Yazar arşivleri: dilayra

Partilerle Girdik 2011’e:)

Home Party

İşte Şapka Partisinden bir kaç detay!

En son fotoğrafta Sevgili Başak’ın taşıdığı “Başak Eczanesi” bu yılda 1. oldu:) Daha doğrusu 1.liği paylaştı “Uykucu Şirin” şapkası taşıyan Ejder’le.. Ama Ejder’in o şeker şapkasının fotoğrafını çekmemişiz! Hayalinizde canlandırmanızı sağlayabilirsem şöyle bir konsepti vardı: Ejder’in kafasını dayadığı kocaman bir yastık ve başında da Uykucu Şirin’in kafasındaki kukuleta:) Muhtemelen Başak’cım paylaşacaktır, Akvaryumdaikibalik‘tan takip edebiirsiniz:)

Bu partiden hemen 1 hafta sonra da benim evimde 2011’e Erken Merhaba Partisi yaptık. 21 Kişi ile bu yıl da diğer yılları katlayarak devam ediyoruz sayın izleyiciler:) İlk 5 yıl önce sadece ofisteki arkadaşlarımı evime davet ederek bir başlangıç yapmıştım. Son 3 yıldır ofis dışından da tanıdığım, sevdiğim arkadaş ve dostlarımı davet ediyorum. Her yıl yiyip, içip, dans edip, komik bir sürü fotoğraf çektirerek 1 hafta önce karşılıyoruz yeni gelen yılı.

Home Party

Bu yıl 3 hedefim var. Uzun ömürlü hedefler. Geçtiğimiz yıla ilişkin listem birkaç eksikle tutmuş gözüküyor yine:) Bu yıl bu 3 hedef beni ileriki yıllara da taşıyacaklar. Tatiller, görmek istediğim yerler falan yok listede bu yıl. Tanrıma şükürler olsun nereyi görmek istiyorsam, gerçekten ne yapmak istiyorsam, kiminle olmak istiyorsam hepsi gerçek oldu.

Bu yıl bir önceki yıla göre daha sakindim. Daha dingin. Çok huzurlu. Hiç ağlamadım öyle çaresiz kalıp. Hiç canım yanmadı. (Maşallah:) İyi bir insan oldum. Sadece kardeşimi, eşini ve bebişimizi görmek için zaman yaratamadım, ki tek üzüldüğüm buydu. Bu yıl onlara daha çok vakit ayıracağım. Bebeğimiz beni tanısın istiyorum:) Belkide sahip olacağım tek bebek o olacak zira!

Gerçek dostlarım yine yanımdalardı. Ben de mümkün olduğunca onların yanında olacağım bu yıl. Ailem onlar benim. Çok insan tanımak, çok fazla kişiyle vakit geçirmek gibi bir gailem yok. Sıradan merhabalar, yalandan arkadaşlıklar, mesajlaşmalar istemiyorum artık. Yaşım 36! Bu zamana kadar biriktirdiklerim de çok şükür nefis insanlar, harika karakterler. Acısıyla, tatlısıyla kocaman bir hayatı birlikte paylaşıyoruz. Kocaman kalpleri var onların. Hayatımdan hiç çıkmasınlar istiyorum. Çok şanslıyım bu sebeptendir ki ben. Beni yanında-gerçekten- isteyen, sözlerime değer veren herkesin de yine yanında olacağım.

..

İş tempom birkaç aydır müthişti biliyorsunuz. Malum projemiz hızlandırılmış çalışmalarla artık sona gelmiş bulunmakta! 10 Ocak’tan 26 Ocak’a kadar Amerikalı denetçilerle birlikte bir maratonun içinde olacağız. Benim ve kurumum için bu çok önemli sınavı da hayırlısı ile zaiyatsız atlatmak en büyük arzum şu an. Sonra da hedeflere doğru yol almaca:)

Nefis bir yıl olsun 2011.

Savaşlara, ekonomik-politik sıkıntılara, söz dinlemez insanlara, hayırsız arkadaşlara, sevgisiz, bencil bir dünyaya inat kendinizi ve çevrenizde değerli bulduğunuz herkesi tüm kötülüklerden korusun inandığınız. Ama en çok da siz! Size sizden başka yardım eden yok zira ilk etapta:)

Tekrar mutlu yıllar:)

Happy New Year :)

Me

Bir yılda hayatım değişti!

2010’dan ne istediysem fazlasıyla verdi bana. Dileğim yeni gelenin de aynı nazik tavrı göstermesi hem bana, hem de kalbi iyi tüm sevdiklerime:)

Öyle stresli ve yoğun ötesi, öyle kavgalı-sinirli günler geçiriyorum ki.. Her defasında hastanede çalışmanın getirdiği farkındalıkla gözüme sokulurcasına sağlık için dua ediyorum hep!

