Aylık Arşiv: Kasım 2013

Öğrendim ki!

40

* Daima ileriye bak. Geçmişten ders al, yükleri-acıları-sıkıntıları orada bırak. Elindekilerle geleceği hayal et, ulaşmak için şimdiye odaklan.

* Bu dünyadaki önceliğin kendinsin. Kendini mutlu ettikçe, sen huzurlu-keyifli-sağlıklı ve tatmin oldukça çevrendekilere de yararlı olabilir, onları da mutlu-keyifli kılabilirsin.

* Unutma ki herkesi memnun etmek diye bir şey söz konusu değil! Herkesi mutlu ve memnun etmek senin görevin değil! Önceliklerine odaklan.

* Mükemmel insan yoktur! Mükemmel olabilmek için kendini paralama. Aynı anda hem harika bir ahçı, hem sevecen bir eş, hem cevval bir iş kadını, hem seyahatperest, hem sporcu, hem dansçı, hem yazar, hem haftada birkaç kitap okur, hem sokaklarda sosyal, hem evde miskin olmanın bir formülü yok. Ben bulamadım en azından. Bu sebeple belki daha az kitap okuyorsundur, ama düzenli spor yapabiliyorsundur. Belki harika bir iş kadınısındır, lakin evde yemekleri dışarıdan söylüyorsundur. Olabilir bunlar. Deal with it! Yapabildiklerine odaklan ve onlarla mutlu olmayı öğren.

* İlahi adalete inan! Geçmişte canını yakanların canı yanıyor. Üzdüğün şekilde birilerini üzülüyorsun sen de. Yaptığın iyiliklerin karşılığını da görüyorsun eninde sonunda. Yani “karma” diye bir şey de var, evet!

* Şükretmeyi unutma! Şikayetler değil şükürlerle dolu olsun duaların. “Sahip oldukların”ı, “Yapabildiklerin”i, “Var ettiklerin”i yüksek sesle tekrarladığında kendine dünyada senden daha şanslı bir insan olmadığını düşüneceksin. Gönülden şükrettiğinde karşılığını her zaman göreceğini garanti ederim.

* Hayatı anlamlı kılan şeylerin hep ufacık şeyler olduğunu bil!

* Bir tane hayatın var, yaşa gitsin! İyi yaşamak, sağlıklı yaşamak, keyifle yaşamak hep senin elinde. Çok düşünme. Hayatını karmaşıklaştıran kendinsin. Bunun için başkalarını suçlama!

* Seyahat etmeye, güzel sofralarda, değer verdiğin-önemsediğin insanlarla bir arada olmaya, dostunu dinlemeye, spor yapmaya zaman ayır!

* Bol bol gülümse. Ta kalbinden, en derinden, içtenlikle! Bu hayattaki en güzel giysin gülüşündür!

..

39 yılımı geride bırakıp 40’lı yaşlara merhaba dediğim bugün bir düşündüm de, ben bunları öğrenmişim hayattan 🙂 Sana da bunları aklının, odanın, çekmecenin, defterinin bir köşesinde tutmanı; ara ara okumanı önermek istedim.

..

Not: Alçı çıktı, nefis bir doğum günü hediyesi oldu 🙂

35. Vodafone İstanbul Maratonu

35.İstanbul maratonu

Benim için, koşmaya başladığımdan beridir çok özel bir yerde duruyor Vodafone İstanbul Maratonu, nam-ı diğer Avrasya Maratonu! Anadolu yakasından Avrupa’ya, Boğaziçi Köprüsü’nü koşarak geçmenin güzelliğinin yanı sıra, bir parçası olmaktan ve adına “iyilik peşinde koşmaktan” mutluluk ve gurur duyduğum Adım Adım oluşumunun yıl içerisinde en aktif olduğu, en çok bağış toplanmasına destek olduğu bir etkinlik çünkü. Bu yıl da 750’yi aşkın  koşucusu ile Pazar günkü maratonda yer alacak.

Geçtiğimiz yıl bu zamanlar henüz 10K koşmaya yeni başlamıştım ve bu yıl, ilk İstanbul Maratonu’mda 15K koşmayı hedeflemiştim. Lakin üç hafta önce ayağımın alçıya alınmasıyla birlikte tüm hayalim tuzla buzla oldu 🙁 Nasıl üzüldüğümü anlatabileceğimi sanmıyorum. Hedeflediğim, hazırlandığım ve gün saydığım, benim için özel bir yere koyduğum bu etkinlikte yer alamayacağım, bu yıl desteklemek için seçtiğim STK olan TEGV için koşamayacağım gerçeği beni çok üzüyor hala.

Ama “her şeyin bir nedeni var” şeklinde düşünmeye de devam etmek, bu yıl belki bu sakatlıktan daha güçlü çıkarak gelecek yıl maraton koşabileceğim gerçeğine odaklanmayı da başarmak istiyorum. Hem üzüntü, hem de pozitif düşünme-bardağa dolu tarafından bakma, olumlama fikri arasında garip bir ikilemdeyim itiraf edeyim 🙂

Bu sabah aldığım bir haberi sizlerle paylaşmak istiyorum bu girizgahtan sonra!

