Aylık Arşiv: Haziran 2009

Simsekler Cakti Bu Aksam Gokyuzunde!

 

From Cappadocia Church

Haziran ayinin 21’indeyiz. Nasil yagmur yagiyor su an anlatilir gibi degil. Gerci birkac dakika sonra tekedecek muhtemelen Ankara semalarini bu kapkara bulutlar ve yeniden tertemiz bir gokyuzune kavusacagiz. Yaz yagmuru bu olsa gerek!

~

Bu hafta sonu yapmayi istediklerim listemde -goruyorsunuz hersey icin bir listem mevcut:)- ilk sirada HAMAM sefasi vardi. O listedeki en onemli ve uzeri ilk cizilecek madde icin Cumartesi sabahi kizlarla bulusulacakti. Cuma aksami 2 bekar kadin olarak Tolu ve ben bizde yemek yedik. Kievski tavuklar, yaninda haslanmis ve cesitli baharatlarla harman edilerek sotelenmis yaz sebzeleri ve biraz noddle. Tabiki guzelinden bir kirmizi sarap. (Bizimki Doluca’nin KAV 2006 Okuzgozu-Bogazkere kupajiydi. Tavsiye edilesi bir saraptir.) Sohbet ve keyifle yenen yemek sonrasi once bir ufak ara icin Arjantin Caddesi Starbucks’da ekibin kalanlari ile bulusuldu, ardindan da Iran Caddesi’nde bulunan Ankara’nin hatiri sayilir mekanlarindan Hok’s a gidildi. Dans edildi, sesimiz kisilana kadar bagirip sarki soyledik. Ama yaslanmisiz hakkaten, saat 01:30 civarlarinda eve gidelim diye birbirimizin gozunun icine bakiyorduk:) Hey gidi hey. Ben universite yillarinda aksam disariya cikmak icin hazirlanmaya saat geceyarisina yakinken baslar, eve dondugumde de gun dogumuna sahitlik ederdim kiyisindan. Bundan nefret ediyorum, ama hakkaten de yaslanmisiz! Sadece nefret ediyorum ama, uzulmuyorum hic. Zira o kadar cok sey yaptim ki bu zamana kadar, “keske” dedigim, kacirdigimi dusundugum hicbir sey yok. O yaslarda onlarin yapilmasi lazim gelirdi, imkanimiz ve gucumuz vardi yaptik. Simdiyse o gunlerden konusup guluyoruz sadece. Ve her defasinda da “iyi ki yapmisiz” diyoruz:)

Sabah azimle 09:00’da bulusarak Karacabey’in yolunu tuttuk 3 hatun. En son hamam sefamizin uzerinden takriben bir 6 ay gecmis:( Utanc ikonu yakisir su an buraya! Hamamin en sevdigim tarafi super bir detoks oldugunu hissettirmesi bana ve dahi butun hucrelerime. Hepi topu keseydi, masajdi, banyo kismiydi 1 saat kaliyoruz, ama yetiyor. Ve yine her defasinda rahatladiktan sonra “daha sik yapalim sunu, mesela en az ayda 1” demeyi de ihmal etmiyoruz. Yapamiyoruz bir turlu, o ayri:) Hamam sefasinin hemen akabindeki rituelimiz ekuriyle kahvaltiya gecmektir. Bu defa farkli bir mekani gormelerini istedim arkadaslarimin ve benim hastane kampusunun icerisinde yer alan LIVA Osmanli Mutfagi’na goturdum onlari. Biz birkac defa oglen yemegi icin gitmistik. Acilali cok olmadi, ama hemen hemen hafta ici her saat dolmaya basladi. LIVA’larin konsept mekanlarindan biri daha. Daha onceki denemeleri Cukurambar’da ilk dukkanla basladiklari restoranimsi ve sonra Farabi Sokakta actiklari Liva Light, diyet menuler uzerine calisan yerleri. Pastaneden geldikleri noktaya bakildiginda takdir etmemek elde degil. Burasini kesinlikle ziyaret edin. Oglenleri kalabalik ve henuz servis karmasasini asamiyorlar pek. Aceleniz varsa caniniz sikilabilir. Ama ozellikle et yemekleri, zeytinyaglilarin gozunuzun onunde dizi dizi dizildigi acikbufesi ve serpme kahvaltisi ile benim son zamanlardaki favori mekanim olmaya aday bir isletme. Hafta sonu Kale’nin alternatifi olmus diyebilirim. Bu arada bulundugu mevki HamamOnu. Yani bizim tarihi Karacabey’in hemen onunde, Istanbul’daki Soguk Cesme Sokagi benzeri bir alan icerisinde. Tum eski Ankara evleri aslina sadik olarak onarilmis, tumunun uzerinde X Konagi, Y Konagi seklinde plakalar cakilmis ve her biri kiraathane, cafe, kunduraci vs. seklinde hizmet veriyor. Yerler arnavut kaldirimi. Cok basarili bulduk biz, keske daha cok tanitilsa. Fotograf makinam yoktu, fotograflarini cekemedim, ama Safranbolu Evleri tipinde bir suru 2 katli konagin bulundugu birkac sokak hayal edin. Liva’nin ozellikle bahcesi super keyifli. (Ankara’li gezginler ziyaret ederseniz izlenimlerinizi paylasin.)

