Aylık Arşiv: Ağustos 2012

Japanese Tea Garden

Japanese Tea Garden, Golden Gate Parkı’nın içinde bulunan, San Francisco’nun en eski halka açık parklarından biri. Daha önceki Golden Gate Parkı gezimizde içine girmemiştik, malum sevgili kocam “Benim ne işim var Japon Çay Bahçesi’nde” dediğinden sebep 🙂 Ben de geçenlerde yalnız başıma gittim. Oldukça küçük bir park, fakat daha önce Londra’da bulunan Holland Park’ın içerisindeki ve NYC’de gördüğüm örnekleri gibi çok güzel. Giriş için yedi dolar ödüyorsunuz.

Bahçeyi gezen Japon turistlerin gösterdikleri ilgiye oldukça şaşırdım. Sonuçta kendi memleketlerinde pek daha güzelleri vardır eminim, ama hemen hemen her yerde fotoğraf çektirdiler çocuklarıyla birlikte!

Bahçeyi gezdikten sonra isterseniz “Çay Seremonisi”ne katılabiliyorsunuz. Hava, her zamanki gibi sisli puslu ve serin olunca, gezimin sonunda güzel bir çay içmek bana da iyi geldi.

 

Şehirde Dolaşırken…

Öyle güzel binalar var ki San Francisco’da!

Kimisi eski Viktoryen dönemi yansıtıyor; çatısı, bacası bir hoş, kocaman bahçeleri var, tuğla görünümlü dış yapıları, pencereleri ayrı güzel (En ünlü örneklerinden “Painted Ladies”, aşağıdaki ilk fotoğrafta).

Kimisi de modern dünyaya uyum sağlamış; dış yüzeyleri birbirinden güzel sanatsal çalışmalarla süslenmiş. İlk fotoğraftaki kafe, Castro Mahallesi’nden. Ardından gelen ise North Beach.

Bir de tabi duvarları begonvil kaplı olanlar var ki, onlar benim begonvil aşkım sebebiyle klasmana dahil edildiler 🙂 Uzun yürüyüşlerim sonucu sokaklarda gözüme çarpan güzel görünümlü binalardan birkaçı…

Grand Canyon Tecrübesi!

Las Vegas’taki son akşamımızdan sonra sabah erkenden kalkıp, daha önceden kiraladığımız arabamızı alarak hedef nokta “Grand Canyon“a doğru yola koyulduk; ama önce yolumuzun üzerinde yer alan “Hoover Dam“a uğradık. Hava inanılmaz sıcaktı bu arada, iki ayın sonunda Amerika’da buludunduğumuz yerler içerisindeki en sıcak günü o gün yaşadık: 110 F, yaklaşık 42 C!

Nevada sınırının önünde bir hatıra fotoğrafı çektirmek adettenmiş, kaçırmadık fırsatı 🙂 Hoover Barajı, hemen sınırın karşısında. Bir ucunda Arizona, diğer ucunda Nevada sınır tabelaları var. Orijinal ismi Boulder Barajı olan, 1930’lu yılların bu mühendislik harikası yapıya, daha sonra 31. Amerikan Başkanı Hoover’ın anısına Hoover Barajı ismi verilmiş. Zamanında, o güne dek yapılan en büyük baraj alan Hoover, 2.5 milyon metreküplük bir beton yapı olarak oldukça heybetli bir görünüme sahip. Fakat  geçenlerde TV’de National Geographic kanalındaki “Mega Yapılar” programında gördük ki Türkiye’de alası inşa aşamasında! Artvin’de bulunan Deriner Barajı Türkiye’nin en büyük, dünyanın da üçüncü büyük barajı olma yolundaymış. Gerçekten de yapım aşaması belgeselinde, Hoover Barajı ile karşılaştırıldığında muazzam bir yapı ve güç kaynağı.

Baraj ziyareti sonrası kendimizi klimalı arabamıza atarak neredeyse hiç bitmeyecekmiş gibi süren bir yolculuğa çıktık! Aslen Grand Canyon Ulusal Parkı‘na diye çıktık yola. Fakat yolda “Acaba şu Sky Walk ne menem bir şeymiş, görsek mi ki?” derken yolumuzu değiştirip Batı tarafına döndük! O yol, bitmedi! Belli bir yere kadar asfalt, sonrası “Hulapai” yerlilerinin malı olunca topraktı haliyle yol! Belirtmek isterim ki, özellikle Sky Walk’ta yürüyeceğim diye tutturmuyorsanız kesinlikle Batı tarafını tercih etmeyin. Dosdoğru Ulusal Park’a diyin GPS’e, o sizi götürsün. Yaklaşık dört saat sürüyor yolculuğunuz, o sebeple çok oyalanmayın -bizim gibi- ve erkenden yola çıkın!

