Aylık Arşiv: Şubat 2006

İyiden Mükemmele..

Nam-ı diğer Good To Great‘i okuyorum bu aralar, sağır sultan bile biliyor artık… Bu ayki MHA ödevim İnsan Kaynakları üzerine olacak. Bu kitabı okuyup, kendi kurumum için Good-To Great stratejilerini kullanarak bir plan oluşturmam bekleniyor. Kitap fiilen 1,5 aydır elimin altında da, ben anca bu hafta başından beri her gece 20-25 sayfa okumaya zorlamaya başladım kendimi. Yarısına geldim, hafta sonu bitiririm diye düşünmekteyim. Kitap benim oldukça hoşuma gitti. Edinebilenler ve bu konuya ilgi duyanlar okusun derim ben. (Adil baba‘ya selam ederim, o bu aralar audio book’lara takık vaziyette. 2 günde bir kitap bitiriyor vallaha:))

Güzel bir cümle ile başlıyor kitap: “İyi, mükemmelin düşmanıdır.! ” (Good is the enemy of great.) İyiden mükemmele bir şekilde ulaşmış ve orada kalmayı başarabilmiş 11 farklı sektörden vakayı incelemişler kitapta. Yaklaşık 5 yıllık bir periyotta ve büyük bir araştırma takımı ile. Bu “iyiden mükemmele” ulaşmış kurumların karşılarına da “karşılaştırma” yapabilecekleri 11 kurum daha koymuşlar.  (Aynı endüstriden, aynı fırsatlara ve kaynaklara sahip; fakat iyiden mükemmele ulaşmayı başaramamış kurumları.) Birde Unsustained (Ben “tutunamamış” diyorum)  6 kurum daha var kitapta incelenen. Yani, mükemmelliğe ulaşmış, ama orada kalmayı başaramamış olanlar.

Kitapta iyiden mükemmele giden tüm bu kurumlarda görülen ortak özellikleri toparlamış; ayrıntıları ve diğerleri ile karşılaştırmalarını yaparak anlatmışlar. Bu kurumların 20 yıllık bir zaman dilimindeki incelemeleri içerisinde enteresan şeyler var paylaşmak istediğim:

* İyiden mükemmele taşınan kurumların 11’de 10 tanesinin CEO’su organizasyonun içinden yetişmiş, gelmiş. Kıyaslanan kurumlardaki CEO’lar ise normalden 6 kat daha fazla değişmiş 20 yıl içerisinde..

* İyiden mükemmele giden kurumlar mükemmel olmak için öncelikli olarak “ne” yapılması gerektiğine değil; “ne yapılmaması” ve gerektiğinde “nerede durulacağının bilinmesi” üzerine eşit olarak odaklanmışlar.

* İyiden mükemmele giden kurumların hamle yaptıkları noktadan mükemmele yapılanmalarına giden süreçte 3 aşama belirlenmiş: İnsanların disipline edilme süreci, fikirlerin disipline edilme süreci ve son olarak hareketin, çalışma şeklinin disipline edilmesi. (Ben ilk aşamadaki 2 önemli bölümü bitirdim şu ana kadar.)

* İlk aşamada 2 önemli kavram var: “Level 5 Leadership” (5. seviye liderlik) ve “Firts who.. Then What” (Önce kim, sonra ne?)

* İyiden mükemmele ulaşmış kurumların hepsinde rastlanan 5. seviye liderlik denen şeyin özündeki nokta; bu seviyedeki liderlerin (CEO’ların tümünün) oldukça alçakgönüllü, sakin, neredeyse çekingen veya utangaç, ama bir o kadar da irade sahibi, vizyon sahibi olmaları yatıyormuş. Bu seviyedeki liderler, kendi ünlerine ve başarılarına odaklanılmasından çok, kurumlarına ilgi çekilmesinden yanalar. “Ben” değil,  her başarıyla altından kalkılan proje ile ilgili soru sorulduğunda “biz”kullanan kişiler. Karşılaştırma yapılan kurumların CEO’larındaki ortak özellikler ise hırslı olmaları, öncelikle kendi çıkarları ve ünlerinin peşinde olmaları, dergilere-gazetelere, ya da show programlarına çıkmaktan hoşlanmalarıymış. Bunlar “biggest dog” sendromun sahip kişiler olarak adlandırlımış. Yani klübedeki diğer köpekleri, en büyük köpek kendi kaldığı sürece umursamıyorlarmış:))

