Aylık Arşiv: Aralık 2005

Ruhuma Gıda Lazım Benim!

Günlerdir bir garip koşuşturmacanın içerisindeyim: İş, ödev teslimi, sunum… Arada ihmal ettiğim arkadaşlarımı nasıl tekrar kazanabilirim turları; ama çoğunlukla başarısız sonuçlar alma! Çünkü, bir türlü kendimi iyi hissedememe ve devamlı bir “ah evim evim güzel evim, bir evime ulaşsam da şöyle bir bacaklarımı uzatıversem” sendromları.. Kitaplığımda geçen haftalarda almış olduğum ve gözümün içine olmayan işaret parmaklarını sokarak “beni oku, beni oku” diyen kitaplarım; Zahir’im, Elif Şafak’tan Med-Cezir’im, Hasan Cemal’in Cumhuriyet’i Çok Sevmiştim ile başlayan romanı.. Yeni aldığım, ama henüz keyfini çıkara çıkara dinleyemediğim CD’lerim..

Neyseki bu üzerimdeki yoğun sis bulutunu dağıtma ve hayata dönme sürecine bugün başlıyorum..İlk iş olarak Ayşegül Sultan Antalya’ya ya gitmeden önce birkaç saat kendisini göreceğim.. Sonra Evren’le sinemaya gideceğim: Ferzan Özpetek’in Kutsal Yürek‘ine.. Cuma günü içinse, benim daha kendisi Türkiye’de bu kadar popüler olmazdan önce severek dinlediğim İlhan Erşahin’in ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi’ndeki konserine gideceğim. Biletler tükenmek üzere, zira çok iyi bir konumdan almayı başaramadım. Olsun varsın, Evren’in deyimiyle daha çok duyma duyumuza hitap eden bir organizasyon nasılsa!

Ufaklık Nişanlandı mı Şimdi?

Cumartesi sabahı Isparta’ya ulaştım tüm gece otobüs yolculuğu yaparak.. Kardeşimin müstakbel nişanlısı ve ailesi Eğirdir ilçesinde yaşıyorlar. Bu sebeple hepimiz öğlen saatlerinde orada buluşmak üzere sözleştik. Babam ve kardeşim de Antalya’dan geldiler.

Onlar gelene kadar biraz Isparta’yı turladım. Lise zamanlarında bulunmuştum birkaç ay ve nefret etmiştim Isparta’dan.. Zira nereye bakarsan bak kocaman dağlarla burun buruna geliyordun. Kendimi dağların arasında kapana kısılmış gibi hissederdim orada. Biraz daha gelişmiş ve açılmış! buldum. Tüm bayanlar genel olarak başörtüsü takarak sokağa çıkmayı tercih ederlerdi zira.. Genç kızlar bayağı bir süslü püslüydü. Sanıyorum Üniversite’nin açılmasının bu değişimde rolü büyük oldukça..

Neyse, gittik Eğirdir’e.. Taktık nişan yüzüklerini.. Kardeşim pek mutluydu. Allah mutlu etsin hep ne diyeyim.. İnsanın ufak kardeşinin nişanında gözleri dolarmıymış ya? Doldu benim.. Benim için hala ufacık bir şey o!

Pazar sabahı da evimdeydim. Sadece yan gelip yattım, ihtiyacım varmış. Yolda Tuna Kiremitçi’nin A.Ş.K. Neyin Kısaltması adlı kitabını bitirdim. Dün de Şu Çılgın Türkler’i.. Sonunda! Turgut ÖZAKMAN’ın ellerinden öpesim geldi. Kitapla ilgili düşüncelerim yakında burada.. Bu 2 gün biraz yoğunluk var, yurt dışından danışmanlar burada. Biraz çalışmamız lazımmış.. Çalışma biter bitmez yazacağım. Herkese iyi bir hafta dilerim.

I am Relieved, Hem de Ne Relieved:)

Günlerin gerginliğinden sonunda kurtuldum çok şükür!! Saat sabah 09:40’da başlayan sunumum 10:05 itibariyle bitti. Yorumlar ve soru-cevaplar bölümünü de atlatıp toplantı odasından çıktığımız vakit, saatlerimiz 11:00’i gösteriyordu. Ne mi yaptım? Sizce?

