Aylık Arşiv: Mayıs 2011

Eskişehir II

Eskişehir

Akşam saatlerinde, meşhur Barlar Sokağı‘na gidip bira içme niyetiyle otelden çıktık. Kaldığımız otelden çıkınca nerdeyse hemen karşımızda sokak! Çok hareketli, cıvıl cıvıl. Sağlı sollu 15-20 tane mekanın bulunduğu bir ara sokak. Araç trafiğine kapalı, Efes Pilsen sponsorluğunda tüm mekan tabelaları standartlaştırılıp, ışıklandırılmış. Hafif bir İstiklal Caddesi edası var. Ama tabi İstiklal’in 100’de biri kadarcık!

Bu barlardan birinde, Kütahya-Simav’da meydana gelen ama birinin sandalyemi salladığını düşündürtecek kadar Eskişehir’i de sallayan 5.9’luk deprem arasında sevgili ile 1. yılımızı kutladık:)

Eskişehir-Külliye

Odunpazarı Belediyesi oldukça değişik bir çalışmaya daha imza atmış Eskişehir’de. 2008 yılında, toplam 25 bin metrekare alana yayılan bir park yapmış: Şelale Park! Eskişehir’e tepeden bakacağınız seyir terasları ve kocaman yapay şelalesi olan bu parktaki 2 kafeden birine oturup dışarıyı seyretmeniz mümkün.

Odunpazarı Beldiyesi sınırları içerisinde ayrıca Cam Müzesi’ni, Atlıhan El Sanatları Çarşısı’nı da gezebilmeniz mümkün. Cam Müzesi’ni gezerken Eskişehir’in Cumhuriyet Kadınları adında bir sergi vardı, fotoğraf sergisi. O şapkalar, nişanlıklar, kokteyl elbiseleri.. Zerafet akıyordu hepsinden. Cumhuriyet Kadınları pek güzeldi:) Gidince gezmelisiniz, sadece bir küçük odada sergi. Ama ilginizi çekeceğini düşünüyorum.

Eskişehir-Şelale

*Bu fotoğrafı iphone ile çektim. Fazla parlak biliyorum:)*

Görülesi yerlerin sonuncusu ise Kentpark! Yılmaz Büyükerşen’in Eskişehirlilere hediyesi, en önemli hizmetlerinden bir tanesi. Bence de kesinlikle gurur duyulacak bir yapıt olmuş. Tramvay ile ulaşım sağlanmış, kocaman bir park. Yemyeşil, bir sürü güzel tasarlanmış bahçe var. İçinden Porsuk Çayı geçiyor, ayrıca kocaman da bir yapay gölü var. Restoran ve kafelerin de yer aldığı bu park, özellikle yaz aylarında Eskişehirlilerin kurtarıcısı konumunda. Zira 350 m. uzunluğunda bir de yapay plajı var. Görevlilerle sohbet imkanı bulduğumuzda yaz aylarında günde 4000 kişiye varan ziyaretçi sayısına ulaştıklarını öğrendik. Girişi hafta içi 3 TL, hafta sonu 5 TL. (Plaj için bu ücret, parka giriş tabiki ücretsiz.) Adana’dan 19 Mayıs tatili için Eskişehir’e gelen bir aile ile!! belediye başkanlarımızdan nasıl muzdarip olduğumuzu ve elindeki sihirli değnekle Ekişehir’i bayram tatilinde Antalya ve Bodrum’un yanında ziyaret edilecek bir şehir haline getiren Yılmaz Büyükerşen’i konuştuk. Eskişehirliler başkanlarını kesinlikle seviyorlar. Şunu söyleyeyim, Eskişehir’i gördüğüm kadarıyla sanıyorum ben de şehrine hizmet etmiş, onu güzelleştirmiş ve turistlerin odağı yapmış bu adamı seviyorum! Söyleyin allah aşkına, hanginiz tatil zamanı Ankara’yı tercih ediyorsunuz??

Kentpark

Kentpark

Tramvay, Eskişehir için bir cankurtaran. Şehir merkezi, Üniversite, Hastane, Tren Garı ve Otogar, Odunpazarı, Kentpark vs.. her yerden geçiyor! 1.60 TL. Ayrıca trenler de oldukça modern, yurt dışındakileri andırıyor. En önemli hatlardan geçmesi nedeniyle de herkes tarafından güzel güzel kullanılıyor.

