Aylık Arşiv: Aralık 2012

2 Yıl Aradan Sonra..

dilo-party

En son 2009 yılının Aralık ayında, o yıl dördüncüsünü gerçekleştirdiğim “Erken Yılbaşı Partisi”ni düzenlemişim; hatta şöyle de anlatmışım!

..

2010 yılından da pek güzel dilekler dilemişim o yazıda. Şimdi düşününce, son paragraflardaki dileklere bakarsanız eğer siz de- hemen hemen tümünün gerçekleştiğini görüyor ve yine, yeniden çok şükrediyorum tanrıya:) Bana tüm yaşattıkları ve halen yaşatıyor oldukları için..

..

2010 yılında evlilikti, taşınma idi derken partiyi pas geçmiştik. Geçtiğimiz yıl da minik evimizde davet veremeyeceğimiz için içimiz sızlayarak yapmamıştık plan. Bu yıl ben yine “Nasıl yapsak, ne yapsak?” diye dertlenirken, sevgili arkadaşım Esra’nın önerisi ile 5. Geleneksel Partimizi Esra’nın evinde gerçekleştirdik 21 Aralık gecesi. Evet, tam da kıyamet söylentilerinin sonucunun beklendiği gece 🙂

35 davetliden 25’i partimize geldi. Kocaman bir açık büfemiz, süslü bir yılbaşı ağacımız ve harika bir manzaramız vardı o gece. Yine kırmızı renk, partinin tema rengiydi. Bendeniz de yukarıda gördüğünüz şekliyle, tam bir klasik Dilara stili; yani siyah bluz-siyah pantolona eşlik eden kırmızı ayakkabılarım ve kırmızı ojelerim ile katıldım davetimize.

Yeni insanlarla tanıştım, çok koşturdum, kendi arkadaşlarımdan bazıları yalnız hissetmesin kendini diye onların arasında mekik dokudum. Şarkı söyledim, iki göbek attım o yüksek topukların üzerinde. Konuşma yaptım, azıcık çakır oldum. Yine sıcak şarap kazanını kaynattım parti süresince 🙂

Harika bir geceyi güzel dileklerle, dualarla sona erdirdik. Ben 2013 yılından dileklerimi şu şekilde gönderiyor olacağım evrene;

* Yine sağlıklı olmak, öyle kalmak. Koşu ve kardiyo, ağırlık egzersizlerime ara vermeden, düzenli devam etmek ve en az bir yarı maratonu tamamlayabilmek.

* Huzurlu, mutlu ve keyifli birlikteliliğimi zarar vermeden, zarar görmesine izin vermeden devam ettirebilmek.

* Dostlarımla daha fazla vakit geçirebilmek, daha çok gülmek; göz kenarlarımdaki kırışıklıkları -artık- dert etmemek.

* Negatif bir bakış açısıyla hiçbir zaman pozitif bir yaşama sahip olunamayacağı gerçeğini bu yıl da unutmamak. Bu sebeple hep olumlu olmaya, olumlu bakmaya çalışmak hayata.

* Hayaller kurmaya devam edebilmek. Gerçekleştiğini gördükçe daha da motive olmak. En büyük hayalim için -artık- masanın başına oturarak, yazmaya başlayabilmek.

* Hiçbir şeyin “imkansız” olmadığını hep hatırlamak. Sadece zaman alacağını bilmek ve buna hazırlıklı olmaya devam etmek.

* Mutluluğun ancak paylaşıldıkça çoğalacağını hiç unutmamak; gerektiği yerde, gereken kişilere hatırlatmak bunu.

* Hayatın “zor bir yoldan yürümek” olduğunu unutmamak; ancak bu zorluklarla başa çıktığında “macera” dediğin şeyleri tecrübe edebildiğini hep hatırlamak. Macera yaşamayı ne kadar sevdiğini tekrarlamak içinden hep.

* Hep istediğim şeylerin peşinden gidebilmek bu yıl da: Artık bir motorsiklet sahibi olmak!

* Bu yaz yine bir “99 days” tamamlayabilmek bir yerlerde.

* Az’ın aslında ne kadar Çok olduğunu unutmamak.

..

Cuma akşamında Ankara’ya gidiyoruz biz yeni yılı karşılamak için. 31 Aralık gecesi de Manhattan’da olacağım, beklerim geleniniz olursa 🙂

Yeni yıldan dilekler dilemeyi, listeler yapmayı sakın unutmayın. İstemezseniz, yazmassanız tanrı neyi gerçekleştireceğini hayatınızda bilemez ki!

New York City, Chelsea- The Frying Pan Bar

Doğum günü kutlamaları, şen şakrak yemek sofraları bitti, geçti.. Hayata kaldığımız yerden, devam! Haftanın iki günü “danışılan” olmaya başlayalı bir buçuk aya yaklaşıyor. Zor günler de yaşıyorum, çok keyifli, eğlenceli zamanlarda. Hayat devam ediyor bir şekilde. Öğrenmeye çalıştığım, öğrenebildiğimi sandığım bir takım konularda “çekirgelik” pozisyonunda olduğumu görüyorum hala.. Sabırlı olmak mesela.

Bir dönem özel yaşamım konusunda sabır göstermem, dayanmam lazımdı mutlu sona, farkındalığa ulaşmam için. Başardım! Şimdi ise, aradan geçen üç yıldan sonra, başka bir alanda sabrı öğrenmem lazım geliyor. İnsanların bin bir çeşidi ile birarada olmayı değil de, kendi seçtiklerimle beraber olmayı istemek çok mu imkansız acaba kalan yaşamımda?

Her neyse, biz konumuza dönelim isterseniz.

The Frying Pan, NYC’de bulunduğumuz on gün içerisinde iki akşam yemek ve içki için tercih ettiğimiz, en üstteki fotoğrafta sağ tarafta yer alan kırmızı bir tekne!  Amerika Birleşik Devletleri Sahil Güvenliği tarafından uzun bir süre boyunca, New York Limanı’na gelen gemi ve teknelere ışığıyla yol göstermek, refakat etmek için kullanılan bir fener gemisiymiş. Kaldığımız evden yaklaşık on dakika yürüme mesafesinde yer alan Hudson River Park‘ın sonunda bulunan Pier 66 üzerinde. Artık NYC’de yaşayan bir arkadaşımızın bize önerisiydi bu pek keyifli mekan. Söylenen, güneşin batışını izlemek için gidilebilecek en güzel mekan olduğuydu çevrede.  Hakikaten de akşam serinliği çökene dek gökyüzünün en renkli hallerini görmemize olanak sağladı biralarımız eşliğinde The Frying Pan.

Özellikle hamburgerleri revaçta olan mekanda kalabalık grupların iş çıkışlarında evlerine gitmeden önce toplaşarak sohbet ettiklerine şahit olduk. En çok tercih edilen içkinin bira olduğunu, ve özellikle 5 Corona’nın yer aldığı buz dolu kovanın 35 $’dan satıldığını da not olarak eklemeliyim. Self servis bir mekan, yani önce yiyecek ve içeceklerinizi alıyor, sonra da oturarak keyfinize bakıyorsunuz. Belli akşamlarda da DJ performansları da olurmuş. Çalan müzikler genel olarak oldukça güzeldi. Mekanla ilgili tek alışılmadık gelen durum ise bazen bir teknede olduğunuzu unuttuğunuzda yani, hafifinden bir deniz tutması yaşamanız olabilir sadece 🙂

NYC eğer gezi planlarınız içerisindeyse, mutlaka bu bara uğrayın ve güneşi batırın lütfen.