 

Zengin bir kahvaltiyi cok gec terkettigimiz icin bayagi sicaga kaldik. Evlere dagildiktan sonra herkes evdeki islerini halledecek ve aksamina birimizin evinde bulusacaktik. Fakat peltelesmis vucudumu kimildatacak halim kalmadigindan sebep Cumartesi gunumun kalanini klasik birkac ufak ev isi, bol okuma ve How I Met Your Mother adli izlenilesi dizinin ilk 2 bolumunu seyretmekle tamamladim.

Details From Church

Malum cok gec yatmayinca sabah erkenden ayaga dikildim. Oyleki yuruyusumu yapip, ailemizin mekani Liva’dan boreklerimi alip kahvaltiya oturdugumda saatim henuz 09:30’u gosteriyordu:) E erken baslayinca gune gun bitmek bilmedi. Ben de o bitmek bilmeyen gune camasir, biraz utu, Bourne Ultimatum -ki kacinci seyredisim bilmiyorum, Bourne serisine ve Mat Damon’a asigimdir- kitap, seftalili cooler, 365’de acildigini ogrendigimden beri gitmek icin can attigim Lush magazasinda ufak capli bir kaybolus, baslangic icin bir sabun en sexy kokulusundan, Eymir, balik ekmek ve bira ile dostumla guzel bir sohbet sigdirmayi basardim.

Yagmur dindi bu arada:)

Geriye sayim basladi benim icin. Cuma sabahi itibariyle Izmir yolcusuyum, Sevgiliye kavusacagim. Once aile yaninda birkac gun dinlence, ardindan rotasi tamamen bana ait bu yilki yaz tatilimiz icin hazirliklar ve yola koyulmaca:) 10 gun motorsiklet uzerinde olacagiz yine. Donuste yine guzel seyler anlatabilmeyi ve zihince kuslar kadar hafiflemis olarak donebilmeyi diliyorum. Herkes yavas yavas bir kosesinden ya tatil planini yapiyor, ya da yapti kacmaya hazirlaniyor sanirim. Hepinize guzelinden bir tatil diliyorum. Dondugumde herkesin saglikli, keyifli, hafiflemis ve mutlu burada olmasini istiyorum. Anlastik mi?

*Fotograflar gectigimiz hafta sonu kacamagindan.*

**Liva ile hicbir bagim yoktur:) Henuz sponsor da olmadilar. Bastan soyleyeyim:)**

 

Kaçamak Rotasından

Capadocia Hotel

Şimdi biz hepimiz, yani birlikte bu kaçamağın üyeleri pozisyonundaki 2 hatun ve 2 adam, daha önce bulunmuşuz aynı rotada önceden farklı kişilerle, farklı gruplarla. Kalmışız oralarda, içmişiz, yemişiz mekanlarında, fotoğraf çekmiş, gezmişiz doğal müzelerinde falan. X bey ve Y hanım:) Sevgilimi ve beni sıkıştırıyorlar sürekli “Hadi ama hafta sonu bir yerlere kaçalım motorsikletlerle, iyice ısınmadan şu havalar” şeklinde. Sevgilimizin öğlen saatlerine kadar kursu olduğu için sıcak bakamamıştık ve ne yazık ki istemeden de olsa kayıtsız kalmıştık bu sıkıştırmalara bir süre. Sonunda pes eden Sevgili oldu ve “Oku oku nereye kadar, tamam asıyorum bir defalığına, hadi gidelim” dedi:)

