Aylık Arşiv: Nisan 2006

Aman da Aman.. Kimler Geliyormuş Yine?

Bu adama bayılıyorum ben. Yıllar önce başlayan Fransızca hastalığıma istinaden bulup çıkarttığım ve o gün bugün CD’lerini gururla toplamış biriyim. Sonuncusu Nouveau Jour mesela. Eski Aznavour bestesi Hier Enchoré’u nasılda güzel söylemiştir burada.. Geçen yıl da gelmişti.. Gidememiştim.. Şimdi mi? Yok, artık kaçmaz. Tarih ve yer pek müsait. Gönüller desen müsait ötesi..

 

MSG:Hey Gidi Hey!!

MSG ne mi ola? Bir müzik grubunun adı. Sayılı gitar virtüözlerinden kabul edilen Michael Schenker’in Grubu’nun adı. Bu grupla ilk tanışmam 1994 yılı sonbahar aylarından Kasım’a denk gelir. ODTÜ 1. sınıf öğrencisiyim. O zamanlar “BEST” vardı, şimdilerde rahmetli oldu. Fen-Edebiyat-Mimarlık ve İdari Bilimler Fakülteleri ile Hazırlık Okulu’nun ortasında şirin, pek canlı, pek heyecanlı bir cafe Best. Hazırlık döneminde sabah bir giriyoruz kağıt oynamaya, akşam 17:40 servislerine ucu ucuna yetişiyoruz. Ben ODTÜ’ye girdiğim dönem ayıptır söylemesi “pişti” oynamayı bile bilmiyordum. Bana “Bu okuldan mezun etmezler kağıt bilmeyen adamı” dediler bir gün, eh o halde öğrenelim dedik. ODTÜ’ye girmişiz, geri mi kalacağız bu tarz afilli sosyal aktivitelerden:) Bu sayede hayatımın en keyifli, en geyik, en olmaz 1 yılını-Hazırlık dönemini geçirdim okulda. Bir sürü aktivite arkadaşım oldu. Piştinin yanı sıra, King, 3-5-8, Poker gibi bir sürü faydalı “Hayat Okulu” derslerinden sınav oldum. Geçtim, kaldım. Bol bol “Kek Kola”sı içti dostlar benden eşli pişti partileri sonrasında..

1. sınıfa geçince bu Lale Devri’de son buldu haliyle. Kağıt oynama işini Best Cafe’de ve hayli geride  bırakıp Introduction derslerine attık kendimizi. İşte o dönemlerde arayışlar başladı. Ne arayışı mı bu?  Yeni takılınacak bir mekan. Fazla araştırmaya çok gerek kalmadan kampüsün diğer tarafında, mühendislik fakültelerinin ortasında, güzide “WIMPY” keşfedildi. Başladık oraya takılmaya. Ders çıkışları soluğu Wimpy’de alıyoruz, hem yemek yiyoruz, hem de saatler süren pineklemelere eşlik eden onlarca yeni arkadaşımızla huşu içerisinde sohbetler ediyoruz. İşte bir gün masalardan birinde otururken yine, hoş bir adam oturuverdi yanımıza. Karşımdaki arkadaşımın arkadaşı olan bu adamın ilk gözlerine takıldım: MAVİ. Sonra dudakları: DOLGUN :)) Ve elinde evirip çevirdiği kağıtlara gözüm takıldı, ellerini, ince uzun parmaklarını gördüm. Boyu da boyuma uygun:)) İlk öyle, orada karşılaştık kendisiyle. Sonra birçok defalar bir araya geldik ve bir gün bakmışız beraberiz. Bir gün bana elinde bir A4 ile çıkageldi: “Bu, sana sevgilim” dedi. Açtım okudum. Hayatımda aldığım ilk AŞK MEKTUBU’dur:)) Mektup, aslen bir şarkının sözlerinden oluşmakta. Mektubun başlığı: “What Hapens To Me”. Mektubun asıl yazarı: Michael Schenker. Nam-ı diğer MSG tarafından da hoş bir musiki eşliğinde dile getirilmekte.!

İşte bu grupla tanışmam böyle oldu. Bu şarkının ilk sözlerini okudum. Sonra sevgilim şarkıyı bana dinletti arabasında. Hatta eve yaklaşmıştıkta, bitirelim diye şarkıyı bir tur daha atmıştık evin çevresinde:)

İşte bu grup, benim için anlamlı. İşte bu grup 3 Mayıs 2006 Çarşamba günü Ankara’da Saklıkent‘te olacak.. 4 Mayıs 2006 Perşembe İstanbul Yeni Melek Gösteri Merkezi‘nde. 3 Mayıs’a ajandamın akşam aktivitesi kısmını kapatmış bulunuyor, sizleri hayatımı değiştiren şarkının sözleri ile baş başa bırakıyorum. Sözleri ezberimden. Sürç-i lisan edersem affola.

WHAT HAPPENS TO ME!

