Güzel Şeyler Konulu Yazılar

“Işığını Arayan Tekne”de BİZ:)

Road to Marmaris Turkey

*Maceramızın başlığının isim annesi tatilimizin ilk yarısındaki takım arkadaşlarımdan Sevgili Başak’tır.*

19 Eylül Cuma gecesi ertesi sabaha karşı 01:00 civarlarında yatağı görebildik. Hazırlıklar tahminimizden uzun sürdü zira. 50 lt.lik bir çantaya sığmakla ilgili süper tecrübe edindim ama onu söyleyebilirim:) Ayakkabı, terlikler ve banyo-bakım malzemeleri için ayrı bir sırt çantası yaptık. 2’de uyku tulumu. İşte hazırdık!

Sabah saat 07:00’de motora eşyaları yüklemiş, km.yi sıfırlamış, kuşanmış, gayet hazır bir halde start verdik uzun yolculuğumuza serin, gri-mavi bir atmosfer içerisinde. İlk rotamız Ankara-Marmaris hattı. Endişeliydik yol boyunca. Çünkü Afyon sonrası, hatta Dinar’a kadar kocaman parçalı bulutlar ve rüzgar hep bizimleydi. Ödüm koptu yağmur yağacak diye, ama sanırım ya ben çok dua ettim ya siz, yağmura yakalanmadan vardık Marmaris’e akşamüstü saatlerinde. (Ankara-Polatlı üzerinden Afyon- Dinar-Denizli- Muğla ve Marmaris.)

Elimden geldiğince aşağıdaki haritada göstermeye çalıştım toplam yaptığımız yolu. Yani ilk rotamız ve sonrası, toplamında 1920 km.lik mesafeyi yaklaşık şu şekilde katettmişiz.) Evet. 1920 km.!! Bir önceki seyahati katladık anlayacağınız:)

Bike Route

Marmaris’e sağsalim ulaştık ve hemen geceleyeceğimiz otele yerleştik. Bir duş, ardından Marmarisin içinden limanına uzanan kısa bir yürüyüş ve en nihayetinde yemek yemek için bir durak seçip sandalyelerimize yerleşme faslı. İşte en sevdiğim an bu andı dostlarım. Benim ince belli uzun bardaktaki Tekirdağ ile buluşmam neticesinde anca kendime geldiğimi söyleyebilirm:) Yemeğe oturduğumuzda inceden yağmur yağmaya başlamıştı bile. Sanırım saat 23:00 civarlarında odamıza doğru yol alırken, yağmur da kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Hatta biraz ıslandık. Gece, özellikle sabaha karşı saatlerine kadar gök gürültülü sağnak şeklinde yağmur yağdı ve neredeyse Marmaris’i sel aldı! Hatta sabah kalktığımda yataktan ayaklarımı yere indirmemle ayaklarımın su içinde kalması bir oldu: Odanın ortasına kadar yağmur suları taşarak gelmişti balkondan:( Neyseki biz toparlanıp kahvaltıya inerken otel sahipleri odanın icabına bakıverdiler ivedi bir şekilde.)

Başak’ın telefonu ile onların da sabaha karşı Marmaris’e geldikleri ve hatta halihazırda teknemizde olduklarını öğrendik. Limanda teknemizi bulduk: Yasemin Sultan! Tekneyi gördüğümde oldukça şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Her ne kadar fotoğraflarını da görmüş olsam, teknemiz benim -ve diğerlerinin- beklentilerimizin hayli üzerindeydi! 2 direkli, 4 kamaralı, 28 mt.lik kocaman bir yelkenli.

6 KİŞİ Güzel güzel yerleşip, hızla alış-verişimizi yaptık. Zira anlaşmamıza göre içeceklerimizi kendimiz alacaktık. Tahmin edeceğiniz üzere benim gibi içmekten keyif alan bir takım arkadaşlar olunca yolculukta, haliyle yüklüce bir alkollü-alkolsüz içecek alışverişi yapıldı. Tekne sahibinin -takım arkadaşlarımızdan birinin arkadaşıydı kendisi- devamlı başımızda “Yok artık, içemezsiniz 4 günde bu kadar şeyi, yapmayın ya, almayın, kalır, yazık olur” serzenişlerine bir noktada aldırmaya başlama ihtiyacı hissederek durduk! Durduk durmasına da.. Tatilin 3. günü öğlen saatlerinde tekneden bira alış-verişine başlamıştık bile. Liste, ilgisini çekenler için şu şekildedir. İlgisini çekmeyenler 3 alt satırdan devam edebilirler:)

İçecek Listemiz: 8 şişe Kırmızı, 1 şişe Beyaz Şarap. 48 Büyük, 24 Küçük Bira, 2 şişe Yeni Rakı, 1 Büyük şişe Votka ve 1 şişe Viski. (Bunları akşamüstü güneşi batırıken içtik.) 24 Kutu Diet Kola ve Zero karışık. 12 Kutu Ice-Tea ve 4 Kutu Red-Bull. Su mu? Hatırlamıyorum, kolilerceydi.

