Yazar arşivleri: dilayra

Mayis

My Orchids

 

Nisan’i sevmedim ben!

Annemin gelisi disinda, bana kendisini karsilamaya hazirlanirken dile getirdigim hicbir konuda yardimci olmadi. Bu sebeple kendisine kuskunum, umurundaysa eger..

Mayis’i ise cok farkli sekilde karsilamayi dusunmuyorum acikcasi. Her zaman istemekten bikmayacagim seyler var. Bana ait hayaller, kafamin icinde olusturdugum bazi imgeler, goruntuler var. Yine bunlarla doluyum ve Mayis’tan da Nisan’in bana yapmadigi yardimi yapmasini rica ediyorum. Cok kibar bir sekilde rica edersem kirmaz herhalde diye dusunmekteyim. Ne dersiniz?

1 Mayis tatildi.

Sabahtan aksama kadar dolu dolu gecirmek disinda hicbir amacim yoktu. Sabahtan kahvaltilar, motorsikletle gezintiler, alis-veris, tesadufen karsilasilan arkadaslarla Balikcikoy’de 15:00 civarlarinda baslayan ve saat gece 22:00’lara kadar suren bol alkollu yemek, gece Newcastle ve son nokta Farabi’nin kosesindeki kofteci!

2 Mayis zaten tatildi.

Eymir’de yuruyus ve kahvalti, arkadaslarla evde sarap-peynir gecesi, sonrasi Zodiac, Manhattan. Saraplarin biri bizden, biri Bosna’dan biri de Toscana’dandi. Peynir tabaginda kuru kayisi, ceviz, dil peyniri, keci peyniri, eski kasar gibi genis bir yelpazeden sunmayi calistigim lezzetler vardi. Sohbet guzeldi, eglence guzeldi. Manhattan’in Cumartesi gece programina bayildim. Bol bol dans ettik. Adina yarasir bir sekilde gecirdik Mayis ayinin ilk Cumartesisini biz:)

Tum bunlarin ardindan 3 Mayis Pazar gune erken baslayamadim haliyle! Basim catlayarak salondaki kanapede uyandim! Nasil orada uyuyakaldigim konusunda ise bir fikrim yoktu. Sevgilimde sanirim benden pek farkli degildi ki yaninda olmadigimi farketmemis ve beni rahat yatagima kavusturmamis:( Her tarafim tutulmus bicimde kalktim ve ailecek kahvalti adresine dogru yola koyulduk. Bu arada saclarim da Nisan sikintisindan paylarini aldilar. Artik karamel tonlarda golgeli ve biraz daha kisa bir sacim var! Tam 4 yil sonra koyu ve tek renk sactan yine eski halime donmus bulunmaktayim.

My Orchids 1

 

Yukaridaki orkideler benim:) Gittim, hep yillardir cicekcilerde begenerek bakip bakip bir turlu nedense alip eve getiremedigim orkidelerden 2 tanesine sahip oldum. Biri pembe digeri bordo tonlarda, ikiside birbirinden guzel. Her sabah konusuyorum onlarla ve tomurcuklarini acmalari icin resmen birbirleriyle yaristiriyorum. Ise yariyor ama:) Bu aralar en buyuk mutlulugum bu cicekler. Bir de henuz balkona cikartamadigim, calisma odamin penceresinde bakip buyuttugum sardunyalarim var. Renk renkler, tam 8 tane:)

Hava azizlik yapiyor sagolsun. Tum bu 3 gun boyunca yer yer kapali, yagisli, nahos bir sekilde seyretti Ankara’da havanin durumu. Hele Cumartesi aksamustu yagan dolu ve cikan firtinaya ne demeli? Su anda bile kocaman, kume kume, agir ve yogun bir suru bulut kaplamis gokyuzunu. Yagmur var yine bu aksam anlasildi:(

Iste boyle. Gunlerdir yazamadim, yine bir sure daha yazamayacagim. Zira 2 odev teslim etmem gerekiyor, evet yine! Az kaldi bitecek insallah. Gerci bu donem nasil gecti hic anlamadim ama.. Mayis sonunda dersler kesiliyor, Haziran ilk hafta da sinavlar var. Sonra cok cin fikirlerim var sosyal aktivite anlaminda. O zaman gelsin anlatirim nasilsa:)

Herkese sicacik ve bir onceki aydan daha keyifli bir Mayis ayi diliyorum. Arayi uzatmamaya calisacagim..

Bir Öyle Bir Böyle..

