Aylık Arşiv: Ağustos 2005

İd.i.o.syn.cra.sy

…which means “a structural or behavioral characteristic peculiar to an individual or group” Türkçe meali; başkalarına tuhaf gelebilecek, ama sizin tarafınızdan benimsenmiş davranış özellikleriniz. Dün Stef‘in sayfasını okurken gördüm.. Bir arkadaşı onu “ebelemiş” bunun için.. O da başka arkadaşlarını “ebelemiş” kendisininkilerini yazdıktan sonra.. Okuyunca şöyle bir düşündüm benim var mıdır acaba diye… Sanırım birkaç tane var:))

1. Kitap satın almadan önce, mutlaka kapak sayfasını okurum.. Ama daha sonra rastgele çevirdiğim bir sayfayı sonuna kadar okur ve okuduklarımın o anki  hissettirdiklerine göre kitabı alırım..

2. Tatlı sosları çok severim. Et ve tavukla yemeğe bayılırım.

3. Hapşırığımı tutarım. Her ne kadar bunun sağlığıma oldukça zararlı olduğu söylense de, bu alışkanlığımdan bir türlü vaz geçemedim.!

4. Banyodayken şarkı söylemem:)) Ama İngilizce diyaloglar yaratarak kendi kendime konuşurum!

5. Takıntı yaptığım müzik CD’lerimi yerinden hiç çıkarmadan 1 ay dinleyebilirim.

6. Çok sevsem bile bir filmi 2. defa seyretmem! (Fight Clup ve Pretty Woman bu kategorinin dışındalar:))

7. Tanıştığım insanların burcunu sorma alışkanlığım var. Eve gider gitmez burçları hakkındaki karakter özelliklerini okurum. (%85 tutar!)

…..

Sanırtım ilk aklıma gelenler bunlardı! Eminin bu sayıyı arttırabilirim biraz daha düşünsem:)) Sizin var mı acaba id.i.o.syn.cra.sy’leriniz?? Bir düşünün bakalım.. Ben de bu konuda zeynep‘i sobeleyeceğim, ama zaten yoruma birşeyler yazar diye düşünüyorum:))) Bir de severek takip ettiğim blogların başında gelen Portakal Ağacı‘ndan Hatice var!

Güzel Bir Gün…

Sabahları uyanmakta, geceleri ise zamanında yatakta olmakta zorlanıyorum… Bu süreç biraz daha uzamaz inşallah, zira gün yetmiyor!

İşimin başındayım. Özlemişim çalışmayı. Çok yoğun olmamakla beraber yapacak bir şey her zaman vardır bildiğiniz üzere:) Yazın gelmesiyle beraber işlerim biraz durgunlaşır, ama aynı zamanda etrafta katılacak etkinlik sayısı da artar. Zaten özlemişim arkadaşlarımla olmayı, bildiğim yerlerde bir şeyler yapmayı.. Etkinlikler sayfalarına bir göz atayım dedim ne var ne yok diye.. Neler yok ki? Ama tabi İstanbul’da yaşamadığımız için çok severek takip ettiğimiz bazı etkinliklere katılmamız zor olacak gibi gözüküyor..

Mesela benim için önemli bir spor aktivitesi olan Formula 1 yarışları bu yıl ilk defa Türkiye’de de gerçekleşecek! (19-21 Ağustos tarihleri arasında) Bunun için yepyeni bir mekan yaratıldı İstanbul’da; yaklaşık 12.700 metrekarelik bir alana oturan ana tribün, 75.000 kişilik kapasiteye sahip portatif tribünler, 50.000 kişilik açık alan ve 5.000 kişilik VIP locaları ile 130.000 kişi aynı anda bu muhteşem yarışları seyredebilecek yerinde.! Yarışılacak pist ise 5.378 m uzunluğunda. Biletlere göz atmıştım aylar önce.. Biraz pahalı geldi bana haliyle.. Mutlaka izleyeceğim televizyondan, ama canlı canlı yerinde izlemek de fena olmazdı hani.

Rumeli Hisarı Konserleri de başlamış.. Bir defa bir konser izlemek kısmet olmadı bana orada.. Daha sonra televizyonda gösterilen tekrarları ile yetiniyorum:( Bu yıl da durum pek farklı olmayacak ne yazık ki!

Geçen yıl katıldığım Rock’n Coke Festivali’nde de bu yıl iyi gruplar var gibi gözüküyor. 3-4 Eylül 2005 tarihlerinde düzenlenecek konsere, üniversite yıllarında bayıla bayıla dinlediğim The Cure ve The Offspring grupları da katılıyormuş.. Ben o tarihlerde -artık gelenekselleşen- Kaş’ta yaz tatilimde olacağım için bu yıl kaçıracağım sanırım.

Bir de yine yazılı ve görsel basından takip edebildiğim Uluslararası İstanbul Bienali’nin bu yılki gerçekleşme tarihi yaklaşmış.. (16 Eylül-30 Ekim 2005) Dünyanın en önemli sanat etkinliklerinden biri olarak kabul edilen bienalin bu yıl 9. yapılacak. İstanbul’da olanlar kaçırmaz umarım!

