Kişisel Notlar Konulu Yazılar

Bugün En Sevdiğim Gün:)

Her ne kadar kapalı ve birazcık serin bir Cuma’ya uyansam da, bugün Cuma.. En sevdiğim gün:)) Sabah hazırlanırken radyoda dinledim, ne yazık ki Balkanlar’dan yine soğuk ve yağışlı hava geliyormuş. Yıllardır bir iyi hava durumu haberi gelemedi oradan zaten! Neyse, bir taraftan bozuluyorum bu işe ama diğer taraftan da mevsiminde bir şeyleri yaşamanın ve doğanın dengesini kaybetmemesinin iyi olduğunu düşünüyorum…

Bugün Cuma.. Yarın hafta sonum ve benim bayram tatilim başlıyor. Evet kabul, bir miktar erken başladı benimki. Ama bir nedeni var. Hem de hayırlı bir nedeni. Daha önce de ufacık çıtlatmıştım sanırım (Güzel şeyler number 7), büyük erkek kardeşime kız isteme muhabbeti var bayram sonrası. Benim ufaklık 27 yaşında ve evlenmeye karar verdiler kız arkadaşı ile birlikte.. O kadar kıymetli ki benim için Cihan, zor bir görümce olacağım sanırım. Zaten zor bir hatunum:)) Bir zor görümce olmadığım kalmıştı.. Vallaha müstakbel eşi benim ufaklığı üzmese ve iyi baksa çok iyi olur, yoksa benden çekeceği var:)) Şaka bir tarafa kardeşlerim benim için çok önemli. Cihan’ın ayrı bir yeri var, çünkü biz ailemiz ayrıldıktan sonra bütün sıkıntılara beraber göğüs germeye çalıştık. Ben annem gittikten sonra, uzun bir zaman ona annelik yaptım. Bu sebeple bana “Küçük Annem” der ve annemle bile paylaşmadığı şeyleri bana anlatır. (Ohh, çatla annecim:)) Umarım hayatı bundan sonra daha da güzel olur, hayırlı ve huzurlu bir evliliği olur. SENİ SEVİYORUM UFAKLIK…

Evet, Yarın akşam Antalya’ya yola çıkıyorum. 8 Kasım’a kadar da orada annemin yanında olacağım. Hazırlıklar falan varmış yapılması gereken, göreceğiz.! Bu arada yarın gitmeden önce yine yapacağım bir şey var: Türk Telekom’un basketbol karşılaşması var Ankara’da, saat 14:00’de. Haydi maça Ankara.. Çok eğlenceli oluyor, deşarj oluyoruz bayağı…

Antalya’dan yayınıma devam edeceğim, yine bildiğiniz üzere annemler de artık internetli oldular:)))

:))

Ferhat Göçer… Görmeye Değer..

Dün akşam Emek Rotary Klubünün düzenlediği “Türkiye’nin Aydınlık Geleceği İçin ELELE Konseri”nde Ferhat Göçer’i dinlemek üzere MEB Şura Salonu’ndaydık.. Konser gelirinin tamamı, Yeşiltepe Rotary İlköğretim Okulu inşaatı ve KOYE (Kolaylaştırılmış Okuma Yazma Kursu)ya aktarılacakmış.

Ferhat Göçer, bence müthiş bir tenor. Sesini her şarkıda o kadar güzel kullandı ki.. Arya da söyledi, türkü de, uzun hava bile okudu.. Onun için yazılan bir yazıda şöyle bir tanımlama vardı: “Klasik Batı ve Türk Müziği’ni kendine özgü yorumuyla, tek vücutta ortak ruha kavuşturan bir genel cerrah..” İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi eğitiminin sonrası, Devlet Konservatuarı Şan Bölümü’nde Ön Lisans eğitimine devam etmiş. Ayrıca Türkiye’deki ilk şahsa ait senfoni orkestrası olan ve büyük başarılara imza atarak yurt içi ve dışında oldukça ses getiren “Metropol Orkestrası”nın da kurucusuymuş.

Oldukça beğendim. Albümünü de severek dinliyorum. Tavsiye ederim..

Canım Sıkkın..

Journey To Blue’ya bir şeyler oluyor:((

Son post’u yayınladığım andan itibaren sayfama giremez ve bir şey yapamaz oldum. Sorunun ne olduğunu araştırıyorum; ama Işık Dağı gezime ait yazı ve fotoğrafları kaldırmak zorunda kaldım..

Sorunu çözer çözmez, tekrar yükleyeceğim. Belki de fotoğraflardan kaynaklanan bir sorun var!

Cuma Akşam Yemeğim..