Buna güzel bir örnek var kitapta: Tutunamamış kurumlardan biri olarak gösterilen Rubbermaid‘in CEO’su olan Stanley Gault ile 80’lerde yapılan bir söyleşi bulunmuş. Bu söyleşide Gault 44 defa “ben” derken, yalnızca 16 defa “biz” demiş:))

Başka bir örnek biraz buruk bir vaka: Gilette’in patronu Colmon Mockler 16 yıl mücadele etmiş piyasada rakipleri ile. Bunu ne şekilde yaptığını, Gilette’in hisselerini nerden nereye, hangi güçlüklerin üstesinden gelerek taşıdığını anlatmış Collins. 1991 yılında Forbes Magazin’de kapakta; bir dağın zirvesinde, elinde başının üzerinde tuttuğu kocaman bir jilet ile karikatirüze edilmiş. Dağın eteklerinde ise altettiği firmalar ve onların CEO’ları çizilmiş ufak olaraktan.. Bir nevi Conan şeklinde resmedilmiş Mockler. Bu dergiyi gördükten yaklaşık 15 dakika sonra odasında kalp krizi geçirip ölmüş! Tevazuya aşık bir insan için kaldırılamayacak bir durum!

* “Önce kim.. Sonra ne” kavramında ise iyiden mükemmele ulaşmış kurumların liderlerinin otobüse önce “doğru” (right) kişileri alıp, “yanlış” (wrong)  kişileri otobüsten indirdikleri ve bu doğru insanları da doğru yerlere oturttuklarını; daha sonra ise “nereye” (where) gidileceğine karar verdikleri ifade edilmiş. Eskiden beridir söylenen “İnsanlar (İnsan kaynağı ya da) en önemli varlığınızdır” (People are  your most important assest) sözünün artık değiştini ifade etmiş bu liderler. Yeni söz şu şekilde dostlar: “İnsanlar artık sizin en önemli varlığınız değil. Doğru insanlar en önemli varlığınız.” (People are not your most important asset. The right people are)

Bunun gibi bir sürü çıkarılacak ders, yaşanmış olay ve bir dolu gerçek CEO ve mükemmel organizasyon hikayeleri var kitabın içinde. İlerledikçe yine paylaşmaya çalışacağım..

Son olarak mükemmele ulaşmış, ulaşamamış ve tutunamamış kurumların listesini vererek bugünkü yazımı noktalayayım artık:

Good To Great Companies : Abbot, Circuit City, Fannie Mae, Gilette, Kimberly Clark, Kroger, Nucor, Phillip Morris, Pitney Bowes, Walgreen, Wells Fargo.

** Kitabı bugün evde bırakmıştım, o sebeple diğer kurumların adını hatırlayamadım tam olarak. Pazartesi buraya ekleyeceğim:))

Comparison Companies:Upjohn, Silo, Great Western, Warner- Lmbert, Scott Paper, A&P, Bethlehem Steel, R. J. Reynolds, Adressograph, Eckerd, Bank of America.

Unsustained Companies: Burroughs, Chrysler, Harris, Hasbro, Rubbermaid, Teledyne.

Yeter Artık Ya…!

Donuyoruz Ankara’da biz son 1 haftadır.. Patlayan su borularının sokağı buz pistine çevirmesi nedeniyle işe 1 saat gecikmeli ulaştım bugün!! Ayrıca kazak üstü palto, içine atkı, kafana şapka, eline eldiven; yok hatta yetmedi çift eldiven modundan kurtulmak istiyorum artık. Ben sıcak seviyorum dostlar 🙁

Bir sürü şey yaptım, bir sürü yeni CD aldım, güzel bir kitaptan oldukça ilginç şeyler öğreniyorum.. Ama, ama vaktim olmuyor uzun uzun yazmaya.. Bu hafta içi iş yoğundu, çok soğuktu.. Öğlen yemeklerini hep kaçırdım, ton balıklı salata ile doydum..Annemi özledim, Torsten’la bozuştum.. Rakı içtim, balık yedim.. Tamam söz, arkası yarın!

