Kişisel Notlar Konulu Yazılar

MİM’lere Cevaben:)

“En Sevdiğin 10 Yer’i Söyle Bana Ey Dilara” diye buyurmuş sevgili arkadaşım Başak🙂 Zaten billiyorsunuz, genelde ara ara olmaktan keyif aldığım mekanları, memleketleri, vs. paylaşıyorum. Ama topluca bir listede bulunması açısından, buyrun:

Ortakoy Istanbul

1- İstanbul’da Bebek-Ortaköy Hattı

İstanbul’a her gittiğimde yaptığım ilk işlerden biridir bu hat üzerinde yürümek sahilden ve bulduğum en keyifli yerde soluklanmak. İstanbul’da yaşasaydım eğer Bebek’de evim olsun isterdim herhalde. Bana çok iyi geliyor nedense. Bebek Balıkçısı ve Ortaköy’deki House Cafe çok sık gittiğim ve sevdiğim iki mekandır. Bu yazıyı yazarken bir düşündüm de, İstanbul’a gitmeyeli yıl olmuş!

2- Büyükada

Büyükada da gitmeden görmeden dönemediğim yerlerden biridir İstanbul’da. Çok güzel anılarım var buraya ait. Aya Yorgi’de ilk rakı-bira ikilimi içişim, akabinde bulutların üstüne varışım:) Tam iskelenin karşısındaki salaş yerlerden birinde midye tava-bira keyfimiz, faytonla tepeye çıkışımız sırasındaki mini ada turumuz, mis gibi çam kokusu, bana hep başka bir zamana ait olduğumu hissettiren atmosferi.. Büyükada’yı severim çok:)

3- Kaş

Hiç şaşırmadığınıza eminim:) Kaş hakkında o kadar çok fotoğraf ve yazı yazdım ki bu blogda, olmaktan en çok keyif aldığım yerlerin başında olduğunu gayet iyi biliyorsunuz. İlk olarak 7 sene önceydi sanırım Ayşegülüm Sultanım’la gitmiştik. Bu yıl gidemedim ne yazık ki. Özledim.

4- Kuzguncuk’da İsmet BABA

Hala en sevdiğim meyhanedir. Kredi kartı geçmez. En lezzetli, taze balıklar, en güzel mezeler, en hoş musikiler eşliğinde huşu içinde rakımı yudumladığım, duvarlarında eski gazete kupürleri, fotoğraflar olan, denize 0 bir mekan. Eskidir meskidir, ama benim için hep 1 tanedir.

5- Prag

Kendime doğum günü hediyemdi 2005 yılında Prag seyahatim:) 1 haftada planlamış ve gitmiştim. Soğuk bir Kasım ayıydı. Çok etkilenmiştim Prag’dan, ki sonra anne kuşumu da götürdüm hatırlayanlarınız olacaktır 2007 yılında. Veee işte tekrar gidiyorum bu güzel şehrime bu defa sevdiğimle:) Bayram tatilini geçirmek için daha romantik, keyifli ve masalsı bir şehir olamaz benim için herhalde şu an. Sokakta adım başı durup sıcak şarap içmek için sabırsızlanıyorum:)

6- Şirince

Bu yıl keşfettiğim, neredeyse her Selçuk’a gidişimizde mutlaka bir gün geçirdiğim bir güzel, hoş köy benim için Şirince. Huzurlu bir yer, insana kendini iyi hissettiren bir yer. Okumak, yazmak, kendini bulmak, yürüyüşe çıkmak, sadece sessizliği dinlemek ve dinlenmek için harika bir yer. Zeytinyağları, çeşit çeşit meyveli şarapları, bir örnek restore edilmiş evleri ile tadı hep damağımda kaldı.

