabinde giyinmeydi derken her gün geç kalıyorum işe! Duş almassam da uyanamıyorum:( Akşamları deseniz en iyi ihtimal ile saat 21.30’a doğru evde anca olabiliyorum. Birşeyler atıştır, iki çift laf et, bir şeyler oku falan oluyor saat geceyarısına yakın bir rakam! Bu ara “Leyla” modundayım yani. Sanırım yaşlanıyorum:( JTB ile yakın istişarelerde bulunamama sebebim de budur.

Ama bugün -yine- bazı kararlar aldım. O sebeple -yine- güzel bir begonvil fotoğrafı ile biraz laflayayım dedim sizlerle:) JTB’yi begonvilsiz düşünemiyorum. Her yazdan, her farklı kentden mutlaka bir begonvil fotoğrafı koyuyorum buraya:) Alınan kararlar hiç bitmiyor ne yazık ki.. Ne zaman hiçbir şey için karar vermem gerekmeyecek acaba çok merak ediyorum!

Dersler başladı, akabinde ödev konularımızı da aldık. Sınav tarihleri de belli oldu. Ben kaliteciyim diye kalite dersinde 2 ödev birden verildi bana! Tüm bu okul ve iş ikilisinin arasında, her kadının yaptığı şeyleri de yapıyorum tabi. Hafta sonları çamaşır yıkamak, o hiç sevilmeyen kışlıkların kaldırılıp, yazlıkların çıkarılması, yemek-mutfak temizliği vs.. gibi. Arada sporu ihmal etmeyelim, aman hava da ne güzel dışarıya mutlaka çıkıp, yürüyüş falan yapalım, akşamları birkaç kadeh içelim, müzik dinleyelim bir yerlerde… Hiçbir şeyden vazgeçemeyince de haliyle yorulup bitiveriyorum:(

Dalyan Turkey

Misal, Canım arkadaşım, güzel kadın Tolunay’ın doğum gününü kutladık 10 kadın Akdeniz Akdeniz‘de Cumartesi akşamı. Biz Sevgili ile de burayı pek seviyoruz. (Evimize 2 dk. 🙂 Biliyorsunuz bir zamanlar Balıkçıköy’den bahis edip dururdum, oldukça uzunca bir süre neredeyse haftada en az 2 gün oradaydık. Ama ne yazık ki çok nahoş, beni ve dostlarımı çok üzen bir durum meydana geldi birkaç ay önce:( Balıkçıköy’ün şen, neşeli, tonton, dedemden bile neredeyse bana daha yakın, aramızda farklı bir enerjinin var olduğu şefi, mekanın herşeyi Burhan Amca’mız vefat etti:( Dolayısıyla oraya gitmek artık hiç birimizin içinden gelmez oldu. Hatta ilk akşam elde rakılar hüngür hüngür ağlıyorduk bir doğum günü yemeği olması beklenen yemekte! Bu sebepten yeni bir mekan arayışından şanslı çıktık ve bu güzel, keyifli, eğlenceli, lezzetli menüsüyle bizden geçer not alan mekanı bulduk. Cuma ve Cumartesi akşamları canlı müzik var. Aslen dermatolog olduğunu öğrendiğimiz, hoş bir hekim hatun solist. Fransızcası harika, Edith Piaf’dan giriyor, Patricia’dan çıkıyor. Ardından Yunan müziklerini başarıyla icra ettikten sonra, programının ikinci yarısında Sezen Aksu, Candan Erçetin’den dolu dolu bir müzik ziyafeti sunuyor. Bu arada bizlerde hem sohbet-dedikodu yapıyor, hem de hangisinden yiyeceğimize bir türlü karar veremeyip hepsinden azar azarla oluşturduğumuz tabağımızdan küçük lokmalarla, rakımızı huşu içinde yudumluyoruz. Çok eğlendik tabi her zamanki gibi. Yalnız masadaki her kadından aldığım toplam iltifat sayısını bunca hayatımda hiçbir erkekten almadım desem! Zayıflığıma takıldılar çokca.. Hiç yemek yemediğimi sandılar, ama allahtan Ayşegül Sultan ve Tolu biliyorda nasıl yediğimi, anoreksik kadın damgası yemekten son dakikada kurtuldum:) 5. dublemi masaya koyduğumda saatlerimiz 23:30’u göstermekteydi, program bitti. Biz de daha azalan bir ekiple Dib Sahne‘de Anonim’i dinlemeye gittik. Pek güzeldi o da, dans ettik topuklularla, pek deşarj olduk. Üniversite yıllarımın, o zamanki A BaR’ımın en favori grubuydu Anonim. Hey gidi hey dedik..