Hava bize güzel yüzünü göstermeye, bulutların yavaştan dağılmaya başladığı an, saat 10:00 civarlarında limandan ayrılarak, hayatımın gerçekten en güzellerinden biri olacak o 5 günü geçirmeye doğru yola çıktık.

Marmaris Harbour

Yolculuk başladı, havanın da güzelleşmesi ile birlikte artan keyfimize keyif katıp, güvertedeki yaklaşık 15 kişi için tasarlanmış minderli bölüme yayılıverdik. Gezdiğimiz tüm koyların listesini Başak tutmuştu. Ondan aldığım şekliyle buraya iliştiriyorum:) 21 Eylül Marmaris-Arap Adası- Bozukkale, 22 Eylül Bozukkale-Oğlan boğuldu:)- Kızılada, 23 Eylül Kızılada-Söğüt ve 24 Eylül Söğüt-Serçe- Kumlubük (Akvaryum) Bence en güzel koy, en son geceyi geçirdiğimiz Akvaryum Koyu idi. Yemyeşil ağaçlar, inanılmaz renkteki deniz küçücük bir koyda buluşmuş ve ortaya muhteşem bir manzara çıkarmıştı. Buradan teknemizi fotoğraflama imkanı buldum. Onu da yazının ikinci yarısında ekleyeceğim.

Sabah kahvaltılarımız, öğlen ve akşam yemeklerimiz tamamen bir şölen havasında geçti. Ahçımız inanılmaz marifetli Murat Abi’ye tekrar teşekkür. Her öğünde en az 2-3 çeşit meze, bolca salata ve sıcak yemek, ızgara vs. oldu. Taze fasulyeden, kuru fasulyeye, Levrek ve Çupra ızgaralardan, et sotelere, kalamar tavalardan, makarnaya kadar inanılmaz çeşitlilikte sofralarla karşılaştık her defasında. Çanın çalmasını sabırsızlıkla bekler olduk. Turdaki arkadaşlarım umarım bu amiyane tabiri kullandığım için bana kızmazlar, ama bir nevi Pavlov’un Köpekleri gibiydik:) Turu tamamladıktan sonra Sevgilim‘le beraber biz tatilimizin ikinci yarısına devam etmek üzere başka rotalara doğru yola çıktık. Her defasında en zorlandığımız şey yemek seçmek oldu:) O kadar alışmışız ki çalan çanın neticesinde soluğu aldığımız sofrada bizim için hazırlanmış hazır yemekleri görmeye. Seçmek çok zor geldi sonradan:)

To Blue Voyage

2 gün naneliydi hava, ama 2 gün de günlük güneşlik. Güneşi bulunca bir miktar yanabilmek umuduyla güvertede yatıp kitap okuduk. Çok fazla denize girmedik ne yazık ki, çünkü deniz hakkaten soğuktu. Dışarı çıkınca da sürekli bir rüzgar. Sanıyorum bir gün dışında her gün günde 2 defa anca girebildim ben. Bir koyda, şnorkel ve gözlükle daldık teknenin yakınındaki kayalıkların arasına. Yıllar yıllar önce, ilk defa scuba dalışına gittiğimiz gündeki gibi gümüş renkli bir balık sürüsünün ortasına düştüm yine:) İnanılmazdı. Yüzlerce, binlerceydiler. Aralarında onlarla birlikte yüzdüm, öylece durup benim etrafımda dönüşlerini seyrettim. İlerisi buz mavi renkte, öte taraf lacivert. Anlatılamaz bir tecrübeydi:)

Gecelerimizi güvertede uyku tulumlarının içerisinde geçirdik. Kimsenin canı kabinlerde yatmak istemedi. ( Gerçi master bedroom’u biz bileğimizin hakkı ile kazanmıştık kağıt seçmece oyununda ama:) Sadece son gece sabaha karşı azıcık atırştırdı hava. Toparlanıp odalara geçtik, ama 10 dk. içinde dindi bitti ahmak ıslatan:) Süper keyifli yemeklere, sohbetlerimizle eşlik ettik. Birbirimizi en yalın hallerimizle fotoğrafladık hep:) Bol bol kitap okuyup, balık tutmaya çabaladık:) Birbirimizi daha iyi tanıdık. Güzel müzikler dinledik ve bence en önemlisi “huzur” bulduk.

