Aylık Arşiv: Şubat 2006

Hacettepe Umut Evi – Hope Lodge

Bugün önemli bir açılıştaydık; Hacettepe Umut Evi‘nin açılışında. Umut Evi için en uygun tanım, kanser hastaları ve yakınları için “evden uzakta bir ev” olur herhalde. 2003 yılında yapımı planlanan ancak büyük çaptaki inşaat masrafları nedeniyle ertelenen, 23 Mart 2005 tarihinde bu maddi zorlukları yardımlarla atlatarak (BNP Paribas Vakfı İsviçre, Uluslararası Kanser Savaş Örgütü – IUCC başta olmak üzere, Koç Vakfı, Roche Müstahzarları, Eczacıbaşı İlaç Grubu, TEB, Filiz Akın – Mavi Bilezik Kampanyasındaki desteğiyle, Hacettepe Onkoloji Enstitüsü, Türk Kanser Araştırma Vakfı, Epsilon Yayınevi ve Migros T.A.Ş) inşaatına başlanan Umut Evi, bugün, 9 Şubat 2006 tarihinden itibaren kanserli hastalara ve yakınlarına ev sahipliği yapmak için hazır durumda.

Hacettepe Umut Evi, Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi’nin yanında, Ankara’nın en eski semtlerinden biri olan Hamamönü’nde, 690 metrekarelik alan üzerine 3 katlı ve asansörlü olarak inşa edilmiş. Hasta ve yakınlarının konaklaması için 10 oda, yemek ve oturma odası, mutfağı, banyosu ve bahçesi bulunmakta. Projeye ayrılan toplam bütçe 800.000 Amerikan Doları’nın üzerinde.

* Yukarıdaki bilgiler, Hacettepe Umut Evi’nin açılışında dağıtılan broşürden alınmıştır. *

Gelelim bu konudaki benim düşüncelerime.. Türkiye’de her yıl 150.000 yeni kanser vakası görüldüğünü söylediler açılış konuşmaları sırasında. Hacettepe Hastaneleri’nde yeni tanı konulan kanserli hasta sayısı ise yıllık 4.000. Kanser hastalığı sadece tıbbi tedavi yöntemleri ve ilaçla üstesinden gelinebilecek bir hastalık değil ne yazık ki.. Bu hastalıkla mücadele eden insanların psikolojik desteğe, morale, ilgi ve sevgiye ihtiyaçları var. Ben, Onkoloji Hastanesi’ne her gidişimde asansörde ya da danışmada karşı karşıya geldiğim yüzü maskeli, saçları dökük, elinde oyuncak ayıları ile dolaşan küçücük çocuklar görüyorum. Hepsinin yanlarında anneleri, babaları, ablaları.. Ağırlıklı olarak Anadolu’dan gelen hastaların tedavi süresince burada olmaları gerekiyor. Akrabaları ya da otele verecek paraları olmayanlar için bu tedaviler işkenceye dönüşüyor. Bu sebeple Umut Evi’ni bir UMUT olarak görüyorum. En azından şimdilik Türkiye’de bir ilk bu ve 10 çocuk, ailesiyle birlikte bu evde ücretsiz kalacak ve tedavileri bizzat burada yapılacak. (Ayrıca, evin içerisinde sürekli bir hemşire bulundurulacakmış)

Dünyanın önde gelen kanser örgütü olan UICC’nin sayfasında Fransa, Tunus ve Kanada’da “Hope Lodge”lar bulunduğu, Ankara’daki Hacettepe Umut Evi’nin ise pilot bir çalışmanın ilk ürünü olduğu yazıyor. Destek vermek için Mavi Bilezik Kampanyasına katılmaya devam edebilirsiniz. Bende halen 9 adet bulunuyor. Bana mail atan ilk 9 kişiye gönderebilirim. Her baktığımda üzerindeki İYİ YAŞA! yazısı bana moral oluyor. (Bu ara morale ihtiyacım var zira: Çakışan 2 ödev teslimi, Finans karmaşası ve iş yüküm arasında sinir krizi geçirme modundayım… )

Pazar Gününün En Güzel Tarafı…

Tabi ki KAHVALTI! Çocukluğumda hatırlarım, Pazar günleri en sevimsiz gündü bizim aile için. Babam evde olurdu çünkü. Babamın evde olması demek sessiz olmamız demekti kardeşimle.. Uzun kahvaltılar yapmak demekti ailecek.. Bol ve zengin bir kahvaltı sofrası eşliğinde TRT 1’de Western filmleri kuşağı seyretmek demekti.. Ama nedendir bilinmez, her pazar mutlaka evde bir cıngar çıkardı. Genelde bize sinirlendirdi babam.. Ya da annemle atışırdı falan. Velhasıl zamanla benim çocukluğumda hiç de iyi bir gün olarak yer etmemeye başladı Pazar günleri. Kala kala seneler sonra, en sevdiğim yanı olan kahvaltılar kaldı bana yadigar. Bir de uzun uzun sürdürdüğüm gazete okuma seanslarım..

