Aylık Arşiv: Mayıs 2012

Hoşçakal Mayıs!

 

Sen giderken bir baktımda…  İstanbul’da 6., evliliğimde 7. ayımı geride bırakmışım! Zaman nasıl da hızla geçiyor, ne zaman gün batıyor anlayamıyorum. Artık şaşırmaktan vazgeçmeye başladım, günlerimi elimden geldiğinde dolu geçirmeye, iz bırakmaya çalışıyorum; yavaşça hareket eden, geçtiği yollarda izini bırakan salyongozlar gibiyim!!

Party Girl Momiji bebeğinin yanına 2 yeni arkadaş geldi, by Wonderland sağolsun: Luca ve Birdie.

Luca müziğe bayılıyor benim gibi, Birdie ve Party Girl de yemeğe. Spor yapmaya devam ediyoruz tabi, ama mütemadiyen mekan keşfindeyiz. Geçenlerde Sevgili İmge ile birlikte yenilenen Şişhane ve çevresinde, Meşrutiyet Caddesi üzerinde açılan GOZO‘ya uğradık.  Gozo, çeşit çeşit İspanyol mezeleri, yani tapas servis eden bir mekan. Tapasların yanı sıra öğlen menüsü ve akşam yemekleri seçenekleri de mevcut tabi. Biz keyif yaptık, yine birkaç saatimizi sohbetle ve güzel bir Kayra Vintage 2008 Boğazkere ile taçlandırdık. ( Hatırlarsanız daha önce de bize  Modern Meyhane tecrübesi yaşatan Safi Meyhane’yi anlatmıştım. O da bu bölgede, hatta Gozo’ya yürüyerek 50 m.) 

Yarın, yani 1 Haziran, bizim için önemli bir tarih; hep birlikte geri sayıma başlayacağız zira! Tam 14 gün sonra aylardır beklediğimiz seyahatimize doğru yola çıkıyor olacağız. Onun ayrıntıları artık yakında:)

*Bugünün fotoğraflarını Momiji bebeklerime ayırdım. Benim için neredeyse tutku halini almış Instagram‘da bu ay #Momijisevgiyiyay05 hastag ile Momiji bebeklerinin fotoğraflarını yayınlıyoruz tüm bu bebeklere sahip kullanıcılar. Bu fotoğraflar, oradan.*

 

 

 

 

 

 

Güzel Şeyler!

Volume 1528 falan… Sanırım!

Ne güzel!

Hayatımın –35 yaşım sonrası– öyle bir dönemindeyim ki –maşallah diyelim!– her şey pek bir güzel gitmeye devam ediyor. Ya da güzel olan her şey beni buluyor. Belki de –ben artık farklı bakıyorum ya hayata– her şey bana daha da güzel görünüyor olabilir! Aslına bakarsanız D şıkkı, yani bunların hepsi!

* Haziran 14’te İstanbul’dan, Atatürk Havalimanından bir yolculuğa çıkacağız sevgilimle. Biraz uzun bir seyahat olacak bu. Seyahat planımız gittikçe şekillenerek artık son halini alıyor ve ben plana dahil ettiğimiz her bir öge ile pek keyifleniyor, pek bir heyecanlanıyorum 🙂

* Seyahatimizi paylaşacağımız yeni bloğumuzun ve Facebook sayfamızın tasarımının son haline gelmesiyle biran önce buralara yazmaya başlamak ve tüm bunları sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyorum.

* Hayatımı zenginleştiren dostlarıma yenileri ekleniyor. Onlarla güzel an’lar paylaşıyoruz, güzel sofralar. Hayatı paylaşıyoruz; geleceği şekillendiriyor, hayaller kuruyoruz.

* Havanın ısınmaya başlamasıyla birlikte sabahları arka bahçemizdeki muhteşem sesiyle uyandırma servisi görevini üstlenmiş bülbüller sayesinde güne hep canlı, hep yüzümde bir gülümseme ile başlıyorum.

* Pinterest’in hayranıyım. Kendime de bir yer yaptım burada, tüm o güzel fotoğraflar ve ilham kaynakları arasında çok fazla vakit geçiriyorum; içim açılıyor 🙂

* 8tracks.com sitesindeki klasik müzikler arasında en beğendiğim eserlerin neredeyse hepsinin biraraya getirildiği şu listeyi deliler gibi dinliyorum son zamanlarda.