Adım Adım oluşumu bugün bir rekora imza attı sevgili okuyucular. Daha önce 2012 Avrasya Maratonu’nda 578 bin TL ile yardımseverlik koşusu rekoru kıran Adım Adım‘ın “iyilik peşinde koşan” koşucuları, henüz İstanbul Maratonu başlamadan önce, dün itibariyle 587 bin TL ile yardımseverlik rekoru kırmış bulunuyorlar! Düşünün ki koşu henüz koşulmadı, desteklemek için dilediğiniz koşucu vasıtasıyla dilediğiniz STK’yı hala vaktiniz var. Kampanyalar, koşu tamamlandıktan sonra bir hafta daha devam ediyor. Bu rakamın ulaşacağı noktayı 1 milyon TL yapar mıyız acaba?

Bu defa ben koşan arkadaşlarıma bağış katkısı yaparak destek verebiliyorum. Umuyorum seneye bir parçası olmayı başarırım bizzat. Hala içinizde bir Adım Adım koşucusunu desteklememiş olanınız varsa acele edin derim. Tutarın önemi yok, 5 TL de 50 TL de kabul. Bu ülkede güzel bir şey yapmak için çırpınan insanların çoğalmasına katkımız olsun 🙂

Şanslı Kadın!

seashells

Benim o!

Hem de öyle böyle değil. Hiç yüz yüze tanışmadığım halde kilometrelerce uzaktan benim için düşünülerek, zarifçe hazırlanmış el emeği-göz nuru bir paket postaya veren; çok özel olduğuna inandığım bir kadın var. O kadın benim için birbirinden güzel, renkli ve misler gibi kokan kurabiyeler hazırlamış; kurabiye kutusuna da bir kart iliştirmiş. Şöyle başlıyor kart:

“Dediler ki: Gözden ırak olan gönülden de ırak olur..

Dedim ki: Gönüle giren gözden ırak olsa ne olur..”

~ Mevlana

Doğum günümü 15 gün öncesinden kutlayan, yüz yüze tanışmadığı bir kadını bu hüzünlü günlerinde nezaketi ile gülümseten bu kadına, Azra‘ya teşekkür etmek istiyorum. Bana ne kadar şanslı ve değerli bir kadın olduğumu bir defa daha hatırlattığı için.

Bir tanesin 🙂

seashellss

 

Zorunlu İstirahat!

london

Kasım ayı yıllar boyunca hem iyi haberler, yeni başlangıçlar, şenlikler ve bol kutlama ile; hem de kötü, canımı sıkan olaylar, bitişler ve acıtan-büyüten tecrübelerle dolu geçti hayatımda! Hiç sekmez, her yıl Kasım ayında bir şeyler olur! Bu yıl da Merkür’ün Akrep burcunda geriye gidişi sebebiyle olduğu söylenilen sebepten herhalde, Ekim sonunda acıtan bir tecrübe yaşayarak girdim Kasım ayına.

Evde spor yaparken birden sağ ayağımı burktum ve tarak kemiğimi kırdım!

Hayatımdaki ilk kırığım! Benim gibi sabırsız, hareketli bir kadına verilebilecek en kötü cezalardan biri hareket kabiliyetimin kısıtlanması olurdu. Nitekim evren bana “Bir dur be kadın” dedi herhalde. Duruyorum şimdilerde, on gün bitti bile. Eşim, dostum bana sabırlı olmam gerektiğini, olaya iyi tarafından bakmam gerektiğini söylüyor. İlk dört gün sol ayağımın üzerinde zıplayarak işimi gördüm, şimdilerde alçının topuğuna basarak da olsa yürüyebiliyorum evde çok şükür.

Okuyorum bol bol. Ne kadar dergi varsa iPad üzerinde okunabilecek, sanıyorum hepsini okudum; seyahat, kadın dergisi, sağlık-egzersiz, sanat, vs. Yılmaz Özdil’in “Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda” kitabını okudum mesela iki günde. Son on iki yıllık siyasi tarihimizin kapkara resmini çizivermiş 352 sayfa ile sayın Özdil. Olanı biteni serivermiş tüm çıplaklığıyla. Beş gazetenin arşivinden 460 bin sayfayı toplamda bir buçuk yılda tarayarak tarih tarih koymuş ortaya ülkenin durumunu. Şimdi kitabı alıp ilk durumu, oradan bu noktaya gelişimizi hatırlamanızı tavsiye ederim naçizane. Ama baştan söyleyeyim, kitabı okurken şakaklarınız zonklayacak, dişleriniz sızlayacak sıkmaktan. Ben arada tırnaklarımı da geçirmişim avuçlarıma yumruğumu sıktığım için, sol avucumda izi kaldı bir süre.

Sonra bir şeyler okurken karşıma çıktı Mevlana, nam-ı diğer Rumi şu sözüyle : “Don’t grieve. Anything you lose comes round in another form“. “Üzülme. Kaybettiğin her şey başka bir şekilde karşına çıkar“. Sonra ben bunun üzerine düşünürken bir de bu çıktı tam oldu. Yine Rumi’den: “The wound is the place where the light enters you“. “Yara, ışığın senin içine girdiği yerdir“.

İçimde “ışık”la, “kaybettiğim” hareket kabiliyetimin bana “bilgelik” formunda “geri dönmesi” sürecindeyim. Okuyorum, düşünüyorum. Arada burayı besliyorum. Dua etmeye ise her daim devam!