Yazar arşivleri: dilayra

*Bu Aralar..*

..

Birazcık nazlıyım.

Küçücük kız çocuğu gibiyim. Dudaklarımı büzüyorum. Birazcık da canım acıyor. Minik bir operasyon geçirdim Cuma günü. Biraz dikişliyim.

Ama..

Tabi ki “şükür” diyorum. Büyük, koskocoman dertlerle uğraşan insanların yanında benimkinin lafı olmaz. “Dermansız dert verme Tanrım” benim dualarımda sıkça yer alan bir cümledir. Aynen tekrarlıyorum.

..

Müzik benim hayatımın ne kadar büyük bir parçası, artık az çok -5 yıldır burayı takip edenler en azından- gayet iyi biliyorlar. Güzel müzikler dinliyorum.

Beni MUTLU ediyorlar. İçimi ferahlatıyorlar. Bana hayaller kurdurtuyorlar..

Fizy geri geldi, şenliklerle kutluyorum. Daha çok klasik müzik arşivim oluştu orada. Bach’dan “Air on the g string”, “Pachelbel’s canon in d major” dinliyorum arka arkaya..

Jason Mraz dinliyorum bazen, eski parçalarından, pek kimsenin bilmediği Bella Luna mesela.

Arada Babyface’e gidiyor elim. Hala bu parçasına bayılıyorum!

Bir de ZAZ keşfettik, bir sürü arkadaş bir anda Facebook’da:) Ege Kayacan dün gece twitter’da yazdı, o bile baygın:) En çok Le Passant dinliyorum. Ama tüm albümü bana gönderen Selim sayesinde tüm şarkılarını ezberleyeceğim, yakındır! Fransızca pratik yapıyor olmam da cabası:)

Sol köşede göreceğiniz gibi Hindi Zahra favorim son dönem ve ondan en çok da Beautiful Tango dinliyorum.

Siz de dinleyin istedim, umarım beğenirsiniz:)

..

Bir de Antalyaya gidişim otobüs yolculuğu ile gerçekleşmişti. Arda diye birinin yemek yaptığı bir programda bir adam gördüm.

Konuktu: Sarper Sesli.

Şu, sitesi. Yaptığı işler orada var.

Keşke motosiklet kullanmaya daha önce başlasaydım da, keşke şu anda güzel bir motosikletim olsaydı da, keşke çok tecrübeli olsaydım da o zaman şu adamın organizasyonunda bir sürü maceracı insanla birlikte harika bir tura çıksaydık diye düşünüp duruyorum.

Bu aralar..

Yapacağım ama. Kafama koyup da yapmadığım bir şey olmadı. Çok istersem bu da olacak, biliyorum. Hiçbir şey için geç olmadığını, geç kalınmayacağını en iyi bilen, tecrübe edenlerden biri olarak söylüyorum. Ama yine de dua edelim birlikte! Duaların gücüne de inancım sonsuz zira. Şöyle temizinden bir 2 yıl sonra desek mesela. Umuyorum kendisi orada kalmaya devam eder ben pişene dek:)

..

Bu aralar..

Biraz kırgınım da aslında. Hayat bu, olur canım öyle şeyler diyebilirsiniz. Kırılıyoruz, küsüyoruz arada işte birilerine, bir şeylere diyebilirsiniz. Bu da geçer, dert etme de dersiniz şimdi. Tabi, oluyor bunlar hayatta, siz de haklısınız.

Ama bu defa kırılmamın tamiri telafisi pek yok gibi. Büyük konuşmayayım tabi, hayat bu belli olmaz. Ama şu bir gerçek ki yakında kardeşimden başka “ailem” olmayacak!

Herkes kendi seçimlerini yaşıyor. “Her seçim bir vazgeçiştir” ya! Bazen hayatınızda en önemsediğiniz kişi seçimini yapıyor ve sizden vazgeçiyor. Sağlık olsun. “O” mutlu olsun. Umuyorum ki bu defa yanılmıyoruzdur.

O zaman bunu dinleyelim. En sevdiğim Christina Aguilera parçası..