Sirince Turkey

7- New York. Ama Özellikle Bryant Park ve Central Park

New York’u bir bütün olarak zaten çok güzel buluyorum ben. Sevmeyenleriniz de vardır muhakkak. Kaldı ki benim gibi doğa, deniz, orman, yeşillik, sukunet vs.den hoşlanan biri için dev gökdelenler, karmaşık trafik, metropol havası pek de uygun görülmeyebilir. Ama beni çok büyülüyor bu şehir. 3 defa görme şansım oldu, her defasında yeni bir yer keşfediyor, ayaklarıma kara sular ininceye kadar dolaşmaya devam ediyorum. İşte her defasında da kendimi ya Central Park’da ya da Bryant Park’da buluyorum. Bryant Park Manhattan’ın merkezinde koca koca binaların arasında resmen bir vaha. Yaz aylarında akşamları açık hava sineması seyredebiliyorsunuz çimenlerin üzerine battaniyelerinizi serip. Müthiş keyifli:)

Central Park ise 42 blok uzunluğuyla, 800 küsür dönümlük arazisi ile Manhattan’ın orta yerinde bir orman gibi! El yapımı, yapay bir park ve yapımı tam 10 yıl sürmüş! New York’da yaşayanlara göre New York’u yaşanır kılan tek şeymiş:) Sincapları, binbir çeşit kuşları, yazın konserleri, Reservoir’ı, filmlere mekan olan o eşsiz ve kocaman ortamıyla benim en sevdiklerimden biridir Cental Park. Bir gün 7 saat geçirmiştim çıplak ayaklarımla bu parkta:)

Florance

8- Floransa

En sevdiğim yerlerden biridir Floransa, İtalya’da. İtalyancada ise Firenze. Aslında İtalya’da gezdiğim her yeri çok beğendim, ama burasinin yeri ayridir. Rönesansın merkezi olmasından, belki de aslında benim en büyük hayalim, idealim, böyle kelimelere şu an itibariyle dökemeyeceğim Toskana’da olmasından.. Michelangelo Tepesi’ni, Duomo’yu, Ufizzi’yi, Ponte Vecchio’yu mutlaka görmelisiniz. Piazza Del Signoria meydanında, bu açık hava müzesinde kaybolup gidebilirsiniz. Herhangi, sıradan bir turistlik şehir değil bence Floransa. Bir kültür şehri. Moda cenneti. Güzel olan herşeyi barındıran zamanın ötesinde bir yer bence. Bir yapmadığım Accademia Muzesini gezemedim, Michelangelo’nun orijinal heykellerinin bulunduğu. Bir daha gideceğimden çok emin olduğum bir yer Floransa:)

9- Cafe Lins

Koca Ankara’da bir sürü yeri çok beğenerek takip ettim, yıllarca gittim belki de. Ama birşey oldu hep, hiç kalıcı olmadılar! Cafe Lins benim kalıcı mekanlarımdan. Peynir Tabağı ve 1 şişe Frontera eşliğinde Sevgilim’le yeni yeni başlayan heyecandan sebep o ürkek hallerimizin ilk tanığıdır kendisi. Ayşegül Sultanımla adeta 2. evimiz yerine koyup, sık sık kaçtığımız, yazın bahçesinde chansonlarla, kışın sıcacık ısıtan sobasıyla, mini mini bir mekan. Sıcak peynirli-biftekli sandviçi harikadır. Porsiyonları kocamandır. Yalnız garsonlarından birine acayip gıcığım! Ya bana özellikle aksi ve suratsız ya da adamın günlük haleti ruhiyesi bu! Yıllardır orada olduğuna göre başka bir meziyeti var sanırım, suratsızlığını ve ukalalığını companse ediyor:) Neyse, o bile benim keyfimi kaçıramadı, sevdim Cafe Lins’i, müdavimi oldum bu kadar yıldır.

10- Sevgilim’in kucağı:)

O’nun kucağına yatmayı, kucağında yatmayı, kalp atışlarını duyarken uykuya dalmayı çok seviyorum. Son 9 aydır en sevdiğim yer orası:)

…..

Şimdi de Banu‘cumun MİM’ine cevaben bakalım çantamın içinden neler çıkacak?