Dalyan 1 Turkey

Cumartesi akşamı da canımız sıkılmıştı evde bir saate kadar. Gündüz acayip çalışıyoruz evde ikimiz. Tüm haftaya yetecek yemek yapıyoruz örneğin. İnsanın eşi, sevgilisi böyle mutfaktan falan anlayınca, hatta anlamakla kalmayıp siz mutfağa girdiğinizde işin bir ucundan da ben tutayım yorulmasın kadıncağız diye düşünüp elinde ne varsa bırakıp gelip 2 kap yemek de o pişiriyorsa.. Ben o zaman o adamı sevmem de ne yaparım:) Çok keyifli mutfak saatlerimiz. Bayılıyorum. Zaten yemek yapmayı severim, böyle olunca duble keyifli oluyorum. Akşamın bir körü hadi dedik, dışarı çıkalım biraz. Manhattan da eve yakın. Evin böyle her tarafa yakın olmasına da bayılıyorum ben:) Bonus Track çalıyormuş. Eh klavyeci ile basçı eski arkadaş Sevgili ile benim. Dedik tanıdıklar var, kafa dağıtmaya birebir yaptıkları müzik, eğlenceli. Çokda iyi yapmışız, eve geldiğimizde tabanlarım ağrıyordu dans etmekten gerçi. Diyorum ya ne yardan ne serden hesabı. Herşeyi yapacağım, her yerde olacağım, her işin altından kalkacağım ya. Acaba önceki yaşantımda Biyonik Kadın falan mıydım da, şimdilerde de öyle hala bir şeyler dürtüyorda o hissiyatla kendimi telef ediyorum?

Pazar günü sakindi ama allah için:) Uzunca zamandır gitmediğimiz Papazın Bağı’na gittik kahvaltıya, sonra paso evdeydik. Annem ve babamın Papazın Bağın’da nişanlılıklarında çekilmiş bir fotoğrafı var:) O kadar eski bir yer yani. Ama tabi ortam güzeldi de ben yine yurdum insanının terbiyesizliğinden, çevresindekilere saygısızlığından sinirlenecek bir şeyler bulmayı başardım: Kardeşim sabahın erken bir saati, kuş sesleri, su şırıltıları arasında semaverde çay, güzelce kahvaltı etmeye, huzura gelmişsin. Ne diye bas bas bağırarak konuşursun ki karşındaki kadınla sanki kadın 2 sokak yukarıdaki mahallede yaşıyor gibi! Ne huzur kaldı, ne keyif gelince bu iki gerzek. Bir aile kalktı gitti zaten. Yanlarında çocukları olmasına rağmen normal ses tonuyla konuşan, normal, terbiyeli bir aileydiler yazık. Ben zaten semaveri adamın kafasına geçirmeye ramak kala kalktık! Deli oluyorum saygısız, adapsız insanlara. Sanki çoğalıyorlar mı ne? Ya bunun çocuğu olursa? Bundan bir tane daha, düşünün.. Kabus!

Evet, çene nasıl düşüyormuş görüyorsunuz. Halbuki daha anlatacak bir sürü şeyim var. Misal; artık kredi kartı kullanmıyorum. Para biriktiriyorum. Evet ben:) Onuda bir sonrakinde anlatayım bari. Evet sonraki yazıda konum biraz bu olacak. Hayır evde tasarruf konulu dersi verecek biri değilim biliyorum, ama hiç olmayacakmış gibi gördüğüm bazı şeyleri nasıl yoluna koyduğumu ve durum sonrası şaşkınlığımı paylaşmak istiyorum müsadenizle. Şimdi gidip sunumuma çalışayım biraz. Yarın sabah Asistan Oryantasyon Programı için yıllardır gidip bir salonda asistanların bizatihi kendilerine anlattığım Hasta Güvenliği konulu dersi, oturarak ve kameralar karşısında anlatmam gerekecek de.. Teknolojiden yararlanıyoruz bizde artık. Asistanlarımızın zamanı yok oryantasyona gelmeye diye, CD’ler yapıp ellerine veriyoruz:) Umuyorum ki merak edipte bakarlar. Çünkü 1 hafta boyunca her gün en az 4 konuşmacı onlar için 2 saatlerini bu çekim işi neticesinde bir odada ışıklar, spotlar ve kameralar altında gergin geçirmekteler. Hadi bakalım görüşmek üzere. Bugün ne ile uğraşıyorsanız işleriniz hep yolunda gitsin:)

Dalyan, İlk Defa!