..

Bu aralar..

Yine pazardan yalancı bahara aldanıp bir sürü güzel çiçek aldım:) Ektim C.tesi günü zor eğilip kalkarken. Balkona yerleştirdiğim o çiçekler, rengarenkler. Her sabah kalktığımda ilk iş onları yokluyorum:) İyi ki varlar diyorum. Ne kadar basitler, ne kadar sadeler. Ne kadar güzeller.

Ve beni ne kadar MUTLU ediyorlar.

Güzel müziklerin, güzel çiçeklerin olduğu bir dünyada MUTLU olmak için pek de fazla şeye ihtiyacım yok gibi sanki:)

Teşekkürler tanrım!

Tüm bu sisli-puslu-belirsiz-bazen pis-bazen temiz-zor-meşakatli yaşama rağmen beni küçücük şeylerle MUTLU ettiğin, bu özelliği bana bahşettiğin için..

*Fotoğrafsız post yapmak hiç hoşuma gitmiyor, affedin bu defalık lütfen*

Bir Haftalık Uzaklaştım Ankara’dan.

Antalya Yat Limanı

Tam 1 haftalık ama, fazla değil! Eksik, hiç değil:)

Antalya’da “melül bakan kuzu”m için.

İstanbul’da “bizzat kendim” için.

Antalya?

Vallaha Yat Limanını tepeden gören, Askeriyenin yanında “Yuvam” adında bir cafe var. Annemle benim ağlayıp, güldüğümüz, salya sümük bira içip, kah çakır keyif, kah normal eve döndüğümüz buluşma noktamız. Garrsonu-yılda bir defa da gidiyor olsak- bizi tanır, patatesimizi bol ketçaplı (annekuş öyle sever), biraları buzlu bardakta getirir. Bir de bizim annemle ne zaman gözlerimizde yaş olsa masaya fındık-fıstık taşır. Ortamı yumuşatmak, ilgiyi dağıtmak için herhalde!

Annekuşum resim yapar benim. Sayısız güzel tablosu var, yakında sergisi olacak Antalya’da! Hatta 2 tablosu bende-ki en sevdiklerim:) Onun sayesinde, zaten suluboyayı çok seven bir kadın olarak, bir adamla tanışmıştım: Hasan Kırdı. Onun sergisi varmış kalktık gittik annekuşumla. Beni benden aldı yine resimler. Büyük ebatlı tablolarından 2 tanesine resmen aşık oldum. Param olduğunda onun resimlerini toplamaya karar verdim.

Antalya ile ilgili ilginç bir gözlemim var uzundur paylaşacağım, unutuyorum: Bu Antalya’da taksi bulmak için ya durağa gitmek ya da durağı telefonla aramak zorundasınız. Her defasında elimde kocaman valiz yol kenarında sol şeritten son sürat geçen taksilere el sallıyorum, ı-ıh biri de insaf edip durmuyor! Antalya’da -alıştığımızın aksine- siz yürürken “dırt dırt” korna çalarak yanınızda sizi takip eden taksiye rastlamak imkansız nerdeyse. Bu durum Avrupai biraz, ne dersiniz?

Antalya sıcaktı, bahar gibiydi, sabah erkenden kuşlar cıvıldaşıyordu. İçimse kapalı, parçalı bulutluydu. Antalya ve ben-hatıralarımdan sebep- hiçbir zaman barışamayacağız herhalde! Uzağım, uzaksın, uzak! Acısın, acıyım, acı!

Neyseki en güzel tarafı “melül bakan kuzu”m:) 9. ayını bitirmiş. Hiç de bana benzemiyor bu arada, aynı annesi:) Kardeşimle birlikte ne güzeller. Gözlerim dolu dolu oluyor onlara baktıkça. Annemse aşık torununa. İlk torun, kız torun:)

Yeğenim

İstanbul?

Yağmurlu, bulutlu, kapalı.