Eskişehir trafiğinde bir tane korna sesi duymadım ve etraftaki gençlerin çevreye yaydıkları enerjiden de bir hayli etkilendim. Bir sabah Porsuk Çayı çevresindeki mekanlardan birinde kahvaltı ettik. Bir öğlen, merkezindeki Kanatlı AVM girişinde yer alan kocaman Kahve Dünyası’nda soluklandık. Bir akşam Barlar Sokağı’nda bir bara gittik. Yola çıkmadan bir kaç saat önce UP&DOWN adında bir cafe-bar’da soğuk biralar yudumladık. Hepsinde pırıl pırıl gençler çalışıyordu. Sokakta yürüdüğünüz her yerde rastalı saçları, kolları dövmeli, saçları pembe, yırtık kotlarıyla bir sürü genç, üniversiteliye rastlıyorsunuz! Üniversitede okuyup, aynı zamanda bir sürü mekanda çalışıyor gençler. Üniversite şehrinde olduğunuzu hiç aklınızdan çıkaramıyorsunuz. Ama şunu söyleyebilirim ki eskinin üniversite şehri, şimdinin güzel, turistlik bir merkezi olmuş. Sıkılmadan bir hafta sonu geçirebilirsiniz.

Tüm bu anlattığım yerler dışında, yine otelimize 5 dk.lık mesafede olan, 222 adlı eğlence kompleksini, pek bir özelliği olmayan eski sebze-meyve pazarı “Haller Gençlik Merkezi”ni de gördük. Ve tüm bunları 2 günde yaptık. Bir hafta sonu ayırarak siz de bu güzelleşmiş şehri görebilirsiniz. Hafta sonları, özellikle çevre illerden-Bursa, Kütahya, Ankara- gelen gençleri ağırlıyormuş bu şehir. Neden bir defa da ağırlanan siz olmayasınız ki?

Porsuk Çayı

Eskişehir I

Eskişehir Hızlı Tren

Eskişehir’e yolculuğumuz Yüksek hızlı tren ile gerçekleşti. Yolculuklarımızda çok seyahat ettiğimiz bir ulaşım aracı olmayan tren ile yurt içinde benim bu, sanıyorum 3 ya da 4. seyahatimdi. Paris-Brüksel arasında da hızlı tren ile seyahat etmiştim yaklaşık 12 yıl kadar önce. Fark, oldukça büyük. Neden bu konuda en iyi teknolojiye sahip olan Japonları örnek almamışız, orası bir muamma! Bir şeyi yapacaksak madem neden konusunda “en iyiyi” örnek alamayız diye düşündürtüyor bir kez daha. Kesenin ağzını açmaksa sorun, o keselerin ağızları hiç olmadık yerlerde ne kadar da geniş şekilde açılabiliyor bildiğimizden bir başarı olarak göremedim ben Ankara-Eskişehir hızlı tren vakasını. Gayet sallana sarsıla yaptığımız yolculuk 1.5 saat sonra Eskişehir tren garında son bulduğunda, yaklaşık 1.5 gündür görebildiğimiz güneş de tekrar kapkara bulutların ardına saklanıverdi.

Odunpazarı Evleri

1 gece kalacağımız için otel seçimi “sadece uyuyacak, temiz bir yer” kriteri doğrultusunda seçildiğinden sebep Ibis Otel Eskişehir, beklentilerimizi fazlasıyla karşıladı. Tren garına yürüyerek 3-4 dakikalık bir mesafede olan otel, Eskişehir’in ilk defa görülecek yerlerinden bazılarına da oldukça yakındı. Misal, Haller Gençlik Merkezi hemen yanıbaşında, Eskişehir’in İstiklal Caddesi olarak tabir edilen “Doktorlar Caddesi” ise yürüme mesafesi ile 5 dakika uzaklıktaydı. Oda gayet temiz, geniş ve fiyat da makuldü. Otele ulaşıp sırt çantalarımızı da odaya terk ettikten sonra ilk adım “Tarihi Odunpazarı Bölgesi”ne doğru yola çıktık.

Bölge, Türk mimarisine örnek teşkil eden ahşap evleri, kıvrımlı, arnavut kaldırımlı dar sokakları ile oldukça turistlik, oldukça masalsı bir yerdi. Rengarenk boyalı restore edilmiş evler, tarihi dokuyu canlandırma projesi kapsamında oldukça güzel ele alınmış. Belediye tarafından sahiplerinden satın alınıp restore edilmiş evler yanında, evlerini satmaya razı olmamış sahiplerine belli bir yardım yapılarak ev sahiplerinin kendi başlarına evlerin restorasyonunu tamamlamalarına izin verilmiş.