Sevgililer Günü mü?

Bu fotoğraf, geçen yıla ait. 14 Şubat 2005 tarihinde de bu fotoğrafı kullanmışım. Fotoğraftaki kule aslen Paris Eiffel Kulesi’ne benzese de Prag’da bulunan Petrin Tower. Zaten onu da Mini-Eiffel olarak adlandırıyorlar. Nedense benim aklıma AŞK dense, PARİS düşüveriyor.. O sebeple bu fotoğrafı kullanmak istedim yine..

Sevgililer Günü benim için çok da anlamlı değil son dönemde. Gençken -akıllar 1’er karış havada iken- daha cazip gelirdi herhalde, şimdilerde tüketim çılgınlığını körüklemek için yapılan şişirilmiş pazarlama tekniği gibi geliyor daha ziyade..

Diyeceğim; Her gün Sevgililer Günü gibi yaşanmalı. Tek bir gün hiç de anlamlı değil! Hediye almak, hatırlandığını hissettirmek için herhangi bir gün, “Seni Çok Seviyorum” demek içinse başka bir gün seçebilirsiniz. Bizim için başkaları tarafından kurgulanmış böyle zamanları kutlamayı da yaşamayı da sevmiyorum. Ama bir zamanlar -daha gençkene- benim için çok önemli birine armağan ettiğim çok değerli bir şarkı vardı. Bugün onu herkese armağan ediyorum. Bol bol çalınır inşallah:)) Bu sayede uzun zamandır çalınmayan, kenar köşeye sıkışmış güzel aşk şarkılarını dinliyoruz hiç olmazsa..

Hadi bakalım DJ’ler.. Çalın bir “KISS FROM A ROSE” SEAL’dan…

Bu Hafta Etkinlik Haftası..

Efendim, yukarıdaki şirin yaratığın yaklaşık 15 dk. kadar süren temizlenme seansına eşlik ettim dün sabah! Mekan: Kuğulu Park. Ama ortada kuğu olmadığından haliyle, bu şirin ördekçiklerin bir kısmı buzz tutmuş havuzun üzerinde yiyecek parçaları ararken bir kısmı da şekilde görünen sevimli şey gibi o an için lapa lapa yağmakta olan karlardan tüylerini temizlemeye çalışıyorlardı. Temizlik yaparken yakınına gelmeme ses etmedi, ben de birkaç kare fotoğrafını çektim kendisinin..

Pazar günümü hayal gücüme bırakmayı tercih etmiştim ya.. Şimdi bahsedersem “Hayal gücün anca bu kadar mı çalışabildi Dilara, ilahi!” diyebilirsiniz diye fazla detaya girmemeye karar verdim. Ama şu kadarını söyleyebilirim ki sıcacık evim ve ben birbirimizle hasret giderdik doya doya:) Arada Kral Arthur‘u seyretemeyi başardım ve beğendim; Akşam saatlerinde kanallardan birinde ilk defa yayınlanana Kurtlar İmparatorluğu‘nu seyrettim ve beğenmedim.. Hem de hiç! Ben tam bir Jean Christophe Grangé hayranıyım. İlk kitabı Kızıl Nehirler’den beri her çıkardığı kitabı ilk hafta okurum. Ama bu kitabın filmi bu kadar saçma ve komik olmamalıydı.. Çok sığ kalmış kitaba göre. Nemrut Dağı’ndaki heykellere zarar gelmesin diye, heykellerin maketlerini yapıp Kapadokya’da çekmişlerdi filmin sonunu. O heykellerin komikliğine mi, çirkinliğine mi gülsem -ya da ağlasam- veya kızın tırnağındaki bir parça kınayı 1 dakikada mikroskopta teşhis edip “Sen bir Türk’müşsün önceki hayatında” diyen biyoloğa mı aptal aptal bakakalsam (Favori dizilerim CSI’lar sayesinde bu işin 2 dk.da yapılamadığını biliyoruz herhalde artık.!)şaşırdım kaldım. Ayrıca Bozkurt’ları temsil eden kişilerin ellerinde kalaşnikoflar, başlarında poşilerle Afgan’lı mülteci modunda dolaşmasına da “Bir Allah’ın kulu yok mu şunlara Türkiye adına danışmanlık eden film hazırlanırken” diye düşünmeden edemedim..!