Ben elimden geleni yaptım vallaha. (Zaten sunumlarım sırasında oldukça rahatımdır) Benim günlerdir süregelen genel rahatsızlığım, kesinlikle iyi hazırlanamayacağım ve vaktimi iyi kullanamayacağım endişesindendi. Neyseki herşey yolunda gitti. 12 kişilik bir dinleyici grubum vardı: Mary Jane ve Vernon dışında, Hastanelerin büyük patronu ve benim “patronum”, ayrıca 2 danışmanım.. (Preceptor diyorlar onlara) Departmanımda birlikte çalıştığım ve daha önce beraber çalışmış olduğum iş arkadaşlarım.. Her dinleyiciden bir kritik formu doldurmaları istendi. Formlarda presentasyonumun içeriğini, genel organizasyonunu ve benim sunum performansımı değerlendirebilecekleri sorular vardı. Formlardan 10 adeti bana geri döndü. Buradaki sorulardan ve yorumlardan birkaçını paylaşayım sizinle:

“Clearly described position & organization & clearly analyzed peresent role”

-Very clear, excellent!

-Good, well done!

“Clearly demonstrated current sytle, Differentiated between role & function”

-You did this very well!

-Excellent!

-Satisfactory!

“Critically analyzed own strengths & limitations”

-Excellent!

-Very well! Your action plan also will be useful:)

Veee son olarak presentasyonumun sunumunu nasıl yaptığıma ilişkin birkaç yorum:

-Outstanding presentation in English!

-Some grammer mistakes in couple of slides..

-You should be careful about using of “ah” and “you know”..

-Spoke so all could hear you, excellent!

-Used eye contact appropriately, excellent!

-She used eye contact with others, I tried many times but not with me!

…İşte böyle. Bu gece herhalde rahat uyurum! Ama fazla gevşemesem iyi olacak. Bu ay sonunda teslim etmem gereken Financial Management I konulu -zevkli olduğunu tahmin ettiğim!!!- ödevimi sona bırakmayayım.. Mesela ayın 20’si gibi bitsin ki ben bir daha bu karın ağrılarını yaşamayayım. Ayrıca şu her sıkılıp, heyecanlandığımda, ya da üzüldüğümde dudağımda çıkan uçuklardan da nefret geldi, almayayım mümkünse. (Kasım’ın başından beri bu iki etti! İyileşmeleri zaten 15 gün alıyor!!)

Yarın nispeten yoğun bir gün olacak, sanırım akşamına da Isparta-Eğirdir’e yola çıkacağım. Kardeşim nişanlanıyor ertesi gün..Hadi bakalım hayırlısı..

** Sevgili Umut Lale, desteğine teşekkür ederim:)

Endişe, Heyecan, Az Biraz Üzüntü…

Endişe var, çünkü hala Perşembe günkü sunumuma hazır değilim.! Heyecan var, çünkü dün Mary Jane kapımı açıp “Hello Sweethart” diyerek içeri giriverdi. Onu burnumun dibinde görüverince, bu işin ne kadar ciddi ve benim ne kadar hazırlıksız olduğum kafama iyice dank etti! Az biraz üzüntümün sebebi ise “aşkım”ın Pazar günü gidivermesi.! Söylediğine göre bu terk ediş beni değil, sadece işlerini halletmek üzere ülkesine dönmesi gerekliliğinden doğan bir ülke terk etmesi.! Geri geleceğine, bunu da en kısa zaman içerisinde yapacağına da söz verdi ayrıca. Vallaha ben “tutamayacağın söz verme bak, sonra bozuşmayalım” desem de, inatla söz verdi:) I’ll be come back soon dedi.. Daha ne olsun:))

Dün akşam evde yemek yapmadım, yemek de yemedim.. Bir kadeh viski koydum. Uzun zamandır -Torsten yüzünden- içemediğim sigaralarımdan bir tane yaktım.. CNBC-E’de Gilmore Girls vardı. Eğlenceli bir anne-kızın hikayesi. Kızı Yale Üniversitesi’nde okumaya hak kazanınca, bunlar da son bir anne-kız tatiline çıkıyorlar Avrupa’ya. Daha doğrusu dünkü bölüm dönüşleri üzerineydi.. Dedim ki kendi kendime, ben de turlasam şöyle 1-2 ay bir yerleri. Hiçbir şey düşünmeden, sorumluluk almadan, özgürce, sırtımda bir sırt çantasıyla… Bir de Pazar günü bir şey okudum yaklaşık 10 kg. gelen gazetelerimden birinde: Merve İldeniz’in bir demeci. Şimdi biliyorum bunu okuyunca bana “Aman Dilara sende.. Olur mu böyle şey. O para konusunda sıkıntılarını aşmış, tabi diyecek öyle” diyeceksiniz.. Ama inanın ben yapabilecek bir ışık görsem bunu, 1 dk. beklemeyeceğim…! Demiş ki Merve “Hayatta bu kadar çok ve farklı, güzel yapılacak şey varken (Dalmak, trek yapmak, bağ-bahçe ile uğraşmak, çocukla ilgilenmek, yüzmek, okumak, vs..) çalışarak niye vakit kaybedeyim ki?”