Dalyan 2 Turkey

Bu tatil, daha önce hiç görmediğim yerlerde bulunma fırsatı yaratmasından sebep benim için daha da anlamlı oldu. Keşfedilmemiş Cennet diyebileceğim Dalyan’a bu ilk gidişimdi. Başak’ın ayarlaması sonucunda 2 gecemizi de Dalyan’da geçirmeye karar vererek ve kendimizi oldukça kısa bir yolculuk sonrası Kano Otel‘de buluverdik. İşte izlenimler:

~ Otelimiz harikaydı. Toplam 11 odalı butik tarzda hizmet veren otel, Tolga Savacı ve eşi şeker Özlem hanım tarafından işletiliyor ve hemen Dalyan kanalının yanıbaşında. Özellikle akşamları tam karşısındaki 2500 yıllık muhteşem Kral Mezarlarının seyrine doyum olmuyordu. Sabah kahvaltıları da çok özenli ve çeşit açısından benim için yeterliydi. Otelimizi kesinlikle tavsiye ederim.

~ Benim en sevdiğim tarafı Dalyan’ın sazlıklarla çevrili kanalı oldu sanıyorum. Meşhur İz Tuzu Plajına ve daha birçok yere ulaşım küçük teknelerle yapılıyor. Çevreye özen göstermeye çalıştıkları belli gibi, zira güneş enerjisi ile çalışan tekneler vardı ortamda. Caretta Carettaları beslemeye götürüyorlar isterseniz sizi sabahın erken saatlerinde:)

Dalyan 3 Turkey

~ Her yer yabancı turistlerle, daha çok da İngilizlerle dolmuş taşmış vaziyetteydi. Yerleşen, bir çok mülk sahibi olan yabancıya rastladık çarşıda.

~ Kaunos Antik Şehri var Dalyan’da. Kıyıdan bindiğimiz tekneyle yaklaşık 20 dakikada ulaştık şehrin başladığı noktaya doğru yürüyeceğimiz patikaya. Kaunos 3 km. kadar içeride zira. Yarım günümüzü geçirdik orada. Görülmesi gereken yerlerden biri, ama ne yalan söyleyeyim Efes’ten sonra hiçbir yer beni kesmiyor!

~ Kalan günümüzü İz Tuzu Plajında tamamladık. Yaklaşık 6 km. olduğunu söylediler plajın, alabildiğine kum. Oraya da teknemizle ulaştık sazlıkların arasından kanalda ilerleyerek. Kaplumbağaların yumurtalarını bıraktıkları yermiş ayrıca İz Tuzu. Müthiş dalgalı bir denizi vardı. Afiyetle hamburgerlerimizi yedikten sonra attık kendimizi dalagaların içine, oynadık durduk uzunca bir süre. En son ne zaman, nerede bu kadar dalgalı bir denizde oyunlar oynayıp, atlayıp zıplamıştım hatırlamıyorum:) Yediğimiz herşeyi yarım saat içerisinde erittik sanırsam.

Kaunos Dalyan Turkey

~ Son gece akşam yemeğimizi Dalyan’ın meşhur restoranlarından biri olan Safran‘da yedik. Burası otelimizin hemen yanındaydı. Bahçeden restoranın bahçesi bir miktar görünüyordu. Orda yemeğe karar verdik ve rez. yaptırmadık, nasılsa görüyoruz burdan boş diye:) Dalmışız muhabbete, e hadi yemek yiyelim artık diye bir kalktık ki tıklım tıklım olmuş! Neyseki yan tarafta olduğumuz için bize servis yaptılar ve yemeğimizi otelimizin bahçesinde yedik. Mükellef bir sofra ve neredeyse yediğim en güzel steak unutulmazlar arasında. Biraz tuzlu bir yer fakat.