Odunpazarı Evleri

Karnımız acıktığında yapılacak tek şey meşhur çiböreğinden tatmak olduğundan Odunpazarı bölgesinde yer alan Kırım Tatarları Kültür Evinde soluklanmayı tercih ettik. Bir porsiyonda 5 adet çiböreğin yer aldığı lezzetin fiyatı 5 TL. Ve kesinlikle 5’ini birden yiyebiliyorsunuz:) Biz, sonraki gün, meşhur olduğu söylenen Papağan’da da yedik çibörek. Kesinlikle Odunpazarı’ndaki daha baharatlı, sulu ve lezzetliydi. Hamuru daha kıtır ve inceydi ayrıca. Eskişehir’e gidecekler için Kırım Tatarları Kültür Evi’nde çibörek yemelerini rahatlıkla tavsiye edebilirm. Kurşunlu Külliyesi ve Cami’ine oldukça yakın.

Kurşunlu Cami

Kurşunlu Cami ve Külliyesi, Kanuni Sultan Süleyman’ın vezirlerinden Damat Melek Paşa tarafından saray mimari Acem Ali’ye yaptırtılmış. Külliyenin kervansaray kısmı ise Mimar Sinan’ın eseriymiş. Bu özelliği ile Eskişehir’deki tek Mimar Sinan eseri olarak yer alıyormuş. Oldukça güzel bir yapıydı. Ayrıca Külliyenin içerisinde meşhur Lületaşı Müzesi de yer aldığından, mutlaka gezilmesi gereken birkaç yeri bir arada görebiliyorsunuz. Söylemeden edemeyeceğim, lületaşından yapılmış eserler çok hoş olmakla birlikte gerek sergilenişleri gerekse sayıları açısından çok doyurucu değildi. Yine de lületaşından yapılmış devasa ve ince işlenmiş pipolar turistlerin kesinlikle hayran kalacakları eserler arasında sayılacaktır.

Kurşunlu Külliyesi

Lületaşı

Odunpazarı ve bölgesini gezdikten sonra otele dönmek için Porsuk çayı kıyısındaki yolu tercih ettik. Yıllar yıllar önce bir defa Eskişehir’e, eski işyerim Sarar’ın fabrikasını ziyeret için gitmiştim. Yarım günü fabrikada, birkaç saati ise Anadolu Üniversitesi kampüsünde geçirdikten sonra akşam üstü Porsuk’un kenarındaki bir yerde çay içmiştik. Eskişehir’e ait tek hatıram da Porsuk’u kıyısından görebilmekti zaten!

İkinci bölümde buradan ve Eskişehir’in hayran kaldığımız bir kaç güzel şeyinden daha bahsedeceğim: Kentpark, tramvay ve gençliğin enerjisi:)

Biraz Ondan Biraz Bundan.

Tuborg Fıçı Bira

Isınıyor hava. Sonunda!

Biran önce balkona geçmeyi hayal ediyorum. Geçtiğimiz yıl olduğu gibi blushlar, peynirler, krakerler ve yeşillikler arasında mutlu mutlu gülümsemek istiyorum.

Okumadığım kitaplarım üst üste koyunca boyumu aşacak hale geldi neredeyse, onlara balkonumda ilgi göstermek istiyorum.

Güzel müzikler dinlemek ve pek de birşey düşünmemek istiyorum.

Murakamiler

Geçen akşam bir film seyrettim ve içim “cız” etti yeniden. Film, “Letters to Juliet” adını taşıyordu. İtalya’da bir zaman gelecek bir süre yaşayacağım bölgede Tuscany’de, Verona ve Siena şehirlerinde geçiyordu. Filmi izlerken koca bir tabak sushi ve bira ile akşam yemeği keyfindeydim.

Filmi izlerken çok sık gözlerim doldu, kalbim acıdı. “Ben de” dedim. “Ben de bir gün…”

..

Eymir yürüyüşlerinin dozunu arttırdık geçen hafta. Çevresini dolaşmaya başladık! Sanırım 15-16 km. çapında vardır. Bu yürüyüş sırasında beni şaşırtan bir ilk gerçekleşti ve ben hayatımda ilk defa olmak kaydıyla, hem de üst üste 2 defa tilki gördüm! Evet, kocaman kuyruklu, sandığımdan daha küçük boyutta tilki ile karşılaşmamız da komik oldu. Ben fotoğrafını çekmeye çalışırken o saklana saklana tepelere doğru yol aldı. Bir an aklıma ODTÜ Kürek takımının bulunduğu yerdeki büfenin çevresinde beslenen tavşanlar geldi.. Umuyorum tavşanları korumayı başarıyorlardır.

..

19 Mayıs’ta yıllardır gitmediğim Eskişehir’e gideceğim. Çibörek yiyecek ve Venedik, Paris ve Viyana ile yarışır hale geldiği söylenen kentin yeni halini görüntülemeye çalışacağım. Eskişehir ile ilgili öneri, tavsiye, vs. konularına açığım.

..

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımızı

ve

Canım kardeşim, 1 numara ufaklığım Cihan’ın doğum gününü kutlarım:)

Ah Mayıs!