E şimdi gelde hak verme! Aman tamam kızmayın, biliyorum. Bunu söylemek kolay da hayata geçirebilmek o kadar değil. Ama belki bir gün ha? 30-35-40… Ama birgün…Belki.. Yani istersen yaparsın demişler.. Daha doğrusu Nike reklamlarında diyorlardı işte: I want Ican diye… Sanırım 2006 Resolution List’ime bunu koyacağım….

Erkenciyim 2 Sabahdır..

Ofise dün saat 06:50, bugün ise 07:50 itibariyle vardım! Nedenini, ofiste en rahat olduğum saatlerde konsantrasyonumun tavana vurması diyerek açıklayabiliriz. Ay sonu ödev gönderme sıkıntısı içine girdiğimi artık sağır sultan bile duydu. Kasım ödevimi gönderme işini biraz sarkıttım, ama gönderdim 1 günlük gecikmeyle.. Mutluyum, huzurluyum..

Ama, peki bu sabah bu kadar erken işin ne ofiste diyorsanız ona da cevabım hazır: Öğlen vakitlerinde Oryantasyon Programında sorumlu olduğum konu ile ilgili 1 saatlik bir sunumum var işe yeni başlayan personele. Aşina olduğum ve daha önce Hemşire Grubuna, tıbbi yanları ağır basarak anlatmış olduğum bu konuyu şimdi genel oryantasyon eğitimi için biraz şekillendirmem gerekiyor. E malum, birkaç gündür ödevle meşgul olunca yumurta kapı olayına girmiş bulunmaktayım:))

Hafta sonuna girerken güzel-kötü yapayım dedim:

Ödevi yollamış olmam güzel. Ama önümüzdeki hafta Perşembe günü sunum yapacak olmam ve de henüz bu sunumu tam olarak tamamlayamamış olmam kötü!

Bu aralar düzenli yemek yemem ve kendimi gayet sağlıklı hissetmem güzel. Bununla birlikte yemekten sonra mütemadiyen yediğim tatlıların dozunu kaçırarak neredeyse komaya girecek hale gelmem kötü.! (Bezen duy beni Bezen…)

Hafta sonunun gelmiş olması güzel. Ama benim muhtemelen ders çalışmaya devam ediyor olmam kötü.! Hem de havalar inanılmaz derecede iyi giderken…

Hayatımda birinin olması çok güzel. Ama o birinin gitme vaktinin yaklaşması çok kötü!

Annemin sonunda belalısı böbrek taşlarından dün itibariyle kurtulmuş olduğu haberini duymak güzel. Ama her zamanki bunu benden saklayarak “ne yapabilirdin ki evladım söyleseydim” cümlesini bilmem kaçıncı defa işitmek kötü.! Anlatamıyorum ki, artık öksürseler bunu bilmek benim için önemli… Merak ediyorum..

Dün telefon açtığımda ufaklığın bana “muck, muck benim güzel ablacım” dediğini duymak çok güzel. Ve fakat bana bunu söyleyen veleti o an itibariyle yanaklarından ısıramamak çok kötü.!

Geçen gün üniversiteden arkadaşım Ajda’yı neredeyse 1,5 yaşına girmiş Öykü’sü ile görmek güzeldi. Bu sırada kendi bebeğimin acaba ne zaman olabileceğini düşünmek ise kötü!! Bu gidişle çok zor zira:)

Hüsnü Şenlendirici’yi yarın Ankara’da ağırlamak güzel.. Amma velakin bilet bulamamak kötü:((

Ay başlarında (maaş zamanı yani) bunu Starbuck’ın mis kokulu kahveleri ile kutlamak güzel. Bunu her gün yapmak istemek ve de bunu en az senin kadar isteyen biriyle aynı ofiste çalışmak kötü!!

Ama tüm bu kötülere rağmen her sabah aydınlık bir güne, içim her gün farklı bir kıpırtı ile uyanabilmek, derin derin nefes alabilmek, sabahın o ilk kokusunu içime çekebilmek ve gün boyunca sevdiğim şeyleri yaparak sevdiğim insanlarla olabilmek, kalbimin küt küt atışını duyabilmek, yanaklarımın kızardığını hissetmek, gülümseyebilmek çok ama çok harika:)) Güzel bir hafta sonu olsun.. Güzellikleri bol olsun!