Bag

Ben de kocaman çanta taşıyan kadınlardanım:) Öyle her kıyafete değişik çantacı da değilim. Bir tane çantam olur mesela, takılırım ona, onu bir sezon siyah ayakkabı da, kahverengi ya da spor ayakkabı bile giysem değiştirmem. Bir miktar tembelliğimin de payı var tabi. Büyük çantanın içinde bir dolu malzeme olduğundan, yeni çantaya onları aktarmaya bir miktar üşenirim:)

Bu çantamı seviyorum çok. Aynı renk çizmelerimle çok sık kullanıyorum. Şu an yine bu çantamla beraberiz. İçindekilerse, aslında her kadının çantasındaki şeyler sanırım:

Inside My Bag

1- Anahtarlarım (Ev ve ofis)

2- Gözlüğüm. Burberry’den. Çerçeveyi görürü görmez vurulmuştum. Aslen parlak lacivert çerçeve arıyordum, ama mat gride karar kıldım:) 0,75 miyopum. Ama sanırım ilerledi iyicene, zira artık hiç göremiyorum uzağı:( 30 Aralık’ta Göz Doktorum ile randevumuz var.

3- Cep Telefonum. Markası Motorola. Bu, kendisiyle 4. yılımız sanırım. Telefonu öylece, sadece yanında taşıyanlardanım ben de. Kendisi fotografta yer almiyor!

4- Selpak mendilim ve Uni marka ıslak mendilim. Her daim benimledirler. Çok sık ıslak mendil kullanırım.

5- Nine West cuzdanım. Kahve tonlarda bir cüzdan arıyordum, görür görmez “işte budur” dedim. Cüzdanlarımı da yıllarca kullanırım ve onların da büyük olmaları tercihimdir. Yanındaki de kredi kartlığım. Cüzdandan bağımsız olarak çantamda durur o da.

6- I-pod’um. Onsuz olmuyor günümüzde malum:)

7- Saç Tokam. Saçlarımdan ne zaman sıkılacağım belli olmuyor!

8- Kalem kutum:) Ofisteki arkadaşlarımdan birinin. Bir gün aradığım kalemleri koca çanta içinde bulmakta zorluk çekince, ofiste atıl halde duran bu kalemlikle bir düzen getirmeye çalıştım kendilerine. Renk renk kalemim var, bir de Rotring marka 0,5 kurşun kalemim. Kurşun kalemle yazmaya bayılıyorum:)

9- WD marka external harddisk ve Corsair memory stick, ki kendisi hastane kimliğimle birarada, aynı askıda yarenlik etmektedirler:) Onların içinde hayatım var!

10- Ajandam. Mutlaka herşeyi yazarım. İş planları, listeleri vs.. yaparak yaşayan kadınlardanım!

11- 1 siyah göz kalemi ve bir adet ruj. Makyaj malzemesi adına başka birşey olmaz çantamda. Parfümüm: Covet

12- Ilaclarimin oldugu Starbucks seker kutum:)

Iste boyle.. Haftam zor gecti oldukca, hakkaten cok yoruldum. Ama harika bir dinlenceye gidiyor olmamizdan sebep keyfim yerinde. Donuste bulusmak uzere. Iyi bayramlar, huzurlu ve mutlu gunler ve her zamanki gibi super bir hafta sonu diliyorum:)

Az Biraz Şikayet?

Waterway

JTB’yi sık güncelleme hayallerim sele kapıldı gitti!

Geçtiğimiz hafta Pazartesi akşamı sınavım vardı. Bu hafta Çarşamba akşamı yine sınavım vardı. Ve haftaya Salı akşamı.. Evet, yine bir sınavım var. Sınavların hepsi de klasik aksi gibi. (En sevdiğim!) Ben gerçi alışkınım ODTÜ Sosyoloji yıllarımdan klasik sınavlara. O zamanlar 3-5 soru arası sorardı hocalarımız ve yazardık 9-10 sayfa destan gibi kağıtlar. İngilizce hemde. Ya şimdi? Sıkılıyorum yaz babam yaz. Bir de beni bilen biliyor ben biraz sabırsızımdır. Hemen bitsin gidelim modunda olduğumdan, uzun uzun yazıtlara hiç gelemiyorum. Ama el mahkum şu anda. Dayanacağız 1 sene daha:)