Önce sağlık! Sonra sevgi. Sonra huzur. Sonra keyif, eğlence, yaşam! Sonra para:)

Daha iyisi sizin olmuştur umarım. Olmadı diyorsanız da üzülmeyin. Doğru şeyleri istediğinizde Tanrı veriyor hepsini size.

Bu stresli ve sinirli, bana kaskatı eklemler bırakan günler içinde en keyif aldığım 2 gece vardı: Biri yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz, bu yılki 10. Şapka Partisi için hazırladığım el emeği tacımla ve dahi bir sürü güzel dostum-arkadaşımla olma şansı bulduğum parti. Diğeri ise benim geleneksel erken yılbaşı partim. Yine benim evimde, bu defa 21 kişiydik:) Nasıl eğlendik, nasıl keyif aldık anlatmam mümkün değil.. Hepsini yazacağım. Fotoğraflar koyacağım.

Ama önce iş!

Yeni yılda evdeyim. Hafta sonu hepsini anlatacağım.

Sevgiyle, sağlıkla kalın. Canınızı sıkmayın. Bir tane hayatımız var:)

Milano

Duomo

Milano için çok fazla söylenecek ve de yazılacak bir şey yok benim gözümden! Türklerin alışveriş için tercih ettikleri bir şehir olmasının yanı sıra gezilecek-görülecek bir kaç anıtı, yapısı mevcut ve İtalya’nın en modern şehri. Modanın merkezlerinden biri olmasının hakkını verircesine sayısız ünlü mağaza, stil sahibi ve şık İtalyan erkek ve kadınlar var sokaklarda. Hakikaten de gezdiğim ülkeler arasında şıklıkta ilk sırayı hep İtalya alıyor. Erkekler zarif, janti. Kadınlar hoş ve güzel giyimli.

Milano’ya Levanto’dan sabah kalkan trenle seyahat ettik. İtalya’da trenle seyahat, yapılması gerekenlerin başında geliyor. Milano Centrale Tren İstasyonu‘na vardığımızda gözlerimi alamadım diyebilirim. Bir tren istasyonu bu kadar mı güzel olur. Dışarıdan bakıp, “Milano Centrale” yazısını görmeseniz Viyana veya Paris’tekiler gibi bir opera binası zannedebilirsiniz. Milano’da bulunan La Scala mesela beni inanılmaz şaşırttı. Meşhur opera binası herhangi bir binadan farksız zira.

From Duomo

Meşhur Duomo Katedrali, Sforza Kalesi, Galleria’sı, La Sala Opera Binası, Santa Maria Kilisesi ilk anda turistlik ziyaret mekanları. Duomo beni büyüledi. Prag’daki St. Vitus’umu geçemedi ama oldukça etkileyici bir yer olduğunu söyleyebilirim. İçerisi de en az dışarıdan göründüğü kadar güzel. Şanına yakışır bir yer Duomo. Üzerindeki mermer heykeller, katedralin kapısı başlı başına gözünüzü alamayacağınız detaylar içeriyor. Hava ilk gün yağışlı olduğu için tam karşısındaki turistik bir kafede soluklandık ve birer kahve daha içtik. (Bu İtalya seyahati ve aldığımız espresso makinası sayesinde selülitlere de merhaba dedik ne yazık ki..)

Galleria

Katedralin bulunduğu meydanı çevreleyen alışveriş merkezlerinin bulunduğu yerde Vittorio Emanuele IL Galleria, Milano’nun en önemli merkezi olarak yer alıyor. Şehrin sosyal ve politik hayatının merkezindeki Galleria’da sayısız mağaza ve güzel restoranlar, kafeler mevcut. Milano Cafe tercih edilebilir burada.

Meydanda vakit geçirdikten sonra Sforza Kalesine de uğradık. Kalenin içinden geçip arkasındaki kocaman parkta yağmurda yürüyüş yaptık. Daha sonra otele dönüp güzelce uyuduktan sonra da Milano gece hayatı için farklı bir yere gittik. Milano halkının vakit geçirdiği barların, yerel restoran ve pubların bulunduğu bölge. Burada komik bir şekilde bizim esnaf lokantası kılıklı bir yere girdik yemek için. Yediklerimiz leziz, ödediğimiz bedel de çok komikti. Bir güzel safranlı, deniz ürünlü risotto yemişim ki yanına koca bir litre ev yapımı şarap ile sormayın gitsin.

