
*Maceramızın başlığının isim annesi tatilimizin ilk yarısındaki takım arkadaşlarımdan Sevgili Başak’tır.*
19 Eylül Cuma gecesi ertesi sabaha karşı 01:00 civarlarında yatağı görebildik. Hazırlıklar tahminimizden uzun sürdü zira. 50 lt.lik bir çantaya sığmakla ilgili süper tecrübe edindim ama onu söyleyebilirim:) Ayakkabı, terlikler ve banyo-bakım malzemeleri için ayrı bir sırt çantası yaptık. 2’de uyku tulumu. İşte hazırdık!
Sabah saat 07:00’de motora eşyaları yüklemiş, km.yi sıfırlamış, kuşanmış, gayet hazır bir halde start verdik uzun yolculuğumuza serin, gri-mavi bir atmosfer içerisinde. İlk rotamız Ankara-Marmaris hattı. Endişeliydik yol boyunca. Çünkü Afyon sonrası, hatta Dinar’a kadar kocaman parçalı bulutlar ve rüzgar hep bizimleydi. Ödüm koptu yağmur yağacak diye, ama sanırım ya ben çok dua ettim ya siz, yağmura yakalanmadan vardık Marmaris’e akşamüstü saatlerinde. (Ankara-Polatlı üzerinden Afyon- Dinar-Denizli- Muğla ve Marmaris.)
Elimden geldiğince aşağıdaki haritada göstermeye çalıştım toplam yaptığımız yolu. Yani ilk rotamız ve sonrası, toplamında 1920 km.lik mesafeyi yaklaşık şu şekilde katettmişiz.) Evet. 1920 km.!! Bir önceki seyahati katladık anlayacağınız:)

Marmaris’e sağsalim ulaştık ve hemen geceleyeceğimiz otele yerleştik. Bir duş, ardından Marmarisin içinden limanına uzanan kısa bir yürüyüş ve en nihayetinde yemek yemek için bir durak seçip sandalyelerimize yerleşme faslı. İşte en sevdiğim an bu andı dostlarım. Benim ince belli uzun bardaktaki Tekirdağ ile buluşmam neticesinde anca kendime geldiğimi söyleyebilirm:) Yemeğe oturduğumuzda inceden yağmur yağmaya başlamıştı bile. Sanırım saat 23:00 civarlarında odamıza doğru yol alırken, yağmur da kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Hatta biraz ıslandık. Gece, özellikle sabaha karşı saatlerine kadar gök gürültülü sağnak şeklinde yağmur yağdı ve neredeyse Marmaris’i sel aldı! Hatta sabah kalktığımda yataktan ayaklarımı yere indirmemle ayaklarımın su içinde kalması bir oldu: Odanın ortasına kadar yağmur suları taşarak gelmişti balkondan:( Neyseki biz toparlanıp kahvaltıya inerken otel sahipleri odanın icabına bakıverdiler ivedi bir şekilde.)
Başak’ın telefonu ile onların da sabaha karşı Marmaris’e geldikleri ve hatta halihazırda teknemizde olduklarını öğrendik. Limanda teknemizi bulduk: Yasemin Sultan! Tekneyi gördüğümde oldukça şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Her ne kadar fotoğraflarını da görmüş olsam, teknemiz benim -ve diğerlerinin- beklentilerimizin hayli üzerindeydi! 2 direkli, 4 kamaralı, 28 mt.lik kocaman bir yelkenli.