Akşam iş çıkışı okula gittiğim için eve dönüş saatim en iyi ihtimal ile 20:45-21:00 oluyor. Öyle özlüyorum ki evimi. O kadar çok şey yaparmışım ki meğer ben işten çıkınca, şimdi herşey birikti de birikti. Hiç zamanımın yokmuş gibi geliyor. Misal, 2 haftada bir defa kesin manikür-pedikür olayım vardı. İş çıkışı gider Fatoş Abla’ma, orta şekerli bir türk kahvesi eşliğinde işimi gördürürdüm.

Sonra kızlarla buluşurduk en az 2 akşam. **Not: (Cafe Lins‘i özledim.)** Terziye gidecekler, ayakkabı tamircisine verilecekler hep yanımda olur, akşam iş çıkışı veriverir, sonra birkaç akşam sonra yine iş çıkışı alıverirdim! Şimdi, 3 tane pantolonum belleri daralsın diye bekliyor evde. Sınavdı falan derken terzideki daha önceki haftalarda bıraktığım eteğimi bile alamadım mesela. Deli olacağım. Yemek düzenimiz şaştı. Sevgilim yiyor ben gelen kadar, ben de bir çanak salatayla avunuyorum, ki beraber kurulu bir sofrada yemek yemek ben en sevdiklerimden! Avuntu olacak mı bilemem, ama bir sonraki dönem o da yarım kalan masterını tamamlamak adına tekrar başlamaya karar verdi! Şahdık şahbaz olacağız yani:) İkimizde evde olmayacağımızdan tümden işler kalıverecek! İyi ki Fatoş var. (Bu arada hayatımı kurtaran can simidi kadınlarımın adı niye hep Fatoş??) Ev temizliğinde ve düzeninde harikalar yaratıyor da evimizi b.k götürmüyor allahtan:)

**

Bir de madalyonun diğer yüzünü anlatmak istiyorum.

Yani şimdi şikayet ediyordum ya yukarıda, azıcık, birazcık böyle hani. Aslında memnuniyet duyduğum, ya da kafama dank eden başka şeyler de olmuyor değil. Şöyle ki sıkılıyorum, bunalıyorum ders çalışmaktan, yoruluyorum hatta, ama bir taraftan da beynimin tekrar yoğun şekilde çarklarını işletmeye başladığını da hissediyorum. Bildiğim konular için çok olmasa da yeni kavramlar, yeni argümanlar beni araştırmaya, okumaya itiyor. Beynimin en son bu kadar -akademik anlamda- yoğun çalıştığı dönemin üzerinden 11 sene geçtiğini de göz önünde bulundurursak bu iş elbette ki kolay olmuyor.

Tekrar alışmam, beynimin bilgileri özümseyebilmesi, yerleştirebilmesi için ona biraz zaman tanımam lazım sanırım. Ona yeni bilgileri nasıl yüklerdik, o bilgilerin orada kalmasını nasıl sağlardık, nasıl o bilgiler başka bilgileri de çekme ihtiyacı hissettirirdi, o tetiklenme nasıl olurdu bunları hatırlamam lazım!

Öğrenmeyi seviyorum. Okumayı da.

Tüm bu yaptıklarımın kişisel bilgeliğime büyük katkısı olacaktır elbet. Ama umuyorum ki kariyerime de bir tarafından -artık!- faydası olur. (Evet, farkedildiği üzere iş hayatımda mutsuzum, motivasyonum yerlerde sürünüyor ve hala bir işim olduğu için böyle bir kriz ortamında hamdolsun demekten başka birşey elimden gelmiyor ne yazık ki.)

