Mavi Yolculuk!

Yıllar yıllar önce “Işığını Arayan Teknede Biz” başlığıyla paylaştığım hayatımın ilk mavi yolculuğu sonrası, evren sesimi sonunda duydu ve beni bir defa daha bu güzel maceranın koynuna bırakıverdi! O zaman da söylemiştim kendi kendime, çevremdeki eşe-dosta yine tekrar ediyorum: “Mavi yolculuk yapmadan, adam gibi ve huzur dolu bir tatil geçirdim diyemezsiniz!” Gerçekten kafayı boşaltabileceğiniz, sakin, huzur dolu, alabildiğine mavi, alabildiğine özgür, fazlalık hiçbir şeye ihtiyacınız olmadan, arınmış bir şekilde yaşayacağınız, gözünüzü açar açmaz denize girip önünüze ne konsa aynı iştahla yiyebileceğiniz, kendinizi yüzünüzde sürekli bir tebessüm ile şükür üstüne şükür ederken bulabileceğiniz bir tecrübe mavi yolculuk.

Öncesinde Sakız Adası’na uğradığımız iki teker seyahatimizin asıl hedefi idi mavi yolculuğa çıkacağımız Marmaris, Bozburun. Sakız Adası’ndan sabah erken feribotu ile Çeşme’ye çıkıp oradan ver elini Marmaris yaptık. O gece Marmaris’te konakladık. Ertesi sabah da Orhaniye sonrası tırmanışlı-inişli, bol virajlı Selimiye-Bozburun rotası yaptıktan sonra teknemize kavuştuk! Mavi yolculuğumuz ve teknemiz için gereken tüm iletişimi Marmaris’teki Client Travel‘dan Jülide hanım üzerinden yaptık (Kendisi ile iletişimimizden, teknemiz ve mürettebatından, yemeklerden; genel olarak yaşadığımız tüm bu tecrübeden çok memnun kaldığımız için gönül rahatlığı ile önerebilirim ve isteyen herkes ile iletişim bilgilerini paylaşabilirim).

Mavi yolculuk tecrübesi üzerine bana sorulan bir çok soruya da referans olması açısından elimden geldiğince şimdi maddeler halinde anlatmak istiyorum ne nedir, ne değildir, nasıldır tekne tecrübesi diye 😉

  • Öncelikle kaç kişi olacağınız önemli! Biz dört kişi çıktık bu yolculuğa. Bir de tabi kimlerle olacağınız! Üzerine basa basa belirtmek isterim ki tekne üzerinde, neredeyse karaya ayak basmadan, dar alanda bir hafta geçirmek için çok iyi bildiğiniz, tanıdığınız, birlikte olmaktan keyif aldığınız, huysuzluk yaratma potansiyeli sıfıra yakın insanlarla olmalısınız 🙂 Zira birbirinizden kurtuluşunuz yok 🙂 Kişi sayısının önemi teknede bulunan kamara sayısı için önemli. 4 kamaralı tekne de var, 8 kamaralı tekne de… Ama bana sorarsanız ideali en fazla 6-8 kişi ile sınırlamak.