6 KİŞİ Güzel güzel yerleşip, hızla alış-verişimizi yaptık. Zira anlaşmamıza göre içeceklerimizi kendimiz alacaktık. Tahmin edeceğiniz üzere benim gibi içmekten keyif alan bir takım arkadaşlar olunca yolculukta, haliyle yüklüce bir alkollü-alkolsüz içecek alışverişi yapıldı. Tekne sahibinin -takım arkadaşlarımızdan birinin arkadaşıydı kendisi- devamlı başımızda “Yok artık, içemezsiniz 4 günde bu kadar şeyi, yapmayın ya, almayın, kalır, yazık olur” serzenişlerine bir noktada aldırmaya başlama ihtiyacı hissederek durduk! Durduk durmasına da.. Tatilin 3. günü öğlen saatlerinde tekneden bira alış-verişine başlamıştık bile. Liste, ilgisini çekenler için şu şekildedir. İlgisini çekmeyenler 3 alt satırdan devam edebilirler:)
İçecek Listemiz: 8 şişe Kırmızı, 1 şişe Beyaz Şarap. 48 Büyük, 24 Küçük Bira, 2 şişe Yeni Rakı, 1 Büyük şişe Votka ve 1 şişe Viski. (Bunları akşamüstü güneşi batırıken içtik.) 24 Kutu Diet Kola ve Zero karışık. 12 Kutu Ice-Tea ve 4 Kutu Red-Bull. Su mu? Hatırlamıyorum, kolilerceydi.
Hava bize güzel yüzünü göstermeye, bulutların yavaştan dağılmaya başladığı an, saat 10:00 civarlarında limandan ayrılarak, hayatımın gerçekten en güzellerinden biri olacak o 5 günü geçirmeye doğru yola çıktık.

Yolculuk başladı, havanın da güzelleşmesi ile birlikte artan keyfimize keyif katıp, güvertedeki yaklaşık 15 kişi için tasarlanmış minderli bölüme yayılıverdik. Gezdiğimiz tüm koyların listesini Başak tutmuştu. Ondan aldığım şekliyle buraya iliştiriyorum:) 21 Eylül Marmaris-Arap Adası- Bozukkale, 22 Eylül Bozukkale-Oğlan boğuldu:)- Kızılada, 23 Eylül Kızılada-Söğüt ve 24 Eylül Söğüt-Serçe- Kumlubük (Akvaryum) Bence en güzel koy, en son geceyi geçirdiğimiz Akvaryum Koyu idi. Yemyeşil ağaçlar, inanılmaz renkteki deniz küçücük bir koyda buluşmuş ve ortaya muhteşem bir manzara çıkarmıştı. Buradan teknemizi fotoğraflama imkanı buldum. Onu da yazının ikinci yarısında ekleyeceğim.
Sabah kahvaltılarımız, öğlen ve akşam yemeklerimiz tamamen bir şölen havasında geçti. Ahçımız inanılmaz marifetli Murat Abi’ye tekrar teşekkür. Her öğünde en az 2-3 çeşit meze, bolca salata ve sıcak yemek, ızgara vs. oldu. Taze fasulyeden, kuru fasulyeye, Levrek ve Çupra ızgaralardan, et sotelere, kalamar tavalardan, makarnaya kadar inanılmaz çeşitlilikte sofralarla karşılaştık her defasında. Çanın çalmasını sabırsızlıkla bekler olduk. Turdaki arkadaşlarım umarım bu amiyane tabiri kullandığım için bana kızmazlar, ama bir nevi Pavlov’un Köpekleri gibiydik:) Turu tamamladıktan sonra Sevgilim‘le beraber biz tatilimizin ikinci yarısına devam etmek üzere başka rotalara doğru yola çıktık. Her defasında en zorlandığımız şey yemek seçmek oldu:) O kadar alışmışız ki çalan çanın neticesinde soluğu aldığımız sofrada bizim için hazırlanmış hazır yemekleri görmeye. Seçmek çok zor geldi sonradan:)

