Aylık Arşiv: Temmuz 2007

Benim Cennetim!

Dilara

Bir arkadasim demis ki “Senin artik gulen fotograflarini goremiyoruz blogda”.. Cennetime gittigimden beridir yukaridaki moddayim, dedim ki paylasayim: Iyiyim, cok keyifli bir 3 gun gecirdim Kas’ta.. Ileride hayatimi devam ettirmek istedigim  yerde.. Begonvil cennetinde.. Mavi, engin ve derin lacivert cennetimde..

Son 5 yildir sikilmadan ayni yere gidiyorum ve bir tek gun bile”Off” demedim henuz. O kadar guzel paylasimlarim, o kadar guzel dakikalarim oluyor ki Kas’ta.. Gordugum, tanidigim herkeslere tavsiye ediyorum MAVI Bar’ini, RED POINT’i.. Iskele ile Kas’in ana caddesini birbirinden ayiran DUVAR’n uzerindeki hos muhabbetleri.. SENGUL Ablam’in gece 03:00’dan sonra DUVAR’in onune gelip kurdugu gozleme tezgahini.. KUCUK CAKIL’in muhtesem ve buzz gibi denizini.. Kocaman KALAMAR’larini.. TEKNE GEZILERI’ni.. Kanolarla yapilan macera dolu SEA KAYAGI’ni.. DALMAK icin sizi bekleyen birbirinden guzel KOYLARI’ni, sirf bunun icin orada bulunan BATIGI’ni.. Her seferinde ugradigimda kendimi kaybettigim, Kas Hatirasi niyetine aldigim birbirinden guzel tasarimlara sahip LAL GUMUSCUSU’nu.. CUKURBAG YARIMADASI’nda bulunan LUTFIYE TEYZE’nin evinde acip, bahcesinde misafirlerine sundugu lezzetli yemeklerini.. KURUNUN YERI’nde yenilebilecek cig borek ve hosmerim tatlisini.. Goruntusune, denizinin rengine hayran kaldigim KAPUTAS Plaji’ni.. Unutmuşum!!! Bir de BUZLU BADEM’i var:)) Ve de ve de MİDYE DOLMASI…

From-Kas

Insan kendini iyi hissettigi yerde, kendini iyi hissettiren insanlarla olmali.. Benim kacislarim hep bu yuzden; nefes alabilmek, hayatin ne kadar guzel oldugunu kendime hatirlatabilmek icin. Her ne kadar self-motivated bir insan olsam da bazen bu uyaricilara ihtiyac olabiliyor:) Evrenin sansli kuluyum ki-hep sukrederim- kacmak istedigimde hep gidecek bir yerim, gidebilecek gucum ve bana eslik edebilen guzel insanlar bulabiliyor, taniyabiliyorum.. Bu defa da harika bir adam ve esi ile tanisma serefine nail oldum: Sevgili Mustafa bey ve esi Christina:)

From-Kas-Cukurbag

Ayak bilegimde suslu kinam, zihnimde temiz tertemiz guzel yeni dusunceler ve heyecanlarla, dinlenmis, bol bol yuzmus, dalmis, pek mutlu olmus bir sekilde evime dondum.

Pazar gunu SKY TURK’te yayinlanan CAFE NET Programinda kendimi seyrettim:) Cok komik ve sevimli buldum. JTB’yi, neden ve nasil burada olmaya karar verdigimi, gelecekteki planlarimi paylastim. Bana bu firsati verdigi icin Sn. Ayse YAZICIOGLU’na tekrar tesekkur ederim.

Bir tesekkur de sevgili Mucella TOKATLIOGLU’na. Aysegulumun Sultanimin seker, dinamik, guzeller guzeli patronuna:))  Iyi ki vardiniz, Iyiki VARSINIZ:))

Superr bir hafta diliyorum..

 

 

Ka-Çı-Yo-RuM.. Ben, Bizzat, Kendim:)

  ** İlüstrasyon Pino’cum tarafından JTB için ilk tasarlanan bannerımızdır:))**

Düşünün bir:

~ Likya’nın en güzel ve önemli kentlerinden biri. Meis adasına komşu, yaklaşık 70 km.lik sahil şeridine sahip, nem oranı bu mevsimde 55% seviyelerinde dolaşır, sizi boğmaz bunaltmaz..

~ Nehirlerinden macera dolu “kano turları”na katılabilirsiniz..

~ Lacivert-mavi derinlerinde, heyecanınızı doruklara çıkaran “sualtı dalışları” gerçekleştirebilir, balık sürülerinin arasında kaybolabilirsiniz..

