Aylık Arşiv: Nisan 2007

Oradaydim…

Herkesler de oradaydi:

Genc kizi, yaslisi, delikanlisi, annesi, babasi, cocugu, bebesi, basi ortulusu, saclari yapili, tirnaklari ojelisi, saclari pempesi, sacina ak dusmusu, bastonlusu, bacagi sakati, ogrencisi, ogretim gorevlisi, partilisi, tiyatrocusu, sanatcisi, sairi, sporcusu, eli ciceklisi, gozu yaslisi, Ataturkcusu, sinir tanimazi, zengini, yoksulu, gonlu zengini, inanani, ateisti, sesi guzeli, detonesi, ben ve kosedeki bakkal… Hepimiz oradaydik. Kim ne derse desin, ben kendi adima boyle bir senlige sahit oldugum icin memnunum…

“Unutma” / “Don’t Forget”

“Biliyorum evde kalmak istiyorsun / Pencereden dışarı bakmak yetiyor sana / Eski bir romanla avunuyorsun / Ya da bir fincan kahve dumanıyla / Gözyaşların ellerini ıslatıyor / Yaşananlar anlamsız geliyor sana / Birdenbire anlıyorsun / Şikayet uymuyor sana..

Unutma

Yaptıklarının bir anlamı var / Unutma /Seni bir gün anlarlar / İncelikler hatırlanır / Vazgeçme ortasında / Güzel ruhlar dayanırlar / Adını yolla sonsuzluğa..

Uzan çimene bak bulutlara / Kara bulutlar zamanla dağılırlar / Gün ışığı gözlerinden yansıdıkça / İşte o anda anlarım / Bakışların çok farklı dostum / Ellerin anlatır / Hayat sandığımızdan güzel / Sandığımızdan anlamlı..”

Söz-Müzik: Doğan Sovuksu (MARA)

“I know you want to stay inside / Content with your window view / You comfort yourself with a novel read before / On the vapor from a cup of coffee / Your tears are wetting your hands / And past seems meaningless / You suddenly realize / That complaints don’t look good on you..

Don’t Forget

That whatever you do has some meaning / Don’t forget / That they will understand you one day / Little things are remembered / Don’t give up in the middle / Good spirits will hang on / Just send your name to eternity..

Lay yourself on grass and look over to the clouds / Dark clouds will be scattered in time / As daylight reflects from your eyes / That moment I will understand / Your looks are so different my friend / Your hands can tell / Life is better than we think of it  AND more meaningful..”

Music-Lyrics by Doğan Sovuksu (MARA)

English Translation by Bülent Şeref Şenyürek (MARA)

* MARA‘nın albümünü yine çokça dinliyorum bu aralar.. Bu parçanın sözleri çok güzel.. Havalar müthiş gidiyor, nazar değmesin.. Vitaminler işe yarıyor herhalde, daha canlı hissediyorum bugün.. Güzel bir hafta sonu diliyorum yine, as usual:)) Yukarıdaki fotoğraf AFSAD Fotoğrafçılık günlerimde manuel makina ile çektiğim bir fotoğraftı. Taradım, gerçi belli de oluyor hani digital olmadığı.. *

Dik-Kat E-De-Lim Mi?

~ 14 Nisan önemli bir gün olacak bizler için. Toplumsal duyarlılığımızı göstermek adına yapılabilecek 2 şey var elimizde: İlki Saat 11:00’da Tandoğan Meydanındaki mitingte olmak, ya da Anıtkabir’e yapılacak yürüyüşe katılmak Saat 14:30’da.. Veya evimizin, iş yerimizin penceresine Türk Bayrağı asmak. Bu “Mitinge gidemedim, ama düşünceleri paylaşıyor ve destekliyorum.” anlamına gelecek.

Geçenlerde Mine G. Kırıkkanat’ın bir yazısı gelmişti bu konuya ilişkin “Ertesi Olmayan Gün” başlığıyla. Yazının sonlarında “Sözün bittiği yerdeyiz artık” diyordu. “Kalkın ayağa, dikilin ve yürüyün….. Sonrası geçtir, sonrası yoktur. Bilin…”

~ 14 Nisan olmadı mı? Olsun. siz 15 Nisan’da da yürüyebilirsiniz Anıtkabir’e. Ziyaret edebilirsiniz. Toplumun büyük bir kesiminin de 15 Nisan’da bir aktivasyon hareketi gerçekleştireceği konusunda bir sürü mailler alıyorum. Geç değil yani, Cumartesi olmadı mı? Olsun, Pazar günü var. Aydınlık pırıl pırıl bir Pazar var, olacak. Sonrasının da AYDINLIK olacağına tüm kalbimle inanmak istiyorum.

