Güzel Şeyler Konulu Yazılar

Guzel Seyler…

1. Dun, daha once yazdigim uzere The New York Botanical Garden yerine Brooklyn Botanic Garden‘a gittim. Brooklyn tarafinda bulunmamistim daha once, degisiklik olsun dedim. Nilufer ciceklerinin mevsimi oldugu icin en guzel ve en ilgi cekici cicekler onlardi bana gore.. Bir de cesit cesit manolya agaclarina takildim kaldim; ama ne yazik ki hic birinde cicek falan kalmamisti..

*

 

2. Bugun de gunumun bir kismini Bezen’le ogle yemeginde gecirdikten sonra, onun is yerinin bulundugu 50. cadde’den 86. cadde’de bulunan Guggenheim Muzesi‘ne kadar yurudum! Bu muzeyi gecen yil atlamisim, hemen acigi kapatayim dedim. Iyi ki de demisim.. Zira bundan boyle yakin takip edecegim 2 yeni isimle tanistim muzede: Ilki, siyah-beyaz (agirlikli nude/ciplak) fotograflarini ilgi ile inceledigim fotografci Robert Mapplethorpe. Ikincisi ise ressam Barones Hilla Rebay. Rebay, Guggenheim’in sanat danismanligini ve muzenin ilk direktorlugu gorevlerini de surdurmus.. Kolajlari ve yagli boya calismalari cok enteresandi. (Vasily Kandinsky’den etkilendigi cok belirgindi. Muzede, Kandinsky’nin de cok guzel eserleri vardi.) Ne yazik ki fotograf cekmek yasakti, as usual! Ben de enteresan tasarimi olan (Mimari: Frank Lloyd Wright) muzenin ic mekanindan bir-iki goruntu fotografladim.

3. 2 aksamdir cok guzel DVD’ler izliyoruz: Ilki, benim gercekten cok begendigim bir adam olan Denzel Washington’un Man on Fire; ikincisi ise pek fazla yanip tutusmadigim Bruce Willis’in Hostage adli filmleri. Ilki benden 10 uzerinden 8.5 alirken, Bruce amcamin filmine 7 verdim.

4. Dun aksam Bezen’le beraber guzel bir sofra hazirlayip bir sise’de kirmizi sarap actik. Cok keyiflendik dogrusu:)

5. Yarin icin Hoboken’a gidecegim. Cimenlere yayilip, okumam gereken makalelerimi okuyacak, evde hazirlayacagim sandviclerimi yiyecegim mini bir piknik yapacagim. Geldigim ilk gun Bezen beni oraya goturmustu ve asagidaki harika manzarali fotograflari cekmistik.. Hoboken, New York’un Up Town ve Down Town manzarasina dalip gideceginiz bir yer..

 

6. Eve donmeme 4 gun kaldi:))

Mavi.. Masmavi..

Bugün, düne nispeten daha iyi ve olumlu kalktım yataktan.. Günümün kalanı da bu şekilde geçecek, biliyorum.

Yavaş yavaş normale döneceğim ve yapmam gereken şeyler üzerine odaklanacağım. Önce sabah çayımı içeceğim, sonra günümü planlayıp, işlerimi bir bir halletmeye başlayacağım. Unutma Sevgili Dilara; “Bir tek dakikan bile üzüntü, sıkıntı ve kaygı ile geçirilmeyecek kadar değerli..” Neydi hayattaki argümanın: One Life, Live It!

Sabah sabah beni iyi hissettiren şeyleri paylaşayım istedim:

Güzel, herşeyden öte “mavi” bir fotoğraf, Maria’dan…

Bir numaralı fotoğrafçım David’den, gördüğüm anda beni o sahilden denizin derinliklerine kadar taşıyan çizgisine hayran bıraktıran fotoğrafı.

Joseph’dan “Alice Harikalar Diyarında” fotoğrafı. Bu görüntü beni içine çekti, aldı, bırakmadı bir süre…

Kanadalı fotoğrafçı Sam, muhteşem bir ray of light yakalamış.. Gökyüzü, bulutlar, ışık, derinlik, sonsuzluk, mavi şeylerin fotoğrafını çekmek hoşuma gidiyor benim de…

Birde dedim ki kendime, sevdiğin şeyleri düşün bugün:

Mesela çiçek koklamak.. Çoccukluğumdan beri severim.. Derin derin mis gibi çiçek kokularını içime çekerdim daha bacak kadar bile boyum yokken. Öyle çekilmiş fotoğraflarım var, çok komik. Bir elimle eğilirken önüme düşen saçlarımı tutuyorum, popom yukarıda (altımda bez benzeri bir şey:) çiçek kokluyorum..