~ Dalgalı ya da sakin mavide özgürce, rüzgara karşı süzülmenize olanak sağlayan ızgara balıklı, alkollü, keyifli, yelkenli “tekne turları” yapabilirsiniz..

~ Taze balıkları ve dağlarda yetişen kokulu otlarıyla tatlandırılmış enfes yemekleri tadabilir; ya da en basitinden gözleme, çiğ börek ve hoşmerim takılabiliriniz asma yaprakları ve salkımlar altında..

Ne dersiniz? Böyle bir yere gitmek için daha fazla beklememeliyim değil mi? Hem tam da acil ihtiyaç varken “kaçağı” oynamaya.. Tam da ihtiyaç varken “Journey to Blue”ya:))

Müziğim, siyah bikinim, mavi plaj havlum ve terliklerim, 2 şort, 3-4 t-shirt ile bitmeye az kalmış “İstanbullular” romanımla bendeniz kendimi kısa bir tatile götürüyorum dostlarım.. Bana benden başka hayrı olan kim kaldık ki şunun şurasında:)

I’ll be back:)

Bir Kabus Ne Zaman Sona Erer Tam Olarak?

From-Praha

“Uyanabildiğinizde” diyebilseydim keşke!

“Gözlerinizi hızlı hızlı açıp kapattığınızda” ya da.. Ya da “Derin ve büyük bir nefes alıp verdiğinizde”..

Benim kabusum bunların hepsini de yapmama rağmen sona erebilmek için bir süre benim yakınlarımda dolaştı.. Uyandım, gözlerimi kırpıştırdım ve derin nefesler aldım. Gider gibi yapıyordu her seferinde, ama sonra büyük ve çok şiddetli vuruşlarla kafamın içinde, damarlarımda akan kanda ve bana ait olan her şeyde ve her yerde ortaya çıkıyordu tekrar tekrar.

Bu hayatın bana -her zaman yaptığı üzere- acı ve tecrübe ile öğrettiği, ve son dönemde tüm dostlarımla içki masalarında üzerine en çok konuştuğum 3 kelime “Asla, Asla Demeyin!” oldu! Dilara’dan tüm tanıdık tanımadık, genç-yaşlı, tecrübeli-tecrübesiz, erkek-kadın, açık-kapalı herkese; ama herkese verebileceği tek öğüdü de bu olacaktır sanırım: ASLA, ASLA DEMEYİN! Evren ya da Tanrı, ne yazık ki bunun olabileceğini gösterebilmek için size zorlu ve dikenli, battıkça içinizde izi üzerinizde yarası kalacak şekilde tecrübe ettiriyor bunu.

Kaldı ki ben ONE LIFE LIVE IT diyen, hayatıma sıkıca bağlı, motivasyon derecesi son derece yüksek biri iken beni bile sendeletmeyi başarabildi bu ASLA’larla başlayan 3 kelime! Kendime son derece güvenmeme, insanlara hep ve daima dürüst olmama rağmen onlardan da tek beklediğim bu dürüstlük ve inançtı! Ayna olmak istedim, ama başaramadım. Birilerinin hayatındaki iyi bir şey olmak istedim, ama başaramadım.

Elimde ne var şimdi? Mide bulantısı ve baş dönmesi, kalp ağrısı ve zihin tecavüzü ile geçen 1 koca hafta! Buradan uzakta, sevdiğim şeylerden uzak, sevdiğim insanlardan uzak!

From-Praha

Kendimi bu koca parktaki tek başına kırmızı bir ağaç gibi hissettim bir süre. Hiç tek başıma kalmadım gerçi, mecazi anlamdaydı söylediklerim. Ama buradan iyi şeylerimi, duygularımı, yaşadığım herşeyi dürüstçe paylaşmaya devam etmek istediğim için bunu da buraya yazmak, hayata dair ileride okuyup hatırlayacağım bir not olarak düşmek istedim.

Yanımda olan, olduğunu hissettiren beni seven ne güzel insanlar var:) Tarçın bunlardan biriydi, Cuma günü öğlen çok keyifli bir yemek yedik:)

Mükemmel bir gün, mükemmel bir hafta geçirin. Hiç kimse sizden daha değerli olmasın hayatınızda! Ben mi? İyiyim tabi ki. Sadece bu uzun süreli yokluğumun nedenini anlatamak istedim.. Hayat devam etmiyor mu? Kazananlar hep iyiler olmuyor mu?

Ces’t La Vie..

From-Bosphorus

Iste Hayat!