**

O en sevdiğim ikili güne azıcık kaldı: Cumartesi-Pazar’a yani:) İple çektiğim, kendimi dağıttığım o iki güne. Ne yapacağımı şaşırıyorum, ama yine de yapıyorum azimle. Spor, sonrası uzun kahvaltı, Sevgili ile evde haftalık yemek yapma seansı, aileyle kaynaşma-akşam drinkleri, yemekleri, arkadaşlarla kahve-buluşup yemek yeme, dışarıda içki-eğlence, evde DVD-romantizm, mum ışığı-şarap, ders çalışma-dergi-kitap okuma… Bu hafta sonu bu listeye, başarabilirsem, geçen hafta sonu yapmaya vakit bulamadığım vişneli-çikolatalı keki sığdırmak istiyorum. Deli gibi tatlı istiyor canım. Çok enerji harcıyorum lazım oluyor herhalde:)

Süper bir hafta sonu diliyorum.

**Yazı, iş yerinde yazıldığı için, foto akşama!!**

**Otuz4**

Dilara 34

~Photo by Başak Çankayalı, Mavi Tur’dan..

Geçen yıl yazdığım şeylere bakıyorum, ya da bir önceki yıl.

Söylenecek çoğu şeyi söylemişim zaten:)

Tek bildiğim; her yıl bir öncekinden daha iyi oluyor, hiç korkmuyorum ve 35’i heyecanla bekliyorum:)

* Hepinize çok teşekkür ediyorum. Beni ve JTB’yi yalnız, habersiz, iltifatsız, eleştrisiz bırakmadığınız için. Hayatımı paylaşırken, kendinizden bulduklarınızı bana anlattığınız için. Sadece içinizi döktüğünüz, sadece “merhaba” dediğiniz için. Sağolun. Sevgiyle kalın:) *

Dua

In the Church

Bu aralar bolca dua eder oldum!

34. yas kapida. Insan dogum gunu yaklastikca bazi seylerin biraz fazla farkinda olmaya basliyor nedense.

Bu yasim guzel gecsin. Dostlarim, sevdigim insanlar hep yanimda, yakinimda olsunlar. Basladigim isleri yuzumun akiyla bitirebileyim.

Daha cok yer gorebileyim. Insanlari ve kendimi daha cok mutlueden seyler yapabileyim. Saglikli olayim, huzurlu ve tabi ki mutlu olabileyim. Daha anlamli izler birakabileyim bu hayatta.

Daha cok yazabileyim. Daha cok fotograf cekebileyim. Daha cok gulumseyebileyim yanimdakilere, sokaktakilere. Kiymet bileyim, kiymetimi bilenlerin. Kiymet vereyim, kiymet verilmeyi hakeden kimselere.

Daha az kirici olmayi basarabileyim. Kendimi daha cok kontrol edebileyim gereksiz cikislarimi engelleyebilip. Daha ”yasanilabilir” bir kadin olabileyim bir aradayken. Daha yasanilabilir kilayim hayatimi.

Daha cok arayip sorabileyim annemi, babami, kardesimi. Kardeslerimi..Dostlarimi, uzaktaki sevdigim insanlari. Yanimdaki sevdigim insanlari..

Ve bu liste uzayip gidiveriyor boyle iste bu aralar..

~

Issiz Adam’i seyrettik Cumartesi aksami. Ne sicak bir filmdi. Ne detayli yazilmis -bence- muhtesem diyaloglara sahipti. Muziklere ne demeli? Ozellikle final sahnesinde de tekrar yer alan Ayla Dikmen’in 1976 yilinda seslendirdigi ve benim bu yasimda ilk defa duydugum ”Anlamazdin” parcasi.

Final sahnesi.

Modern hayatin yalnizlastirdigi, muhtesem yemekler yapan, yaparken inanilmaz keyif alan, eski 45’likler dinleyen, koleksiyon yapan, onlari dinlediginde kendinden gecen; kendine guveni sonsuz gorunen ama aslinda guvensiz Alper’in issiz yasami.

Ada’nin o sevimli ve zeki halleri.