Mesela dondurma.. Her zaman en sevdiğim şey oldu.. Her gün ve günde sonsuz defa yiyebilirm..

Mesela denizi severim. Seyretmeyi, ona dalıp gitmeyi.. Yüzmeyi, serinliğini hissetmeyi… Dalgaların vücudumda bıraktığı hoş dokunuşları.. Köpüklerini, üzerindeki gemilerini, dipindeki balıklarını, florasını…

Arkadaşlarımı severim.. Onlarla olmayı, konuşmayı, gülmeyi, yemeyi, içmeyi, saçmalamayı, ağlamayı, birilerini çekiştirmeyi, dans etmeyi… Omuzlarına başıma koymayı, sıkıca sarılmayı severim.. Bir de bana sıkıca sarılınmasını..!

Müziği severim mesela.. Ruhumun, hayatımın, benliğimin gıdası müziği.. Onsuz bir hayat düşünemem. İşitememek bana verilebilecek en büyük ceza olurdu herhalde.!

Güzel gülen insanları severim.. İçten gülen, güldüklerinde gözlerinde ışıkları olan insanları. Gözlerinin yanında gülerken oluşmuş kırışıkları olan insanları. Onlar hayatı ne kadar dolu ve keyifle yaşadıklarının kanıtıdır çünkü..

Severim.. sevmeye devam ederim.. Sevmekten vaz geçmem.. Vazgeçmeyin!

Mangal Başı Muhabbetleri..

Herkese günaydın Temmuz’un  ilk Pazartesi gününden.. Her Pazartesi aynı duyguları yaşıyarak güne başlıyorum: “Ne çabuk geçti bu hafta sonu ve ben, yine efektif bir şeyler yapamadım.. Yet-mi-yor.!”

Yalan tabi 2 günlük hafta sonu tatilinin yetmediği.. Aslına bakılırsa efektif geçirilmediği de yalan! Örnek, son hafta sonum.. Bu sabah uyandığımda da yukarıdaki-aynı cümleleri tekrarladım, o ayrı. (İnsanız ve ne acıdır ki bazı özelliklerimiz ortak ve onları terk etmekte bir o kadar zor!)

Bu hafta sonum biraz mangal başında geçirildi tarafımdan.. Tabi, bundan dolayı hiç bir şikayetim de olmadı. Cumartesi akşamı, iş arkadaşlarımdan birinin yeni taşındığı terasındaki mangala, ertesi gün akşam üstü de Cem abi’nin terasındaki mangala davetliydik. (Yukarıdaki fotoğraf, bu terastan çekilmiştir.!) Her ikisi de çok keyifliydi. Son zamanlarda artan mangal muhabbetleri sayesinde, yaz aylarında otomatikman vermiş olduğum bir kaç kiloyu da yeniden almaya başladım sanki:))  Güzel organizasyonları için Cem Abi ve Badegül’e, Gül ve Umut’a.. Mangal başında etlerin pişirilmesi sorumluluğunu üzerlerine alarak aç kalmayı göze alan(!) Selam ve Kemal’e… Bu güzel organizasyonlarda birarada olarak keyifli vakit geçirdiğimiz arkadaşlarımıza.. ÇOK ÇOK TEŞEKKÜR..

Mangal başında yapılan sohbetler de çok keyifli oluyor doğrusu.  Bir taraftan mis gibi pişen etlerin, közlenen soğan-sarımsağın-biberin kokusu, bir taraftan elde tabak mangala sabitlenmiş bekleyen ahali, bir taraftan içeriden hafif hafif gelen müzik sesi, dışarıdan gelen kuş sesleri; akşam saatlerinde yağan ılık yaz yağmuru, kahkahalar, espriler… Mangal üzerine içilen mis gibi bir bardak çay… (Her ne kadar mangal üstü türk kahvesi benim favorim olsa da, son bir kaç mangal olayına girdiğimiz evde türk kahvesi sıkıntısı yaşadığımızdan çay içiyoruz ayşegül sultan’la..)

