Aylık Arşiv: Temmuz 2013

Seyahati İple Çeken Benden Haberler!

Çok uzun bir ara verdim yine.

Mesaili bir işim varken, yazları pek sakin geçirirdik genelde. Şimdi serbest, yarı zamanlı gibi bir işim var, lakin son iki ay inanılmaz geçmekte. Yorgunluktan sarhoş gibi gelip eve resmen sızıyorum. Sabahları da saatimi çok erkene kuruyor olmama rağmen bir türlü uyanamıyorum! Sporu yarım saat bile olsa araya sıkıştırmaya, mükellef olmasa da yemeğimi evimde yapıp yemeye çalışmaya devam tabi. Böyle yoğun dönemler sonunda en büyük motivasyonum ise hep seyahat oluyor bildiğiniz üzere!

1 Ağustos’ta benim bu ülkedeki cennetime gidiyoruz, Kaş’a; nispeten “uzun” yaz tatiline. Başka bir şey söylememe gerek yok. Kaş’a olan tutkum, heyecanım hep bir çok farklı. Bu yaz, kendisiyle tanışıklığımızın ve birbirimizi hiç ara vermeden sarmalayışımızın on birinci yazı olacak! Blogda uzun ve güzel iki yazım var Kaş’a ilişkin son döneme ait. Okumak isterseniz ilki için buraya, ikincisi için buraya lütfen 🙂

Yukarıda sizi karşılayan videoya gelince!

Geçtiğimiz hafta aldığım bir e-posta ile Journey to Blue‘nun Evernote’un dünya çapında tavsiye ettiği seyahat bloglarından birisi olarak seçildiğini öğrendim. Ne mutlu ki bana uzun bir süredir çok aktif bir Evernote kullanıcısıyım. Dolayısıyla bu haber beni iki defa mutlu etti; bu faydalı uygulama ile henüz tanışmamış olanlarla Evernote’u tanıştırarak kendilerine teşekkür etmek istiyorum.

Evernote, benim yaklaşık üç yılı aşkın bir süredir kullandığım, hayat kurtarıcı, işlerimi oldukça kolaylaştırıcı bir uygulama. Özellikle geçtiğimiz yılki USin99Days macerası öncesi kendisinden oldukça faydalanmıştım. Evernote uygulamasını kullanarak, daha önce beyaz kağıda kalemle hazırladığım seyahatte gidilecek yerler, görülecekler, adresler, valize koyulacaklar, unutulmayacaklar, vs. gibi tüm ayrıntılı listeleri tek bir yerde toplayabiliyorum. İnternette bulduğum faydalı makaleleri, güzel ve ilham verici blogları hemen indirebiliyorum Evernote’un içine. Böylece her yerde elimin altında oluyor bir seyahatte bana gereken tüm bilgiler. Hem iPad, hem de Android işlemcili telefonumda var Evernote. Kurulumu çok kolay, öğrenmesi ise sadece birkaç dakika 🙂

Bir bakın, kurcalayın ve eğer ilk defa haberiniz olduysa da mutlaka kullanın derim. Yapabileceklerinin sınırı olmayan bu güzel uygulamaya şimdiden Kaş seyahatimize ait bir kaç adres, güzel fotoğraflar, Kaş’ta benim hiç görmediğim bir yerden bahseden bir blog yazarının notlarını indirdim bile.

Bu hafta yine yol var bana, iş için yine Ankara. Ama Ankara dönüşü haftaya muhtemelen uçağa gerek kalmadan uçarak cennetime gidiyor olacağım. Yanımda sizi de götüreceğim.

Brüksel’e Sebebi Ziyaretimiz!