Sinemalara da göz attım. Yeni birkaç film var, ama yorumlardan okuduklarıma göre pek de özellikli filmler yok! Ama Tout Pour Plaire (Eyvah, Yaş 35) filmini göreceğim sanırım:)) 2005 Fransız  yapımı filmde 35’lerinde 2’si evli 1’i bekar 3 arkadaşın hayatları anlatılıyormuş.. Eğlenceli gibi gözüktü bana.. Bir de çizgi film seyretmeyi seviyorum: Madagaskar‘ı da seyredeceğim.

Hafta sonu evimi temizlemekle ve sinemaya gitmekle geçecek gibi.. Tabi çok özlediğim arkadaşlarımla sabah kahvaltılarına da dahil olmayı umut ediyorum:) Pazar kahvaltısı keyfinin yerini hiç birşey tutmuyor. Bir de benim gibi haftanın diğer günleri kahvaltı etme alışkanlığınız yoksa!

Home Sweet Home..

..Dün döndüm, uzun bir yolculuk oldu: JFK’den 2 saat, İstanbul’dan 2,5 saat rötarla kalktık.! Ama evime, “mavi kutu”ma ulaştım pek bir mutlu oldum:) Evin her köşesini dolaştım, koltuklarımın her birinde keyif yaptım:) Biliyorum abartı geliyor ama.. Yok, yok vallaha değil.! Home Sweet Home diye boşuna dememişler..

Sabah aynı seremoni ofisime ulaştığımda da gerçekleşti. İş arkadaşlarımı, sevgilimi, Ayşegül Sultan’ı… Yakınımdaki herkesi pek bir özlemişim..

Bezen&Adil’e; bana 9 gün süresince cok iyi ev sahipliği yaptıkları, tüm barbekülerde kendilerine eşlik etmemi ve orada bulunan arkadaşları ile birarada keyifli ortamlarda olmamı sağladıkları için çok çok teşekkür ediyorum.

**Dün Rıza, çok hoşuma giden ve benim de dostlarıma (zor ve umutsuz gibi görünen zamanlarında) sıkça tekrarladığım bir sözü maille göndermiş bana, onu paylaşmak istiyorum haftanın -benim için- bu ilk gününde:

Mağlubiyet son derece motive edicidir. Dibe vuduğunuzda en tepeden başka gidecek yeriniz kalmaz.” Sang H. Kim

Guzel Seyler…

1. Dun, daha once yazdigim uzere The New York Botanical Garden yerine Brooklyn Botanic Garden‘a gittim. Brooklyn tarafinda bulunmamistim daha once, degisiklik olsun dedim. Nilufer ciceklerinin mevsimi oldugu icin en guzel ve en ilgi cekici cicekler onlardi bana gore.. Bir de cesit cesit manolya agaclarina takildim kaldim; ama ne yazik ki hic birinde cicek falan kalmamisti..

*

 

2. Bugun de gunumun bir kismini Bezen’le ogle yemeginde gecirdikten sonra, onun is yerinin bulundugu 50. cadde’den 86. cadde’de bulunan Guggenheim Muzesi‘ne kadar yurudum! Bu muzeyi gecen yil atlamisim, hemen acigi kapatayim dedim. Iyi ki de demisim.. Zira bundan boyle yakin takip edecegim 2 yeni isimle tanistim muzede: Ilki, siyah-beyaz (agirlikli nude/ciplak) fotograflarini ilgi ile inceledigim fotografci Robert Mapplethorpe. Ikincisi ise ressam Barones Hilla Rebay. Rebay, Guggenheim’in sanat danismanligini ve muzenin ilk direktorlugu gorevlerini de surdurmus.. Kolajlari ve yagli boya calismalari cok enteresandi. (Vasily Kandinsky’den etkilendigi cok belirgindi. Muzede, Kandinsky’nin de cok guzel eserleri vardi.) Ne yazik ki fotograf cekmek yasakti, as usual! Ben de enteresan tasarimi olan (Mimari: Frank Lloyd Wright) muzenin ic mekanindan bir-iki goruntu fotografladim.

3. 2 aksamdir cok guzel DVD’ler izliyoruz: Ilki, benim gercekten cok begendigim bir adam olan Denzel Washington’un Man on Fire; ikincisi ise pek fazla yanip tutusmadigim Bruce Willis’in Hostage adli filmleri. Ilki benden 10 uzerinden 8.5 alirken, Bruce amcamin filmine 7 verdim.

4. Dun aksam Bezen’le beraber guzel bir sofra hazirlayip bir sise’de kirmizi sarap actik. Cok keyiflendik dogrusu:)

5. Yarin icin Hoboken’a gidecegim. Cimenlere yayilip, okumam gereken makalelerimi okuyacak, evde hazirlayacagim sandviclerimi yiyecegim mini bir piknik yapacagim. Geldigim ilk gun Bezen beni oraya goturmustu ve asagidaki harika manzarali fotograflari cekmistik.. Hoboken, New York’un Up Town ve Down Town manzarasina dalip gideceginiz bir yer..

 

6. Eve donmeme 4 gun kaldi:))