Evet, bu Cuma evdeydim ya kendime yemek hazırladım. Geçen Cumartesi gününden neler kalmış diye dolaba bir göz attım önce. (Malum, o günden sonra hiçbir akşam evde olmadım da.!!) Bir adet kabak, bir kutu kestane mantarı, bol ve çeşitli peynir, bir miktar krema..

Kabağı güzelce yıkadım ve rendenin iri tarafı ile kabuklarıyla beraber rendeledim. Mantarları yıkayıp dörde böldüm. Çok az zeytinyağı ilavesi ile tavada önce mantarları sonra da kabağı soteledim. Baharat olaraksa sadece, benim Amerika’dan gelirken getirdiğim “Lemon&Pepper” karışımını kullandım. Sotelediğim ikiliyi bir güveç kabına alarak üzerine, bir başka kapta karıştırdığım rendelenmiş kaşar peyniri ve krema ilavesini ekledim. Üzerine bir miktar kekik ve yallah fırına. Fırında, sadece üzeri kızarana dek kaldı. Bir güzel oldu ki sormayın. Tamam kabul, üzerindeki krema ve kaşar ilavesi ile pek hafif bir yemek olmadı; ama benim gibi ekmek ve yanına başka hiçbir şey yemeyen biri için gayet sade bir lezzet oldu. Adı mı? Ben ona “Fırında Şaheser” dedim ve Snake Eyes eşliğinde afiyetle yedim:))

 

Hafta Sonuna Az Kala..

Bu haftam gerçekten çok yoğun geçti. Bir sürü toplantı, bir sürü yeni karar, uygulama, önümde yapılacaklar listesi ve gün be gün değişen seyahat programlarım neticesinde en nihayet en sevdiğim gün olan Cumartesi gününe sadece saatler kaldı!

Cuma gününü sevmemin nedenlerinden biri de iş yükümün hafta başına oranla gayet hafiflemiş olmasından. Cuma günleri bazıları için çok karışık ve sıkıntılı da olabiliyor. Mesela babam.. Yıllar önceden hatırlarım, Cuma günleri ödeme günü olarak yer etmiş bende. Hem alacaklı, hem de verecekli olarak her Cuma günü babamı afakanlar basardı. Benimse tam tersi. En rahat iş günümdür Cuma… Cuma sabahlarına bile daha farklı başlıyorum:))

Bu hafta sonu, diğerlerinden farklı olacak umarım diyordum ki, Pazar günümü yine 4,5-5 saatlik Işık Dağı yürüyüşü ile dolduruverdim. Bu hafta sonu biraz evde kalmak ve dinlenmek istiyordum.. Ama alışınca, rahat duramıyorsunuz.! Normalde haftada 2 gün (Salı-Perşembe) düzenli olarak yapmayı planladığımız Squash aktivitemizi, dün akşam benim bir başka programım olduğu için gerçekleştiremedik. Bu sebeple Squah işini yarına bıraktık. Akşamüstü saatlerinde yine hareket bekliyor beni. Ama çok memnunum başladığımdan beri. Ertesi günleri full enerji, canlılık ve yüzümde kocaman bir gülümseme ile geçiriyorum. Bu yıl için yapmış olduğum Resolution Listeme baktım dün.. (Buzdolabının üzerinde asılı zaten) Spor yapmakla ilgili kendime verdiğim sözlerden biri de “Düzenli olarak Yüzmek” ile ilgiliymiş. Bu listeyi yaptığım dönemlerde oldukça düzenli yüzüyordum çünkü. Ama ne yazık ki birkaç ay sürdü.. Aryaya benim Minnesota maceram girince yüzme işi de askıya alınmış oldu. Squash’da buna benzemez umarım!

Bu hafta sonu ayrıca görmek istediğim  birkaç film var sinemada. Bunlardan biri, geçenlerde bir televizyon kanalında kritiğini seyrettiğim ve konusu hayli ilginç gelen Yunanistan prodüksiyonu  Gelinler (Brides). Diğeri de benim iflah olmaz bir şekilde tutkunu olduğum Nicholas Cage’in yeni filmi Savaş Tanrısı (Lord of War).

Bu hafta ne yazık ki okumalarımla çok fazla ilgilenemedim. Sanırım bu akşam biraz onlara zaman ayıracağım. Böylece bu hafta evde kaldığım 2. günüm de bugün olacak. Yorulmuşum.. ONE LIFE, LIVE IT’den vazgeçmiyor, ama bir taraftan da yorgun düşüyorum. Ben adam olacak mıyım acep?

** Bu aralar Tori Amos’un “Sweet the Sting” şarkısına takılmış durumdayım.. The Beekeeper albümü alınacaklar listemde.!