Bu pazar günü de Tolu&Selam ikilisi bizi evlerine davet etti Pazar kahvaltısı için. 3 değişik gazete, 2 değişik çeşit ekmek alındı tarafımdan.. Eve ulaştığımda Tolu’cuğum kahvaltı sofrasını hazırlamış, sucuklarla haşır neşir olmak üzereydi:) Güzel ve doyurucu bir kahvaltı yaptık.. Kaymak ve bal ikilisi bana Bolu Dağı’ndaki sabahın kör kökünde, dumanlı sisli dağ manzarası ve mis gibi yeşil hava! eşliğinde yaptığım kahvaltıları hatırlattı.. Yanına da tavşan kanı çay ile. Meyva salatası Minnesota kahvaltılarımı aklıma getirdi. Yiyecek birşey bulamayınca sabah kahvaltısı olarak, mecbur tüm meyvalarla kocaman bir kase salata yapıp yemekten verdiğim kiloları da tabi:)) Sucuk-yumurta genelde annemin sofrasının vazgeçilmezidir. Katı yumurta üzeri karabiber, kırmızı biber, kimyon ve biraz zaytinyağı ile.. Ve tabi benim kahvaltı sofralarımın vazgeçilmez başrol oyuncuları olan çeşit çeşit peynirlerle hazırlanmış, kocaman peynir tabağını da unutmayalım.. Arasında ceviz, badem ve fındık serpiştirilmiş olarak üstüne üstlük!

Uzun lafa ne gerek: Pazar günü bol çeşitli, dostlukla tatlandırılmış KAHVALTI demek!

JTB 1 YAŞINDA!

Bugün en mutllu günlerimden birisi.. Geçen yılbaşında oluşturmayı aklıma koyduğum, ancak 2 Şubat günü gerçekleştirebildiğim weblog sahibi olma isteğimin üzerinden tam 1 yıl geçti. JTB 1 yaşında:) Bu zaman zarfında benim için “günlük”ten öteye geçti burası. Özen gösterdiğim, burada tanıdığım ve tanımaktan mutluluk duyduğum insanlarla bir şeylerimi paylaşabildiğim aynam oldu adeta. Bu 1 yılda eleştirildim, gururlandım, eğlendim, güldüm, anlattım, ağladım, sızlandım, destek oldum, omuz verdim, omuz buldum, ebelendim, kutladım, kutlandım, önerdim, öneri aldım, güzel şeyler, şiirler, alıntılar paylaştım… Burayı seviyorum. Bu seneki amacım; JTB’yi farklı, daha interaktif ve daha vazgeçilmez yapabilmek. Beraberce göreceğiz bakalım neler yapabiliyoruz:))

Peki, geçtiğimiz 1 yılda neler yapmışız? Bir defa bir sürü alıntılar yapmış, şiirler ve kısa hikayeler paylaşmışım o günün anlam ve önemine dair.. (Can Dündar’dan, Pedro Salinas’dan, Nazım Hikmet’ten, Nietzsche’den…)

Bir sürü yolculuk yapmışım.. (Amasra, Safranbolu, Denizli-Pamukkale, Antalya, Akçakoca, New York, Gebze, New Jersey, Minnesota, Kaş…) Genelde yediğim-içtiğim bana kalmış, gördüklerimi paylaşmışım!

Müzik CD’leri önermiş, konser izlenimlerimi paylaşmışım.. (İlhan Erşahin, Ferhat Göçer..)

Evimde tam 4 parti vermiş, mangal başı muhabbetleri, teras kutlamalarına dahil olmuşum..

Bir çok defalar ebelenmiş (Kitap, 20 Rastgele Şey, Mutfak Maceram…), ebelemiş, yemek etkinliklerine dahil olmuşum. (Şeftali-Ye, Nar-Ye..)

“Güzel Şeyler”den bahsetmiş, güzel fotoğraflar ve webloglar paylaşmışım..

En çok Ayşegül Sultan’dan bahsetmişim.. Arkadaşların sultanından:))

Şarap üzerine yazılar yazmış, hatta bir defasında bu yüzden “tehdit edilmişim”!!! (Bu yorumu silmiştim, kusura bakmayın!)

17’den fazla doğum günü kutlaması yapmış, evlenen arkadaşlarımı kutlamışım..

Çok mutlu olmuş, çok üzülmüşüm.. Büyümüşüm, olgunlaşmışım.. Bunların hepsini bana hatırlatan, eskiden kalın kapaklı güzel defterlerde tuttuğum günlüklerimden yola çıkarak ve modern teknolojiye ayak uydurarak tam 1 sene önce ortaya çıkardığım Journey To Blue olmuş!

DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN!