Aylık Arşiv: Şubat 2006

Yine EBELENDİM!

Zeynep ebelemiş beni.. Cevaplarım aşağıdadır efendim:))

* YAPTIĞIM 4 İŞ:

* Hazırlık sonrası 3 ay boyunca Antalya LEVIS Mağazasında tezgahtar olarak çalıştım.. Aynı dönem akşamları bir arkadaşımın barında barmaidlik yaptım..

* Üniversitede son yıl çok tatlı ama hiperaktif, ilkokul birinci sınıftaki bir çocuğa haftada 2 gün yarım gün baktım. (Annesi Perşembe-Cuma akşam saatlerine kadar özel ders alıyordu bir üniversitede..)

* 1 sene boyunca sağlık sektörüne ilişkin eğitim ve seminer raporlarının Türkçe-İngilizce çevirisini yaptım.

* Gilan Mücevher‘de hem satıcı hem de Müşteri İlişkileri Sorumlusu olarak 23 ay çalıştım.

DEFALARCA İZLEYEBİLECEĞİM 4 FİLM:

* Amelie, Life is Beatiful, Mar Adentro, Nothing Hill (Aklıma ilk gelenler.. Bu sayıdan fazladır kesin.)

YAŞADIĞIM 4 YER:

* Fiili olarak 11 yıl İstanbul,  1 yıl Antalya, son 13 yıldır Ankara ve üniversite sonrası 3,5 ay Brüksel. (Dil öğrenmeye gitmiştim)

İZLEDİĞİM 4 TV PROGRAMI:

* CNBC-E’de olmak koşulu ile dizi takip ederim. Öyle sürekli seyrettiğim başka program yok. (Eğlence, haber, vs.. gibi..) TRT-1’de CSI Las Vegas ve Ters Köşe, Seinfeild, Sex&City.

TATİL İÇİN GİTTİĞİM 4 YER:

* Üniversite hayatım boyunca Bodrum.

* Son 4 yıldır her yaz Kaş.

* Prag

* Paris

EN SEVDİĞİM 4 YİYECEK:

* Her zaman ızgara balık

* Yeşil salata (Kendi yaptıklarım tercih edilir.)

* Dondurma

* Peynir.. Her çeşidi ile her daim!

HER GÜN ZİYARET ETTİĞİM 4 BLOG:

* Yan taraftaki tüm blogları ziyaret etmeye çalışıyorum. Ama iki elim kanda da olsa mutlaka Jen Gray’i, Hindistan Cevizlerini, Zeynep’i ve Portakal Ağacını tıklıyorum:))

HEMEN ŞİMDİ OLMAK İSTEDİĞİM 4 YER:

* Annemin kucağı.

* Okyanusta herhangi bir noktada bir teknede.

* Heidi misali Alp Dağların’da samanlardan yapılmış bir yatakta.

* Picasso Sergisi’nde.

EBELEDİĞİM 4 BLOGGER:

* Kaldı mı ki?? Peki bir bakalım… Hindistan Cevizleri (Hem Bezen, hem Adil:)), Meral, Simi ve Huysuz ve Tatlı

Oh be.. 15 dakikada bitirdim..!

** Fotoğraf, evimdeki tablodur. Üzerindeki post-it 2 yıldır düşmeden durmayı başarıyor tepesi fotoğraf makinama sığdırılamadığı için eksik kalmış Eiffel Kulesi’nin yanıbaşında:))**

Güzel Şeyler..

* En güzel şey havaların tekrar ısınmaya başlaması, baharın “geliyorum, savulun” sinyallerini vermesi..

* Güzel başlanmış, spor yapılarak devam edilmiş, taze sıkılmış meyva suları ile desteklenmiş ve dostlarla geçirilmiş bir hafta sonu.

*Tarafımdan yeniden erken kalkmaya başlanması.

* İyi ve güzel olan herşeye inancımın katlanarak artmaya başlaması.

* Çikolata yapım kursundan başarıyla sertifika sahibi olmuş bir arkadaşa sahip olunması..

* Minnesota’dan gelen, en son 9 yıl önce aldığım, yarı yıl karnem:))

* Good-To-Great kitabının -nihayet- sonunun gelmesi.

* Kavuşulan bilgisayara yeniden program ve MP3 yüklemelerinin başarı ile tamamlanması. (2 kutu boş CD alınarak bilgisayarın hemen altındaki dolaba yerleştirilmesi)

* Havaların tekrar ısınmaya başlaması, baharın “geliyorum, savulun” sinyallerini vermesi..