Zar zor vardığımızda hedefe, gördük ki Sky Walk (Cam Seyir Terası) üzerinde yürürken kendiniz dışında bir şey taşıyamıyorsunuz. Yani fotoğraf makinası, çanta. Ayrıca Sky Walk‘ın üzerinde yürüdüğünüz camları oldukça kalın olduğundan sebep çok farklı bir his uyandırmıyor kanyonun üzerindeyken. Bir de kanyonu gezmek için ödediğiniz ücrete ek olarak bir ücret daha ödüyorsunuz. Bence, kesinlikle gereksiz bir aktivite. Bunun yerine helikopter turu alın ve kanyonun üzerinde dolaşan, kanyonun içine kadar giren helikopterlerle bir saat keyif yapın. Zaten kanyonun kıyısına dek gelip de 1.2 km.lik derinliğe sıfır noktasında aşağıya bakış imkanınız var. Ben hatta, sevgili kocamın “Yapma, etme” söylemlerine rağmen ta ucuna dek gelip oturdum ve aşağıdaki fotoğraftaki görüntü çıktı. Eğer ki sevgilim daha yüksekten çekseydi benim fotoğrafımı, tam olarak kanyonun, yani 1.2 km.lik yüksekliğin ucunda oturduğum rahatlıkla görülecekti!

Grand Canyon gerçekten de olağanüstü bir doğal harika! Orada bulunduğumuz anlarda resmen büyülendik. Batı tarafındaki en önemli nokta “Eagle Point” yani “Kartal Noktası“. Aşağıdaki fotoğrafta oldukça net olarak kanatlarını açmış şekilde duran kartalı görebilirsiniz. Birleşik Devletler ziyaretiniz sırasında, imkanınız ve zamanınız varsa, kesinlikle görülmesi ve tecrübe edilmesi gereken “Once in a life time” bir aktivite bence.

 

What Happens in Vegas, Stays in Vegas!

Meali; Vegas’ta olan Vegas’ta kalır!

Evet sayın okuyucular, biz bu hafta sonu üç gün için Las Vegas’a kaçtık. Pek eğlendik, harika şeyler yedik-içtik ve en önemlisi aylardan sonra bendenizin ilk defa kemikleri, ilikleri ısındı kırk derecenin üzerinde sıcaklığı görünce! Faydalı olacağına inandığım bir Las Vegas derlemesi ile işte karşınızdayım. Buyurun notlara ve fotoğraflara:

  • Las Vegas’ta üç gün geçirdikten sonra rahatlıkla söyleyebilirim ki buraya “bekar” gelmek lazımmış!
  • Las Vegas’ta tüm otoparklar ücretsizdi, ki bu acayip bir olay.
  • Oteller inanilmaz şık, odalar nefis. Harika ve yıldızlı şeflerin işlettiği bir sürü güzel restoran var. Otellere check-in yaptırdıktan sonra burnunuzun ucunu dışarıya çıkarmadan hayat sürdürülebilir, net!

  • Kaldığımız The Cosmopolitan Oteli, Vegas’a en son yapılan otelmiş. Lobisinden, açık alanlarına-havuzlarına, odalarından manzarasına kadar etkileyiciydi.
  • Kumar oynamaya gelenlerin yanı sıra, “Bekarlığa Veda”, “Balayı” ve “Doğumgünü” kutlamaları için de sıklıkla tercih edildiğini gördük.
  • Havuzlar sadece içine oturup serinlemek için kullanılıyor. En derin yeri belimizdeydi. Zaten Amerikalılar kafalarını suya sokmazlarmış! Havuzda yüzmek hayaliyle-benim gibi- giden olursa sukutuhayale uğrar. Hava o kadar sıcak ki zaten, anca serin havuzda oturup içki içmek istiyor insan.
  • Havuz barlarından havuzun içine içki servisi var 🙂 Böylece benim için de bir ilk gerçekleşti ve Bloody Mary’imi havuzun içinde içmiş oldum.

  • Havuzların çevresinde kullanıma açık localar var! İçlerinde plazma TV’si, uzanmak için rahat, yastıklı sedirleri olan bu locaların günlüğü 750$. Burayı aldıktan sonra 750$’dan yediğiniz içtiğiniz düşülüyor.
  • Gündüz havuz partilerinden birine denk geldik. DJ eşliğinde club müzikleri eşliğinde herkesin hem havuzda hem dışında çılgınlar gibi eğlendiğine şahit olduk. İşte o an, “10 yıl kadar genç olsaydık keşke” dediğimiz anlardan biriydi 🙂
  • Las Vegas’ta her yerde; otelin içinde, havuzda, kumarhanede, restoranda sigara serbestisi bizi en çok şaşırtan şeylerden bir diğeriydi.
  • Tüm kadınların; yani yaş aralığı ne olursa olsun tüm kadınların kıyafetlerinde iki özellik göze çarpıyordu: 1-Etek boyu popo çizgisinin hemen altında, daracık elbise ya da etek giyiyorlardı. 2-Yüksek topuklu ayakkabı giyiyorlardı. Vegas’a gitmeyi düşünen kadınlar için bu ayrıntı önemli. Ne kadar kısa ve dar elbiseniz varsa o kadar iyi. Beden ölcünüz ise kesinlikle önemsiz!