İlk akşam -uzakta olmamızdan sebep bir arada geçirilemeyen bir- doğum günü yemeği vardı. Ben yaptım. Viva tavuklu, sebzeli noodle! Yanına son gözdemiz ANFORA Cabarnet Sauvignon. Üzerine doğum günü pastası, üzerine doğum günü hediyesi.

Ertesi gün oldu aldım başımı Taksime gittim. Pera Müzesi‘nde kaçırmak istemediğim bir sergi vardı: “Frida&Diego.” Ve fakat her ne kadar o sergi için gittimse de, “Çarlık Rusyasından Sahneler”e de bittim, bayıldım tek kelimeyle.

Dönüş yolunda dedim “İnci’de profiterol yemeyeli ne kadar olmuştur?” İç sesin verdiği cevaba karşın üzüldüm, dedim mutlu edeyim kendimi. Girdim İnci’ye, kaptım bir tabak bol soslu profiterol. Çikolata hakikaten de mutlu ediyormuş adamı. Çıktım yağmurda yürüdüm metroya, ver elini Levent.

Ayşegülüm Sultanım’da yemek ve sohbet. Ne kadar özlüyorum dostumu bir bilseniz? Mutlu ve huzurlu ya, olsun diyorum. Dayanırım ben onsuzluğa. Nasılsa Ankara-İstanbul 1 saate bakar çok bunaldığında..

Cumartesi sabahı Bebek sahilinde yürüyüş. En sevdiğim. Bir tek hafta sonları güzel ve keyifli ve uzun bir kahvaltı yapabiliyor olmamızdan sebep Cumartesi yürüyüş sonrası kaçırmadık fırsatı:) Omleti, rokalı-çilekli tabağı, peynir çeşitleri ve mis gibi börekler eşliğinde belki de uzundur en zengin kahvaltı saatimizi İstanbul’da geçirdik. Akşamına Manhattan’da dinlemeye alıştığımız ANONİM‘i İstanbul sahnesinde seyretmeye Hayal Kahvesi Bistro‘ya! Yine çok eğlendim, dans etmediğim bir parça bile olmadı. Bir sürü içtim, ve sabaha karşı Kızılkayalar’dan ıslak hamburgerimi de yemeyi ihmal etmedim! “İstanbul’da yapmayı sevdiklerim” listem olsa:) rahat yine oradan 3-4 maddenin üzeri çizilmiş olurdu:)

Gitmelerin en sevdiğim tarafı sonunda dönecek bir evim, yuvam olması fikri.

1 haftalık uzaklaşma kısa bir süre daha idare eder beni. İlk yeni kaçamağıma kadar biraz spor, biraz dostlarla rakı-balık, birazdan belki de fazla okunacak kitaplar, dinlenecek yeni keşfedilmiş güzel parçalar, seyredilecek filmler ve yazılacak hikayeler olacak hayatımda. Daha iyisi size olsun:)

*Beyaz Gece*

Kar

Mum ışığında yazıyorum bu satırları.

En son en zaman bir şeyler yazmak için beyaz bir sayfa açmıştım önüme hatırlamıyorum.

En sevdiğim eylemdi “yazmak” bir zamanlar. Neden bilinmez aramıza giren soğukluktan sebep, hayatımdaki diğer sevdiğim eylemlere uzak kalışım gibi zaman içinde, buna da uzaklaştım, yabancılaştım.

Bazı şeyler, her ne olursa olsun, seni terk etmiyorlar biliyor musun? İçinde, derinde bir yerde doğru zamanı kolluyorlar sadece tekrardan harekete geçmek, seni harekete geçirmek için.

*

Bembeyaz bir gece var penceremden baktığımda dışarıda görünen şu an. *Beyaz Gece*! Karlar altında bahçem. Balkonum, ağaçlarım. Rüzgar var, sesini duyuyorum. Soğuk var, hissediyorum her ne kadar evimde, sıcacık kaloriferimin ısıttığı evimde olsam da. Üzülüyorum, dışarıda kalanlar için. Şanslı olduğumu biliyor ve şükrediyorum sıklıkla yaptığım gibi.