* Sigarayı bırakmanın kaçınılmazlığının hafta sonu koşularımda iyice belirginleşmesi üzerine alınan nikotin bantlarının 1 Mart itibariyle kola takılacak olması..

* Severek çalıştığım şimdiki iş yerimde tam 4 senemi dolu dolu doldurmuş olmam..

* Hemen ertesi günü alınan çok güzel bir iş teklifi.. (Ama burada yapılacakların henüz tamamlanmamaış olması üzerine şu an için reddedilmesi..!!)

* Ivy League (Sarmaşık Ligi’ndeki) de bulunan bir üniversiteye gitme çabalarımla ilgili ilk adımların atılması ve karşı taraftan -maddi destek dışında!- olumlu yanıt alınması..

* Havaların tekrar ısınmaya başlaması, baharın “geliyorum, savulun” sinyallerini vermesi..

* Dün otobüste yaklaşık 10 defa ard arda dinlenen  Simply Red albümünün bende ve ruhumda bıraktığı muhteşem etki..

* Otobüste gidiş yolunda tekrar seyredilen “Mar Adentro” filmi..

* Otobüste dönüş yolunda seyredilen “Shall We Dance” filmi sonrası yazılacak bir dans kursu aranmaya başlanması..

* Annemin mutlu ve şen kahkahalar atan o güzel sesini hemen hemen her gün duymaya başlamam..

* Anneyle gidilecek tatil için planlar yapmaya başlanması ve bundan duyulan, kalbi yerinden oynatacak heyecan çırpıntıları..

* Bir tanecik hamarat annemin bana ördüğü ve hafta sonu elime ulaşan yeni bir şirin şapka ve hayatımda ilk defa giyeceğim bir bolero..

* Havaların tekrar ısınmaya başlaması, baharın “geliyorum, savulun” sinyallerini vermesi..

:)))))

Buluşsak Mı Acaba?

Dedik geçen gün Zeynep‘le beraber.. Ankara’daki blog yazarları bir araya gelsek, şöyle bir mükellef ve keyifli kahvaltı sofrasında yüz yüze tanışsak.. Nasıl olurdu acaba?? Benim bildiğim ve takip ettiğim EvCini ve Pino var Zeynep dışında.. Ne dersiniz Ankara’daki dostlar ? -ya da Zeynep’in de dediği gibi- haftaya Ankara’ya yolu düşecek olanlar.. Hadi ama.. Güzel olur ben eminim:))

Bu arada bir ufak not: Sol tarafa “Blue” Notlar köşesi yaptım..

Çöken PC’den kurtarılanlar..

Ne yazık ki hiçbir şey!!! Evdeki PC’imde bulunan hard disk terk-i diyar eylerken, benim bir dolu fotomu, yazılarımı, eğitim notlarımı, son 5 yıllık hayatımı da götürdü güzelce.. Neymişl? Back -up yapmak için alınan CD Yazıcı aletini kullanman gerekiyormuş!

Neyse allahtan hikayelerimden bir kısmını iş yerindeki bilgisayarıma aktarmışım.. Onlara bakarken, aralarından buldum HAMAKÜSTÜ’nü..Benim en sevdiklerimden biriydi. Şu an olmak istediğim yer tanımlamasına cuk diye oturunca, dedim ki paylaşıvereyim dostlarla Cuma Cuma..

Evet.. 3 Mart 2004 tarihli HAMAKÜSTÜ aşağıda beğeninize sunulmuştur efendim.. İyi okumalar..

HAMAKüstü

Mis gibi, tertemiz bir sabah..Bahçemdeki hamakta yatıyorum. Bahçem, güneybatı sahillerinden birindeki ufak bir kıyı üzerinde bulunan küçük bir kasabanın içinde..Üzerimde beyaz şilebezinden bir elbise, tiril tiril..Bir bacağımı hafifçe hamaktan aşağıya sarkıtmışım. Bir elimin parmak uçları ile hafif nemli çimenlere değiyorum. Gözlerim kapalı. Neyi dinliyorum? Dalgaları..Dalgaların sesi, sabah uçuşlarına çıkmış bir iki minik martının nefesi ve Aznavur’un “Hier Encoré” şarkısının melodisi bana eşlik ediyor hamak keyfimde..

……….