Blue Sky

Teknede zaman o kadar güzel geçiyormuş ki bunu anladık. Hepimizinde ilk tekne turu tecrübesiydi bu tatil. O sebeple biraz da, normal 7 günlük bir tur yerine kısa olanını tercih etmiştik. Bundan sonra ise yaz tatillerimizin bir kısmında ne yapacağımıza karar verdik bile: İyi ihtimalle yine bu 6 kişi bir şekilde denk gelmeye çalışacağız ve bir yaz Göcek Koyları, bir yaz Datça Koyları, diğer bir yaz Gökova-Bodrum koyları şeklinde en az 3 yaz daha bu aktivitelere devam edeceğiz. Teknede olmak güzel, denizde olmak, özgürce yelken açmak güzel. Ama bir de ayakkabı-kıyafet zorunluluğu olmadan yaşamak da güzel:) Her daim Çıplak ayaklı kontes tadındaydık. Teknede ayakkabı yasak:) Üzerimizde en fazla bir uzun kollu ya da bir eşofman altı oldu ki, normalde tavsiye edilen dönemlerde mavi tura çıkıyorsanız eğer ihtiyacınız olan sadece mayo-bikininiz:) Biz serinleyen hava ile mücadele etmek durumda kaldık ne yazık ki. En iyi dönemin Ağustos’un son haftası ile Eylül’ün ilk haftası olduğu söylendi kaptanımız tarafından. Bence de en makulu. Biz sevgili Alev’in askerlik görevini tamamlamasını beklediğimiz için son haftalarına denk geldik Eylül’ün.

Mavi Tur kaptanımız Murat Abi, ahçımız Murat abi ve miçomuz sevimli İsmail:) Mavi tur takım üyeleri: Başak-Alev çifti, Güçlü-Özge çifti ve Sevgilimle ben:) Harika bir tecrübenin gerçekleşmesi sırasında o güzeller güzeli Yasemin Sultan Teknesinde Macera arayanlar.. Aradığını fazlasıyla bulanlar:)

*Bizim tur hakkında bilgiye ulaşabileceğiniz yer de şurası. Hatta ben fotoğrafını koyana kadar, Yatlarımız-4 Kabinli başlığı altından Yasemin Sultan’la önceden tanış olabilirsiniz:)

Mavi Tur sona erdiğinde, Marmaris Limanına geri döndüğümüzde yağmur yağmaya başladı tekrardan. Eşyalarımızı tekrar yüklenip bu defa hep birlikte ikinci durağımız DALYAN’a doğru yola koyulduk 25 Eylül Perşembe öğleden sonra saat 14:00 civarlarında. İşte bu da yolda fotoğraf molası için durduğumuzda fotoğrafladığım ulaşım aracımız:) Şimdi doğru Dalyan’a, hadi bakalım…

Our Bike

Eylül Derken..

Canal From London

Sonbaharın ilk ayıdır Eylül..

Giderek serinleyen havanın sebebi belki de.

Bir sürü arkadaşımın dünyaya geldiği ay.

Yaprakların yavaşça sarı-kahverengi-kızıl renklere dönüşmeye başlayıp kendilerini kocaman bir bahar ve yazdan beridir ikamet ettikleri ağaçların kollarından aşağıya bırakmaya başladıkları bir ay.

Güzel bir adı vardır ayrıca, güzel ve hüzünlü: Eylül.

Roman ismine de uygun hem.

Kimileri için başlangıçlar, kimileri içinse bitişleri ifade eder; ama çoğunlukla ümit edilen, özlem duyulanı getirmesi istenen, önünden andlar içilen, kendi kendimize sözler verdiğimiz bir aydır Eylül nedense!

Yalnız, az biraz solgun, hafif serin, ama keyifli bir aydır benim gözümde.