Beautiful

İtalya’da Aperitivo kavramını sömürerek kullandık diyebilirim. İçkinizin ücretini ödeyerek aperatif yiyorsunuz. Deniz ürünlü makarnalar, risotto ve pizza tapılası lezzetler. Kahveleri enfes. Şarap deseniz hem ucuz hem leziz. Yani dedim ki içimden “Tanrım biliyorsun da beni buralarda dünyaya getirtmedin!” Yani bilemiyorum şarabı, kahveyi, deniz ürünü ve makarnayı, sosları bu kadar çok seven benim gibi bir kadın İtalya’da yaşasa hali nice olurdu:)

Tek eksik kalan parça Da Vinci’nin Son Akşam Yemeği- “The Last Supper”ını göremeyişimiz oldu Milano’da. Santa Maria Kilisesi’nde bulunan ve Hristiyan inanışına göre İsa’nın çarmıha gerilmeden önce havarileriyle yediği son akşam yemeğini gösteren bu eşsiz eseri görebilmek için meğerse günler öncesinden randevu almak lazım gelirmiş! Ayrıca en fazla 20 kişilik gruplar halinde 15 dakikalık bir tur ile kendisiyle karşı karşıya gelebiliyormuşsunuz! Dedik belki bir dahaki sefere, olursa eğer:)

Milano Park

İşte böylece sayın izleyenler. İtalya seyahatini de aradan bir ay geçtikten sonra anca yazarak tamamlayabildim:)

Daha yazmayı planladığım, fotoğraflarla süsleyeceğim dün akşam katılmış olduğum şenlikli geleneksel şapka partimiz var. Haftaya Cumartesi de, yani ayın 25’i, benim bu yıl beşincisini vereceğim Erken Yılbaşı Partisi düzenlenecek inşallah. Bu yoğunlukta her şeyi son dakikaya bırakmak istemiyorum, bakalım neler olacak?

Cinque Terre: Masal Gibi..

Me

Cinque Terre’de yamaçlara kurulu denize nazır rengarenk evler tam da bir masalın ortasında, ya da bir sinema dekorunun içerisindeymişsiniz hissi yaşamanıza sebep oluyor mütemadiyen. Aynı şekilde yamaçlara setler şeklinde sıralanmış üzüm bağları, zeytin ağaçları ve limon bahçeleri ile de eminim bahar ve yaz aylarında çok daha çekici artistik görüntüler sunuyor ziyaretçilerine.

Riamaggiore‘den başlayan yolculuğumuz “Aşıklar Yolu”nu takiben bizi ikinci kasabaya Manarola‘ya taşıdı.

Manarola

Burada, bu bölgeye ait iki şey vardı denemek istediğimiz: İlki Focaccia. İtalyanların en meşhur “yassı ekmek”lerinden biri. Soğanlı, baharatlı, kurutulmuş domatesli, kekikli, zeytinli çeşitleri mevcut. Manarola’da minik bir dükkandan aldık taze taze ve yanına da bir küçük şişe şarapla tükettik.

Diğeri ise Farinata. Bu da bir çeşit ekmek. Özelliği ise nohut unundan yapılıyor olması. Kahvaltıda da tüketilebilen bu iki hamur işini, pizzalardan arta kalan anlarda zevk ve keyifle tüketebilirsiniz:)

Manarola Street

Colorful Manarola

Manarola’dan sonra Corniglia, sonrasında ise nefis Vernazza bizi karşıladı.

Bu kasabaların daracık sokaklarında dolaşırken bir yerlerde okuduğum İtalyanların Il dolce far niente, “the sweetness of doing nothing”, Türkçe meali ile “hiçbir şey yapmamamanın güzelliği” ile ne demek istediklerini anlıyorsunuz:)

Kah sokak aralarındaki küçücük balıkçı ya da restoranlarda kah deniz kıyısında, kayalıkların üzerinde elinizde kitabınız, şarabınız ya da kahveniz ile yüzünüzde aptal bir gülümseme, yüreğinizde tarif edilemez bir huzur ile başbaşa kalabilir; Cinque Terre’nin tadını çıkarabilirsiniz:)

Vernazza’nın minik plajı ve limanı sayesinde burada geçirebileceğiniz vakti daha etkili kılabilir, rahatlıkla denize girebilir, tekne ile açılabilirsiniz.

Beautiful Vernezza

Vernezza Scene

Cinque Terre’nin mücevheri de denen Vernazza benim bu beşlideki en favori ikinci durağım oldu.

Vernazza’dan trene atladığımız gibi soluğu aldığımız Monterosso‘da hayal kırıklığı yasadık. Zira uzun bir sahil şeridi ve bir sürü konaklanacak oteli, pansiyonu olan; bunun dışında da başka bir özelliği olmayan bir yer çıktı karşımıza. Yazın oldukça kalabalık ve eğlenceli olduğu söylendi bize. Sahildeki bir kahveye oturarak güneşi batırdık, sıcak çikolata içtik ve tekrar trene atladığımız gibi otelimize Levanto’ya döndük.