Yıllardır hayalini kurduğum manzara işte bu! Çok yaşlanmadan, çoluk çocuğa karışmadan, işe geç kalma telaşesi, işi bitiremedim endişesi olmadan, “alış-verişe çıkmam gerek” ya da “ocaktaki yemeğin altını kapattım mı ki” diye düşünmeden serbestçe, dingin bir iç huzur eşliğinde, zihnim tamamen boş yatmak istiyorum o hamakta. Çevremde sadece yeşil, yemyeşil ağaçlar, önümde engin, lacivert bir deniz, altımda ıslak çimenler, üzerimde mavi gökyüzü ve arada göz kırpan bir güneş…Belki Aznavur yerine, Dassin’de olabilir..Belki de Macias…Ama mutlaka Fransızca bir müzik.. Romantik, cezbeden, akordionların eşlik ettiği, güzelim Eiffel’i ve arnavut kaldırımlarını hatırlatan, Seiné nehri üzerindeki gezinti teknelerinde dinlediğim…

Aslında yirmili yaşımı geçeli çok olmamış olsun mesela..(Her ne kadar Hier Encore dinlesem de..) Mesela hala saçlarım uzun olmuş olsun, hala açık kumral..Bir de hala incecik olmuş olayım mesela..İnce bedenin hamakta bu kadar serbestçe yatması, uzun açık kumral saçların hafif bir rüzgarda uçuşarak, güneş altında ışıl ışıl parlaması dahabir mümkün olsun! Hala karar veremedim; belki buzz gibi soğuk bir bira olur yanımda, belki de sadece zencefilli gazoz. Ne düşüneceğim peki? Dingin, temiz bir zihin, telaşesiz, sakin bir hayat süren biri sabahın o saatinde, öyle bir ortamda ne düşünür acaba? Eğer yanıbaşımda buzz gibi bir bira varsa, işte o an sabahın en erken saatinde içtiğim ilk soğuk biramı düşünebilirim belki. İlk soğuk biramı, ilk defa normal içilesi bir zamandan önce biramı içtiğim o yeri.. İlk soğuk biramı, sabahın erken saatinde o güzel ve kuş cıvıltıları ile dolu olan ormanda kurduğumuz çadırın içini mesela..İlk sevgilimi…

Eğer zencefilli gazozum varsa mesela, daha gerilere gitmeden, Paris’teki o hepsi hemen hemen birbirine eş sokak cafélerinden birini düşünebilirim…Buzz gibi zencefilli gazoz, cafédeki bakıştığım hoş adam…Elindeki fransız gazetesindeki o meşhum haber..Herkesler kahve içerken, benim küçük masanın ortasında tüm heybeti ile duran soğuk zencefilli gazozumu düşünebilirm. Üzerimdeki elbisemi, hoş adamın gözlerinin rengini ve de haberde adı geçen “Alain” adlı adamın şimdi ne yapmakta olduğunu mesela..

Belki de zamanında hem en iyişekilde hem de en yoğun yaptığım, ama beni zamanla yoran ve yoran “düşünme” eyleminden uzak bir hamak sefası yapmalıyım: Biranın, buzz gibi zencefilli gazozun, ilk sevgilimin ve çadır tatilimin olmadığı, Paris cafélerinden, o güzel gözlü adam ve çiçekli mavi elbisemden uzak. Daha çok derinliğe, sonsuzluğa yakın, daha yeşil ve daha mavi, daha sıcak ve daha beyaz bir şeyler düşünmeliyim belki. Kendimi dinlemeliyim belki de..İç sesimin sesini açmalıyım biraz, kanal ayarını da iyi yapmalıyım ki araya parazitler girmesin; eski sevgililer, arkadaşlar, sıkıcı iş sohbetleri, annemin sorunları, kardeşimin gencecik yaşına rağmen yaptığı evlilik planları, parasal sıkıntılar, borçlar, korna seslerinin her daim eşlik ettiği yoğun trafik, hala alamadığım arabanın o hatırladıkça içimi burkan hayali, ya da evimin bitmeyeceğinden kesinlikle emin olduğumiçinin, eşyaların, ufak tefek cicibicilerin borcu..

Yetişmek için hep biryerlere koşarken, ya da tamamlamak için çabalarken hep eksik birşeyleri, sevgililerimle paylaşamadığım bin türlü hikayem, bin türlü sorunum varken, “hava soğudu yine gelemedi şu yaz bir türlü” diye yakınır, bir yandan da “C’est la vié” (İşte hayat) derken, herkeslere hep kızıp, herkesleri hep severken, hep yakın olsun istediklerimin hep uzaklarımda olduğunu, uzaklarda olmasını istediğim hiç kimselerin ise aslında olmadığını şaşkınlıkla farkederek yaşamaya çalışırken…

İşte olmak istediğim tek yer: bir HAMAK üstü..