Yalnızım bu gece evimde. Biraz da canım acıyor. Birkaç gündür süregelen bir ızdırabım var. Boynumu hareket ettiremiyorum. Kolumu kaldıramıyorum. Binlerce iğne batıyor eklemlerime, elektrik çarpıyor vücudumun sağ tarafında. İğnelerle acımı dindirmeye çalışıyoruz. Buna da şükür diyorum, neler var dünyada insanların başına gelen zira.

Yalnızım evimde, ama hayatta yalnız kalmayacağımı bilmek beni bir defa daha şükretmeye itiyor. Hastalığımda da, sağlığımda olan tüm dostlarım yanımda. Ailem onlar. Biri bana öğlen ilaç getiriyor, diğeri akşam yemeği. Yemekten geçtim ama hakikaten ilaçlar için şükrediyorum yine. Tanrı kimseye dertsiz derman vermesin diyorum içimden. Meydan okunası bu hayatta ancak sağlığın yerinde olduğunda ayakta kalabiliyorsun her ne gelirse gelsin başına yıllar boyunca.

Bembeyaz, karlarla kaplı bir şehirde sesimi duyursam duyacak, cevap verecek, tez gelecek dostlarıma..

Sıcacık evime, mumlarıma, ışığıma..

Karla kaplı penceremin önünde arz-ı endamınızla ruhuma dokunan siz rengarenk orkidelerime..

Bana iyi gelen tüm güzel şeylere teşekkür ederim. Varlığınızla beni onurlandırıyor, umuduma kapılar açıyor, kalbimin üzerinden farklı şekillerde yükler alıyorsunuz her biriniz.

Sadece teşekkür etmek istedim.

Mum ışığında birkaç satır karalayarak bir sürü şey anlatmak istedim aslında. Anlayabildiniz mi acaba?

Kaybolmak Gibi Güzel Bir Armağan Olamaz!

Madrid

“Yol bulunmayan yerde dolaşın.

Kaybolmak gibi güzel bir armağan olamaz.

Madrid

Bir yolun birçok ifade tarzı olduğunu fark edin:

yaratıcılığı aramak,

sezgiye teslim olmak,

bir ilişkinin izini sürmek.

seafood

Birini seçin

ve

bugün yolu olmayan yolda kaybolun.”

Kadehler

Çinli bilgeler ne güzel söylemişler..

Çok bunaldığımın farkındasınız değil mi? Ben de o çok bildiğim, bildiğimi düşündüğüm, hiç bilmediğim, hiç olmadığım, yürümediğim yollarda kaybolmak arzusu ile doluyum yine! Rüyalarımda bir sürü yerdeyim son zamanlarda. Fonu “mavi” rüyalarımın. Çok ilginç bu, aynı yukarıdaki fotoğraflardaki film efekti gibi arka fonu gecelerimin.. Bir de yine, ilginçtir, mavi fonu olan rüyalarımda ya dans ediyorum upuzun tülleri uçuşan giysimle, ya da uçuyorum. İyiye işaret bu değil mi?

Öyle yormak istiyorum.

Ruhum ve bedenim yorgun, benliğim geceleri özgürleşmenin yolunu arıyor bilinçaltımda herhalde..

Fruits

Bir defa daha anladım ki,

kök falan salamam ben.

O asırlık ağaçlar gibi olamam. Benliğimin reddettiği bir duyguyla dolu geçirdiğim yıllar yanıma kar kalsın.

Kaybolmak, kaybolmak ve, kaybolup gitmek istiyorum.

Kim olduğumu, nerede olduğumu bilmeyeyim.

Fonu mavi ve tonları olan her yerde olayım, ama hiç bir yerde olmayayım aslında..

Öyle işte!

Karışığım demiştim değil mi size bir yerlerde ben..

Madem Giymiyorum, O zaman..

JTB-İkinci EL‘de satayım bari dedim.. Gardrop detoksu için bir fikir.. Ne dersiniz?

Bu aralar sadece yürüyor, çalışıyor, tatil hayali kuruyorum:( Bu hafta -artık- bir miktar rahatlamayı umuyorum. Yine gelecek ben!

La Stila
*

NineWest