Bu hafta sonu da güzel şeyler oldu bir sürü, yukarıda bahsettiğim mangal başı muhabbetleri gibi.. Bunlardan başka;

* Önemsediğim bir sunumun slaytlarını hazırlama işini tamamladım, üzerimden yük kalktı bayağı.

* Cumartesi günü, erken saatlerde Hacettepe Beyaz Ev Sosyal Tesisleri’nin havuzuna gittik. Uznca bir süre havuz keyfi yaptık.. Hava çok sıcaktı, şemsiye altından pek çıkamadık..

* Havuza giderken, uzun zamandır göremediğim bir arkadaşımı gördüm.. Sevindim:))

* Sonunda G.O.R.A filmini seyredebildim!! (Biliyorum, biraz geç oldu ama..) Bu arada ben gülmekten koltuktan falan düşmedim, acaba bende mi bir terslik var diye de düşünmedim değil!

* Aydın Bodrum’dan, Kaan istanbul’dan geldi Cumartesi gecesi.. İkisini de aynı ortamda görmek beni çok mutlu etti:)

* Uzun zamandır etmediğim kadar hareket ettim Cumartesi gecesi: Dans ettim!

Güzel şeylerin dışında, bu hafta biraz keyfimi kaçıran şeyler de oldu. Burada çok olumsuz şeylerden, beni mutsuz eden şeylerden pek bahsetmemeye çalışıyorum. Böyle bir durumla karşılaştığımda da kendi kendime, burada paylaşmaya çalıştığım “olumlu olma-pozitif olma” argümanlarını kullanıyorum sıkça.. Ama, insanız!

*Kırgınlığım var biraz.. İnce düşünülmesini beklediğim durumlarda insanlar akıllarına eseni yapmayı sürdürüyorlarsa, yaptıklarının hatalı bir davranış olduğunu kabul ettikleri halde karşılarındakine üstün çıkmak için direniyorlarsa bu beni mutsuz ediyor!

*Çok fazla içki içtim Cumartesi gecesi ve bu sebeple tüm Pazar günümü zindan ettim kendime.. Bu içki içme işini  abartarak -arada da olsa- yapmak, beni rahatsız ediyor biraz!

*Aydın dönüyor Amerika’ya, dün akşam İstanbul’a geçti.. Çok az vakit geçirebildim arkadaşımla, bu da beni üzdü biraz!

*Gitmeme az kaldığı için içimde garip bir sıkıntı var.. Nedenini bilememek, teşhis koyamamak beni daha da geriyor!

Ve son olarak… Cuma günkü yazıma karşılık duygularını yazarak ya da söyleyerek  benimle paylaşan herkese teşekkür ederim. Paylaşmayanlardan da eminim bir iki şey geçiren vardır aklından.. Bir arkadaşım sayfamı dikkatle ve keyifle takip ettiğini, ama  ” mutlu bir aile tablosu” çizdiğini düşündüğünden aile dışındaki biri olarak buraya yorum yazarak müdahale etmek istemediğini belirtmişti. Biraz öyle olmuş sahiden.. Ama her zaman aileye yeni üyeler katılabilir.. Belki böylece daha da zenginleşiriz:))

Güzel bir hafta olsun!

Güzel Şeyler…

Beni Polyanna sananlar olabilir. Değilim!

Hayatta çok fazla şey gördüğümü düşünüyorum sıkıntı, olumsuzluk ve acı anlamında.. Buna rağmen, çok sevdiğim anneannemin kaybı dışında sevdiklerimden kimseyi kaybetmedim çok şükür. Çok ciddi veya kronik bir hastalıkla da mücadele etmedim! Ve gördüm ki insan, bunların dışında her şeyle başa çıkabiliyor, bir şekilde üstesinden gelmeyi öğreniyor ya da tüm bunlarla olgunlaşıyor; büyüyor!