Rotanın çizimi, kalınacak otel, akşam yemek yenecek mekan, sonrası dans edilecek bar ve gezilecek-görülecek yerlere karar veren ve yolculuk öncesi sıkı bir çalışma ile programı çıkartan bay X’ e buradan huzurlarınızda bir defa daha teşekkür ediyoruz. Ben özellikle teşekkür ediyorum, zira bu tarz aktivitelerde henüz programı önceden hazırlayan bir sevgiliye hiç rastlamadım! Dolayısıyla herşey benim üzerimde olurdu, pek bir rahat elimi kolumu sallayarak gittim döndüm, hakkaten makbule geçti. Birilerinin sizin için de bir şeyleri düşünmesi ve planlaması ne güzel bir şeymiş! (Gerçi “Tanrım beni bunları düşünmek zorunda bırakmayacak bir sevdicek ver bana emi” diye 40 x 100 defa yakarmışımdır. Olmuyor, olmuyor sayın seyirciler:) ** Bu durum genel bir sorun mudur? Yani bir hayatı paylaşırken genelde kadınlar mı program yapıcı, organizasyoncu oluyorlar? Yoksa aksini görmüş bir insan evladı hanımefendi var mıdır?**

Cumartesi sabahı erkenden, saat 08:30 civarlarına müteakip Haymana Yolu’ndaki benzincide buluşuldu ve yola çıkıldı. Yolumuzun üzerinde bulunan Tuz Gölü’ne varmadan hemen önce, kahvaltı yapmak için durduk bir yerde. Gözlemeler ve çay neticesinde kendimize gelip tekrar düştük yollara. Tuz Gölü’nde biraz durmak isteyen bendim, zira ben Tuz Gölü’nü hiç görmemiştim yakından. Fotoğraf ile ilgileniyorsanız, hangi fotoğrafçıyı takip etseniz, ya da bir fotoğrafçılık grubuna dalsanız mutlaka Tuz Gölü’nde çekilmiş fotoğraflarına rastlarsınız. Az suyu olduğunda ve özellikle günbatımı esnasında inanılmaz güzel ve artistlik görüntüler ortaya çıkar Tuz Gölü’nde. Birkaçına buradan, buradan veya buradan göz atabilirsiniz. Bir de +18’ler için bu sayfadan şu edepli seçim mevcut:) Sabahın erken saatleri, güneş tepeye yakın ve bol su ile dolu olunca göl, anca bu aşağıdakini çekebiliyorsunuz:)

 

Tuz Gölü’nden sonra sanıyorum ki bir defa daha kısa bir mola verdik: İncinmiş Hassas Popoları Dinlendirme Molası:)) Başka yolu yok arkadaşlar, 100 km.’de bir ya da saatte bir en az 5-10 dakika durmazsanız bir yerlerde resmen anneciğiniz ağlıyor:) Ulaşılan nokta güzel olunca, yani yolun ucunda bekleyen şey gözlerinizi kamaştıracak kadar güzelse tüm bu sıkıntı ve sızılara da değdiğini düşünüyorsunuz şüphesiz. Bize olanda buydu, bay X’in yer ayırttığı bir gece kalacağımız otelin girişini görünce yüzümüze yerleşen gülümseme mimiğinin bizi terk etmesi bayağı bir zaman aldı:) İşte kendisi ilk fotoğrafta yer alan güzeller güzeli hamakli bahcesi ile. Bu asagidaki de bizi derinden husu icinde keyfe sokan Urgup’teki otelimizin giris kapisi:) Duvarlardaki taslar orjinal tasmis! **Otelin adı Akuzun Otel‘miş:) Linkini ekliyorum.**