Su diyalog beni bitirdi mesela: ”Karların üstündesin. Donmak üzeresin ve tatlı bir uykuya kapılıyorsun. Oldüğünün farkında değilsin.”

Film bitene kadar duygulanarak ama bir damla yas akitmadan gozlerimden izledim. Ta ki final sahnesine kadar. Orada herseyi biraktim. Isiklar yandi. Herkesden hickirik sesleri, bilimum burunlari mendille temizleme hadisesi. Sevgili ile birbirimize baktik, sonra sarildik sikica. Kalktik, elele ciktik sinemadan. Gittik ictik:)

Istemedim final sahnesini yasamak. Hemde hic. Sevmeyi, sevilmeyi bilen hakeden kimse de yasamasin. Dilegim gercekten de budur. Kimse bu hayatta ne kadar iyi yasasa da issizligi, sevgisizligi haketmiyor -bence-.

Belkide o yuzden bu kadar dua ediyorum bu aralar:)

~

Sinavlar, sunumlar, hazirliklar, is-guc. Devam yani. Havalarda bozdu zaten. Gelecek guzel gunlere inanmak ve psikolojimi saglam tutmaya calisiyorum:)

34. dogum gunu postunda gorusmek uzere..

Geçen Yıl Aynı Dönemden..

Dilara

Bu tarafa bir bakalım.. Bir yerlerde bahsettiğim o güzel bebekler 1. yaş günlerini kutladılar bile:) Sevgili Didem’in oğlu Arda, aşkım benim bu arada, dünyalar güzeli (MAŞALLAH) bir küçük adam oldu:) Bayılıyorum ona elimde değil. Sanırım erkek çocuk sahibi olmak istiyorum ileride. Gerçi birçok seveni var benim gibi, yalnız değilim. Devamlı kapışıyoruz Facebook’da diğer hatunlarla:) Bu küçük adam büyüdüğünde neler olacak tahmin edebiliyorum ve şimdiden Didem’cime kolay gelsin diyorum:)

Bezen’cim, Lara Su ile cebelleşmekle meşgul. Uzun süredir mailleşemedik, arada bloğuna yazdıklarından takip edebiliyorum onu da kızını da. Bir doğum günü fotoğrafı bekliyorum kırmızı yanaklı Lara Su’ya ait artık Bezen’cim. Duy sesimizi:)

Anlatmak istediklerim bugün başka aslında, öylece sabah sabah içime doğuverdi:)

Geçen yıl bu zamanlarda hastalıklarla mücadele içinde, üzgün, bezgin ve yorgunmuşum ben! Güzel insanlarla tanışmışım ama. Başak’cımdı o güzel insanlardan biri ve biz tam 1 senemiz bile dolmadan arkadaşlığımızda, ailecek mavi tur’a çıkacak kadar sevdik birbirimizi. Ayrıca daha önce bahsettim mi hatırlamıyorum, ama bizim tarafımızdan “aile” olmamızı kendisine borçluyuz. Sevgilim onunla aynı şirkette çalışıyor, benden önce arkadaşlarmış. Bana ondan ilk bahsettiği zamanı hatırlıyorum. Kasım sonlarıydı sanırım. Üzerinden 3 ay geçtikten sonra tanıştık, tanıştığımız akşam tam 7 saati beraber geçirdik! 10 gün sonra beraber olmaya karar verdik. Tam 1 ay boyunca beraber yaşamamız için beni ikna etmeye çalıştı adam, malum 15 yıldır tek başına yaşayan, yaşadığı tüm ilişkilerinde hep ayrı evlerde varlığını sürdürüren bir kadını ikna etmek hiç kolay olmadı. Naz değildi yaptığım, ben kendimi iyi tanıyan bir kadınım. Korkuyordum çok. Boğulmaktan, -ki ben çabuk boğulan bir kadınımdır- ve sonra o hiçte hoşa gitmeyen şeyi karşımdakine yapmaktan: Boğmaktan!