Hristiyanlar için “İstavroz ayı”, Karadenizliler içinse “İstavrit ayı” imiş:)

~

Şaka maka tam  4 Eylüldür buralarda birlikteyiz hep beraber biliyor muydunuz? Ne güzel:)

~

Eylülü karşılarken siz, günlük hayatımızda yuvarlanıp gitmeye devam ediyoruz biz. ( “O” ve ben yani) Sevgili ile koca bir Cumartesi öğleden sonrasını haftalık yemeğimizi yapmak için mutfakta beraber geçirdik. Sonra da hazıladığımız yemeklerden azar azar soframıza taşıyarak resmen bir ziyafet alanı yarattık kendimize. Yemeğe katılan oldu, sonrası içki-meyva kısmına katılan oldu. Sonra da “O” ve ben kendimizi Dib Sahne‘de buluverdik. Üniversite yıllarımdan dinlediğim FLU performansını, aralarda DJ hatunun başarılı müzik seçimlerini, yüksek yüksek tavanlarını ve özellikle kırmızı klozetli tuvaletlerini ben çok beğendim. Ankara’da iyi müzik dinlerken, dans ederken telef olmayacağınız bir yer. Giriş için 15 YeTeLe verdik sanırsam. Tunalı Hilmi’nin hemen başında.

~

Liva Pastanelerini biliyorsunuzdur. Bizim sokaktakinden her hafta sonu envaye çeşit börekler ve poğaçalar almadan kahvaltı masasına yerleşemiyoruz biz:) Orada yediğim her türlü tatlının da benzerini başka bir yerde tatmadım ben. Özellikle profiterolü çok güzeldir. Şimdi ise bu güzel tatlarının daha hafif kalorili olarak sunulabileceği yeni bir mekan açtılar Farabi Sok.da: LivaLight! Bence fikir süper. En kısa zamanda bir tatmak lazım der, buralarda olanlara duyururum.

~

Birkaç hafta sonra yıllık iznimizin kalanını geçirmek üzere yine yollara düşeceğiz:) Bu defa “Ömrü Hayatımda Yapmayı Arzuladıklarım” listemden bir maddenin daha üzerini fosforlu bir kalemle çiziktireceğim kızmetse:) Yine ucunda “mavi” olacak, yine motorsikletimizle düşeceğiz yollara. Bu defa yol daha uzun, velakin hazırlığım daha iyi olacak;) Bu tatil uzun olacak, malum bayramla birleşecek. Oldukça maceralı olacağı hissiyatındayım, ve eğlenceli, ve bol yemeli-içmeli. Dolayısıyla birkaç kilo versem fena olmaz sanki triplerindeyim:) Bakalım, göreceğiz. Sevgili‘m, her ne kadar göbeklendim ben desede hala beraber yaptığımız ve beraber keyifle yediğimiz tüm yemeklerin sadece bana yaradığını düşünmekteyim!

~

Bu hafta sonu ise yine Efes/Selçuk yolları taştan bize. (Sevgili’m atlamaya gittiği en az senenin bu sene olduğunu söyleyip duruyor. Geçtiğimiz yıl her hafta sonunu orada geçirmiş de!) Bu bizim 4. gidişimiz olacak. Cumartesi tüm günü sevgili arkadaşlarım Tolu ve Ayşegül Sultan ile geçireceğim bir aksilik olmazsa. Onlar şu an itibariyle Datça’da birlikte tatil yapmaktalar! (Sondaki ünleme dikkat çekerim!) Eskiden “biz” olurduk her yerlerde, şimdi evlenip barklanınca beni dışında bırakıyor alçaklar planların. Neyse artık, 1 günlüğüne de olsa yine “biz” olabileceğiz. Onları Yedi Uyuyanlar’a ve Şirince’ye götüreceğim. Bol bol otlu gözleme, şarap yedirip içireceğim. Sadece ben mi kilo alayım yahu, yaşasın kötülük:)

~

Eylül ayının en sevdiğim taraflarından biri de Amerika Açık‘ın her daim ulaşılabilir bir kanalda benimle olmasıdır:) Hafta sonu ve tüm akşam sadece EuroSport’ta tenis maçı izliyorum. Ve ne mutlu ki bana “O” da bundan büyük keyif alıyor:) Seyrettiklerimizin uygulamasını yaptık bu Cumartesi sabahı. Velakin Pazar sabahı Dib çarptı beni yataktan kalkmam 10.00’u buldu! Haliyle sabah sporu hayal oldu..

Neyse, diyeceğim güzel bir Eylül olacak bu Eylül.. Kulağıma öyle fısıldadılar benim:)

Antalya

Yatch Harbour

Sicak, cok sicak bir memleket bu Antalya! Anne kusum ne olur kizma bana, ama benim orada yasamam mumkun degil ne simdi ne ilerideki bir tarihte:( Eridim bittim resmen, ilk gun yattigim yerden -ki klimali bir odaydi- kalkamadim. Oturdugum yerden sicim gibi terledim durdum. Ben ki normalde gunde 3 litreye yakin su tuketirim, orada bu rahat 2 katina yaklasti. Oldukca uzun bir sure olmus yaz aylarinda Antalya’ya gitmeyeli. Megersem ne iyi ediyormusum!

Ilk 2 gun anne kusumla vakit gecirdim, babami gordum, kardeslerimle muhabbet ettim; tam bir aile saadeti yasadik sanirsam:) 2. gun sabahin kor kokunde, saatlerimiz 06:00`yi gosterirken gecen yillar bahsettigim deniz-havuzumuzda idim. Ellerimle balik tutmadim bu defa, zira balik-malik kalmamis. O saatte yaklasik 20-30 kisiydik denizde. Insanlar sicaklardan sebep normal saatlerde denize falan giremiyor herhalde, sabahin o saatlerini degerlendirmeye calisiyorlardi. Yuzdum bol bol. 1,5 saat kadar kaldik denizde. Ama deniz suyu da disaridaki havadan farkli degildi cok. Banyo suyu tabir ederiz biz, hatta benim dus aldigim sudan bile sicakti. Velhasil tek bir defa yuzmus oldum 4 gunluk mini-tatilim sirasinda.

Cumartesi sabahi Sevgili geldi:) O gun babamlarla mangal muhabbetine davetliydik. Ailemin bir kismi ile orada tanisti Sevgili. Kalan kismi ile de Pazar sabahi Brunch yaptik. Bende anne-baba ve kardes cok olunca, anca 2 ayri organizasyonla ailemin tumune erisebiliyoruz:)

Cumartesi aksami 2. tanisma faslina gectik. Sari Papatya olarak bana biraktigi yorumlardan, ve de benim “Izlediklerim” kosemden tanidiginiz sevgili Seda ile bir aksam yemegi organizasyonunda biraraya geldik:) Aslen Seda’ya “Hosgeldin” yemegine biz de davetli olduk diyelim. 8 kisilik keyifli bir masada Seda da dahil kimse ile yuzyuze tanismisligimiz yoktu. Bir sure sonra sanki 40 yildir birbirimizi taniyormuscasina keyifli sohbetlerin edildigi bir masa haline geldik. Hatta dunya kucuk diye bosuna dememisler: Sevgili‘nin muzikle ugrastigi yillardan tanidigi bir arkadasi ile masada ortak arkadaslar cikti. Geceyi zaten hep beraber sabaha karsi 05:00 civarlarinda corbacida ayrilacak sekilde tamamladik:) Boylece Antalya’nin Rock Barlarindan 2 tanesini bizzat gorme ve Ekim ayinda yapilacak bir dugune davet edilme serefine nail olduk.

Sicaklardan bayilmis halde yurduma, haz etmedigim ama yasamak konusunda inat ettigim Ankara’ma doner donmez bir suredir takip edilen bazi saglik problemlerim dolayisiyla birkac test, girisim vs. daha yapildi bana. Birkac gundur evdeyim, nahos haller icindeyim. Sicak Ankara’ya agzimi acip bir sey diyemiyorum, zira Cehennemden gelmis gibiyim:)

Saglikli, az bunaltan, cok keyif veren gunler gecirmenizi dilerim dostlarim. Yine gelecek ben:)

Bir Sörf Macerası Sonunda Elde Ne Olabilir?

Surf Adventure

A) Sol bacağın hemen dış bilek kısmında 3 cm. boyunda, bayağı derince bir kesik mi?

B) Sol ve sağ ellerin küçük, yüzük ve orta parmaklarında su toplaması sonrası soyulan derilerin bıraktığı kırmızı-pembe görüntü mü?

C) Her iki bacakta dizlere kadar varan morluklar, şişlikler mi?

D) Sırt, boyun kasları ağrısı mı?

E) Hepsi mi?

Tabiki bildiniz: Bendeniz için geçerli olan şıkkı işaretlemem gerekiyorsa bu kesinlikle E olacaktır! Tabi tüm bu yara-berelere ek olarak 3 günün sonunda kendi kendime bir sörf kiralayarak, yapacak duruma da geldim. Hani kazanımlarımız da olmadı değil.. İlk şıktaki kesik biraz sörf ile alakasız bir alanda gerçekleşti bu arada. Bir kayanın üzerinden basıp geçerken ayağım kaydı ve ciddi derin bir kesiğe sahip oldum. Bugün olayın gerçekleşmesinin üzerinden tam 13 gün geçti, velakin pek bir iyileşme belirtisi yok. Olmayacak gibi aslına bakarsanız, iz kalacak! Bende gidip üzerine bir dövme yaptıracağım misler gibi tam olacak! Zaten istiyordum o bölgeye, bahanem oldu:) Diğer parmak derisi yüzülme ve bacak morarma hikayeleri direkt olarak sörf tahtası ve yelken ile bağlantılı:) Kas ağrılarından bahis bile etmiyorum:) Hatta edeyim, şöyle ki;

….