Sonucta kacamak 2 gunluk de olsa, 1 haftalik, ya da 1 aylik sonuc ayni: Size hep iyi geliyor:) Bu hayatta bildigim, ogrenerek tecrube ettigim tek sey varsa o da size iyi gelen seyleri yapmanizdir! Hayal kirikliklarina, soguk alginliklarina, acilara, dertlere, tasalara, bunalimlara en iyi gelen sey ” En Sevdiginiz, Size Iyi Gelen, Gulumseten, Uzerinizdeki Agirligi Bir Nebze de Olsun Alacak Olan Seyleri Yapmanizdir” Nokta. Benimki genelde KACMAK oluyor tahmin edebileceginiz gibi:)) Gezgin dogacakmisim ben yanlis olmus!

Kactim bildiginiz uzere, Sehr-i Istanbul’a, yine, yeniden.. Aslinda hayirli bir is icin kacmistim, ama kendimi iyi hissetmeme de vesile oldu iki arada bir derede bu Istanbul:) Hayirli isimiz Sky Turk’te yayinlanan Cafe Net programina roportaj icin cagrilmis olmamdi:) Evet, sonunda beni de cagirdi Sevgili Ayse Yazicioglu:) Daha once 1 dk. tanitimini yaptiklari blogum Journeytoblue hakkinda 15 dakikalik soylestik kendisiyle Cuma sabahi Cevahir Alisveris Merkezi 6. Katta bulunan Schiller Cafe’de.. (Tugce’cim inanilmaz, ama siz de oradaymissiniz bir gece once:)) Programin yayin saatlerini henuz bilmiyorum, ama kesinlikle haberdar edecegim ogrenir ogrenmez:) *Acaba nasil ciktim, cok merak ediyorum?*

From-Bosphorus

Roportaji bitirdik ve Istanbul’da bulunan Parizyen‘cigimle de bulusup bir yemek yedik.. Seker otesi, hareketli, capcanli, pozitif bir kadin bu Ezop. Iyi ki tanistik guzelim:) Gelecegim Paris’e, o da yakindir, yeni bir kacamak icin nasilsa bu hayatta sikintilar bitmez:)) *Dislerin nasil oldu bu arada??*

Hmm.. Sonra ayrildik Ezop’cumla ve ben kendimi her defasinda yaptigim gibi yine Taksim’e, Tunel’e ativerdim. Ne yaparsam yapayim, neresinde olursam olayim Istanbul’umun hep ayaklarim beni oraya goturuyor. Bu bolgede ben o kadar iyi hissediyorum ki.. Yine House Cafe’de soluklandim, kitabimi okudum, bir kadeh sarabimla beraber. Oh, hava da superdi sansima, fazla baymadi beni..

Aksama Marmara Yelken Klubunde yemek yedik bir arkadasimla, deniz burnumun dibinde. Tabagimda beyaz peynir en guzelinden, yaninda buzz gibi tatli bir kavun. Biraz patlican salatasi biraz yesillik. Bir de Tekirdag. Daha ne ister bu Dilara kulunuz. Fazla yazmasam iyi olacak:)) Afaroz edilecegim zira muhabbete hasret olaniniz, gurbette olaniniz varsa..

Gordugunuz gibi fotograf yok:( Bu kacamagimin en sikici yani da bu oldu: Nazar boncugu diyelim. Fotograf makinam bitiverdi bir anda. Hicbir on mesaj vermeden kutt diye kapandi hic acilmamak uzere. Bilmiyorum nedir sorunu, ama bir sure fotograf cekemeyecek olmam beni inanilmaz sikiyor!! Bu gecici fotografsizliktan dolayi ozur diliyorum:((

Bir etkinlige daha attim kendimi gitmisken, bahsetmistim Blue Notlar’da. Solar Beach’deki Radar Live konserlerini izlemek, biraz guneslenmek uzere bir grup arkadasimla 3 araba atladik Kilyos’a gittik.. Hava muthis ruzgarliydi, ama ortam guzeldi. Hele de son grup, asil bekledigimiz, yuce JAMES cikinca sahneye ruya alemi kapilarini acti bana 1.5 saat kadar. Ay tepede, JAMES sahnede, dans, keyif..

E ben artik ne diyeyim size?? Dondum diyorum iste. Iyiyim, hayatla barisiyorum iste boyle arada kusup. Sonucta hersey insanlar icin degil mi? Bir yas daha olgunlastim iste.. Dogum gunume de daha vardi gerci:)) Harika bir hafta gecirin. Gulumseyin sik sik. Gozlerinizin ta icine bakin aynalarda.. Oradaki isiginizi gormeye calisin ve sakin onu kaybetmeyin, kimsenin de kaybettirmesine izin vermeyin isiginizi.. Zira bu yasamdaki enerjiniz ve nerede nasil oldugunuzu size gozlerinizdeki o isik gosteriyor…