Everyday I think About You/All The Time Crazy For You/Tell My Self Again And Again/I’ll Be Patient But Then

I Feel You Deep In My Heart/Sell My Soul For Just One Part/Could It Be Ohh That Easy/After All You’ve Said To Me

You Broke My Confidence/Took It All/Why Can’t You See/It Makes No Difference/To You It Seems/What Happens To Me

Everyday I wake Without You/One More Way To Face What Is True/Life Goes On What Else Can Do/You’re Not Here Cause You Don’t Need Me

Everyday When I Think About You/Like A Prayer To Child Is New/In My Thoughts You’ll Always Be/The Only One Who Could Make Me Happy

Never Had To Worry/Didn’t Need To Care/Said You Really Loved Me/But You’re Not There

Evdeki Hesap…

Çarşıya Uymadı dostlar. Hafta sonu tüm yeni blog dostlarımı ayağa kaldırmıştım ben geliyorum İstanbul’a diye.. Perşembe gecesi rahatsızlandım: Önce “Yediğim balıktan zehirlendim” oldum.. Sonra da “Yok ya, balık olamaz, orası hep gittiğimiz temiz bir mekan. Kesin şu yeni başladığım ilaçlardan olmuştur” dedim.. Hastanede çalışıyoruz ya, kalktık gittik bilir kişilere danıştık. Zaten yaklaşık bir 10 gündür şiddetli başağrılarım vardı. Birkaç defa da tansiyon problemi yaşadım. En son tuz biber ekeni de Perşembe gecesi kusarak içimdekileri dışıma çıkarmak oldu.. Beni bilenler şaşırabilir, zira benim bu yaşıma kadar -Allah’a çok şükür- bir sağlık problemim olmamıştır. Başım, karnım ağrımaz öyle aklına estikçe. Bazen ciddi eklem ağrıları yaşarım, e o da normal. (Spor yapıyoruz, uzunca bir hatunuz fazla ayakta durduğumuz zaman belimize şiddetli baskı hissediyoruz falan..) Danışılan bilir kişiler problemimin Migren denen illet olabileceğini söylediler. (Gözlere baskı yapan şiddetli baş ağrısı, görmede bulanıklık, istifra etme, vs..) Tansiyon 9/6 çıktı. Bugün birkaç tetkik daha yaptıracağım. Bakalım asıl sorun ne ola? Bu sebeple hafta sonu İstanbul’umu erteledim; ama umuyorum ki haftaya beni kimse tutamayacak:)

E bu hafta sonu da Ankara’da kalınca rutinlere döndük yine: Cumartesi-Pazar çok yorulmadan sabah sporu. Ardından İncek’in yeni yapılan yollarında kahvaltı edecek yer ararken bulunan ÇARDAK-Cennet Bahçesi adlı mekan.. Ballı-kaymaklı-cevizli-bol peynirli güzel kahvaltılar. Eski dost, Moldovya fatihi Tunç ile hasret giderme, bol kahkaha.. Eve gelip duş almaca, gazete okumaca, ardından ders çalışmaca.. Pazar akşamüstü de klasik ABK Basketbol Klubü ile Marmaris Belediye Spor arasında geçen maçı izlemece ve yenilgi üzerine hüsrana uğramaca. Ardından stres atmak için kendini Konyalı Pide’ye atmaca..

Hava bu hafta sonu Ankara’da oldukça güzeldi, yalnız dün öğlen saatlerinde bir bulut kümesi kapladı ki ufku, onu da arabada anca bu kadar görüntüleyebildim. Sağ alt köşedeki ağaç dallarını kaldırmadım:)) Komik duruyor biliyorum:))

Bu arada dün gazete haberlerine göz atarken “Depresyon Modasında Son Trend” adlı bir yazı ilgimi çekti.. Artık depresyon hastalarının avuç avuç içtiği anti-depresanlara elveda zamanı yaklaşmaktaymış.. Yeni trende göre artık “Depresyon bandı” diye tanıtılan “Emsam” isimli ilaç onaylanmış ve kullanıma sunulmuş. Kanser hastalarının kullandığı ağrı bantları, sigara bırakmak için kullanılan nikotin bantları derken şimdi de depresyon bantları. Patlama yapar diye düşünmekteyim Türkiye’de. Hele de Türkiye’nin starları (!) çıkıp TV’ye “Ben depresyona girdim falanca kişi ya da haber yüzünden” demekteyken:)

Güzel bir hafta diliyorum. Cıvıl cıvıl, SAĞLIKLI, verimli ve dostlarla beraber.. Güzel müzikler dinleyin, keşfedin.. Yeni kitaplara göz atın.. İstanbul’lular.. Bu yıl 25.si düzenlenen İstanbul Film Festivali‘ni sakın ha kaçırmayın..

*Kendime Not I: Yeni başladığım kitap Torsten’ın bana bıraktığı ve “Çok iyi bir kitap” dediği, Amerikan’ın en iyi yazarlarından sayılan William Faulkner’ın bir kitabı.. Ama dili çok ağır geldi, okumak için zorla, ama baktın sıkıldın diğer kitaba geç, hiç kendini üzme!

*Kendime Not II: Uzun zamandır sinemaya gitmiyorsun. Şu V for Vendetta ilginç geldi. Ona bu hafta gidile! Evdeki Geyşa da senden ilgi bekler, araya sıkıştır!