Gittim, başlangıç paketi aldım; 5 saat hoca ile 5 saat kendi kendine pratikle toplamda 10 saatte sörf kullanır hale getiriyorlar adamı. İlk gün az rüzgar ile resmen oyun oynadık. Hatta ben bir ara yelkenime “püf püf” şeklinde elimden geldiğince, ciğerlerim yettiğince hava pompalamaya bile çalıştım, o kadar rüzgar yoktu yani yılın neredeyse 360 gününü rüzgarlı geçiren Alaçatı’da. O gün daha çok dengede durma, yelkeni sudan kaldırma, rüzgara göre yelkenin açısını değiştirme, sörfe yön verme gibi durumların bol bol pratiğini yaptık. Ben ve bir hatun kişi daha. Hocamız ikimize resmen özel ders verdi, bence de gayet iyiydi dersler.Bu arada ilk gün o rüzgarsız havada bile bol bol düştüm suya. Dizimdeki morluklar, biraz açıkta bordun üzerine çıkmaya çabalamamla meydana geldiler! Ellerimdeki yaralar yelkenin ipini çekerken meydana geldiler! Amma kalın halatvari ipti onlar öyle kuzum! Ertesi gün şiddetli rüzgarda yaptığım self-practise sonrasında da rüzgarla ve yelkenle cebelleşirken sırt ve kas ağrılarımla tanış olduk!

Sevgili, “Vallaha en son 15-20 yıl olmuştur herhalde sörf tahtasına çıkmayalı, yelkeni tutmayalı” dediydi bana giderken biz. İlk gün sörf hocamızın yakın markajında biz kendi kendimize ufak adımlar atarken o da sahilden bizi görüntüledi birkaç kare. Sonra bir baktım adam yok! E denize girmeyi sevmiyordu hani. Zaten Alaçatı’da yüzmek için sörfle açığa, 300 mt. kadar ileriye gidip orada girmeniz lazım.. Güneşlenmekten de fellik fellik kaçardı.. Nerdeki bu adam demeye kalmadı, yanımdan bana el sallayarak hayvani boyutlu bir yelkenle süzülüp açıklara doğru ilerledi kendisi:) “Hani 15-20 yıl olmuştu sen yapmayalı bu işi, bu ne ya, süper gidiyorsun işte” dediğimde bana “E şekerim kasların hafızası var bence diyorum sana da inanmıyordun, al sana kanıtı.” dedi. Aslında bu konularda ona bu tarz tepki gösterek ağzım bir karış açık “hakkaten mi bu kadar senedir uğraşmadın bu işle” falan dememem lazım! Tenis kortundaki ilk günümüzden sonra bu konuyu anlamış olmam gerekirdi: Evet, kasların hakkaten hafızası var! Ya da bu adam beni uyutuyor:) Uzun süredir yapmadığını söylediği başka bir spor yok allahtan, konu burada nihayetlenecek. Kış geldiğinde ne kadar iyi bir kayakçı olduğunu bilhare yazacağım, inşallah ölmez de sağ kalırsak:)

Surf Adventue 1

İkinci gün benim en eğlendiğim gün oldu. Özellikle öğleden sonra müthiş bir performan gösterdim. O gün itibariyle yelkenin yönünü değiştirebiliyor, üzerime doğru gelen acemi:) arkadaşların sörfleri ile çarpışmamak için değişik yönlere kurtarabiliyordum kendimi. Yelkenim sevgiliye göre küçük olmasına rağmen, beraber birkaç tur bile atabildik, süperdi:) Hatta selibiritylerimizden sayın Tan Sağtürk ile bile çapraz bir geçiş gerçekleştirdik açıkta. Güzeldi yani, memnun kaldım. Tabiki benim sörf yapıyorum dediğim şey ile Çağla Kubat‘ın ya da Bora Kozanoğlu‘nun çalışmaları arasında Toroslar kadar fark var, kabul. Ama ben bu işi sevdim ve diyorum ki bir dahaki sefere bir eldiven edinmeyi başarırsam daha az zarar görerek, daha az eğlencesi olan bir yazı yazabileceğimden de eminim:)