Salt Lake

 

Kapadokya bir karışım, bir erime potası olarak tarif ediliyor çoğu yerde. Her gelen uygarlık, bir sonraki uygarlığa bir iz, bir hayal, bir fikir bırakmış burada:) Bu sebeple burada yaşamış olanların geçmişten geleceğe bıraktığı bir sürü mesajla karşılaşıyorsunuz her girdiğiniz yerde. Bölgede insan eli değmiş yapılardan çok doğal oluşumlar yoğunlukta. Birçok mineralden ve volkanik malzemeden meydana gelmiş olan kayaların çeşitli iklimsel elemanlarca aşındırılması ile nefes kesen doğal heykeller, korunaklı kanyonlar, vadiler ve peri bacaları oluşmuş burada ve bu süreçte Hititler, Frigler, Persler, Bizanslılar, Osmanlılar yer bulmuş kendilerine yine bu topraklar üzerinde ardı ardına.

From Hotel

Sonraki durak Çavuşin oldu. Göreme’den Avanos’a giderken 3 km. sonra sağınızda, şirin mi şirin, küçücük bir köy. Daha önceki seyahatimde hiç yakınından bile geçtiğimi hatırlamıyorum. İlk oldu benim için. Uzaktan bakıldığında görmeye değecek birşey yokmuş gibi görünse de, köyün içine doğru girdiğinizde eski köydeki çoğunluğu yıkılmış evlerle karşılaşıyorsunuz. Eski köyün, yakın zamanlara kadar kullanılmış olan ve yarısı kayadan oyma, yarısı kesme taşlarla yapılmış olan bir de camisi var. Caminin solundan yıkılmış olan evlerin arasından yukarılara çıkıldığında, Avanos istikametinde çok güzel bir manzara vardı, tırmandık bizde oraya. Bu arada bayağı trek aktivitesi de yapmış olduk ayaklar müsait olunca outdoor botlar falan:) Ayrıca, bölgenin en büyük kilisesi kabul edilen, ne yazık ki hiçbir koruma altında olmadığı için büyük ölçüde tahribata uğramış olan bir de kilise vardır: Çavuşin Kilisesi. Zaten koruma altına alınsaydı şaşardım.!! Bu ülkede biz kıymet bilmeyi öğrenemedik, öğrenemeyeceğiz çok acı!

 

Tum gun ayaklarimiza kara sular ininceye dek yuruduk, dolastik. Bir suru gozleme yedik:) Ama aksam yemegini Urgup’te bulunan, ilcenin en iyi restosu Somine’de yedik. Raki-meze, kahkaha, bir miktar sikinti derken oradan geceyi sonlandiracagimiz hoplamali ziplamali bir bara gectik. Barin adi hatirimda degil, zira oraya giderken ben kendimde degildim! Ertesi sabah Soganli denen bir bolgeyi dolastik ve sonra motorlarla saat 15:00 civarinda Ihlara’dan yola ciktik ve aksamki Efes Pilsen-Fenerbahce Ulker play off macina yetistik:)

Goreme

Bu arada Efse Pilsen’in galibiyeti beni inanilmaz mutlu etti. Korac Kupasini aldiklari gunden beri takip ediyorum. Fenerbahce Ulker’in yonetim, teknik direktor, oyunculardan ozellikle Mirsat’in tum play offlar boyunca ortaya koyduklari hicbir sekilde medeniyetle, sportmenlikle ve centilmenlikle bagdasmayan asiri derece yanli tavirlarini da kinadigimi buradan soylemek istiyorum. Neden o camiadan bir halt olmayacagini -BENIM GOZUMDE- her gecen gun kanitliyorlar!