Çok düşündüm, bu ciddi bir şeylere adımdı ayrıca benim tarafımdan. Aynı evde kimseyle uzun süre yaşamadım ben, testti bu karşıma çıkan. Tanrının bana testi. 4’er yıllık uzun uzun ilişkiler sonrası en fazla tatile beraber gidip, onda da genellikle hep kavga ederek dönen bir kadının, 30’lu yaşlarının ortasına doğru ilerlerkenki testiydi bu. Tamam dedim başladık. 1 ay sonra beraber aynı evdeydik. Sadece kıyafetlerim birkaç parça yanımda. Bir 3 ay evimi boş tuttum. Ne olur ne olmaz diye:)) Buna kızacak Sevgilim muhtemelen. Çünkü her başın sıkıştığında gitmekten bahsediyorsun demişti bana bir gün! Farkında değildim, ama kafam bozulunca gidip kendi sığınağıma kapanmak istiyordum alışkanlıklardan sebep. Daha önceleri hep böyle oldu çünkü. Kaçacak, saklanacak, zırıl zırıl ağlayacak, kendimle kalıp bir kadeh şarabımı içecek, blues söyleyen hatunlarımın sesleriyle mest olabileceğim kendi dünyamda kalmak isteyebiliyordum bir süre. Aynı evin içinde yaşamanın ne kadar zor birşey olduğunu anladım, karşımdakini gerçekten çok değerli bulmama rağmen! Zormuş! Ama;

Bir sürü güzel tarafını da keşfettim bu zaman zarfında bu tarz bir beraberliğin.

Mesela beraber mutfakta olmanın keyfine vardım, elde yer yer kadehler yer yer soğan doğrayan bıçaklarımızla:)

Beraber evimiz için alış-veriş yapmanın, manav reyonundan sebze-meyve seçmenin eğlenceli tarafını, banyoda aynanın önünde birbirimizi ittirip diş fırçalarken şaklabanlık yapmanın, yatağı toplarken, nevresimi yorgana geçiririrken 2 elin daha yardımınızda olduğunu görmenin ne hoş birşey olduğunu gördüm.

Sabah değer verdiğiniz adama sarılarak uyanmanın, yastık kavgası yapmanın, acelemiz olmadan, bir yerlere yetişmeye çalışmadan birbirimizle doya doya vakit geçirmenin, uzun uzun sohbetler edebilmenin, beraber gülebilmenin, gecenin bir yarısı kafalarımız iyiyken halının üzerinde tepine tepine dans edebilmenin, akşamları eve gelirken elele yürümenin, beraber kapının önünde beklemenin, anahtarla aynı kapıyı açıp aynı hole adım atmanın hazzını tattım, tadıyorum da hala.

Diyeceğim, zor birşeyleri başarmaya çalışıyorum aynen babamın söylediği, önemli olanın tam da “bu” olduğu gibi. Diğer taraftan kendimle mücadele ediyor, değer verdiğim adamın bazen sabrını zorluyorum boğulduğumu düşündüğüm için. Ama beraber bir şeyleri göğüslemek güzel. Bana bu konularda destek veren birinin yakınında olduğunu bilmek, görmek güzel. Yıllarca hep yalnız oldum, şimdi öyle hissetmiyorum. Zor da olsa bu testten iyi puanlarla geçmek istiyorum.

Tam bir “aile” olabilmek istiyorum. Hırçın olmadığım, kızgın olmadığım, boğulduğumu düşünmediğim, boğmadığım zamanlar çabuk gelsin, benim de kendi evladımla ilgili yazacağım şeyler olabilsin istiyorum buraya. Başarmaya çok niyetliyim. Öyle işte.. Bunlar geldi bugün içimden..

Temennim sevgiyle geçirebileceğiniz, sıcacık bir hafta sonu sizleri beklesin. Biz bu hafta sonu ufak, günübirlik bir gezi planlıyoruz. Çok istiyorum ben, bakalım havalar müsade edecek mi? Güzel fotoğraflar çekmeme, mis gibi dağ havasını içime çekerek kızarmış ekmek-bal-kaymaklı bir kahvaltı edebilmeme:)