Unutamayacağım, masalsı bir tecrübe yaşattı bana Cinque Terre:) Umuyorum ki bu tecrübeyi yaşamak isteyen ve bu satırları okuyan sizlere de bende yarattığı etkiyi yaratır.

Sonraki durağımız Milano ile çok arayı açmadan burada olmayı umut ediyor ve Christmas şarkıları dinleyip dışarıda yağan yılın ilk karını seyrederken, elimde İtalyalardan taşıdığım espresso makinasında taze taze hazırladığım mis gibi kahvem ile keyifli bir hafta sonu diliyorum sizlere:)

Farklı Şeyler!

Farklı bir şeylerden bahsetmek istiyorum bugün.

Uzunca zamandır, “Mutlaka yazmalıyım iki satır da olsa” diyerek bir kenarda beklettiğim, ama şu son dönem yoğunluğumdan sebep bir türlü sıranın gelmediği birkaç şey var sizinle paylaşmak istediğim.

İlki Sevgili K.İ.S.D‘in yeni girişimi: “Çocuk Odasına Resimler

Kendi İzini Süren bu Deli kadınla sanal dünyada başlayan arkadaşlığımızı, gerçek dünyaya taşımak isteyip yaklaşık 3 yıl kadar önce tanış olmuştuk yüz yüze. İstiklal Caddesinde Cafe İST’te:) Çok kanımız ısındı birbirimize kahve içip cheesecake yerken ve gerçekten önemli her noktada birbirimizi önemsediğimi gösteren davranışlarda bulunduk hep aradan geçen bunca zaman içinde. Evliydi arkadaşım, hamile kaldı. Bebeği oldu. Eşinin tayini sebebiyle İstanbul’dan kalktı bir dağ başına gitti ve orada sevgili bebeği Cevdet’i büyütürken de kendine bir iş kurdu:)

Yetenekli arkadaşımın sitesini ziyaret edin ve yaptığı sevimli işleri takip edin. Burada nasıl çalıştığını anlatmış. Resme olan tutkusu ile yaratıcılığını birleştirmiş, çok da iyi etmiş:)

*

İkinci bahis edeceğim konu özel iki hizmet ile ilgili. Beni bu konudan haberdar eden kişi, aynı zamanda JTB’nin de sürekli okuyucularından. Danışmanlık yaptığı şirkette yer alan yeni projelerini anlatmış bana. Fırsatım olduğunda incelememi rica etmiş.

Şirketin web adresi: www.rentel.com.tr

Projeleri ise; Blue Angel ve Carry Kids

Blue Angel; alkollü bir gecenin ardından araç kullanımını ve gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel feci trafik kazalarını önlemek amacıyla hazırlanmış bir proje.. Kaynağı yurtdışı örneklerden.

Carry Kids ise; çocuklu ailelere yönelik bir uygulama. Ailelerin çocuklarını kendileri alamadıkları yer ve zamanlarda güvenli bir araç-kişi vasıtasıyla istenilen yere götürülüp getirilmesine ilişkin bir diğer proje.

Açıkçası Blue Angel, alkol kullanmayı seven bir kadın olmamdan sebep ilgimi çekti. Gerçi araç kullanmıyorum, ve muhtemelen bir arabam olsaydı da içeceğim akşamlarda otoparkta bırakırdım; ama yine de ne olur ne olmaz böyle güvenli bir uygulama olduğunu bilmek rahatlatıcı.

*

Habertürk Gazetesinden Editoryal köşesinin editorü Hande Köseoğlu’na göndermiştim Barselona tatilime ilişkin yazımı. Tam benim DOHA’ya uçtuğum gün yayınlanmış.
Haber verip de basılı bir şekilde alınıp saklanmasını sağlayamadım. Ama sağolsun editör Hande hanım bana jpeg formatında sayfayı gönderdi. Bakalım eklemeyi becerebilecek miyim:)

*

Hafta sonu dinlenmem gerek kesinlikle, yoksa dayanamayacağım daha fazla uykusuzluğa ve atlanılan öğünlerden sebep vücudun direncinin düşmesine. Ama itiraf etmeliyim geçen gün sabaha karşı 04:00’de kalkıp çalışmaya başladım. Ofiste 1 günde bitiremediğim işi 3 saatte hallettim. Telefonlar susmuyor, mütemadiyen soru soran var. Çalışmak için izole olmak, sessiz sakin bir ortam en iyisi:)

Evet, annekuş da burada bir süre. Bol bol sohbet edip, dinlenip, anne elinden yemek yemem lazım.. Malum yağmur-kar var bu hafta sonu, zaten çıkamayacağız bir yere! Yine de içim rahat etmiyor, Cinque Terre’nin tümüne ilişkin yazıyı ve fotoğrafları da eklerim gibime geliyor.

Kendinize iyi bakın. Keyifli bir hafta sonu diliyorum.