Aylık Arşiv: Ağustos 2005

“Acilen Clark Kent’ler aranıyor!”

Başlık alıntı.. Ali Işıngör’ün web sitesi olan Burkina Fasa Fiso Halk Cemahiriyesi‘nden.. Bu başlık Pazar günü yayınlanmış.. Blog Kardeşliği vasıtasıyla haberdar oldum. Hastanede çalışmaya başladığımdan beridir, sağlık işinin ne kadar yabana atılmaması ve takip edilmesi gereken bir iş olduğunu benden daha iyi gören, bilen yoktur herhalde. 1 ünite kan vermenin, bir hastanın yakınlarında olup elini tutmanın, ya da ailesine iyi dileklerde bulunmanın değerini de… Bloğumuz faydalı bir işe de hizmet etsin, gelin şu sayfaya bir göz atın. Elinizden bir şey geliyorsa da mutlaka yapın lütfen. Benim kan grubum uymuyor ve Ankara’da yaşıyorum. Ama kan grubum 0 RH (+). İhtiyacınız olursa bir gün, aklınızda olsun!

Bağbozumu Gezileri

Beni iyi tanıyanlar şarap içmeyi ve şarap hakkında konuşmayı ne kadar sevdiğimi çok iyi bilirler.. Zira yaklaşık 7-8 yıl önce başlayan bu keyifli durum giderek bir tutkuya dönüştü bende. Şarabın kırmızısını, kırmızıda yerli olarak Öküzgözü’nü ya da Öküzgözü-Boğazkere kupajı; ithallerde ise Fransız Bordeaux ve Cabarnet Sauvignon’u, az olmakla beraber mecbur kalırsam beyaz şarap olarak da Chardonnay’i tercih ediyorum.

Şaraplarıyla ünlü ülkelerin başında Fransa, İtalya, Amerika, İspanya, Portekiz  ve Almanya geliyor. Türkiye bu pazarda çok yeni ne yazık ki..Halbuki bizimde oldukça kaliteli ve ödüllü bir dolu şarabımız var. Bu ülkelerin yanısıra Güney Afrika, Bulgaristan ve Moldovya da şarap üretiminde seslerini duyurmaya başladılar yavaş yavaş.

Bu ülkeler pazar paylarını arttırma ve tanıtım amaçlı bir dolu etkinlik düzenlerler. Bunlardan en önemlileri ise ancak belli dönemlerde  gerçekleştirilebilen “Geleneksel Bağbozumu Gezileri”dir. Türkiye’de takip edebildiğim 2 ünlü şarap üreticimiz, birkaç yıldır bu konuya oldukça önem veriyorlar. Bunlardan biri -Ankara’lı bir üretici firma olmalarından sebep- Kavaklıdere, diğeri ise Doluca. Doluca, daha çok İstanbul’lu şarap severlerin yakından takip edebileceği bir etkinliğe ev sahipliği yapıyor.

Kavaklıdere’nin 2005 yılı Bağ Bozumu gezileri 20 Ağustos 2005 tarihinde başlıyor. Kavaklıdere Şarapları’nın Akyurt ve Kapadokya’da bulunan üretim tesislerine düzenlenecek olan bu geziler 02 Ekim tarihine kadar devam edecek. Bu etkinlik boyunca şarabın üzümden kadehe yolculuğuna tanıklık ediyor, bağcılık konusunda bizzat bağları gezerek bilgileniyor ve değişik şaraplar tadarak eğlenceli vakit geçiriyorsunuz. Günü birlik ve hafta sonu olarak gerçekleştirilecek olan etkinliklerin tarihleri ve ayrıntılı bilgiler için Kavaklıde Şarapları’nın web sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Bunun dışında bana hoş gelen başka bir haber daha oldu Kavaklıdere adına: (Zannetmeyin ki reklam için.. Vallahi para falan almıyorum… Şarap olarak ödeme yapıyorlar:))) “Kavaklıder Şarapları Spor ve Dinlenme Tesisleri”! 15 Ağustos’ta açılan bu tesiste açık ve kapalı yüzme havuzları, basketbol sahası, tenis ve squash kortları, buhar ve sauna, fitness merkezi, restoranlar yer almakta. Üyelik usulü ile çalışacaklarmış, bu sebeple Ankara’da olan ve ilgilenenler için telefon vereyim: 0 312 847 50 73.

Hadi Bağ Bozumu gezilerine gidelim, inanın çok keyifli oluyor!