Spring Time

~ Eymir Golu’nden Bahar Dallari- Nisan 2009 ~

Sağanak yağmur yağsın istiyorum. (Demisim Cuma sabahi:) Su anda aptal bir hava var, hava acik ama yagmur yagiyor.)

Böyle toptan indirsin de hem gökyüzünün o kasveti, gri-siyah anlamsız rengi dağılsın; hem de bir nokta koysun artık bu yağmur işine Nisan ayının sonunda Tanrı!

İçim bir kıpır kıpır oluyor, acayip mutlu-şen’im.. Bir an yine sıkılıyorum, daralıyorum neye uğradığımı şaşırıyorum:( Tam da Nisan ayına yaraşır bir şekilde geçiriryoruz kendisini kapıya kadar! Temennim arkasından gelmeye hazırlanan Mayıs’ın daha bir canlı, daha bir renkli ve bir o kadar da sıcacık teşrif etmesi. (Yukselenimin Ikizler oldugunu soylemis miydim?)

Hevesle bekliyorum sıcacık Mayıs’ı, Haziran’ı, Temmuz’u. Bir sürü elbise, bluz aldım rengarenk buradan. Kendimi durduramıyorum, her gördüğüm renkli şeyin üzerine atlıyorum:) Geçenlerde mesela kozmetik mağazasına bir girdim, dedim ki “Ben kıpkırmızı bir ruj istiyorum!” Önce kendimde inanamadım duyduklarıma, ama elimde parlak kırmızı bir ruj ve yüzümde kocaman bir gülümseme ile çıkıpta eve geldiğimde hemen sürüp gösterdim Sevgilime. Ben beğendim vallahi, kırmızı rujun dudağıma ilk teması 34’ümde kısmet olacakmış demek ki:)

Sabah cok sevdigim, artik Istanbul’da yasayan bir arkadasim ve bizim ekip kahvalti ettik Funda Pastanesinde. Koroglu’nun hemen basindaki bu pastanenin Cumartesi sabahi kahvaltilarini kesinlikle tavsiye ediyorum. (Daha once yazdim miydi hatirlayamadim.) Sonra Sevgilimle dolastik biraz Tunali’da. Ama -bunu anlattigimi biliyorum- azicik hava iyilesince herkesler kendini ve dahi araclarini buraya ativeriyorlar! Benim gibi asabi biri icin tabi hicte mantikli bir hafta sonu gecirme sekli degil bu. Hemen eve donduk ve Sevgilime artik motoru garajdan cikarmasini rica ettim. Gerci garibim gecen hafta sonu ugrasti, ama aku probleminden dolayi henuz beni kendisiyle bulusturamadi! Su anda disarida ve motorumuzu yarina hazirlmaya calisiyor..

Dilara and Her Mother

 

~ Eymir Golu’nde Annekus&Ben – Nisan 2009 ~ Photo by Aysegul Sultan

Annekusumla gittigimiz Eymir fotograflarini henuz yukleyebildim:( O’nu ozledigimi soylemis miydim??

Leon Jackson’dan dinledigim Creative adli parca bugun benim motivasyomun oldu:) Bu kadar eglenceli, guzel ve hos tinili bir parca olamaz.. Dinleyin derim:) Sevgili arkadasim ‘AlipBasiniGidenKadin‘ icin doldurdugum CD’ye de koydum. Bakalim o da begenecek mi??

Ilk defa- uzun aradan sonra- Cumartesi gunu bir seyler yazmis oldum. Kalan gunumuz, yani Pazar super gecsin:) Aksama ben dagitmaya niyetliyim.. Son 3 gundur ictigim ickilerin haddi hesabi yok ama, olsun ben seviyorum.

Muckhaaa:)

Cuma Hikayesi

Elif Şafak’ın Siyah Süt’ünü okuduktan sonra yazdımdı bunu:) Yine NYC2IST’dan..

İçimdeki Kadınlar

— “Nasıl oldu da ilk ben akıl edemedim içimdeki sesler korosunu bu şekilde tasvir etmeyi, kâğıda dökmeyi?” diye az düşünmedim, dövünmedim Elif Şafak’ın “Siyah Süt” isimli otobiyografik romanını okuduktan sonra! (Birisi benden önce, bence dâhice bir şeyi kâğıda dökebilmişse eğer, hem de bu birisi benim kalemini zekice kullandığına inandığım ve takip ettiğim birisi olursa hem de önce çok kıskanır, dudağımı ısırır, yumruklarımı sıkar; sonra toparlanır, ona ve tanımlamalara hayran, saygıyla önünde eğilirim.)