Merak ediyorsanız, gidin yapın hayatınızda eksik kalmasın derim. Deniz sever, mavi sever, macera sever, adrenalin tutkusu olanlar için bir kayıp bence denenmemiş olması itibariyle. Sürekli yapacağım bir spor olamayacak ne yazık ki. Bir defa çok pahalı bu kiralama işleri bana.. İkincisi uzak anacım Alaçatı! Denizle ilgili her aktiviteye uzak kalmayı başarabilen tek şehir olan Ankara’da yaşıyor olmam da cabası! Dalarken de ben böyleydi, anam ağlardı yazık kadıncağıza. Her cuma gecesi bin otobüse, git en yakın! dalınacak mevkiye, 4 defa dal sonra dön gel Pazartesi sabahı otobüsten sersem sepelek bir halde inerek işinin başına! Bir arkadaşım var kulakları çınlasın, Barış. İzmir’de yaşıyordu İstanbul’a taşındı. Ama duyduğuma göre Alaçatı’dakiler onun taşındığından bir habermiş, zira Barış her hafta sonu azimle sörf yapmaya devam ediyor!! Bana zor, beni aşar. Ama tatillerde gittiğim yerde sörf yapabilme imkanı doğarsa hiç durmayacağım bunu biliyorum, bu da yetiyor bana:)

Bir tatil güncesi daha burada bitiyor dostlar. Son dönemlerde oldukça az sıklıkta yazdığımın farkındayım, bu konuda beni maillerinizle taciz etmenize hiç gerek yok. İçim daha çok acıyor zira. Neden derseniz, eskisi kadar laptopımla haşır neşir değilim takdir edeceğiniz üzere, e beş ay olmuş hayatıma bir adam gireli:) Aynı evde yaşıyor, hayatı paylaşıyor olmamızda cabası. Kendimize ait zamanlar daha yeni yeni yaratılıyor, yeni yeni birbirimizi 5 dk. da olsa rahat bırakıyoruz:) Birde fotoğraf çek-e-miyor olmam, tatile gittiğimde 60-70 pozla dönüyor olmamında JTB’yi ihmal etmemle alakası var. Biliyorsunuz ki burada sadece yaşadıklarımı ya da hissettiklerimi paylaşmıyorum. Aynı zamanda çektiğim fotoğrafları, hoşa gideceğini düşündüğüm an’ları da paylaşmaya çalışıyorum. Fotoğrafsız bir yazı yayınlamak pek bana göre değilmiş gibi. O yüzden bazen yazacak birşey olmuyor, bazen de fotoğraf olmuyor yazdığımla alakalı sunabileceğim göz zevkinize. Bir görev gibi görmemekle birlikte, burada olmayı seviyorum. Buradan ulaştığım insanlarda uyandırdığım hisleri, iyi şeyleri seviyorum.

Velhasıl, en kısa zamanda yeni bir yazı ile buluşmak üzere diyerek huzurdan ayrılıyorum. Bu da haftalık planlı-aktivite listesinden geride kalanlar, bakın görün ne kadar meşgul bir kadınım:)

06 Ağustos Çarşamba gecesi Dostlarla tatil dönüşü Balıkçıköy buluşması

07 Ağustos Perşembe?akşamı Spor Okulunda 19:00-21:00 arası tenis

08 Ağustos Cuma gecesi Sevgili arkadaşımız Natali’yi Amerika’ya uzun tatile uğurlama okasyonu

09 Ağustos Cumartesi sabahı Spor Okulunda 07:00-09:00 arası tenis

10 Ağustos Pazar sabahı Spor Okulunda 07:00-09:00 arası tenis

Tatilin Kötüsü Olur Mu A Dostlar?

Beach From Alacati

~ 1.500 km

1 haftada motorsikletle yapılan yol mesafesi. Bence fena bir rakam değil ne dersiniz? Gerçi bunlar kadar olamayız, ama böyle giderse benimde taş gibi bir popoya sahip olmam an meselesi:)

Sabah 05:00’de yola çıktığımızda Cumartesi sabahı, tam 3 saat sonra Afyon Varan Tesislerindeydik. Arada sadece 1defa mola verdik. O da gayet sıkı ve temkinli giyinmemize rağmen sabah soğuğu etkisiyle donmamıza ramak kalmasından sebep! Binicilik yapanınız var mı bilmem, ama ilk defa uzun süre at üzerinde kalırsanız hani aşağıya indiğinizde bacaklarınız parantez kıvamında kalır ve sünnet olmuş bebeler modunda yürürsünüz.. İşte tam da öyle oldu bana.. 2 saat motor üzerinde, saatte ortalama 130-140 km. hızla gidip aşağıya inince bacaklarımın bu aldığı şekilden sonra açılması biraz zaman aldı. Ama Varan’ın süper kahvaltısı, kocaman tostları sonrası kendime geldim:) Seferihisar’a ulaştığımızda saat öğlen 14:00’dı.

