Sonunda!
Kutlama için ilk tarih 15 Aralık, benim ev:)
Sonunda!
Kutlama için ilk tarih 15 Aralık, benim ev:)

~ Belki de hepimizin boyle hissiyati oluyordur arada. Hosgorseniz olmaz mi beni.. ~
“Kullerinden Dogmak”, benim cok sevdigim bir argumandir. Kendimde var olduguna inandigim bir ozelliktir bu kullerinden doguverme yetisi! Kesinlikle cok sonradan kazanilmis, zamanla daha da iyi oldugumu dusundugum, tecrube ettikce, oyle pratiklestigim bir yeti iste:)
Kaf Daginda yasayan efsanevi Anka Kusu’nun kullerinden tekrar tekrar dogdugunu okumustum yillar yillar once. Taoizmde ise olumsuzluk sembolu oldugunu.. Asil enteresani Sufi inancina gore “kendini bulma” sembolu olarak tanimlanmasiydi: Yani bir nevi yeniden dogus, aydinlanma ve belki de.. Kurtulus: Salvation yani:) Iste aslen en cok bunu sevmistim!
Cunku, bazi an’lar vardir. Iste o an’larda boyle kafa ustu dusmus gibi paralize olurum ben. Nedensiz bazen. Saglikli, isi-gucu olan, cevresindekiler tarafindan sevilen biriyim cogu zaman. Hayata da mumkun oldugunca pozitif bakarim. Cevremdeki insanlari da olumlu yonde etkilemeyi severim, isterim. Benden hep mutluluk, olumlu enerji dalgalari alsinlar; hayatlarindaki -bir anligina da olsa- “iyi taraf” oldugumu gorsunler isterim.
Yasadigim olumsuzluklari cok az insanla, dostlarimla paylastim bunca yil. Cunku bir cikis yolu bulmak icin bazen yapayalniz kalmamaniz gerekli. Ben, cok yalniz kaldim bu yasima kadar: Mecazi ve gercek anlamda. Cok mucadele ettim, ama her dibi gorusum sonrasi da gayet guzel yuzeye cikabildim. Zaten yillardir bunu anlatmiyor muyum burada, JTB’de:)
Sonra sonra, yani biraz yaslandikca sunun farkina vardim: Sanirim, ve ne yazik ki su an itibariyle eminim!, ben bu dibe vuruslarla besleniyorum! Arada acilarimi, sikintilaarimi, ihanetleri, ayriliklari, gozyaslarini hatirlamak istiyorum ben! Onlari unutmak istememem gayet bilincli yaptigim bir hareket! Mazoist falan da degilim, ama.. Iste oyle:) Ben her bu dibi gormeler sonunda daha guclu bir sekilde yeniden hayatta olma sebeplerimi, kurtulus yolumun hangi yonde oldugunu hatirliyorum..
Kullerimden dogdum yine!
Kurtulusum icin cevreme bakmam yeterli su an. Gidecegim yonu biliyorum. Artik gitmek icin hazirliklari tamamlamak ve yola koyulma vaktidir.
Gelecek misiniz benimle oraya da?
* Fotograf cekemiyorum:( Eski fotograflarimia az bucuk ogrenmeye calistigim PhotoShop programinda kenar susu yapip ortaya cikariyorum:( *
** Nasil yagmur yagiyor su anda, inanamazsiniz!! Camlara vuran damlalarin sesleri beni korkutuyor, o kadar yani! **
*** Cok sigara iciyorum ben ya! Birakmak gibi bir niyetim de yok. Zira cigerlerim doktorumunkilerden daha saglam! ***
**** Hafta sonu Hammam keyfi ile bir defa daha dogdum, eklemeden gecemeyecegim:) Tabi bundan bana ne diyeniniz olabilir. Iyi geldi sadece:) ****

“Toi, tu es mon autre
La force de ma foi
Ma faiblesse et ma loi
Mon insolence et mon droit..
“Moi, je suis ton autre
Si nous n’étions pas d’ici
Nous serions l’infini..”
diyor bu parcada..
Sozlerini anliyorum ama tam olarak cevirebilecegimden emin degilim! Fransizca bilenler gulmesin.. Aradan 9 yil gecti, buna da sukur:)
“Sen, benim diger yarimsin.. Kaderimin kuvvetisin! Zayifligim.. ve kustahligimsin.. ve dogru tarafim..
Ben, senin diger yaninim.. Burada olmasak bile, sonsuz olacagiz..” gibi birsey:)
Severek ve takintili olarak dinliyorum, paylasmak istedim. Fransizca sevgime ve askima ithafen, sizlere guzel bir hafta sonu hediyesi olsun. Ben, karanlik ve puslu-daginik bu havamdan kurtulmaya calisiyorum..
Ankara’min havasi pek musade etmiyor, ama dostlarim bana siki sikiya yapismis bir halde sarsarak beni kendime getirmeye calisiyorlar.. Onlari da kendimi de daha fazla uzmek istemiyorum.. Ama ne yapayim? Sanirim bu havalar mahvetti beni son donem.. Ve hayatin anlamsizligini fazla sorgulamam.. Ve sanirim fazlaca kendimle basbasa kalmam bu aralar.. Bu puslu ve karanlik Aralik ayi beni boyle yapti sanirim.. Buyuyor muyum ne?? Ne mi diyorum: Lanet!! (Aslinda F..’li kelimeyi kullandim burada..)

… girmesini beklediğim şey’lerin dışında her şey misafir bana son birkaç gündür:
Fazlasıyla hüzün! Böyle mavi mavi hem de.. Adı gibi “blue”, adı gibi “soluk”! Baş köşelerde ben ne yaparsam yapayım, nerede olursam olayım. Gözlerimin içinde, kalbimin derininde.. Tüm damarlarımda dolaşmakta. Böyle zamanlarda kanımın mavi akacağından emin oluyorum neredeyse!
Sonra bir de soğuk var kapıdan içeri davet edilmediği halde geliveren! Ben nasıl Kasım kadınıyım bazen anlamakta zorluk çekmekteyim? Haz etmediğim şeylerin başında gelir soğuk. Sonbahar, dökülen yapraklar, sarılar-kızıllar genelde bana ait değillerdir! Bana ait değildir sağnak yağmur, kar, fırtına, (-) derecelerde dolaşan hava sıcaklıkları.. Mevsimsel tercihlerim ilkbahar-yaz’dır benim!
Eski hesaplar da geldiler yine, artık istenmediklerini, ödenmiş olduklarını bile bile. O tarihlerde kesilen faturalar bile tarih oldu, ama arada saklandıkları yerden karşıma dikiliverme cüretini gösteriveriyorlar işte bu eski hesaplar! Bol sıfırlı olanların önceliği var nedense. Hatırlıyorum o sıfırların hepsine hıçkırıklarla ağlayan, içi kanayan suratlar çizmiştim! Neyse dertleri önüme çıkıverdiler yine, sanki çok ihtiyacım varmış gibi!
Yalnızlık da geldi oturdu baş köşeye, tam oldu! Eksik kaldıklarını anlayınca bu hüzün-soğuk-eski hesaplar üçgeni; kareyi tamamlama derdine de düşmüşler. Benim böyle “kalabalıkta yalnızlık” anlarım mevcuttur çoğunlukla. Bu defaki, hem öyle hem fiili yalnızlık olarak çift karakterle geldi evime!
Hayır kapıyı “Aralık” buldunuz madem geldiniz anladım da, ERKEKSENİZ TEKER TEKER GELİN YAHU!