  • Hayat 24 saat devam ediyor Las Vegas’ta. Sabah uçağıyla geldiğimiz için otele 08:00 civarında gördük ki, casino ve barlarda hala insanlar vardı!
  • Ve yine gördük ki bendenizde potansiyel bir kumarbaz ruhu varmış. Kocam zor çekti aldı beni kolluların başından:) Kendisinin ‘craps’ masasında kazandığı miktarı ben kollularda yemiş oldum! Ve sanırım “Yine olsa yine yerim”
  • San Francisco’da 18.00-20.00 civarında kapanan marketler, mağazalar 24 saat açıktı Las Vegas’ta!
  • Her şey para harcatmak üzerine kurulu burada. Ama seni zorlayan bir durum yok, sen kendin kuzu kuzu yapıyorsun o işi 🙂 Bazı otellerin içlerinde, kumarhanenin hemen yanı başında Gucci, Dolce&Gabbana, Louis Vuitton, Tiffany gibi mağazalar mevcut. Kumar oynamaya gelen adamların eşleri sıkılmasın diyeymiş çoğu 🙂

  • Otoparklar ücretsiz, lakin WiFi kullanımı ücretli! Bizim otelin günlük WiFi kullanımı için biçtiği değer 15$’dı. Yani diyor ki “Boşver interneti, aşağıya in 1 cent’lik makinalar bile var, o parayı kumara harca” 🙂
  • “Kumarhaneyi boşvereyim bu gece başka ne yapabilirim dışarıda” dersen eğer;
  • Ücretsiz olarak: Bellagio Oteli’nin önündeki havuzda (Ocean’s Thirteen’den hatırlarsan eğer) müzikle dans eden havuz fıskiyelerini izleyebilirsin. Her defasında farklı bir müzikte dans eden fıskiyelerde benim şansıma Michael Jackson vardı 🙂 Koreografi muhteşemdi! Sanıyorum akşamüstü saat 19.00’dan itibaren yarım saatte bir gece yarısına kadar tekrarlanıyor gösteri.

  • Yine Bellagio Oteli’nin içerisinde, her yıl en az beş milyon insanın ziyaret ettiği, mevsimlere göre değişen Botanik Bahçesi gerçekten görülmeye değer.
  • Treasure Island Oteli’nin önündeki havuzda ise Deniz Kızları-Sirens’lerin korsanlara karşı yaptığı gösteri var. Mutlaka seyredin, çok keyifli 🙂
  • Caesars’ın Forum Alış veriş merkezinde gezebilir (160 mağaza ve 15’in üzerinde restoran var), buradaki Atlantis Show’unu izleyebilirsiniz.
  • Las Vegas’ın o ışıltılı bulvarı Strip’te turlayıp tüm otelleri görün; özellikle Bellagio’nun, Venetian’ın, Caesars Palace’ın içini gezin ve New York-New York, Paris, Luxor’un civarında fotoğraf çekin.

  • Ücreti dahilinde; birbirinden güzel sahne şovlarını, müzikallerini izleyin. Örnek olarak; 10. yılını dolduran şovuyla Celine Dion’u ve Jersey Boys’u Caesers Palace’ta, dünyaca ünlü Cirque du Soleil’in Ka adlı gösterisini MGM Grand Otel’de seyretme imkanı bulabilirsiniz. Ayrıca CSI’a meraklıysanız benim gibi, sizin için oluşturulan suç mahallinde cinayeti çözüp sonrasında CSI uzmanlarıyla yemek yiyebilirsiniz 🙂
  • Birbirinden özel restoranlarda akşam yemeği yiyebilir, kulüplerde dans ederek eğlenebilirsiniz. Bizim yemek yediğimiz ve kulüp olarak tercih ettiğimiz mekanlardan The Cosmopolitan Otel’de bulunan The Milos adlı Yunan restoranını ve ödüllü açık büfesiyle Wicked Spoon’u kesinlikle önerebilirim. Kulüp olarak da yine otelimizde yer alan Marquee ve Encore Otel’de bulunan Surrender ve XS tavsiye edilir.

Sorularınız olursa seve seve cevaplarım. Sonraki yazımı Las Vegas’tan dönerken uğradığımız Hoover Dam ve Grand Canyon üzerine yazıyor olacağım.