~ 21-23 Nisan tarihlerinde Ankara Kuğulu Park’ta “Sualtı Fotoğrafları Sergisi” olacak. SAD ve Kavaklıderem Derneği‘nin ortaklaşa gerçekleştireceği etkinlik için açılış saati Saat 14:00 olarak belirlenmiş. Ben olamayacağım ne yazık ki o tarihlerde Ankara’da:(( Eski bir Scubacı olarak çok görmek isterdim gerçekten. Benim fotoğraf çekmeye başlamamı Sualtı Fotoğrafçılığına vurulmama borçluyuz. Asli amacım Sualtı Fotoğrafları çekmekti, olamadı.. Kısmet de SuÜstü Fotoğrafları çekmek varmış:)) 23 Nisan Çocuk Bayramında mutlaka bebeleri götürün derim ben, fotoğraflardan bazılarını gördüm çok güzeller.. Ankara’ya denizi getirecek bu sergi:)

Ben Her Bahar…

Yok, aşık olurum demiyeceğim. Klişe olurdu zaten söyleseydim. O anca şarkılarda var olan ve benim yine anca bir şarkı içinde kullanabileceğim bir nakarat olurdu; eğer söyleyebilseydim!

Baharları ben bir bahar yorgunluğu mu, artık kırgınlığı mı desem ne desem bilemediğim bir “şey”e kapılırım bir müddet. Aynı bu hafta sonu olduğu gibi.. Önce dudaklarımda uçuklarım çıkar, sonra yavaş yavaş vücudumdaki tüm kemikler sızlamaya başlar bir bir..  Sanki beni bir çuvala koymuşlar, bir güzel sopayla dövülmüşüm gibi.. Ardından halsizlik vuku bulur haliyle, böyle kolumu kaldıracak falan halim kalmaz çok koşturmasam da ortalarda.. İnsanın el kemikleri acır mı allah aşkına? (Tolu, bu el kemiklerinin acıma meselesini geçtiğimiz hafta içi spor salonunda yaklaşık yarım saat yumrukladığım kum torbasına bağlıyor bağlamasına da, ben sanmıyorum açıkçası. O gün sonrası ellerimi sarmadan yumrukladığım için sağ elimin 2 parmağının üzeri biraz soyulmuştu, ama acı falan olmadı kemiklerimde..) Bir de tabi spor olayını abarttığım için de kilomda ve iştahımda bir miktar kayıp var. Tüm bunlar üst üste eklenince bendeki “Bahar Çarpması” durumları vahim bir hal aldı! Dün işe gelemedim bu sebepten, Pazar ve Pazartesiyi yatakta geçirdim..

Ama çok fazla film izledim hal böyleyken: Lost’un ilk sezondan kalan son 5 bölümünü ve ikinci sezonun ilk 4 bölümünü bitirdim. Sonra Smoking Aces adında bir film izledim, 2007 yapımı.. Ardından çok önceden satın almış; ama hala izleyememiş olduğum iki film daha izledim: Gattaca (1997) ve Magnolia (1999). Hepsinin iyi çekilmiş filmler olduğunu söylemekle birlikte en çok sonuncusunu beğendim.

Bu hafta ders çalışmaya devam. Spora devam. Filmlere devam. Bir de Ayşe’nin bloğunda bahsettiği şu yeni mekana gitmek gibi bir planım var. 23 Nisan geliyor, 3 günlük tatilde ne yapacağıma henüz karar veremedim. Ama yukarıdaki manzarayı direk ve net olarak görebileceğim bir yer olmasını diliyorum içten.

Sevgilerimi, pozitif enerjimi ve güzel bir hafta dileğimi gönderiyorum tüm buradan yolu geçenlere. Aman dikkat edin, geç de olsa, benim yaptığım gibi vitamin almayı ihmal etmeyin bu aylarda..

Eski Zamanlar..