3doorsdown

3doorsdown.01

* Yukarıdaki fotoğraflar telefonla çekilmiştir!*

Mart ayında Aslı-Baler çifti ile klasik bir şarap&peynir gecesinde iken internette takıldığımız bir haberin peşine düştük. Dördümüzün de en sevdiği gruplardan biri olan 3 Doors Down, 15 Haziran’da Brüksel’de, Ancienne Belgique Konser Salonu’nda konser verecekti. Dahası biletler 31 Euro’ydu. E, millerimiz de duruyordu bir kenarda. Vizemiz vardı. Helva yapmamak hata olurdu dedik 🙂 Dedik ama, yolculuk zamanı geldiğinde aklımız çok karıştı. Gezi Parkı direnişini bırakıp eğlenmeye gitmek içimize hiç sinmedi, iptal etmeyi planladık; ama son günlerde kafamız o kadar dolmuştu ki, hazır tüm ödemelerini yaptığımız bu seyahat ile kafamızı boşaltmak iyi bir fikir gibi göründü. Yine de bedenimiz Brüksel’de, aklımız gönlümüz memlekette; sürekli olarak elimizde bir “#direngezi” yazısı ile dolaştığımız ilginç bir seyahat oldu.

direngezi

direngezi

Hep böyle akşamların sonunda çıkan bir takım programların peşinden gidip hayatımın en hoş anılarını biriktirdiğim doğrudur! Bu defaki de farklı olmadı pek. Brüksel’e ilk defa gidenimiz, çok defa gidenimiz, orada bir müddet yaşayanımız falan değişik bir dörtlü olduk. Adım attığımız gibi Kwak içmeye gittik. İki binin üzerinde biranın sergilendiği, bir çoğunun satışta olduğu Delirium Cafe’yi mesken tuttuk iki akşam. Paris’te nikah sonrası gittiğimiz zaman var olmayan, yeni açılmış; sevgilimin mutlaka uğranmazsa olmazlarından Hard Rock Cafe‘de soluklandık. Waffle yedik, teyzoşumu ve kuzenlerimi ziyaret ettik. “Artık yurt dışında bir yerde benim de müdavimi olduğum bir mekan var” dedirten Samourai‘de inanılmaz bir akşam geçirdik. Brüksel’in son dönem yükselen değeri Saint Gery’i pek bir sevdik. Konserimizi izledik. Şaşkınlıkla elimizde fazla kalan iki bileti son dakikaya dek kimselere satamadık!!

details

details.01

colours

Brad Arnold’a hayranlığımız bir kat daha arttı. Benim kıymetlilerim “Landing in London“, “Kryptonite“, “When I’m Gone“, “It’s Not My Time” çalarken kendimden geçmiş bile olabilirim. Bir taraftan olmayı hayal ettiğimiz konserde, hem de en ön sıralardaydık; diğer taraftan ülkede bırakıp geldiğimiz haberlerin etkisi altındaydık. Çok değişik, çok farklı; çok güldüğümüz, gülerken ağladığımız bir seyahat oldu bu defaki Brüksel seyahatimiz bizim için.

Bir günümüzü de Brugge’de geçirdik. Fotoğrafların çoğu Brugge’de klasikleşen kanaldaki tekne gezintisinden.

statue.brugge

fromcanal-brugge.01

brugge-canalview-01

brugge-canalview-03

Temmuz ayına geldik göz açıp kapayıncaya dek.

Çok zor geçen bir Haziran’dı.

Benim kişisel tarihimde hiç unutmayacağım bir ay olarak kalacak 2013 Haziran’ı. Aynı zamanda yeni bir dergiye fotoğraf ve yazılarımla katkı yapmaya başladığım ay da olacak 🙂 Sevgili Gamze Alpar’ın yayın yönetmenliğindeki bu dergi: Mata Hari! Dergiyi Nişantaşı, Galata, Karaköy, Cihangir ve Bebek’te yer alan bazı kafelerden temin edip okuyabilirsiniz. İlk yazım Sevilla seyahatimiz üzerineydi. Umuyorum uzun soluklu bir birliktelik olur bizimki. Çünkü yazmayı, yazdıklarımı paylaşmayı, dergi-kitap şekliyle elimde tutmayı dünyadaki her şeyden çok seviyorum galiba!

matahari