Kitapta Elif Şafak, iç seslerinin hepsini ete kemiğe büründürmüş, boylarını-kilolarını, giydikleri kıyafetlere kadar onlara özgü tüm ayrıntıları tanımlamış, onlara isimler vermiş. Hepsi birer parmak kadın olmuş çıkmış iç seslerin: Entelektüel, her konuda tartışma ortamı yaratabilen ama biraz ezik tarafının adını “Sinik Entel Hanım” koymuş. Hırslı, tahakküm altına giremeyen, isyankâr tarafını “Hırs Nefs Hanım” olarak ifade etmiş. Pratik ve akılcı tarafını “Pratik Akıl Hanım”, dine ve tasavvufa olan ilgisini ise “Can Derviş Hanım”da vuku buldurmuş. Bir sure sonra yıllarca bilmediği, bir şekilde bastırılmış olan iki tarafını daha ortaya çıkarmış: “Anaç Sütlaç Hanım” ve “Saten Şehvet Hanım”.

Yıllardır iç seslerimle bir mücadele içindeyimdir bende, belki de birçoklarınız gibi: Biri der ki mesela; en gür sesli, en maceraperest, en özgür ruhlu, en asi ve isyankâr tarafım:

— “Yahu yeter artık, amma fazla kaldık bu evde, bu şehirde, bu işte.Toparlan da gidelim, sıkılmadın mı hala aynı pencereden aynı bahçeye bakmaktan, aynı işe yürümekten her gün? Koltuğun aynı tarafında oturuyorsun ne zamandır yer yapmış bak popon, kalk da değiştir yerini, hatta belki de koltuğun yerini. Hem diyorsun gitmelere takıntılıyım, iyi ya işte durmasana, öyle aval bakmasana hala! İstemiyorum aynı havayı solumayı uzunca müddet, dayanamıyorum. Öyle ki artık nefes bile alamıyorum. Rüyalarıma giriyor yeni yerler, yeni çevreler, otlar, dağlar ve maviler. Beraberce ne mutluyduk journeytoblue hayalleri kurarken. Ne oldu sana kuzum, ses ver, unuttun beni burada…”

Diğeri mesela; hassas, kırılgan, aslında bende nasıl var olduğuna zaman zaman şaştığım, cılız sesli naif, duygusal tarafım. Biraz cesaretini topladığında:

—“Nasıl dayanabiliyorsun tüm bu olanlara anlamıyorum hiç. Yüreğin acıyor bak, ağlıyorum senin yüzünden için için mütemadiyen. Onu kırmayayım, bunu üzmeyeyim, şuna gönül borcum var, bunun bende anısı var diyerek yıprattın kendini de beni de. Bıktım savrulmaktan, darmadağın olmuş saçların gibi karışıp düğüm olmaktan. Takdir bekliyoruz biraz fena mı? Sırtımız sıvazlansın, güzel şeyler getirilsin önümüze istiyoruz dostumuz, arkadaşımız, ailemiz, patronumuz, çalışma arkadaşlarımız tarafından. Yükseltilmiş seslere, sinirli hallere, asabi ve her daim bıkkın insanlara tahammülümüz yok anlasana. Gel diyorum gir kabuğunun içine diyorum, gel yanıma, yanı başıma. Koru kendini onlardan, kırılma, ağlama artık ha, yetmez mi” diyor.

Biri var ki mesela, onu da kendime ait hissetmemekle birlikte, bir bakıyorum ki çoğu zaman en baskın seslerden biri içimde. Yüksek topuklu ayakkabı giymekten, göğüs dekoltesinden hoşlanıyor. Çapkın çapkın bakmaktan, kısık sesli konuşmaktan, ince bedenlerden, 60 cm. belden haz ediyor:

—“Al dedim o kırmızı deri pantolonu dinlemedin yine beni. Yok nerede giyecekmişiz, yok deri pantolon bacaklarımıza yapışınca kilolu gösterirmiş. Hadi oradan be, sütun gibi bacaklarım var benim, o senin hüsnü kuruntun. Oldum olası beğenemedin gitti zaten kendini. Saçlarını da örme öyle köylü kızları gibi demekten dilimde tüy bitmişti hatırlarsın. Upuzun, canım saçlarını toplar dururdun. Neyse ki kestirdin, bir nebze rahatladık sayende. Hayır, eskisi gibi savuramıyoruz ama hiç olmazsa kabartınca falan bayağı göz alıcı oluyoruz. Bir de eskiden ne makyajlar yapardın, şimdi bir allık bir ruj modundasın. Hayra alamet değil diyorum. Yaş oldu 33 diyorum, çevrendeki insanlara hoş gözükmen, onları etkilemen lazım diyorum. Azıcık akşamları dışarı çık, kız grubundan ayrıl, ne bileyim güzide bir lobide takıl diyorum. Ama nerde? Beni dinleseydin şimdiye daha süslü, bakımlı, siyah stilettolar içinde ve bir adamın kolunda olurdun!”