2 gün naneliydi hava, ama 2 gün de günlük güneşlik. Güneşi bulunca bir miktar yanabilmek umuduyla güvertede yatıp kitap okuduk. Çok fazla denize girmedik ne yazık ki, çünkü deniz hakkaten soğuktu. Dışarı çıkınca da sürekli bir rüzgar. Sanıyorum bir gün dışında her gün günde 2 defa anca girebildim ben. Bir koyda, şnorkel ve gözlükle daldık teknenin yakınındaki kayalıkların arasına. Yıllar yıllar önce, ilk defa scuba dalışına gittiğimiz gündeki gibi gümüş renkli bir balık sürüsünün ortasına düştüm yine:) İnanılmazdı. Yüzlerce, binlerceydiler. Aralarında onlarla birlikte yüzdüm, öylece durup benim etrafımda dönüşlerini seyrettim. İlerisi buz mavi renkte, öte taraf lacivert. Anlatılamaz bir tecrübeydi:)
Gecelerimizi güvertede uyku tulumlarının içerisinde geçirdik. Kimsenin canı kabinlerde yatmak istemedi. ( Gerçi master bedroom’u biz bileğimizin hakkı ile kazanmıştık kağıt seçmece oyununda ama:) Sadece son gece sabaha karşı azıcık atırştırdı hava. Toparlanıp odalara geçtik, ama 10 dk. içinde dindi bitti ahmak ıslatan:) Süper keyifli yemeklere, sohbetlerimizle eşlik ettik. Birbirimizi en yalın hallerimizle fotoğrafladık hep:) Bol bol kitap okuyup, balık tutmaya çabaladık:) Birbirimizi daha iyi tanıdık. Güzel müzikler dinledik ve bence en önemlisi “huzur” bulduk.

Teknede zaman o kadar güzel geçiyormuş ki bunu anladık. Hepimizinde ilk tekne turu tecrübesiydi bu tatil. O sebeple biraz da, normal 7 günlük bir tur yerine kısa olanını tercih etmiştik. Bundan sonra ise yaz tatillerimizin bir kısmında ne yapacağımıza karar verdik bile: İyi ihtimalle yine bu 6 kişi bir şekilde denk gelmeye çalışacağız ve bir yaz Göcek Koyları, bir yaz Datça Koyları, diğer bir yaz Gökova-Bodrum koyları şeklinde en az 3 yaz daha bu aktivitelere devam edeceğiz. Teknede olmak güzel, denizde olmak, özgürce yelken açmak güzel. Ama bir de ayakkabı-kıyafet zorunluluğu olmadan yaşamak da güzel:) Her daim Çıplak ayaklı kontes tadındaydık. Teknede ayakkabı yasak:) Üzerimizde en fazla bir uzun kollu ya da bir eşofman altı oldu ki, normalde tavsiye edilen dönemlerde mavi tura çıkıyorsanız eğer ihtiyacınız olan sadece mayo-bikininiz:) Biz serinleyen hava ile mücadele etmek durumda kaldık ne yazık ki. En iyi dönemin Ağustos’un son haftası ile Eylül’ün ilk haftası olduğu söylendi kaptanımız tarafından. Bence de en makulu. Biz sevgili Alev’in askerlik görevini tamamlamasını beklediğimiz için son haftalarına denk geldik Eylül’ün.
Mavi Tur kaptanımız Murat Abi, ahçımız Murat abi ve miçomuz sevimli İsmail:) Mavi tur takım üyeleri: Başak-Alev çifti, Güçlü-Özge çifti ve Sevgilimle ben:) Harika bir tecrübenin gerçekleşmesi sırasında o güzeller güzeli Yasemin Sultan Teknesinde Macera arayanlar.. Aradığını fazlasıyla bulanlar:)
*Bizim tur hakkında bilgiye ulaşabileceğiniz yer de şurası. Hatta ben fotoğrafını koyana kadar, Yatlarımız-4 Kabinli başlığı altından Yasemin Sultan’la önceden tanış olabilirsiniz:)
…
Mavi Tur sona erdiğinde, Marmaris Limanına geri döndüğümüzde yağmur yağmaya başladı tekrardan. Eşyalarımızı tekrar yüklenip bu defa hep birlikte ikinci durağımız DALYAN’a doğru yola koyulduk 25 Eylül Perşembe öğleden sonra saat 14:00 civarlarında. İşte bu da yolda fotoğraf molası için durduğumuzda fotoğrafladığım ulaşım aracımız:) Şimdi doğru Dalyan’a, hadi bakalım…