Kisa kacamak yazisi anca bu kadar yazilabilirdi sanirim. Umuyorum ki hafta sonunuz guzel geciyordur. Benimki iyi basladi. Yarina anlatirim:)

 

Life is Wonderful

 

And It takes no time to fall in love

 

But It takes you years to know what love is

 

And it takes some fears to make you trust

 

It takes those tears to make it rust

 

It takes the dust to have it polished, yeah

 

Ah la la la la la la life is wonderful

 

Ah la la la la la life goes full circle

 

Ah la la la la la la life is wonderful

 

It takes some silence to make sound

 

And It takes a loss before you found it

 

And It takes a road to go nowhere

 

It takes a toll to make you care

 

It takes a hole to make a mountain

 

Ah la la la la la la life is wonderful

 

Ah la la la la la life goes full circle

 

Ah la la la la la la life is wonderful

 

Ah la la la la la la life is meaningful

 

 

*Bu harika adam söylüyor. Tamamı burada. Sizin göreviniz, tabi eğer kabul edersiniz, sadece dinlemek:) Benim günüme kattıklarını size de katsın istedim:)*

 

** Ayrıca başlamışken Lucky adlı videosuna da bakın. Muhteşem Prag görüntüleri var:)**

 

 

Bu Aralar..

 

Me on the Mirror

`Oteldeki Aynada Yansima Calismasi, Kapadokya 2009, Haziran`

 ~ Kitaplarıma geri dönmeyi başardım en nihayetinde. İlk elime aldığımsa “Maraz” oldu. İlk kitabını da okumuştum Hande Altaylı’nın ve beni ilgilendiren bir sürü şey vardı içinde. Dolayısıyla bir çırpıda okumuş, sonra oturup düşünmüştüm. Ve Sayın Hande Altaylı’nın yaptığı bir sürü tespite de sonuna kadar katılmıştım. Daha sonra da zaten hayatımın akışına baktığımda o kitabı okurken aldığım kararların ne kadar doğru olduğunu gördüm:) Müthiş faydalı bir eser miydi derseniz, kesinlikle “evet” diyemeyeceğim. Lakin bir çırpıda okunacak, yine de akılda kalacak, her kadının kendisinden ve yaşadıklarından, ve hissiyatından, ve yaşadığı aştan ya da “aşk” sandığı şeyden bir parça bulacağından emin olduğum bir kitaptı “Aşka Şeytan Karışır“. O sebeple 2. kitabını da aldım düşünmeden.

~ Aile içi gelişmeler oldu beklemediğimiz bir anda: Sevgilim durduk yerde bir iş teklifi aldı, görüştü, beğendi hem işi hem de çalışacağı şirketi. 15 gün içinde Ankara’nın köklü inşaat şirketlerinden birindeki Finansman Müdürlüğü pozisyonunu bırakarak, şimdilik daha ufak çaplı gibi duran, ama gayet sağlam adımlarla hedefe kilitlenmiş gözüken başka bir şirkette ChiefFinancialOfficer oldu! E bu arada 2 şirket arası kendisine tamı tamına 1 aylık bir boşluk hasıl olmaz mı? Olur. Kendisini ailemizin -şimdilik- tek ulaşım aracı olan Fazerımızla İzmir Seferihisar’a doğru uğurladık bugün öğlen saatlerinde. Selçuk’ta paraşütle atlayacak garibim. Bu yıl hiç gidememiş olması sebebiyle kurtlanmış vaziyetteydi. Ailesiyle hasret giderecek falan. Bendeniz ise buralarda her akşama bir plan şeklinde arkadaşlarımla cirit atacağım:) Bekarlık sultanlık mıydı bir hatırlayayım dedim:)

~ “Ölmeden Önce Yapmak İstediklerim” vari bir listem olduğundan söz ediyorum ya hani zaman zaman, işte orada en üst sıralarda yer alan maddelerden birinin daha üzerini çizebilmek için bir girişimde bulundum: Motorsiklet (A2) Ehliyeti almak için başvurdum! Sanırım sınav Ağustos başlarında. Bu iş için ailemizin ekipman sağlayıcısı ve Fazerımızın alındığı yer olan MotoArt aracı oldu bana:) En büyük hayalimiz beraber bir Yunanistan-İtalya turu gerçekleştirmek motorsikletlerle. Ben bunun için 2010 yılının çok uygun olacağını düşünüyordum. Bu gelişmelere bakacak olursak düşüncemi tam 12’den vuracağım sanırım:)

~ Halen 56 kg. civarlarında dolaşmamdan sebep tam 1 beden büyük gelen kıyafetlerim için terzimle sık sık görüşmek durumunda kalıyorum! Misal, sadece geçen hafta için 55 TL -yazıyla da elli beş!- para ödedim kendisine. Hayır ayda birkaç defa tekrarlandı bu git-geller ve benim anca düzelttiğim bütçem hafiften sekte vaziyetlerinde yine. Zaten bu aralar gittigidiyor.com sitesinden bana madalya verecekler “en istikrarlı ve deli gibi alış-veriş yapan kadın” diye!