Yoruluyordum önceleri. Çoğunlukla geceleri daha bir yoğun seyrediyorlar tepemden beni zira. Bir o konuşuyordu, bir diğeri. Bunalıyordum, uyku tutmuyordu. Ama artık onları Elif Şafak’ın tanımlamaları ile bedenlere soktum; hani şu neden benim aklıma gelmedi daha önce dediğim şekilde. Şimdi seçebiliyorum kim konuşuyor ve o hangi tarafımı temsil ediyor. Hepsine bir beden buldum. Şu an için saydım 4 taneler. Gördüğünüzle mücadele etmeniz daha kolay bence. O yüzden bu dönem kendilerini tanıma ve onlarla konuşmaya, anlaşmaya çalışmakla geçiriyorum. Düşmanımı ya da dostumu tanıma evresindeyim yani. Aslına bakarsanız onlarda bu vücuda gelme durumundan dolayı şaşkınlar biraz. Devamlı kendilerini incelerken buluyorum onları aynanın ya da metal kül tablasının karşısında. Bakalım bu beraberlikten neler çıkaracağız. Nasılsa onu da yazacağım burada bir günJ

DLR (Ocak 2008)

Anne Kusla Gunler Gecerken..

 

London Bridge

Beraber alis-veris yapilir, ki uzun zamandir yapilmasi lazim gelmekteydi! Bol bol tabak canak magazasi gezilir. Malum bu yasinda sifir ceyizli bir kadindim ben! Hala sonsuz eksik olmasina ragmen kaydedilen ilerleme ile gurur duyuyoruz an itibariyle ana-kiz:)

Beraber eski bir arkadas ile bulusulur, en favori mekanda, Cafe Lins‘de. Anne kusumun da tanidigi, bildigi, neredeyse evlatlari kadar sevdigi biri ile. Oglen vakti koca bir Frontera Merlo’nun dibi bulunur o ayilip bayildigim Lins Peynir Tabagi esliginde:)

Beraberce evde aksam yemekleri hazirlanir, afiyetle yenir. Aysegulum Sultanim da eslik eder bize. Yeni alinan guzeller guzeli karafimda kirmizilarin biri gelir biri gider. Tamamen spontan bir bicimde elimden cikiveren sebzeli lazanyaya bayilir annekus. Karsilik olarak yaptigi bademli-visneli pastadan ikinci gun sonunda eser kalmaz. (Verilen kilolar bu gidisle cabucak alinacak gibi:)

Sevgilimin anne-babasina yemege gidilir beraberce. Cok keyifli, bol sohbetli, sicak ve samimi bir yemek yenir. Raki icilir, baliklar, mezeler mideye indirilir; yasanilan o anlar icin sukredilir:)

Ve her guzel sey cabuk bitiyor gelir insana iste, ister 1 hafta ister 1 yil sursun! Annekus geldi gidiyor.. Ama soz verdi daha sik gelecek ve ben de ona soz verdim bu yil bitmeden onu hep gormek istedigi bir Avrupa ulkesine tatile goturecegim. Tek dilegim saglikli olmamiz, oyle kalmamiz. Gerisini halledecegim her zaman yaptigim gibi:)

Pazar gunumuzu Sevgilimle birlikte Segmenler Parkinda yayilip kitap okuyarak, sohbet edip insanlari seyrederek gecirdik cimenlere serdigimiz uyku tulumumuz uzerinde.

Bir kisa tatilim daha bitti iste. Annekus gidecek. Okul ve is stresi tekrar baslayacak. Havalar bir iyi bir kotu. Ama hicbir sey umurumda degil. Cunku COK MUTLUYUM, COK IYI HISSEDIYORUM ve bunun bu sekilde surmesi icinde gereken herseyi yapmaya niyetliyim.

~

Annekusa sordum, “Benim icin birseyler yazmak ister misin?” diye.. Dedi ki;

“Guzeller guzeli yavrum.

Seni cok seviyorum, yaptigin her seyde seninle gurur duyuyorum. Her seyin en iyisini, en guzelini hakediyorsun. Hakettigini bulacagina da eminim.

Sen benim dayanagim, arkadasim, herseyimsin. Iyi ki seni dunyaya getirmisim. Iyi ki senin annen olmam icin beni secmissin.”

~

Iyi ki anne olarak seni secmisim kusum benim. Daha guzel gunler gorebilmen dilegimle:)

Kısa Kısa..

Annekuşla günler geçmekte. Ne kadar özlüyor yavru kuşlar annelerini böyle değil mi? Yaş oldu 34, ama kim takar? Kendimi hala 5 yaşında sanıp koynuna sığmaya çalışıyorum mesela:)

Hafta sonu yemeğe götürdük Ayşegül Sultan’la annemi: “Fevzi Hoca” diye bir yere. Orman Bakanlığı’nın lojmanlarının içerisinde, ya balık ya köfte yiyebiliyorsunuz. Garsonlar zaten tercihinizi ve içeceğinizi soruyor. Gerisi kendi insiyatifleri doğrultusunda önünüze koydukları “ikramlar”dan ibaret:) İkram konusunda başarılılar. Biz köftesinden tattık, başarılı bulduk. Açıkhavada, bahçede güzel bir yerdi. Aklınızda olsun derim değişiklik isteyenlere.

Cumartesi sabah Eymir Gölüne yürüyüşe gittik. Arabayı arka kapıda parkettik. Yanımıza poğaça, sandviç ve termosta çay almıştık. Önce uzun bir yürüyüş, sonra Yelken büfe civarlarındaki minderlerde piknik:) Annekuş ilk defa bulunduğu Eymir’i çok sevdi. Zaten durup durup “Memleketimin havası da bir başka canım” diyor:) Özlemiş, e en son 2 yıl önce bu zamanlarda gelmişti ve sonra biz Prag’a gitmiştik beraber:) Geçen yıl benim bir Sevgilim olması ve onunla birbirimizi tanıma-anlama-kaynaşma çalışmalarımız içerisinde beraber bolca vakit geçirmemizden sebep annekuşuma söz verdiğim “Her yıl bir ülke” hayalimizi gerçekleştirememiştik:( Bu yıl biraz yaz sonuna denk getirip acısını çıkarmayı planlıyoruz.

Annekuş yeme-içmesine gayet dikkat eder bir halde, pek mutluyum haliyle. Eskiden elinden ekmekleri alırdım, şimdi bakıyorum da ekmek sepetiyle hiç yakın istişarelerde bulunmamayı öğrenmiş: “Aferin annecim” diyorum, “kızının anası oldun şimdi:)”

İzin alıyorum bu hafta. Bir öğrendim meğer benim daha kullanmadığım 30 güne yakın bir iznim varmış işe girdiğim tarihten beridir! Dedim hemen kullanalım o zaman, bundan iyi zaman mı olur? Bu haftanın planları arasında Kale’de Pirinç Han ağırlıklı bir öğleden sonra, mani&pedi seansı, Panora’da annekuşla dolanmaca, Kebap 49 ya da Uludağ Kebapçısında kısa bir mola, belki Beypazarı günübirlik (başarabilirsem..) ve azıcık da alış-veriş var.

~

1.78 boyundayken 56 kg.dayım an itibariyle. Hemde sıfır rejim gailesiyle! Son 2 haftada verdiğim 4 kg.’nun ne siz sorun nasıl kaybolduğunu, ne de ben anlatayım olmaz mı? İlk defa anlatmak istemediğim birşey var JTB’de. Bir daha da asla anlatmayı arzu etmediğim cinsten hemde. Kabuslarımı kovabildiğimi sanıyorum demek istiyorum, ama aslında hiç uyumuyorum ki günlerdir kabus göreyim. Gözü açık görülen kabustan beteri yoktur zaten!

Kovaladım, benden çook uzaklara gittiğini düşünmek istiyorum şimdi. Bir daha benim yakınlarıma asla yaklaşmasın. Sevdiceğimle mutlu olmak, normal bir kg.’da normal bir kadın gibi yaşamak istiyorum! Birde.. Birde ben burayı çok seviyorum:)

Annekuşa bahsettim “konuk yazar” olma hadisesini. Çok heyecanlandı. Gitmeden yazısı burada olabilir mi acaba dersiniz:)