* Ülkemizin güzide yazılı basın organlarından birisinin internetteki bloğunda düzenli yazılar yazmaya başladım –ki Haziran ayında paylaşacağım için adresini, şu an için biraz beklemek durumundasınız– . Üçüncü yazım yolda. Kendimi –bir miktar– köşe yazarı yavrusu gibi hissediyor, yazacağım konulara kafa yorarken, klavyenin başına oturup düşündüklerimi yazıya aktarırken müthiş iyi hissediyorum 🙂

* Simi ile –yıllar sonra– tekrar karşılatım blog dünyasında 🙂 O zamanlar burada yazardı, Paris’te okuyan genç bir kadındı. Şimdi evlenmiş ve anne olmuş, yine harika yazılar yazıyor ve ben onu her okuduğumda –eskisi gibi– yine mutlu oluyor, gülümsüyorum.

 

Özlem Olmasaydı!!

Hayat daha mı güzel olurdu ne?

Uzaktayken özlediğiniz insanlar oluyor hep, gün geliyor yakınınıza geliyorlar pek mutlu oluyorsunuz. Ama “her güzel şey çabuk biter” misali çabucak geçiyor günler ve sevdikleriniz tekrar “özlem” olmaya gidiveriyorlar uzaklara! Bir düşünüyorum da, ben “özlem”le tanışalı sanıyorum 25 yıl oldu… Hey gidi hey!

Annekuşumla birlikte keyifli vakit geçirdik geçtiğimiz hafta. Bir eve anne gelirse ne olur? Tabi ki pasta-börek-yemek üçlemesi dahilinde elden geldiğince üretime gidilir 🙂 Evde yapılanları saymayacağım, ama ben -spora da 1 hafta ara vermem sebebiyle- sanıyorum 1-2 kilo ekledim bünyeye!

Annekuşun resime olan ilgisi sebebiyle onu Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki Rembrandt ve Çağdaşları Sergisi‘ne götürdüm. Öncesinde uzun bir yürüyüş yaptık Bebek-Rumelihisarı güzergahında. Sade Kahve‘de güzel bir kahvaltı ettik; konuştuk, dertleştik.

Sonra sergi çıkışında yağmura yakalandık, gittik Çınaraltı’nda oturduk bir müddet. Oradan hop diye otobüse atladık Beşiktaş Çarşı’ya gittik. Turgut Vidinli‘de rakı içtik; yine konuştuk, yine dertleştik.

Başka bir gün Sultanahmet-Eminönü, Kapalı Çarşı, Mısır Çarşısı gezdik; ayağımıza kara sular indi. Tarihi Sultanahmet Köftecisi‘nde köfte-piyaz yedik. Akşamına Ayşegülüm Sultanıma gittik, yemek yedik birlikte; yine konuşmalar, dertleşmeler…

Bu defaki annekuşumla birlikteliliğimizde farklı olan bir şey vardı: Konuşmalar, dertleşmeler hiç göz yaşlarıyla son bulmadı. Hep güldük, gülümsedik, kahkahalar attık.. (Bilenler annemin kahkahasını, bilir:) Ne oldu bize bilmiyorum. Bir şeyleri artık gerilerde bırakmayı, olduğu gibi kabullenmeyi bazı şeyleri, zorla güzellik olmayacağını, huzurlu olmanın-huzuru bulmanın en önemlisi olduğuna karar vermiş gibiydik galiba. Ben birkaç yıldır bu şekilde yaşıyorum zaten, ama annekuşumun da benim gibi bu yolda yürüdüğünü görmek beni inanılmaz mutlu etti. Daha sağlıklı gördüm, benim annem hep güzeldi, ama daha bir güzel gördüm onu. Benimle 5 km. yakın yol yürüdü, yokuş çıktı; ben bittim yer yer onun gıkı çıkmadı.

Tanrıya, evrene yine şükrettim, yine teşekkür ettim. Mutlu iki kadın, güzel iki kadındık biz annekuşumla geçtiğimiz hafta İstanbul sokaklarında…

 

Gülümse!