Hayatta her şeyin iyi tarafını görmeye çalışmanın hiç bir zararı yok. Ben, en azından şimdiye kadar, henüz görmedim. Tabi ki kötü olasılıkları da düşünüp, risk değerlendirmesi yapmalı ve önlemler almalıyız hayatımızda. Ama, bardağın hep boş tarafına bakan ve “neden ben?” diyen bir insan iken, artık geçirdiğim dönüşüm sonrası çok daha mutlu ve iç huzuru yerinde bir insanım! Pozitif enerjinin gücüne inanıyorum ve benim hayatımı, özellikle son 1 yılda, nasıl değiştirdiğini görüncede bunu çevremdeki insanlara aktarmaya çalışıyorum.

Ben de ağlıyorum, göz yaşı döküyorum, ben de hala kızıyorum bir şeylere… Ama benden daha kötü durumda olanları, ya da ellerindeki ile mutlu olmaya çalışmayıp huzursuzluğa bilerek davetiye çıkaran ve bu sebeple çevresindekileri de kıran, üzen insanları düşündükçe halime şükrediyorum. Bu hayatta, bu yaşta öğrendiğim bir şey var ise, bu da şükretmek oldu! Hiç bir kaybınız olmuyor:)

Her neyse, amacım ders verme psikolojine girmek değildi, ama bunları yazmak istedim. Aslında başka şeylerden de bahsetmek istiyorum. Özellikle, benim için “Güzel Şeyler” kategorisine giren şeylerden:))

Güzel Şeyler number 1:

Çok sevdiğim, “Canımın İçi” Aydın’cım tatil için geldi 3 gün önce.. Amerika’da, Houston’da yaşıyor.. 7 yıldır orada. Özlemişim çok, beraber hasret giderdik bir miktar. Pazar günü beraber kahvaltı ettik, bizim milli brunch müessesesi ilan ettiğimiz Farabi, Liva’da.

Güzel Şeyler number 2:

Sevdiğimiz bir arkadaşımız nişanlanıyor haftaya pazar.. Sevgili Burcu ve Çağrı. Hep mutlu olun, hak edenlerdensiniz:))

Güzel Şeyler number 3:

Tarafımdan 4  gözle beklenen Wimbledon Tenis Turnuvası nihayet bugün başlıyor. Son zamanlarda oynayamama rağmen, seyrederek açığı kapatmaya çalışıyorum!

Güzel Şeyler number 4:

Cumartesi günü havuz sezonunu açtım. Çok keyifli bir gün geçirdim, birazcık yandım, esmerleştim, yüzdüm bol bol, vücudumu dinlendirdim.

Güzel Şeyler number 5:

Cumartesi akşamı, uzun bir aradan sonra, gece dışarı çıktık! Dans ettim, bir kaç duble absolute içtim.. (Adı Vodka olan bir mekanda olunca, içilen içki de vodka oluyor haliyle:))

Güzel Şeyler number 6:

Pazar akşamı sinema sonrası (Batman Begins), 01 Adana’da (Turan Güneş Bulvarı üzerinde olan) adana dürüm, közlenmiş sarımsak ve bir duble rakı eşliğinde süper bir yemek yedim. Çok etçil olmadığımdan, arada bir böyle canım çekince, yediğim yemek şato briyandan falan daha keyifli geliyor bana:))

Güzel Şeyler number 7:

Hastaneler Genel Direktörümüz Sn. Prof. Dr. Uğur ERDENER’in Dünya Okçuluk Federasyonu Başkanlığı (FITA) seçimini bayağı yüksek bir oy farkı ile İngiliz rakibine karşı kazandığını öğrendim bu sabah. Kendisi, bunu sonuna kadar hak ettiğini düşündüğüm ve çok saygı duyduğum biri olduğu için bu haber de beni en az kendim bir şey kazanmışım kadar sevindirdi!

Güzel Şeylere devam etme kararı alıyorum bu günden sonra..

Süper bir hafta geçirin:))

Cumartesi Keyfi..

Eğer hafta sonu gelmişse, o zor geçen iş günlerinin ardından..

Eğer hava da sıcak ve güneşte pırıl pırıl parlıyorsa gökte..

Sabah kalkıpta, en sevdiğiniz bikininiz ve maviş terlikleriniz çantanın içinden göz kırpıyorsa size..

Vallaha yapacak tek şey bir açık havuz yolu tutmaktır.. Ben de öyle yaptım:)) Bir de yandım ki, öyle böyle değil. İyi ki 45 faktörlü kremim vardı!