
~ 1.500 km
1 haftada motorsikletle yapılan yol mesafesi. Bence fena bir rakam değil ne dersiniz? Gerçi bunlar kadar olamayız, ama böyle giderse benimde taş gibi bir popoya sahip olmam an meselesi:)
Sabah 05:00’de yola çıktığımızda Cumartesi sabahı, tam 3 saat sonra Afyon Varan Tesislerindeydik. Arada sadece 1defa mola verdik. O da gayet sıkı ve temkinli giyinmemize rağmen sabah soğuğu etkisiyle donmamıza ramak kalmasından sebep! Binicilik yapanınız var mı bilmem, ama ilk defa uzun süre at üzerinde kalırsanız hani aşağıya indiğinizde bacaklarınız parantez kıvamında kalır ve sünnet olmuş bebeler modunda yürürsünüz.. İşte tam da öyle oldu bana.. 2 saat motor üzerinde, saatte ortalama 130-140 km. hızla gidip aşağıya inince bacaklarımın bu aldığı şekilden sonra açılması biraz zaman aldı. Ama Varan’ın süper kahvaltısı, kocaman tostları sonrası kendime geldim:) Seferihisar’a ulaştığımızda saat öğlen 14:00’dı.
Uzun yol motorsiklet yolcularına ufak birkaç tavsiyem var aslında iki paragraf arası:
Birincisi, mutlaka saat başı mola verdirin kullanan arkadaşınıza! Dönüş yolunda biz böyle yaptık, çok daha rahat geldik. 5-10 dakika bile yetiyor.
İkincisi, sabah erkenden yola çıkacaksanız mutlaka içinize uzun kollu birşeyler, ayağınıza kalın-uzun çorap giyin. Eldiveni de eksik etmeyin. Bizim üstümüzde gayet kalın montlar, içimizde t-shirtler vardı! Diğer taraflar tamamdı..
Sonuncu tavsiyem ise, mümkünse eğer poponuzun nazik kısımları için birer çift vatka edinin yola çıkmadan önce:) Ben Eylül ayındaki 2. tatilim için böyle yapmayı planlıyorum zira:) Sevgili çok gülüyor ben böyle söyleyince, beni popomda vatkalarla düşünemiyormuş:)

Seferihisar’da yazlıkta 1.5 gün kaldık. Balıklar mangalda, rakılar kadehlerde, sohbet-muhabbet, buzz gibi deniz, buzz gibi bira, hamaktı-salıncaktı derken Pazartesi sabahı ayrıldık mutlu mesut Alaçatı’ya otelimize doğru.
Yukarıdaki sevimli kedi, ailenin emektar kedisi Boncuk. Çok şeker, fazla hareket ederken göremediğim bir canlıydı kendisi. Bahçede salına salına dolaşıp, milletin ayaklarının dibinde yatıyordu mütemadiyen.

Otelimizden memnun kaldık. Bir kere çok temizdi, bembeyazdı odaları, duvarları, kullanılan mefruşatı. Misler gibi çarşafları, havluları her gün değiştiriyordu Sevda Hanım. Otelin sahibi doğma büyüme Alaçatı’lı Ümit beyin Ankara’lı eşi Sevda Hanım. Köy Kahvaltısı olarak sundukları serideki tüm reçeller bizzat kendisinin elinden çıkma. Kahvaltı, en sevdiğim öğün bilindiği üzere, özellikle tatillerde. Köy Kahvaltısında 3 çeşit ev yapımı reçel, 3 çeşit zeytin, 3 çeşit peynir, 3 çeşit tazecik ekmek, bol zeytinyağında yüzen kekikli domatesler ve yeşillikler tabağı bulunmaktaydı. Oda + kahvaltı şeklinde çalışan otelimiz, şehir merkezindeydi. Kocaman bir bahçesi, bahçesinde domatesler, biberler, patlıcanlar, salatalıklar vardı. Kahvaltı ettiğimiz bahçenin diğer kısmı ise incir ağaçları ve asmalar altındaydı. Motorla 5-6 dakikada Liman’a, sörf cennetine ulaşıyorduk her gün.
Otel ararken bayağı bir alternatife bakmıştım. Çok güzel, çok şık, çok elegan, çok romantik oteller var Alaçatı’da. Ama ne yazık ki yatmak için uğrayıp, sabah kahvaltısını tadacağımız bir yer için dünyanın parasını vermeye de gönlüm razı olmadı hiç. Ne yaptık? Otellere dökeceğimiz parayla sörf yaptık, yedik ve içtik. Pişman mıyız? HAYIR:) Otelimizi tavsiye eder miyim? Kesinlikle EVET:)
İlk gün, daha önce defalarca burada sörf yapan arkadaşlarımın da tavsiyesiyle kendimize kaldığımız 4 gün boyunca konuçlanacak mekanı bularak buraya alışmakla geçti. Bunları da sonraki yazıya saklayayım: Sörf maceralarımızı, Alaçatı’da tattığımız hoşumuza giden tatları, gittiğimiz mekanları, gördüğümüz ünlüleri, en yeni dedikoduları falan yani:)