  • Kamaralar beklediğimiz gibi ufak ve dar idi. Fakat elbette, bütçeniz ile alakalı olarak, geniş, salon salomanje kamaralı tekneler de var 😉 Kamarada sadece giyinip, soyunmak ve uyumak için bulunacağınızı hatırlatırım. Tekne hayatımızın tamamı güverte kısmında geçtiği için biz sıkıntı yaşamadık. Ayrıca her kamarada tuvalet ve banyo var ve her sabah düzenli olarak temizliği yapılıyor.
  • Kişi sayısı ve elbet yolculuk tarihleriniz belli olduktan sonra size uygun olan tekneyi buldunuz. Şimdi gelelim işin önemli kısımlarından birine: Alışveriş! Bir hafta boyunca sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemekleri ile beş çayı için hem sizin hem de tekne mürettebatının yiyip içecekleri ile temizlik ve yemek pişirmek için gerekli olan tüm malzeme alışverişlerini sizin yapmanız bekleniyor. Yani ücreti sizde… Alışveriş için tekne mürettebatı tarafından bir liste ile yapılıyor ve denize açılmadan hemen önce tekneye teslimatı sağlanıyor. Bizim tecrübemiz şöyle oldu: Seyahatten bir hafta önce önerilen alışveriş listesi bize ulaştı. Bu listeden, örneğin yemediğimiz şeylere ve miktarlara –kendi çapımızda– müdahale ettik. Tavuk, sosis, salam, pirinç gibi günlük hayatımızda tüketmediğimiz şeyleri çıkarttık; üç akşam yemeği için balık, kalan akşam yemekleri için ise et ekledik listeye. Önerilen beyaz peyniri farklı marka peynir ile değiştirip miktarını arttırdık vs.  Unutmayın, sadece sizin yedikleriniz değil, sizinle birlikte seyirde olan mürettebatın yedikleri, içtikleri ve yemekleri pişirmek için kullandıkları yardımcı malzemeler de sizde 😉 Yine de denizde, seyir halinde iken başka ihtiyaçlar çıkar, ya da alınan bir malzeme eksilirse karaya botlarla çıkıp tekrar alma, aldırma şansınız da var.

  • İçecek olarak elbet bol bol su alınacak da, ya bizim gibi alkol tüketiminden yana iseniz ne yapacaksınız? Mürettebatımız yemek, temizlik malzemesi alışverişimizi yaptı, ama içeceklerimizi biz Bozburun’a ulaştığımızda, denize açılmadan hemen önce bizzat kendimiz aldık. Zaten Sakız Adası’ndan absürd olmayan fiyatlar dahilinde akşam yemeklerimize eşlik etsin diye uzo almıştık. Bunun yanı sıra kim ne içmek istiyorsa onların da alımını kendimiz yaptık ve tekneye yüklettik.
  • Tekneye yiyecekler, içecekler yüklendi; biz de motorlarımızı bulduğumuz bir otoparka yan yana kilitledik ve üstlerini örtüp bıraktık bir hafta sonra tekrar buluşmak üzere. İşte o andan itibaren çıplak ayaklı kontesliğimi de ilan ediverdim 😉

  • Benim tekne hayatımda en sevdiğim şeydi çıplak ayaklı olmak! İki teker çıktığımız tüm yolculuklarda güvende olmak için koruyuculu botlar, pantolonlar, mont ve kask ile kuşanmış oluyoruz. Ne yazık ki yazın sıcağında bile olsak o kaba saba ve kalın botları giymek zorundayız. Uzun saatler yolda olunca da haliyle o ayaklar o botların içinde bayağı bir şişiyor! Tekneye adım atar atmaz da sizden zaten ayakkabılarınızı çıkarmanız bekleniyor. Biz botları ayaklarımızdan çıkarıp bir attıysak bir hafta boyunca başka da bir şey giymedik 🙂 Mürettebat, her akşam üzeri tekneyi baştan aşağıya yıkayıp temizliyor. Siz de gün içerisinde denize girip çıkıyor ve teknede güvertenin zeminini ıslatıyorsunuz. Çıplak ayaklı olmanızı önermelerinin sebebi terliklerinizin bu ıslak zeminde kayabilmesi ve sizin de düşüp bir yerinize zarar verebilecek olmanız ihtimali. Çok çok ısrarcı olursanız elbette terliğinizi giyiyorsunuz güvertede, ama güvenli olmadığını bir defa da ben hatırlatırım (Elbette kamaranızda tuvalete girmek için terlik kullanabiliyorusnuz, o kadar da değil)! Gün içerisinde ise bikini/mayo üzerine bir elbise, tişört ya da ne bileyim bir pareo ile hayat geçiyor gayetten. Yani teknede tatile giderken giyecek ne götüreyim diye düşünmeyin uzun uzun, ne kadar hafif/az eşya o kadar güzel 🙂
  • Duşunuz mevcut, ama inanın ben bir kere duş almadım kamaramdaki banyoda bir hafta süresince! Denizden çıkarken tuzunuzdan arınmanız için tekneye çıkan merdivenlerin sonunda sizi bekleyen bir hortum, bir iptidai duş oluyor zaten.
  • Teknenin ön kısmında gün içerisinde güneşlenmek için yatabileceğimiz konforlu yataklar vardı. Bizim kız arkadaşımla günümüz genelde burada geçti. Güneşlendik, uyuduk, kitap okuduk, müzik dinledik.. Arka tarafında ise teknenin, hem yemeklerimizi yiyebileceğimiz bir büyük masa, hem de belirli saatlerde gölgesi bol oturma bölümü vardı. Erkekler bu alanda olmayı tercih ettiler çoğu zaman. Sevgili kocam hatta çalışmaya devam etti bilgisayarını kurup 🙂
  • Yemekleri hazırlayıp, sofrayı kurdukları zaman çan çalarak sizi çağırıyorlar ve tekne işinin en güzel kısımlarından biri de bu sanıyorum: Ne yiyeceğiz derdinin ortadan kalkıyor olması 😉 Elbette gün içerisinde size pişirmeyi düşündükleri şeyleri söylüyor ve sizin isteklerinize göre  de –eldekiler çerçevesinde–  değişiklikler yapıyorlar. Yediğimiz hiçbir şeyden memnunsuzluk duymadık, bol bol sebze ve salata yedik. Akşamları teknenin ön kısmında bulunan mangalda çeşit çeşit ızgara balık ve et pişti. Hep çok şükür ettiğimiz, lezzetli sofralarla geçti yani bir hafta 😉