Şeftali-Ye

Sevgili Hatice ve arkadaşlarının önderliğinde düzenlenmeye başlanan “Bloglar arası Yemek Etkinliği”nin konusu bu ay Şeftali… Her ay, değişik bir meyve ya da sebze kullanılarak bir sürü değişik tarif denenecek ve bizim gibi -özellikle çalışan ve boğazına düşkün olan- hatunların işine yarayabilecek bir dolu tarifimiz olacak:))

Ben de bu etkinliğe daha önce yeşil elma kullanarak hazırladığım ve bayıla bayıla yediğim bir salata tarifininin şeftalili versiyonu ile iştirak etmiş bulunuyorum.. Hadi bakalım… Tarifimizi yazalım…

Şeftalili Tavuk Salatası

Malzemeler (4 kişilik)

Orta boy Aysberg marulu

1 adet kırmızı soğan

1 parça tavuk göğsü

1 kase ceviz içi

1 tane olgun şeftali

1 paket knorr salata sosu (Fesleğenli olanından)

1 tatlı kaşığı susam (Susam yoktu, ben de çörek otu kullandım)

Hazırlanışı

Marulu parçalara ayırarak içi su dolu bir kasede, üzerine bir parça tuz ekleyerek bir 10 dakika bekletin. (Aysberin yıkanması zor olduğundan bu şekilde temizlemeyi uygun görüyorum.) Tavuk göğsünü tavla zarı şeklinde parçalara ayırarak çok az zeytinyağı ilavesi ile tavada çevirin. Kırmızı soğanı ortadan ikiye bölerek ince halkalar şeklinde doğrayın.. Şeftaliyi ortadan ikiye böldükten sonra ince ince dilimleyin. Salata sosunu üzerindeki tarife göre hazırladıktan sonra içine susam ya da çörek otunu karıştırın. Marulun suyunu süzdükten sonra, bir kasede ceviziçi ile salata sosunun yarısını kullanarak harmanlayın. Başka bir kasede tavukları, soğanı ve şeftali parçalarını sosun kalanı ile harmanladıktan sonra tüm malzemeyi servis tabağınıza boşaltın.. Üzerini birkaç parça şeftali ile süsleyebilirsiniz.. Bittiğinde aşağıdakine benzer bir salata oluyor. Afiyet olsun..

MeMe The Cook-Next-Door

Zeynep‘e söz verdiğim üzere The Cook-Next-Door ile ilgili sorulara cevap veriyorum bugün:))

1. İlk mutfak maceran neydi, neler hatırlıyorsun?

Dürüst olmak gerekirse, 14 yaşıma kadar pek mutfak-yemek macerası hatırlamıyorum geçmişe ilişkin.. Mutfakla tek ilgim annemin zorlamaları sonucu akşam yemeği için sofrayı kurmak, homurdanarak da sofrayı kaldırmaktı! 14 yaşıma geldiğimde annem ve babam ayrıldılar ve biz (4 yaş küçük kardeşim ve ben) babam ile yaşamaya başladık. İlk defa ciddi olarak -yemek yapmak için-mutfağa o zaman girdim. İlk yaptığım-daha doğrusu yapamadığım- yemek “makarna” idi. Soğuk suya 1 paket makarna atıp, herşeyi berbat ettikten sonra ağlayarak annemi aramıştım telefonda.. O da bana işin doğrusunu anlatıp, o hafta “kara kaplı yemek kitabı”nı yollamıştı postayla:)) O günden sonra mutfaktan çıkamadım uzun bir süre:))

2. Yemek yapma stilini en çok etkileyen kimdi?

Çok uzun bir süre tabi ki annemdi.. Annem çok güzel yemekler yapan, bunları özenle sofraya taşıyan, süsleyen bir kadındı. Daha sonra çeşitli yemek dergileri ve programlarından çok faydalandım. 2 yıl boyunca “Sofra” Dergisinin abonesiydim. Emine Beder ve Ayşe Tüter’in tariflerini az yapmadım zamanında! Sonra sonra kendime ait bir tarz oluşturdum. Bir çok şeyi karıştırarak, deneyerek, tatlı tadları sebzelerle-etlerle kullanarak yemek yapmaya meraklıyım.

3. Yemeğe ve yemek dünyasına ilgini kanıtlayan bir resmin var mı? Bize göstermek ister misin?

Neredeyse tüm aktivitelerimiz yemek yemek üzerine kurulu olduğundan bu konuda çok zorlanacağımı sanmıyorum.. Önceki yazılarımdan birinde mangal başında bir fotoğrafımı koymuştum buraya:)) Genelde hazırladığım sofraları da fotoğraflıyorum.. Ama ne yazık ki şu anki bilgisayarımda kayıtlı bir tane bile bulamadım:((

4. Mutfakta kendisine karşı fobin olan birşey var mı? Yaparken avuçlarını terleten bir yemek mesela?

Genel olarak-yemeğe çok meraklı olmama rağmen- hamur işlerini pek beceremiyorum. Çok iyi bir fırınım olmasına rağmen halen şöyle güzelce, pofuduk kabarmış bir kek yapanilmiş değilim mesela.. Yumurtaları dışarıda bekletiyorum, şeker eriyene kadar çırpıyorum falan ama nafile.. Bir de eskiden et pişirme özürlüydüm, şimdi becerebiliyorum:)) Hamur açmayı hiç denemedim, seyretmesi bile beni yoruyor!