~ Her sabah kalktığımda kendi kendime “Sen bu hayattaki en değerli varlıksın. Teksin ve birtanesin. Kimse seni üzemez, seni seven ve değerli bulan insanlar yakınındalar. Dostluğunu, aşkını, sevgini haketmeyen hiçkimse yakınında olmayacak” diyorum. 40’ı geçti sanırım mantra mukabilinde tekrarlar, gerçekleşecek midir dersiniz?

~ Ufaktan ufaktan bu yazki tatil planını yapmaya başladım, ailemizin organizatörü ve araştırmacı gazetecisi ben olduğumdan sebep! Hep merak ettiğim ama hiç bulunma şansı elde edemediğim bir rota çizdim. Yine motorsikletle tabi ki:)

~ İçiyorum! Bu yeni bir şey değil burayı okuyan için biliyorum. Ama bu içmek dert-tasa-sıkıntı içmesi değil; aksine “oh be, c’est la vie” ya da “kuşlar kadar özgürüm” modundan mukabil tamamen keyif ve eğlence amaçlı bir içme. Kadehlerle aramda gayet seviyeli ve düzeyli bir ilişki var, merak etmeyin:) **Bu sevenlerime mesajdır:) Onlar kendilerini biliyorlar.**

İŞTE BÖYLE..

Yine es geçtim tatil yazısını görüyorsunuz sayın seyirciler:) Ama fotoğraflar tamamen bu gezidendir. Biraz olsun affettirip beklentilere karşı kendimi, bu aralar yazıya saldıracağımı bildirmekten de mutluluk duyarım. Yani, ilgilenenler için:)

Öperim, kuşlar kadar hafif geçireceğiniz bir hafta dilerim. Az kaldı hafta sonuna. Bende bir planlar var, Hmmmm, tadından yenmeyecek gibi. Onları da.. Evet, bildiniz sonraki yazıya:)

 

Yaz Aylarının İlk Kaçamağı

 

Bikes

Geçtiğimiz Perşembe akşamı son final sınavıma girdim ve bu dönemlik okulun bahsini kapamış; stresini de sonbahara kadar bir rafa kaldırmış oldum. Önümüzdeki döneme allah kerim!

Stresimin ve dahi üzerimde yarattığı baskılarla dolu gerginliğimin bir nedeni okul, sınav, iş vs.. bir nedeni de uzunca zamandır hiçbir yere bir kaçamak gerçekleştirememiş olmamdı. Biliyorsunuz ben oldukça sık aralıklı “kaçardım” eskiden! Kaçamayınca boğulduğumu, daraldığımı hissediyorum, yüreğimin kanatları daracık bir kafese sıkışmış gibi çırpınıyorlar.. Onlar çırpındıkça ben daralıyorum, kısır döngü devam ediyor böylece. Bazen herkesten ve herşeyden binlerce ışık yılı uzaklaşmak istiyorum.

~

Neyse, bu defa bu kadar kaçamadım:) Kaldı ki yalnız da değildim.. (Bir şikayetim de yoktu ayrıca, yanlış anlamayın. Yukarıya öyle yazınca.. Ama yukarıdaki hislerimin tetikleyicisi bir sürü şey yaşamaktayım ve sanırım bin ışık yılı olmasa da, başka bir şekilde o kaçamağı da başaracağım..)

2 motor, 4 kişi Göreme, Kapadokya, Zelve, Soğanlı, Ortahisar, Ihlara dolandık geldik Cumartesi-Pazar. Yazacağım çok açmadan arayı.

Hepinize çok güzel bir hafta diliyorum. Ama en çok da kendime:) Darılmaca yok, tamam mı?