  • Teknenin rotasında Bozburun ve çevresindeki adalar ve koylar vardı. Hemen hemen her gün 1-2 saat ile sınırlı olan seyirler yaptık. Çok güzel, berrak, nefis koylarda demir attık ve bol bol yüzdük. Ekibin en erken kalkanı olarak her sabah yüzümü denizde yıkadım, yıkandım, arındım, bol bol dua ettim. Benim için denizin, mavinin yeri bambaşka!
  • Akşamları hava serindi ve üzerimize iyi ki kalın bir şeyler almışız dedik! Ne olursa olsun teknede akşamların serin olabileceğini göz önünde bulundurup bir uzun kollu giysi, bir pijama-eşofman altı, çorap götürün yanınızda diye salık vermek isterim.
  • Bol bol King ve okey oynadık. Okey teknede vardı, kağıtları kendimiz götürdük. Gerçekten çok eğlendiğimiz akşamlarımız oldu 🙂 Ben ODTÜ hazırlık yıllarımdan sonra neredeyse ilk defa King oynadım tekrardan. O zamanlar da Rıfkı‘yı iyi oynardım, yine iyi oynadığımı kanıtladım 🙂

Velhasılı kelam bol huzurlu, dinlenceli, düşüncesiz, tasasız, neredeyse tüy gibi hafif bir yolculuk oldu bu mavi yolculuk bana. Sevgili kocam bile, ki benim aksime hiç deniz ve güneş görmese aramaz/illaki diye tutturmaz, “biz bu zamana kadar otellerde tatil falan yapmamışız, artık her yıl bir mavi yolculuk paklar bizi” diyor. Elbet herkesin bir tatilden beklediği farklı. O sebeple hayatınız, tatile bakışınız değişecek, kesin bilgi falan demeyeyim ben 🙂 Ama benim için artık hakikaten de bundan daha güzel ve keyifli bir yaz, deniz tatili yok!

İşte böyle böyle ikinci mavi yolculuğumu da tamamladım ne mutlu bana. Teknemiz Bozburun’a yanaştığı gün karalar bağladık biraz tabi. Ama gerçeklerle yüzleşmek zorundaydık ve tekrardan o botlar, o mont, o pantolon ve eldivenleri kuşandık; motorları yükleyip eve doğru yola çıktık. Döneli neredeyse bir ay olacak, hala her akşam konuşuyoruz bu seyahatimizi, lakin yazısını tamamlamak bugüne kısmet oldu:) Her türlü merak ettiğiniz ayrıntı ve sorunuz için aşağıya yorum bırakabilirsiniz 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir