Aylık Arşiv: Ağustos 2009

Radyo Programi Kaydi:)

 

Me Myself Dilara

Dostlarim, cok hastayim. Gunlerdir yataktayim. Agustos giderken bana siki bir tekme savurdu ne yazik ki!  Hani cok soylendim ya O’na:(

Neyse, bu Agustos’un bende biraktigi en guzel iz bu kayit olacak saniyorum:) Bir saat suruyor, umarim vaktinizin bosuna harcandigini dusunmezsiniz.

Operim, ve gupguzel:) bir Sonbahar, ondan da beter bir Eylul dilerim. Cok isimiz var bu Eylul birlikte yapacak…

 

Dilara&Selim’in Seker Gibi Sohbeti

 

 

Hoşluklarla Geçen Günlerin Ardından…

 

Lake Minnesota

~Tekneler, Minnesota`dan – 2006 Temmuz~

 

… Yine bir sürü şey yapıldı tarafımdan.

~ Önce Cuma gününden söz etmem lazım sanırım. Özellikle de Selim‘in radyo programına konuk olduğum o 1 saatten! Önce bana hiç geçmeyecekmiş gibi gelen, sonuna geldiğimizde de “nasıl yani, bitti mi?” diye bakakaldığım o 1 saatten:) Programı dinleyen arkadaşlarım sağolsunlar Facebook‘da yorumlarını esirgemediler. Teşekkür ediyorum hepinize. Program sırasında bütün konu insanın kendisi, hayatı, hayalleri ve JTB olunca bir nevi ünlü, tanınası bir kadınmışım gibi hissetmedim dersem yalan olur. Ankara’dan ve günlük bir takım olaylardan da bahis ettik gerçi, ama en vurucu nokta son nokta oldu. Selim, programın sonunda format gereği kısa bir hikaye okuyacağından bahsetmişti. Ben de Selim‘in kendi hikayelerinden birini okuyacağını sanmıştım. Ama Selim, o dakikaya kadar bana tek kelime etmemeyi başarmış, programın sonunda da beni can evimden vurmuştu: Benim bir hikayemi okudu. Mayıs 2006’da yazmış olduğum şu hikayeyi. İnsanın kendi yazdığı satırları başka birinin sesinden, özellikle de Selim gibi sesi ve diksiyonu mükemmel biri tarafından okunurken, dinlemesi inanılmaz bir tecrübeymiş. Son paragrafa doğru gözyaşlarımı zor tuttum, o kadar diyeyim! Tekrar teşekkürler arkadaşım. Bu program işleri çok keyifli hakkaten, aman dikkat: Alışabilirim:)

~ Hani demiştim ya, evimi kiralamam lazım diye.. Evet, bir mucize oldu. Yazıyı yazdıktan 2 gün sonra, yani yine geçtiğimiz Cuma evimi kiraya verdim:) Artık son kalan okul taksitimi dert etmeme gerek kalmadı. Ayrıca direkt olarak bu konuyla bağlantılı annekuşla seyahat aktivitesi için de Eylül sonu kesinleşti:) Bu arada bir hoşluk daha oldu, daha önceki annekuş ile planlanan ama kendisinin gelemediği İtalya seyahatine Tolu ile gitmiştik ya biz. Hah işte, sonu o geziye benzemez inşallah, ama Tolu’cum da bizimle gelecek bu seyahate bir problem çıkmaz ise:)

~ Cumartesi günü sabah gidip motor sınavına girdim motorsiklet ehliyeti için. Malum B tipi ehliyetiniz olunca A2 için sadece motor sınavına giriyorsunuz, ki bu da 20 soru demek:) Yıllar içinde kendini tekrarlayıp duran hepi topu 100 soru var zaten motora ilişkin. Girdim sınava, 10 dk.da bitirdim. Ama çıkmak ne mümkün? İlk 45 sakika boyunca sınav salonu terkedilemeyeceğinden sıkıla sıkıla oturdum salonda. Bu arada diğer sorulara baktım zaman geçsin diye. Ehliyetimi 1996 yılında almama rağmen bir araba sahibi olamadığımdan sebep ehliyetim de bilgilerim de bir işe yaramıyordu. Ama özellikle Trafik sorularına gayet güzel cevaplar verebildiğimi şaşkınlıkla görmüş bulundum:) Arabaya değilmiş, umuyorum ki motorsiklete kısmettir o güzelim ehliyet:) Zaten Ankara’da araba kullanmakla ilgili hevesim de hayallerimde son birkaç yılda törpülenmiş durumda. Şöfor olmadığım halde bana cinnet geçirten trafikteyken bazen, iyi ki ben kullanmıyorum diyorum! Zira bu asabiyetle ben mutlaka birkaç taksi şöförü ile dalaşmaya yeltenir, muhtemelen sonunda da pişman olurdum:)

~ Cumartesi günü öğlen saatlerinde Ayşegülüm Sultanım ve Tolu ile buluştuk Tunalı’da, Sardunya Cafe‘de. Bakın bilmeyenlere bir sevimli mekan önerisi daha benden:) Bu cafe Tunalı Hilmi’de değil, ama onu kesenlerden Bülten Sokakta. Elizin Pastanesinin sokağında. Tam adresi Bülten SoK. No:21. Telefonu 466 4576. Ufacık, ama yemyeşil bir bahçemsisi var:) Bu da ne diyorsunuz değil mi? Bahçe desen bahçe değil, ama çok güzel birşey demek benim lügatımda:) Hepi topu 5 masa var sanırım, 20 kişi anca sığıyor. Tamam ben yemek yemedim, dolayısıyla menünün yeterliliği konusunda yorum yapamam. Ama bizimkiler yedikleri makarna ve salatadan memnun olduklarını söylediler. Zaten ben kahve içmiştim. Benim önerimin tek sebebi bahçemsisi:) Şırıl şırıl suların akıp birkaç katlı, içinde kırmızı japon balıklarının yüzdüğü minyatür havuza dolduğu bir atraksiyonu var. Fotoğrafını çektiğim ilk an paylaşacağım, o zaman anlayacaksınız beni.

~ Pazar günü patatesli omletli zengin bir kahvaltıdan sonra oturup 3. sezondan 3 bölüm House izledik. Bu adama bayılıyorum:) Lost’dan sonra evimdeki tek DVD dizi serisi. İzlediğimiz bir bölüm çok ilginçti. (Gerçi her bölüm enteresan ama..) 10 yıldır komada bir adam. Adamın onu ziyarete gelen 17 yaşında bir oğlu var. Soap Opera dizilere hasta bir şahsiyet olan ve klinik görevinden kaçmak için gidip enteresan köşelerde bu dizileri izleyen adamımız House bu defa komadaki adamın yatağının kenarında oturmuş bir taraftan cips yiyip bir taraftan dizi izlerken adamın oğlu geliyor. Bir problemi olan çocuk orada nöbet geçiyor ve adamımız House’un bölümü çocukla ilgilenmeye başlıyor. Dr. House, Diagnostik Medicine, yani nam-ı diğer Tanısal Tıp bölümünün başkanı. Yaptıkları iş, kimsenin teşhis koyamadığı hastalara teşhis koymak! Bu çocukta da görünürde belirli bir hastalık yok, ama sürekli nöbetler geçiyor. Her neyse, anlatacağım ilginç kısım bu değildi..Amma uzattım. Çocuğun tıbbi geçmişini öğrenmek için ailesinden tek kalan kişi olan babasını uyandırıyor House! Bu kısımdı bana inanılmaz gelen. 10 yıldır komadaki bir adama bir doz iğne yapıyor ve adam hiçbir şey olmamış gibi yataktan kalkarak ortalıkta, ukalalık etmekten de geri kalmayan tavırlarıyla, arz-ı endam etmeye başlıyor. Gerçi bu ilaçla uyanan hastaların 1 ya da 2 gün sonra ya tekrar komaya girmeleri ya da ölmeleri söz konusuymuş. Açıkçası böyle birşey olası mı emin olamadım. Buradaki doktor arkadaşlarıma soracağım! Bilen varsa fikir beyan edebilir mi lütfen?

Pazar günümüzün kalanını Haymana Yolundaki bir evin bahçesinde mangal keyfi yaparak geçirdik Sevgilimle birlikte. Ev, Sevgilimin abisi ve yengesine ait, 10-12 evlik bir kooperatifin parçası. Evimizden çıkıp, bu evin garajına ulaşmamız tam olarak 53 km. ve 1 saat alıyor:) Evet, uzak bir miktar. Ama bir keyifli ki sormayın. Daha önce, sanıyorum 1 ay kadar önce, burada oldukları bir hafta sonu bizi mangala davet etmişlerdi karı-koca. (Samsun’da yaşıyorlar şu anda işleri gereği.) O zaman biraz fırtına, bir miktar yağmur ve bolca rüzgar eşilğinde yine de afiyetle silip süpürmüştük masadakileri. Bu defa da biz ikimiz gittik. Hava sıcak, ama bir miktar esintiliydi yine. Bahçesinde bir sürü meyve ağacı var; elma, şeftali, kara dut ve vişne. Vişneler ve şeftaliler yerlere dökülmüş, zamanlı gidip toplayamadık zira:( Ama birdahaki bahara mutlaka elimizden geldiğince bu güzel ve keyifli bahçe ile ilgilenme planları yaptık. Bahçeyi çimlendirme, meyve ağaçlarını ilaçlama ve zamanında meyveleri toplama konusunda yani:) Evden de bir sürü şey götürmüştük, yoldan da et-mangal kömürü vs. aldık. Saat 15:00’dan gece 22:00’a kadar bahçedeydik. Mangal yaptık, ki ben mangalda ilk defa ellerimle patlıcan patlatıp salatasını yaptım. İnanılmaz lezzetliydi. Çok huzurluyduk, çok mutluyduk ve çok tok olarak döndük evimize. Öyleki bu sabah kahvaltı bile etmedim. O derece:) Artık uzakta da olsa, hafta sonları bahçesinde yayılabileceğimiz bir mekanımız var:)

~ Sevgili K.İ.S.D beni “Yaratıcı Blog” kategorisinde mimlemiş. Sonuç olarak mim gereği hakkımdaki 7 ilginç maddeyi yazmam gerekiyormuş:) Yıllar önce yine buna benzer bir mim dalgasında şu satırları yazmışım kendimle ilgili ilginçliklere istinaden. Oradan şimdiye 6. madde geçerliliğini yitirmiş durumda. Şimdilerde bunlara ekleyebileceğim maddeleri yazıyorum:

1- Kuaförlerde vakit geçirmekten her zaman nefret ettim. Her daim rapunzel gibi uzun saçlarla dolaşınca kuaförde geçirdiğim vakit de takdir edersiniz ki hiç kısa sürmüyor! Nefret ederek saç boyatmaya gidiyorum şimdilerde. Artık bioform yaptırdığımdan beri saçlarıma şekil vermek ya da fön çektirmek için kuaförlere ihtiyacım kalmadı:)

2- Tüm alışverişlerimi internetten yapıyorum. Markafoni ve Limango‘dan açıldıklarından beridir bir sürü şey aldım. Gittigidiyor‘dan onlarca kıyafet alışverişi, elf‘ten makyaj malzemesi vs. satın alıyorum. Bedenler ya da makyaj malzemelerinde ton ve renk konularında hiç şansız bir durumla karşılaşmadım. Mağaza mağaza gezmekten de haz etmeyen bendeniz için bu durum inanılmaz güzel, aynı zamanda da karlı! Dışarıdan satın almaya kalksam 5 birim ödeyeceğim şeyleri en fazla 3 birime mal ediyorum:)

3- Çocukluk hayallerimde hep 2 çocuk ama hiç koca vardı:) Nedendir bilinmez, babası olmayan çocuklarımla kocaman bir evde yaşadığımı, onları okula getirip-götürdüğümü, onlarla arka bahçede:) tenis oynadığımı hayal ederdim. Bizimkilerde ayrı değildi ben bu hayalleri kurduğumda ilginçtir. Enteresan!

4- İçki içerken bir limitim yok! Açılmış şişeler bitmek zorunda diye bir kural varmışcasına şişeyi bitirmeden yatamıyorum! Birçok erkek arkadaşıma göre iyi içerim. Yalnız son bir yıldır etkilenmeye başladım, uykum geliyor:)

5- Günde 3 litreye yakın su içerim. Bu sebeple gün içinde tuvalete taşınmaktan sebep egzersiz yapmaya gerek görmüyorum. Öğlene kadar neredeyse 4-5 defa gider gelirim:) Bazen tuvalete gitmekten bitap düşerim!

6- Erkek olsaydım Monica Belluci’den başka kadın tanımazdım. En beğendiğim kadın aktristtir. Onun kadar güzel başka kadın yok bence. (Buna Hülya Avşar’da dahil:)

7- 35 olmama şunun şurasında aylar kalmışken bir itiraf: Hayatımın hiçbir döneminde bu yaz ki kadar elbise-eteğim ve makyaj malzemelerim olmadı! 35 yaş krizinde miyim neyim?

Nasıl ama? Çenemin çok düşük olduğunu söylerim de inanmazsınız. Bakın bakalım daha ne gibi kanıta ihtiyacımız var:)

Haftaya güzel başladım yine ben. Sizlerde umarım iyisinizdir. Kendi kendimizin motivatörü olmamız lazım, yoksa yaşam zor be dostlar:)

 

Şimdi Haberler:)

~ Bu yazıyı çok beğendim. Sonuna kadar okuyun lütfen. Hatta vaktiniz varsa yorumlarıyla birlikte.

 

Ben kendiminkileri düşünüyorum şimdi, sizler de sizinkileri düşünün lütfen. Beynimizi bunun için çalıştırmak bile bu akşam yatağımıza yattığımızda bir öncekinden daha farklı bir gün yaşadığımızın kanıtı olacaktır.

 

~ C.tesi günü motorsiklet ehliyeti alabilmek için ilk adımı atıyorum, motor sınavına giriyorum. Önce bu sınava girip, ardından pratiğine girmemiz gerekiyormuş. O da sanırım Eylül ortası bir ara. Herşey bitip ben ehliyet almaya hak kazandığımda ise bolca pratik yapmak için bir motorsiklete (bizimkinden daha düşük bir ağırlıkta) ve rahat bir trafiğe ihtiyacım olacak sanırım. Motorsiklet kolay da, o trafiği nerede bulacağım bilmiyorum.

 

~ 5 Eylül’de master için son dönemimin kayıtları tamamlanacak. Herşey yolunda giderse Ocak 2010’da mezun oluyorum:) Bu dönem 3 dersim var ve CGPA notum bu defa 30 küsür kişilik sınıfta 4. en iyi not olarak karşımıza çıktı:)

 

~ Kiracım Haziran ayında çıkmıştı, Temmuz’da boya-badana-temizlik işleri halloldu ve ev o zamandan bu zamana kiralık ilanı ile beklemede. Tabi henüz 1 ay bile olmadı kiraya çıkalı, ama ben çok dertleniyorum bu duruma. Zira oradan aldığım para tamamen okulun taksitlerine gidiyor:( Eylül 5’e kadar bir mucize olsa ve evi kiraya versem diyorum. Ne güzel olurdu!

 

~ Eylül için o kadar çok plan, aktivite, vs.. var ki! 30 gün yetmeyecekmiş gibi geliyor. Annekuş ve benim birlikte seyahatimiz, bir aksilik olmaz ise bu ay sonu gerçekleşecek. Ama hala şaibeli durumlar söz konusu.

 

~ Ramazanın gelmesini en çok “güllaç” yapıp tepsi tepsi, yiyebileceğim için seviyorum:) Birde tabi sıcacık pide ve içine sıkıştırılıveren tulum peyniri faktörü var:) Çocukluğumdan beridir bu ikisi dışında benim için özel bir anlamı olmadı Ramazanın. (Annem ve babam bu ay için tüm gerekleri yerine getirirlerdi ama, sağolsunlar bizi de hiç zorlamadılar.)

 

~ Bu cuma, ayın 21’inde yani 12:00-13:00 saatleri arasında TRT Ankara Radyosu’nda “Bize Göre” programında Selim Karakaya‘nın konuğu olacağım. Ankara’da 105.6 frekansından, aynı zamanda dünyanın her yerinden şu adrese tıklayarak ulaşabiliyorsunuz programa. Günlük haberlerin mevzubahis olduğu, Ankara’dan, hayattan, seksenlerden, müzikten, herşeyden sohbet edeceğimiz bir program olacak. Ayrıca hayatımdaki güzellikleri de soracakmış Selim, bilmiyorum hayatımı bilmeyeniniz kaldı mı? Evet dostlar, merak ederseniz bir Cuma öğle arası 1 saat oradayım, dinleyin, arzu ederseniz katılın, soru sorun, ya da yorum yapın. Bizimle olun:)

 

Haftayı bitirmeye az kaldı, umuyorum ki güzel başlamıştı. Ve dileğim aynı şekilde devam etmesi:)

 

 

Şanslıyım Ben

Yüzlerini gördüğüm, ellerini tuttuğum, sarılmalarını hisettiğim, anlattığımda dinleyen, benimle kahve içen “gerçek dostlarım, arkadaşlarım” var:)

~

Yüzlerini hiç bilmediğim, ellerine dokunamadığım, ama bana yazdıkları mesajlarla ulaşan, gün içinde birkaç dakikasını ayırıp halimi hatırımı soran “sanal dostlarım, arkadaşlarım” var:)

Şanslıyım değil mi? Biliyorum, farkındayım. İliklerime kadar ne kadar şanslı bir kadın olduğumu hissediyorum.

~

Ayrıca bir sürü şeyin peşinde koşabilmek için sınırsız bir enerjiye sahip olduğum için.. Her zaman hedeflerim, planlarım, to-do-list’lerim olduğu için.. Bunların bir kısmını gerçekleştirebildiğim için de şanslıyım ben:)

~

Bazen hepiniz gibi içim sıkılıyor, olur olmaz şeylere üzülüveriyorum. Çok kırılganım ben aslında her ne kadar böyle “tough”, sert, sağlam biri gibi gözüksemde.

Nihayetinde bir insanım.

Nihayetinde bir kadınım.

~

Burası benim ya, içimi dökebildiğim, günlük yaşantımdan iz bırakan şeyleri paylaşabildiğim bir nevi “kişisel günce” ya. İşte bu sebeple hafta sonu yaptıklarım, gülüp eğlendiklerim, yiyip içtiklerim kadar üzüntülerim, kafayı taktıklarım, kırıldıklarım da oluyor haliyle. Ama demiştim ya hani, “Bu da geçer. Neler neler geçmedi ki” diye. Ge-çi-yor. Ya da ben buna inanmak istiyorum:)

~

Son zamanlarda Sevgili ile eğlenceli bir aktivitemiz var. Gelenekselleşti hatta neredeyse, geçenlerde 3.sünü yaptık. Ben genellikle akşamları eve gelir gelmez üzerimi değiştirdikten sonra bir kadeh içki koyarım bardağıma. Ve yaklaşık 20 dakika ila yarım saat pek birşey yapmadan içkimi içer, elimizin altındaki dergileri karıştırır, ya da Eurosport’ta ilgimi çeken ne varsa onu izlerim. Sonra Sevgilim gelir, o da alır havasındaysa bir kadeh. Sonra mutfağa gider ve o akşamki yemek hazırlığına girişiriz. Bazende karnımızın hiç aç olmadığını, ya da bir şekilde iştahsız bir günde olduğumuzu bahane ederek içkiye devam ederiz. İşte böyle bir akşam canımız eski müzik parçalarını dinlemek istedi ve, YouTube sağolsun, daha sonra 3.sünü gerçekleştireceğimiz nostalgia&karaoke gecelerinin ilkine merhaba dedik:)

Evet biz iki tip bir yanda eski şarkılar, bir yanda sözlerinin bulunduğu iki ayrı ekran karşısında bazen sabahlara kadar süren karaöke partilerinde performans göstermeye başladık:) İnanılmaz eğlendiğimizi söylemeye gerek yok sanırım. Sevgilimle ben, evimizde salonumuzun halısının üzerinde oturmuş, elde kadehler, bağıra çağıra, bazen çift vokalli, bazen düet parçaları icra etmekteyiz. Üst ve yan komşumuz tatilde olduğu için başarı ile gerçekleştirdiğimiz gecelerin sabahında allahtan ne bir şikayet ile, ne de baş ağrısı veya ses kısıklığı ile karşı karşıya kalmadık. Bu, bizim en güzel eğlencemiz son zamanlarda:)

~

Cumartesi günümün öğleden sonrasının tamamını mutfakta geçirdim ve uzuun zamandır yapmadığım mezelerin hazırlığına giriştim. Akşama rakı-balık için evimize arkadaşlarımızı davet etmiştik ve ben herşeyin benim elimden çıkması gerektiğini söyleyerek yaklaşık 3-4 saatimi mutfağımda gerçirdim. Fotoğraflarını çekemedim, zira makinam ve ben artık ayrılmaz ikili değiliz. Onunla yakınlaşacağım zamanın tekrar geleceğini umud ediyorum ve o sebeple ilişkimizi kasmadan, sorgulamadan, neden?lerle boğmadan bir süreliğine böyle götürmeye karar verdiğimizi söylemek istiyorum!

Yaptığım Patlıcan Salatası dışarıda yediklerimizden bile güzel oldu. Taze barbunya bulmuşken ayıklayıp yapmak için üşenmediğim o güne şükürler olsun demek istiyorum. Ne kadar iri ve lezzetliydi barbunyalarım. Gittim biraz daha aldım, ayıklayıp derin dondurucuda paketlemeyi düşünüyorum sonrası için kendilerini.

Yoğurtlu havuç&kabak ise zaten favori mezem olup, bu defa süzme yoğurdu normal yoğurt ile karıştırmamın faydasını gösterdi bize. En beğenilen meze seçildi gece:)

Mutfakta kendimi o kadar iyi ve mutlu hissediyorum ki anlatamam. Evin içinde bir işle meşgul olmayı en sevdiğim yer mutfağım. Şunu farkettim ki, bir tek yemek yapmakla ilgilenirken başka bir şey düşünmüyorum ben! Nasıl güzel, nasıl?

~

Bir önceki gece mezeler, ızgara çupramız ve Yeşil Efe’nin marifeti sebebiyle gayet erken saatte yataktan kalktığımız Pazar günümüzü de Eymir Gölü’nde yayılarak geçirdik 7 saat kadar! “Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi” isimli kitaptan 200 küsür sayfa okudum, patatesli-patlıcanlı-ıspanaklı-peynirli gözlemeler yedim. Hava inanılmaz sıcak olmasına rağmen Eymir kıyısı püfür püfürdü. Serin serin minderlerde yayıldım, kah uyukladım, kah kitap okudum, kah gündüz düşlerine daldım.. Bir hafta sonunu daha bitirdim işte.

Evdeki egzersizler iyi gidiyor. Bir gün ara verdim sadece, o da kaslarım ertesi gün nefes almama bile müsade etmediği için. Şimdi en az 15 dakikalık, programlı setlerle ilerliyorum. Ama şınav olayında çok zayıfım hala, kollarım zayıflamış! 10. şınavı çekemiyorum, 9’da kalıyorum. Ama azimliyim, en az 15-20 çekebilmem lazım birkaç hafta içinde. Spor yaparken de kendimi terli, yorgun ama çok iyi hissediyorum.

İşte bu sebeple bana iyi gelen şeyler yapıyorum: Spor, yemek, kitap okumak gibi.

Daha sık yazacağım. Hafta sonuna doğru bir “aktivite”de eşlikçi olmam istendi benden. Çok heyecanlandım, ama arkadaşıma da güveniyorum. Kesinleşince bildireceğim, zira sizin de oturduğunuz yerden takip etmeniz olası bir “aktivite” bu:)

Haftanız güzel geçsin:)

 

Yok

Gönlüm kırık bu aralar. Parçaları darmadağın. Sabah dağılmış halde çıkıyoruz yola gönlümle, akşama kadar birkaç parçasını yerine yapıştırıyorum özenle, böyle bir gayret geliyor yani gün içinde. Motivasyon mu diyoruz adına, bilemiyorum. (Daha doğrusu bu detayda düşünmek istemiyorum hiçbir şeyi.) Ama yatarken o yapıştırdıklarımın da yapışkanı iyi tutmadığından herhalde bir bakıyorum, haydaa hepsi yine bir yerlerde.. Gönlüm darmadağın, ben darmadağın, dokunsan ağlayacak halde sessizce süzülüyoruz pikenin altına sol tarafımıza dönüp, cenin pozisyonu alaraktan.

E sıkıldım artık yap-bozculuk oynamaktan. Duydun mu beni Ağustos? Sı-kıl-dım. Ya sen git artık topla pılını pırtını ya da ben. Ben hep gitmek istiyorum zaten. Kaçmak istiyorum. Durduğum her an kabahatmiş gibi geliyor, yapmam gerekeni doğru dürüst yapamıyormuşum gibi geliyor. Benden başka kimse beni düşünmüyor derken, ben bile düşünemez oldum kendimi. Gönlümü bile kırdılar, bir şey diyemedim:( Hadi kırdılar, yapıştıramıyorum bile. Yapıştırsam da bir daha eskisi gibi olamayacağını bildiğimdendir belkide. Kim bilir?

Niye kalabilen biri olamıyorum hiç anlamıyorum. Anamda babamda öyle çok gezen, hovarda takılan, akılları başka yerde insanlar değiller. Ben kime çekmişim ki? Yaşadığım yerden tutun da, yaptığım işe, giydiğim ayakkabı ya da altı üstü koluma taktığım çantaya kadar herşeyden sıkılıyorum, uzaklaşmak, yok olmak istiyorum. Kaybolmak. Kaybedilmek değil ama.. Arasında fark var! Öyle işte.

~

Kitap okumaktan aldığım keyfi şu an başka hiçbir şeyde bulamıyorum. O derece yani, düşünün:) Yemek yemek içimden gelmiyor, sadece zorunluluktan birkaç lokma. Öyle keyifle, özenle, büyük bir aşk’la değil yani. Ki yemek yemek benim hayattaki en favori 3 aktivitemden biriydi. (Birinci sıradaki ayıp kaçıyor, üçüncüsü ise seyahat etmek. Hani soran olursa diye..)

Spor adına ise yürümek dışında evde mekiklere ve kas güçlendirici hareketlere başladım, zorluyorum kendimi. İdolüm Madonna’nın şimdiki zamanı gibi değil de, bir önceki di’li geçmiş zamanındaki haline benzemek istiyorum. Aslında kırık gönlümün sızısını duymamak için zorluyorum kendimi başka can yakıcı şeylere belkide. Ne kadar daha fazla yanarsa canım vücudumun başka köşelerinde dikkatim dağılıyor, beynim gönlümün verdiği sinyallerden önce başkalarına odaklanıyor diye düşünüyorum. (Bunu bu detayda düşünüyorum bakın!)

~

Yazamıyorum.

Hepinizin zaman zaman içinden geçtiği dönemlerden birindeyim. Evet yine!

İyiyim şu sızıları saymazsak.

Onlarda geçer elbet birgün, neler geçmedi ki bugüne kadar!

 

**PS: Ne ilginç değil mi? İnsanı bir anda 2 önceki yazıda yazdığım ve hissettiğim halden bu hale getirebiliyorlar?**