Sultanahmet

2011’in Mayıs ayı, selefi Nisan gibi hava durumu konusunda tutarsız bir şekilde başladı.

Hava tutarsız, kasvetli ve kararsız olursa benim içim de dışım da bir huzursuz, bir sıkılgan, bir karanlık oluveriyor. Artık baharın ilk ayı Haziran olacakmış gibime geliyor. Takdir edersiniz ki, bu durum da benim gibi sıcak, ılık seven bir insan için pek de hoş olmuyor!

Canım sıkkın, içim karanlıkken en çok “olduğum yerde olmaktan” hoşnutsuzluk duyuyor ve hemen tebdil-i mekanda ferahlık olabilir mi derken ve “gidelim buralardan, dayanamıyorum” parçasını mırıldanırken buluveriyorum kendimi.

Öyle yaptım geçtiğimiz hafta ve İstanbul’a kaçtım! 5 gün!

Sultanahmet

3 Silahşör bir araya geldik.

Özlem giderdik.

Ayşegülüm Sultanım bizi ilk akşam Asmalımescit’te bu meyhaneye götürdü. Asmalımescit ne kadar kalabalıktı? Bir ucundan diğer ucuna 15 dakikada “aktık”. Evet evet, yanlış anlamadınız. Yürümek na-mümkün olunca o kalabalıkta, kendimizi insan seline bıraktık ve aktık..

Rakımız, mezemiz ve güzel sohbetimiz ile gece yarısını ettik. Sonra buraya uğrayıp İstanbul’u terastan seyrederek bir Bloody Mary içelim dedik. Ben kesinlikle daha iyi yapıyorum yalnız; sakın orada içmeyin, gelin ben yaparım size!

Oradan da bu mekanda noktaladık geceyi. Anonim izledik, deliler gibi dans ettik ve yerli yersiz her şeye güldük, eğlendik! O gün çok keyifteydim ben.

Sultanhmet Civarı

Sonraki gün İstanbul’un en sevdiğim sahil hattında geçti: Rumeli Hisarı’nda kahvaltı, Arnavutköy, Bebek ve Ortaköy. Emirgan’a çıkmayı ve Lale Festivali’nden kalanları fotoğraflamayı da ihmal etmedik tabi.

Güzel bir hafta sonunu hep birlikte geçirip, hafta başı olunca Ayşegülümü işine yolladık, biz Tolu’cumla turlamaya devam ettik.

Sultanahmet civarında öğlen soluklanmak için bir yer keşfettik. Zaten ne olduysa, bu otelin o terasına çıkmamızdan sonra oldu! Terasta bir restoran, manzara olarak Sultanahmet ve Ayasofya Camileri ile mis gibi Boğaz. Soluklanalım derken kendimizi öğle rakısı eşliğinde, çevreden büyülenmiş halde, meze tabakları önümüzde, keyfimiz tavan yapmış halde saatler boyu bu terasta unuttuk!

Sultanahmet Civarı

Hava İstanbul’da da pek hoş değildi, ama ne varsa bu şehirde hem itiyor hem çekiyor kendine beni işte!

Çocukluğum, genç kızlığım bazen bir yerlerde karşıma çıkıveriyorlar. Geçmişim var bu şehirde. Yaşanmış bir sürü hikaye var her yerinde.

Tebdil-i Mekanım benim İstanbul.

“Burada” olmak istemeyince en kolay kaçıp gidiverdiğim yer olduğu için belki de.

İşte öyle:)

Emirgan'da Laleler

Kürkçü dükkanımda hayat güzel, her şeye rağmen!

Geçen akşam Londra’dan Evrenus geldi. Kocaman bir peynir tabağı eşliğinde 2 şişe kırmızı bitirdik. Plan yaptık, güldük bol bol. Arada kızdık, sinirlendik birilerine. Kulaklarını çınlattık:)

Sonra mesela gereksiz bulduğum bir akşam olan Pazar akşamı, en sevdiğim yerden paket sushi söyledim. Yanına, her ne kadar her fırsatta çok biracı olmadığımı söylesem de, son dönemde en severek içtiğim 1 Tuborg Fıçı Bira açtım. O 1, ilerleyen saatlerde 3 oldu. Moviemax’te Angels&Demons yakaladım.

Sonra gözlerim doldu iyi mi?

Tanrı’ya teşekkür ettim, çünkü çok keyifte ve çok mutlu olduğumu hissettim. Manyak mısın diyorsunuzdur belki de, ama böyle işte.

Sıcak evimde,

tek başıma olsam da o akşam güvende ve iyi hissettiğim için,

içeceğim ve yiyeceğim olduğu için,

sağlıklı olduğum için ne kadar şanslı olduğumu düşündüm.

..

Yaşlandım mı yoksa ben?