Bu Haftanın Tek Yazısı Bugünkü Olabilir!

Çünkü bu hafta karışığım bir miktar!!

Selam dostlar. Umuyorum ki ısınan havanın da etkisiyle keyifli ve sevdiklerinizle beraber, belki de maceralı bir hafta sonu geçirmişsinizdir. Bende macera kısmı  -çok sevmeme rağmen- minimumda kaldı yine.! En az 2 film seyretmeliyim hedefimi (+1) filmle geçmiş durumdayım. (Bkz: Son Seyrettiğim DVD’ler köşem) 2 film çerezlikti resmen, ama sonuncu enteresandı bayağı: Bu yılki Oscar Ödülleri’ne de -yanılmıyorsam 8 dalda- aday olan, Emmy Ödül Töreni sırasında  yönetmeni -eşcinsel- Ang Lee’ye “En İyi Yönetmen” ödülünü kazandıran, 1960’lı yıllarda başlayan hikayesiyle 2 kovboy’un yasak ilişkisini anlatarak oldukça ses getiren Brokeback Mountain filmi! Film henüz sinemalarımıza teşrif etmedi sanıyorum. Ben ve arkadaşlarım TR’de filmin oynatılabileceğinden, hem de bu hükümet varken, biraz şüphe duyduk; amma yine de belli olmaz. Cinsel içerikli – o da çok abartı olmayan- 3-4 sahnesinin dışında, tüm hikaye duygusal yoğunluk ve romantizm, kıskançlık ve özlem, sahip olma arzusu ve olamama karmaşası içinde gidip geliyor. İlginçlik bunu 2 erkeğin yaşaması!! Ben, seyredin derim. Özellikle oyuncularını kutlamak gerek, zira cesaret gerektiren bir rol oynadıkları. Ayrıca muhteşem Brokeback Dağı ve yanıbaşındaki nehrin şiirsel görüntüleri filmin Görüntü Yönetmenine de haklı bir tebrik göndermeme neden oldu! Film seansımızın bir kısmına eşlik eden Sıcak Şarabımız (Sevilen marka) ve Kuş Gribini hiçe sayarak afiyetle yediğim Schinitzellerimizden sonra Cumartesi akşamını sıcacık eve kendimi atarak gece yarısı sularında sonlandırdım.

Pazar sabahımız kahvaltı ateşiyle yanan 5 hatunun, yukarıdaki fotoğrafta bir kısmı seçilebilen Kale’deki And Cafe’de biraraya gelmesi, muhteşem Ankara manzarasına doyum, omletler ve kahvaltı tabakları ile başladı. Sonrasında Sevgili Duygu’cum hepimize kahve falı bakıverdi. (Ben, pek bir düşkünüm bu kahve fallarına sormayın dostlar..) Bana iş ve okula ilişkin güzel şeyler söyledi, her zamanki gibi.. Ama yine her zamanki gibi falımda ne AŞK gördü, ne de SEVGİLİ.! Ben kızmaya başlıyorum artık ama ufaktan…

Pazarın kalanını evimde gazetelerim, Good To Great kitabım ve yeni CD’lerim ile tamamladım. Bu CD’ler var ya bu CD’ler.. (Bkz: Aşağıdalar) Bir harika dostlar, bir harika…

** Son dönem en favori hatunlarımdan biri olan Joss Stone’un ilk albümü. (İkincisini önce almıştım.) ** Buena Vista Social Club’ın Omara Portuondo’sundan Flor De Amor. (Zeynep‘cim, sen seversin diye düşünüyorum) ** Yeni takıntım James Blunt’dan Back To Bedlam. ** Hep takıntım Simply Red’den Simplified. (Eski hitlerinin muazzam yeni yorumları..) ** Ferzan Özpetek’in ilk seyrettiğim filmi Cahil Periler’in Soundtrack albümü Le Fate Ignoranti (Karşı Pencere ve Kutsal Yürek filmlerinin müzik CD’lerini de halen arattırıyorum Megavizyon’a.!)

Evett. Düşürdüğüm çenemi toplayarak artık huzurlardan ayrılayım ben. Bu hafta 2 gün full-time yabancı konuklarla ilgilenmemiz gerekecek. 2 gün de özel bir çalışma yürüteceğiz. Kalan günüm de süpriz birşey çıkmaz ise buralarda olurum yine. Sevgiler efendim, mutlu ve verimli bir hafta herkese…