~ Yemekten sonra biz Sevgili ile Dalyan gecelerine akalım dedik diğer çiftlerimiz yatak yolunu tutarken:) Bir karaöke bara gittik önce. Fakat söyleyemedik, biz karar verene kadar karaöke saatini bitirdiler! Çok dans ettik ama, istek yaptık bol bol. Sevgili bana Franz Ferdinand’ın Take Me Out parçasını yolladı, ki en sevdiklerimden biridir:) Sonra orayı kapatıp bir motorcu abimizin işlettiği rock bara gittik. Orada artık sakinledik ve döndük otele saat 03:00 civarlarında.

Datca House

~ Küçücük bir yer Dalyan, ama bence çok huzurlu. Geceleri barlar sokağı edasında gümbür gümbür görmedik hiç, sakin bir yer. İlk gece sağanak yağmura yakalandık dışarıda yemek yerken. Ayakkabılarımı elime alıp, çıplak ayakla yürüdüm bütün Dalyan’ın merkezini:) Çıplak Ayaklı Kontes halimden vazgeçesim gelmedi hiç anlayacağınız.

2 günün sonunda, sabah kahvaltımızı yapıp vedalaştık arkadaşlarımızla. Onlar sonraki 1 haftalık bayram tatillerini geçirecekleri Kaş’a doğru yola çıkarken bizim rotamız kuzeye doğru şu şekildeydi: Önce Marmaris üzerinden Datça. Orada kalıp, bükleri gezecektik. Sonra feribotla Bodrum. Belki birkaç gece de orada kalıp, Kuşadası’na da uğrayarak ailemizin bulunduğu Seferihisar’da soluklanacaktık. Aynen böyle yaptık. Datça’da 2 gece kaldık, Eski Datça’da. Çok beğendim, çok güzel bir yerdi. Datça’da ise bir numara yoktu bence. Sadece Datça yolunda İnbükü ve sonrasında Kargı koylarını gezebildik. Diğerlerine vakit kalmadı:(

Feribotla yolculuk keyifliydi, Bodrum’u en son 1996’da mı ne görmüştüm!! Şaka gibi. Am bu gidişimde nedense bana çok güzel geldi. 1 gece kaldık Bodrum’da. Gündüz Gümbet’e gidip denize girdik, yayıldık, güneşlendik; akşam da Cafe Del Mar‘da sahilde, denize sıfır minderlerin üzerinde içkilerimizi yudumlarken güneşi Bodrum Kalesi’nin ardından batırdık. Sonra yemek için hemen burasının yanındaki bir balıkçıyı tercih ettik. Adını hatırlayamıyorum mekanın ne yazık ki, ama muhteşemdi yediklerimiz. Taş Plaktan nağmeler eşliğinde harika mezeler tattık. Ücret de çok makuldü. Sonrasında ise kendimizi bence Bodrum klasiği Körfez Bar‘a atarak deliler gibi eğlendik. Eskiden de severek gittiğimiz bir rock bardı Körfez, şimdi daha da güzel olmuş. Çalan tüm parçaların videoları bardaki ekranlardan beğeninize sunuluyordu.

Ertesi sabah tekrar yol. Kuşadasında bir yemek molası, ardından Seferihisar. Sonunda, bir ev. 4 gün de orada dinlendik. İzmir’e gidip geldik birkaç defa. Sevgili‘nin arkadaşları ile buluştuk Karşıyaka’da. Ben çok sevdim Karşıyaka’yı. En kısa zamanda yine gelecek ben diyerek, bir Cumartesi sabahı gayet güzel, ama parçalı bulutlu bir havada atladık motorumuza ve uzun konvoy oluşturmuş tatilcilerin arasından sıyrılarak akşam vakti evimize kavuştuk. Ne özlemişim. Tatil güzel tabi ki, ama hiçbir yer evimin yerini tutmuyor nedense!

İşte böyle bitti bir tatil daha. Şimdiden Kurban Bayramı’nı değerlendirmek için fikirler uçuşuyor kafamızda. Ama benim dersler, ödevler, sunular ve sınavlar arasında bu işin tüm sorumluluğunu Sevgilim‘e bırakmış olmamadan sebep bilemiyorum kesin destinasyonları. Süpriz olacak sanırsam:) Süprizler güzeldir.