Balat

Eskiden…

Semtimizde kurulan pazardan alis-veris yapardik. Hem meyve-sebzeleri taze taze birarada bulabilme, hem pazarlik edebilme, pazarcilarla ahbap olma, hem de daha ucuza alis-veris yapma sansina sahip olurduk cunku.. Biz Bakirkoy’de otururken bir sene pazar bizim sitenin onunde kurulmaya baslamisti.. O gun geldiginde semtimiz sabahtan itibaren aksama kadar civil civil, biraz gurultulu ve kalabalik olurdu.. Sadece 2 defa o semt pazarinda annem alis-veris yaparken, biz de kardesimle beraber ‘cay bardagi’ sattik! Evet evet, pazarda cay bardagi sattik! Babam kucukken koyden kasaba pazarina gidip yumurta sattigi gunleri anlatmisti bize. “Hersey hayatta ayaginiza gelmez, bazen sizin birseyler yapmaniz ve firsati ayagina getirmeniz gerek” demisti.. Sanirim girisimci ve tutugunu koparan cocuklar yetistirmek istemisti:) O firsati sadece 2 pazar boyunca ayagimiza getirmek icin cabalamis ve zorlugundan dolayi da aglamistik aksamlari.. Hem pazarda bardak satmanin umdugumuzdan kolay birsey olmamasindan sebep; hem de utandigimiz icin! Sonra babama “Ben utaniyorum pazarda bardak satmaktan’ demistim. Cunku butun arkadaslarim ve komsularimiz da o pazardan alis-veris yapiyordu! Simdiki aklim olsaydi eger, kesinlikle o bardaklari cok daha farkli sekillerde satmaya calisir, ertesi hafta yanina ilginc birkac urun daha ekler, gerekirse o bardaklarla cambazlik yapmayi denerdim! Utanmistim!!! Ne aptallik, tam da cocuk akli iste. Hayatimdaki ilk ve son utancim o oldu. Ne bir bahar senliginde uzerimdeki beyaz t-shirt’le Idari Bilimler Fakultesinin onundaki pis havuza atildigim zaman, ne ilk defa opustugum zaman, ne kalabalikta ilk defa sarki soyledigim zaman, ne havuzda suya baliklama atladigimda bikinimin ipleri cozuldugunde, ne de sevdigim adama ‘seni seviyorum’ derken utanmadim bir daha… Bir daha hic utanmadim.. Dusunuyorum da, o zaman utanmasaydim simdi cok farkli bir yerde olabilirdim…

Eskiden..

Pazar gunleri annemin grev’de oldugu gunler olarak anilirdi bizde:) O gun yemek yapilmazdi. Pazar gunleri “kisir” gunumuzdu.. Babam ve biz 2 bebe, annemin sadece islatarak katkida bulundugu olayda ince bulguru bilimum yesillikle, salcayla ve nar eksisi ile karistirarak kisir hazirlar; yanina da tuzlu ayran yapardik.. Pazarlari babam evde oldugundan ve genelde biz yaramazlik yaptigimizda buna annemle beraber kendisinin de sahit olabildigi tek gun pazar oldugundan biz bol bol azar isitirdik kendisinden:) Cihan ve ben en cok pazar gunlerini sevmezdik! Yani hem severdik; cunku ailecek birarada olurduk, hem de sevmezdik; cunku papara yerdik:) Sanirim eski zamanlar sebebiyle ben simdi pazar gunlerimi mumkun oldugunca sakin ve sessiz geciriyorum:)

Balat

Eski zamanlar..

Insanlarin daha cok birbirleriyle “komsuculuk” oynadiklari, cocuklarin birbirlerinin oyuncaklarini daha cok paylasabildikleri, sokaklarda daha cok yakan top, lastik, dokuztas oynandigi, futursuzca agac tepelerinde cocuklugun tadina varildigi, sadece radyonun varliginda sebep Cuma aksamlari “Radyo Tiyatrosu”nun heyecanla dinlendigi, sanki insanlarin daha cok gulumsedigi, daha az kizdigi ve mutsuz oldugu zamanlardi. Sanki?

Eski zamanlarin hatirina.. Hadi bakalim, bana bu hafta sonuna girerken eski zamanlardan hatirladiginiz bir seyleri yazin, paylasin.. Buraya birakalim onlari, onlar da bir gun baska birinin “Eski Zamanlar” post’una konu olsun:)

*Cok duygusal gordum kendimi:))*

Superr bir hafta sonu diliyorum..