“Smile – It’s the second best thing you can do with your lips.”

Yani,

“Gülümse – Çünkü bu, dudaklarınla yapabileceğin en güzel ikinci şeydir.” 🙂

..

Gülümseyin, gülümsetin.

Sevdiğiniz birini gülümsetmekten daha keyif verici, pozitif enerji verici bir şey daha var mı acaba? Ben hem bolca gülümsedim, hem de gülümsettim geçtiğimiz hafta. Harika insanlarla bir arada oldum, harika sohbetler içerisinde bulundum, pek güzel şeyler, yerler gördüm. Huzur dolu bir ortamda, Eyüp Sultan’da dua ettim (Yurt dışındayken de kiliselere her gidişimde mum yakar, dua ederim. Böyle ortamların enerjisi bir başka oluyor. Dua eden, teşekkür eden, güzel şeyler dileyen insanların birlikteliliği inanılmaz güzel ve yoğun bir enerji alanı oluşturuyor. Temiz, tertemiz. Arındırıcı, güçlendirici…).

Hıdırellez Şenlikleri için Park Orman’a gittim; güzel konserler ve bol bira eşliğinde açık havada, güneşin tadına vardım sevgilimle birlikte.

Teleferikle Piyer Loti’ye çıktım. O güzel tepeden İstanbul manzarasına hayran kaldım. Vardır bir sebebi şimdiye dek hiç gelmemiş olmamın dedim; derin derin içime çektim mis gibi havayı, kokladım rüzgarın taşıdığı kokuları. Çayımı içtim, simidimi yedim 🙂

Selimiye Cami’nin yakınlarındaki botanik bahçesine gittim, rengarenk çiçeklerle tanıştım. Party Girl‘ümü nilüfer havuzuna düşürdüm! Neyse ki elimi sokup alabileceğim derinlikteydi havuz da sevgili maskotum, momiji bebeğimi oralarda bırakmadım 🙂

Kadınlar Pazarı denen yerde büryan kebabı denedim. “Kırk yıl et yemese çok bir şey farketmeyecek” bir kadın için lezzetli bir deneme oldu diyebilirm!

Haliç Cafe‘de günü sonlandırırken Şişhane, Galata ve Perşembe Pazarını tam karşıma alarak; sağ tarafımda Üsküdar, Karaköy, Haydarpaşa, Çamlıca sırtları, Sarayburnu ve Topkapı Sarayı, sol tarafımda ise Haliç, Eyüp ve Piyer Loti’ye kadar uzanan karşı konulmaz manzaraya karşı orta kahvemi yudumladım.

Sevgili arkadaşım Rana Solaker’in küratörlüğünü üstlendiği çok keyifli bir sergiye gittim (Ve kesinlikle görmenizi öneriyorum.): “New Yorker Sergisi”. İlk defa 2005 yılında Chicago’da katıldığım bir konferans sonrası dönüşümü New York’tan yapmak suretiyle dört gün kadar kalmıştım New York’ta, dostlarım Hindistan Cevizleri‘nin yanında! Daha sonra 2006 ve 2007 yıllarında University of Minnesota’da katıldığım programlar sonrası, yine dönüşlerimi New York’tan yapmış ve iki defa daha birer hafta kalma şansına erişmiştim  (New York, “Ölmeden Önce Görülecekler” listemdeydi ve ben bu şehre bayılmıştım.). New Yorker Sergisi ile birlikte tekrar o günleri hatırladım; New York’a ait sarı taksilerin, tuğla binaların, Brooklyn Köprüsü’nün, sokak kafelerinin, Central Park’ın fotoğraf karelerine taşındığı 10 fotoğraf sanatçısının eserlerini büyük bir zevkle gezeceğinizden eminim.

..

Bu hafta sonu annekuşum gelecek yanıma, Anneler Günü’nde, uzun zaman sonra bir arada olacağız. Onunla da harika bir haftalık program yaptım. Sizlerle de paylaşmak için sabırsızlanıyorum (Hava önümüzdeki günlerde yağışlı olacakmış, ama bu haber bile keyfimi bozamayacak.).

Yağışlı havaya, sızlayan kalbinize, tüm yorgunluğunuza rağmen azıcık da gülümsemeyi unutmayın olmaz mı? İsterseniz öyle çok şey var ki göz kenarlarımızdaki kırışıklıkları arttırmak için!