Uzun yol motorsiklet yolcularına ufak birkaç tavsiyem var aslında iki paragraf arası:

Birincisi, mutlaka saat başı mola verdirin kullanan arkadaşınıza! Dönüş yolunda biz böyle yaptık, çok daha rahat geldik. 5-10 dakika bile yetiyor.

İkincisi, sabah erkenden yola çıkacaksanız mutlaka içinize uzun kollu birşeyler, ayağınıza kalın-uzun çorap giyin. Eldiveni de eksik etmeyin. Bizim üstümüzde gayet kalın montlar, içimizde t-shirtler vardı! Diğer taraflar tamamdı..

Sonuncu tavsiyem ise, mümkünse eğer poponuzun nazik kısımları için birer çift vatka edinin yola çıkmadan önce:) Ben Eylül ayındaki 2. tatilim için böyle yapmayı planlıyorum zira:) Sevgili çok gülüyor ben böyle söyleyince, beni popomda vatkalarla düşünemiyormuş:)

Cat

Seferihisar’da yazlıkta 1.5 gün kaldık. Balıklar mangalda, rakılar kadehlerde, sohbet-muhabbet, buzz gibi deniz, buzz gibi bira, hamaktı-salıncaktı derken Pazartesi sabahı ayrıldık mutlu mesut Alaçatı’ya otelimize doğru.

Yukarıdaki sevimli kedi, ailenin emektar kedisi Boncuk. Çok şeker, fazla hareket ederken göremediğim bir canlıydı kendisi. Bahçede salına salına dolaşıp, milletin ayaklarının dibinde yatıyordu mütemadiyen.

Breakfast

Otelimizden memnun kaldık. Bir kere çok temizdi, bembeyazdı odaları, duvarları, kullanılan mefruşatı. Misler gibi çarşafları, havluları her gün değiştiriyordu Sevda Hanım. Otelin sahibi doğma büyüme Alaçatı’lı Ümit beyin Ankara’lı eşi Sevda Hanım. Köy Kahvaltısı olarak sundukları serideki tüm reçeller bizzat kendisinin elinden çıkma. Kahvaltı, en sevdiğim öğün bilindiği üzere, özellikle tatillerde. Köy Kahvaltısında 3 çeşit ev yapımı reçel, 3 çeşit zeytin, 3 çeşit peynir, 3 çeşit tazecik ekmek, bol zeytinyağında yüzen kekikli domatesler ve yeşillikler tabağı bulunmaktaydı. Oda + kahvaltı şeklinde çalışan otelimiz, şehir merkezindeydi. Kocaman bir bahçesi, bahçesinde domatesler, biberler, patlıcanlar, salatalıklar vardı. Kahvaltı ettiğimiz bahçenin diğer kısmı ise incir ağaçları ve asmalar altındaydı. Motorla 5-6 dakikada Liman’a, sörf cennetine ulaşıyorduk her gün.

Otel ararken bayağı bir alternatife bakmıştım. Çok güzel, çok şık, çok elegan, çok romantik oteller var Alaçatı’da. Ama ne yazık ki yatmak için uğrayıp, sabah kahvaltısını tadacağımız bir yer için dünyanın parasını vermeye de gönlüm razı olmadı hiç. Ne yaptık? Otellere dökeceğimiz parayla sörf yaptık, yedik ve içtik. Pişman mıyız? HAYIR:) Otelimizi tavsiye eder miyim? Kesinlikle EVET:)

İlk gün, daha önce defalarca burada sörf yapan arkadaşlarımın da tavsiyesiyle kendimize kaldığımız 4 gün boyunca konuçlanacak mekanı bularak buraya alışmakla geçti. Bunları da sonraki yazıya saklayayım: Sörf maceralarımızı, Alaçatı’da tattığımız hoşumuza giden tatları, gittiğimiz mekanları, gördüğümüz ünlüleri, en yeni dedikoduları falan yani:)