Neyse sinirlere hakim olalım, önümüze bakalım. (Ama ben cidden Jean Christophe Grangé’ye bir mail atacağım bu filme ilişkin, rahat edemem yoksa..) Bu hafta özel bir hafta ya.. Hani Sevgililer günü ya.. İşte o sebep Ankara’da bir sürü mekanda konser vermeye gelenler var. Kimler mi? Mesela Vega geliyor. Sonra Kargo Saklıkent’e geliyor. Ayrıca Hüsnü Şenlendirici ve Rafet El Roman‘da Sevgililer günü sebebiyle konserler verecekler yarın. Sonra sonra, bir bakalım daha kimler olacak bu hafta: 2 gösteri ile Cem Yılmaz ve Seferad. Kendi adıma Vega ve Cem Yılmaz değerlendirmeye alındı.. Bilet bulunduğu takdirde gidilecek.. Yarın için en iyi şey evde olmamak:)) Haşmet Babaoğlu’nun dediği gibi “Sevgililer gününde değişiklik yapın, kendinizle olun. Zaten her zaman sevgilinizle değil misiniz?” :)))

Vee Beklenen Gün!

Cuma:))

Dün akşam saat 20:30 civarında ofisi terk edebildim. Mesai sonrası ofiste kalmak, ders yükümün fazla olduğu dönemlerde işime geliyor aslında. Çalan telefon zili ve gürültüden uzak birkaç saat konsantre olabiliyorum. Sonunda bu ayki Finans karmaşasından kurtuluyorum. Ödevi bugün gönderiyorum. Derin bir ohh çekebilirim artık.!

Eve gidişim 21:00’i buldu. Hemen sıcak bir capuccino eşliğinde kendimi yatağıma atıverdim. Fonda çalan Nina Simone eşliğinde (yeni aldım bu CD’yi: Love Songs) elime aldığım bir kitabın içinde kayboldum.. Kitabın adı “Herkesin Bilmediği Olağanüstü Yerler” (Sevan ve Müjde Nişancıyan-Boyut Yayın Grubu) Aslen Torsten’ın kitabıydı, giderken bana bıraktı. Halen Karadeniz ve Güney Doğu Anadolu’yu görmemiş Türk Evlatlarından biri olarak bu kitaptaki bu bölgelerde değinilen yerlere hayran kaldım. Genelde Ayşegül Sultan’ın şantiye gezileri sonrası yiyip içtiklerini, gezip gördüklerini sıkça anlattığı bu bölgelere ilgim artıkça arttı sayesinde. (Alçak Kadın!) Mardin’den, Midyat’tan, Çamlıhemşin, İkizdere’den enteresan yerler var bu kitapta. Tavsiye ederim. Bir yaz bu kitap elimde kaybolabilmek umuduyla uykuya daldım dün gece..

Cuma bugün.. Harika bir gün. Ödev bitti, gönderilecek.. Ayşegül Sultan toplantıya gelecek, toplantı sonrası beraber ofisten çıkılacak.. Belki bir kadeh içmeye, ya da iki lokma birşeyler atıştırmaya gidilecek.. Yarın güzel bir kahvaltı etmek lazım.. Hafta içi her gün simit yemekten bıktım sabahları.. Sonra Dost‘a uğranacak, oradan Megavizyon’a.. Son dönemlerde Megavizyon’da bıraktığım YTL’nin haddi hesabı yok! (DVD’ler, CD’ler derken…) Mutfak alış-verişi yapılacak. (EvCini’nin bugünkü tarifi‘ni yapmak için.) Sonra Patient Safety-Hasta Güvenliği konusunda yeni çıkan ve basılarak eve götürülmüş okunmayı bekleyen makaleler okunacak.. Bol bol -yeni keşfedilen ve bayılınan- Lipton’un Limonlu Zencefilli çayı tüketilecek.. Seyredilmeyi beklenen 2 film seyredilecek. (Kral Arthur ve The Cooler)

…..

Pazar’ı hayal gücüme bırakmayı tercih ediyorum:) İyi hafta sonları dostlar!