🙂

 

Merhaba Mayıs :)

” Her ne kadar hala serin rüzgarlar ve gri gökyüzü ile başbaşa kalıyor olsak da İstanbul’da, sen benim en sevdiğim aylardan birisin biliyorsun. İlkbaharın son durağı, kirazların ortaya döküldüğü yegane zaman; sevdiklerimin doğduğu günlere yataklık eden, şenliklerle dolu bir aysın. Bu yıl da beni şaşırtmadın ve çok eğlenceli bir şekilde seni karşılamam için zemin hazırladın bana!

Fotoğraf makinası alma niyetinde olduğum şu dönem, bana tuttun BenQ ile tanışma, bir etkinlikte birlikte olma ve onların yeni piyasaya çıkardıkları GH700 modelleri ile çekim yapma şansı verdin. Ki, tüm bunları harika bir mekanda, harika bir kadın liderliğinde yaptığımız, süslediğimiz harika cupcakeler ile taçlandırdın. (Tatlılarla mesafeli bir ilişkimiz vardı, düne kadar!).  Harika kadın bize BenQ GH700 etkinliğine özel iki renkli cupcakeler yaptı, yaptırdı ve süsletti. Etkinlikteki diğer kadınlar gibi ben de hem çalıştım, hem öğrendim, hem de afiyetle pişirdiklerimden tattım. (BenQ Facebook sayfasından görebilirsiniz fotoğrafları:).

Etkinliğin sabahı Party Girl Momiji bebeğimi kaldırdım yuvarlandığı yerden ve düştük yollara. (O da benim gibi spora düştü bu aralar!). Etkinlik mekanında bizi karşılayan güler yüzlü BenQ ekibi ile tanışıp, içeriye özenle bizler için hazırlanmış masamızın başına geçtik. Ah Mayıs, tahmin edebiliyorum neden pasta malzemeleri satan bir yerde başladığımıza seninle günlerimize: Anneler Günü yakın. Annekuşum da yanımda olacak o gün. Etkinlik bahane, sen hem doğru malzemeleri nereden edinirsin, hem de adam gibi cupcake nasıl yapabilirsin onu  öğren dedin değil mi? Tabi tabi… Neyse, sebep ne olursa olsun harika bir tarifi ve harika kadının pek güzel şeker hamurundan özenle yapmış olduğu çiçeklerini kapmış olmanın mutluluğuyla geldim eve 🙂

BenQ GH700 modeline bayıldığımı da eklemek istiyorum ayrıca.  Hem rengi (Aşağıdaki fotoğrafta elimde tuttuğum, beyaz), hem de elde rahat duruşuyla ilk görüşte aşk yaşamama neden oldu kendisi. BenQ GH700 ile video kaydederken görüntüyü yakınlaştırıp uzaklaştırabileceğimizi, 21X optik zoom lensi ile yüksek kalite ve çözünürlükte fotoğraflar çekebileceğimizi ve BSI CMOS destekli modu ile de geceleri net görüntülü fotoğraflara imza atabileceğimizi öğrendik. Hem yeni bir fotoğraf makinası, hem cupcake yapımı ve süslemesi hakkında güzel bilgiler aldığımız etkinliğe veda ettiğimde neredeyse akşama ulaşmıştı saat.

Ve sevgili Mayıs unutmadan,

Eğer şu serin rüzgar ve gri gökyüzüne; ha yağdım ha yağacağım diye tepemizde sinsice bekleyen yağmur bulutlarına da söz geçirebilirsen, lütfen Cumartesi günü Hıdrellez Şenlikleri’nde eğlenebilmemiz için bir şans tanı şu kuluna ve dostlarına emi? Park Orman’da Burhan Öçal ve Trakya All Stars, Brooklyn Funk Essentials DJ set + live vocal, Babazula ve Mabel Matiz dinlemek istiyoruz biz.

Seni seviyorum. Bana getireceğin her şeye iyi niyetimle kucak açtım bekliyorum. Karnımdaki kelebeklerin çırpınışlarını duymak ister misin? Yaklaş, yaklaş 🙂

Öperim yanaklarından,

Dilara”