5. Mutfakta hangi yardımcını vazgeçilemez buluyorsun? Alıpta çok gereksiz bulduğun bir şey var mı mutfağında?

Bıçaklarım ve pişirmek için kullandığımız ocağımız olmasa hayat çok zor olurdu herhalde. Bir de her yemekle şarap içme alışkanlığım olduğu için tirbüşonumu da en gerekli ev aletim olarak nitelendiriyorum.. Alıpta kullanmayı beceremediğim tek ev aleti ise mikrodalga fırınım!

6. Birkaç garip ve komik yemek çeşidi söyle, senin çok sevdiğin ama senden başka kimsenin sevmeyeceğini düşündüğün.

Aslına bakarsak garip şeyler yaptığım çok oluyor, Türk damak tadına uygun olmayan; ama genelde tadan herkes pek bir memnun kalıyor. Bu sebeple bu soruya uygun bir cevap veremeyeceğim sanırım..

7. Hangi 3 malzemeden ve yemekten vazgeçemezsin?

Peynir,domates ve baharatlarımdan vazgeçemem herhalde.

8. En çok sevdiğin dondurma çeşidi?

Dondurma en sevdiğim tatlıdır benim. Yaz-kış hiç sıkılmadan yerim. Devamlı dondurma yediğim 2 ayrı yer var. Birinin mutlaka cevizli dondurmasını, diğerinin ise krokanlı dondurmasını tercih ederim.

9. Asla yemeği düşünmediğin bir şey?

Her zaman önce denemekten yana olduğum için, denediklerim arasında beğenmediğim birkaç şey var: Domuz eti (soğuk olarak yemiştim..iyyyyk), sebze olarak bamya, sakatat sevmeme rağmen kelle!

10. Özel bir yemeğin, spesiyalin var mı?

Herkesin, her biraraya gelişimiz öncesi sayıkladıkları pazılı-peynirli bir böreğim, karides güvecim ve “içinde bir ben yokum salata”sı aklıma ilk gelenler:))

11. Seni sobeleyen aşçı?

Zeynep. Ama ebeledi mi, sobeledi mi orası karışık biraz:))

12. Senin sobelediğin 3 aşçı?

Sevgili Hatice‘yi sobelerdim; ama sanırım birçok kişi tarafından sobelenmiştir.. Sonra da arkadaşım Bezen’i sobelerdim. Webloglarına eşi yazıyor, ama bir defalık Bezen’in hikayesini yazmasını rica edeceğim kendilerinden. (Tatilden döndüklerinde tabi:)) Bir de sanırım hala sobelenmediyse oldukça şaşıracağım Dilek’çe‘yi sobelerdim..

Güzel Bir Söz..

“Yesterday is a history, Tomorrow is a mystery, Today is a gift. That’s why we call it present“…

Kime ait olduğunu bilmiyorum, ama dün akşam bir yerde tesadüfen rastladım ve bilmeyen varsa paylaşmak istedim..

Bugün Cuma. Haftanın en sevilen günü:)) Hafta sonu için güzel şeyler yapılacak yine… Belki bunaltıcı sıcaklara rağmen güneşlenilecek, sonra havuzda serinlenilecek.. Belki sinemaya gidilecek, ya da pikniğe.. Brunch için arkadaşlarla buluşulacak, belki de Adalar’a bir vapur gezisi yapılacak.. (İstanbul’da olsam kaçırmazdım!) Ya bir arkadaşımızın doğum günü partisine, ya da bir yemeğe gidilecek.. Belki evde pijama partisi düzenlenecek. Ne yapılırsa yapılsın, hafta sonunuz güzel ve keyifli geçsin!

** Sevgili Zeynep.. Beni “ebelediğinde”, haklısın ben uzaklardaydım.. Hafta sonu, yukarıdakilerden birini ya da birkaçını yapmaya başlamadan önce mutlaka Cook-Next-Door ile ilgili yazıya cevap vereceğim:)) Bu arada Şeftali-Ye etkinliğine de tarifimi hazırladım, çok heyecanlıyım:))