Aylık Arşiv: Aralık 2009

Günler Geçerken..

 

Boy From Spain

~Biraz daha portre:)~

 

“Dance like nobody’s watching;

Love like you’ve never been hurt.

Sing like nobody’s listening;

Live like it’s heaven on earth.”

Geçtiğimiz yıllarda bir defa daha yazmışım JTB’ye bu dörtlüğünü Mark Twain’in:) Gerçi o zaman Mayıs ayıymış, nedensiz bir biçimde benim en sevdiğim aylardan biri. Yani baharmış, kıpır kıpırmışım haliyle. Seviyorum bu dörtlüğü, eski yazılarımı okurken görünce tekrardan size de hatırlatmak istedim.

~

Hayatım bir enteresan son günlerde.

İki uçta, ama sivri uçlarda hareket etmekteyim. Ya çok yoruluyorum koşuşturmaktan bir yerlere, bir şeylere evimle ilgili, kendimle ilgili, ya da müthiş tembellik yapıyorum yerimden dahi kımıldamadan saatlerce, ki bu pek alışık olduğum bir durum değildir!

Ya çok gülüyorum sabahlara kadar artık böyle göz kenarlarımdaki minik kaz ayakları devasa kaz patilerine dönüyor, ya da hüngür hüngür ağlıyorum saatlerce mutfağımda sigara içtiğim köşede evyenin üzerine oturmuş bir halde.

Ya dans ediyorum her tarafım ağrıyana, kendimden geçercesine dek, şarkı söylüyorum bağıra çağıra sesim kalmayana dek; ya da 1 tam gün boyunca evden çıkmadan pc’den Sex&The City’nin bir sezonunu (18 Bölüm) seyrediyorum minimum hareket kabiliyetinde.

Ya içiyorum fena şekilde ertesi sabah kusana dek-ki bu kusma durumu annekuşun varlığı ve evdeki alkolün yokluğundan sebep; ya da elimde bir bergamutlu yeşil çayımla bir sütümle, bir neskafemle kitap okuyorum, dergi okuyorum, okuyorum..

Ya hiç telefonum çalmıyor, ya da susmak bilmiyor; aynı anda 2 kişi arayınca beklet-konuş tuşunu aktive ediyor buluyorum kendimi sıklıkla!

~

 

Annekuşumun gitme zamanı, eşyalarımın gelme zamanı, derslerin bitme zamanı yaklaşıyor. Soğuk, karlı günler; gri-siyah geceler yaklaşıyor. Kalbim yaşadıklarına daha az az acır halde, gördüğü şeylere sanırım artık katlanıyor. Ruhum içimde çırpına çırpına bedenimin duvarlarında, dışarı çıkmak için yakarıyor. Kalbimi sakinleştirip, ruhumu bedenimden özgür kılıp, yeni bir yıla o şekilde giresim var.

Tolucum Portre

Bende parti var yine:) Artık gelenekselleşen evimde verdiğim yılbaşı partisi. Bu defa tam yılbaşı gecesi yapacağım sanırım. Bu şekilde “nereye gitsek, ne yapsak o akşam” diye dertlenmeye de gerek kalmayacak. Şimdiden malzemeler derin dondurucudaki yerlerini almaya başladı yavaştan. Geçtiğimiz yıl bizim ekiple birlikte inanılmaz bir sofra hazırlamıştık. Bu yıl bakalım nasıl olacak?

Tunacan Portre

Cumartesi gecesi sevgili dostlarım Akvaryumdaikibalık‘ın davetlisi olarak bir “erken” yılbaşı partisine davetliyim. Kendilerinin gelenekselleşen “Şapka Partileri”ne. 2 yıl öncekine tasarımsız, normal bir şapka ile katılmıştım. Bu yılkine annemle bir şeyler tasarlıyoruz. Keyifli olacak gibi. Fotoğraflarıyla parti detayları, eğer dostlarımın müsadesi olursa, sonrasında burada:)

 

Bu aralar yeni eğlencem, aslen eğlencem mi işkencem mi demeliyim bilemiyorum ama, PUZZLE yapmak! Yıllar önce, çok komik ve fakat gerçek!, Tuba için almış olduğum, fakat kendisine zilyon kereler bir araya gelmemize rağmen bir türlü veremediğim 2 adet puzzle vardı 1500’lük. 2 tane beğenmiş, hangisini isterse onu veririm demiştim. Tuba, bu Cuma süpriz yapıp bana Ankara’ya geldi:) Benim haberim yok, öyle makyaj yapıyorum gece gece dışarı çıkacağız. Natalie’de hiç çaktırmıyor. Sonra ben diyorum ki, “en son düğünde gördüm tatlımı çook özledim” falan. Natalie’de “ya gelmiyor hayırsız, kocayı buldu, evet” falan diyor. Sonra kapı çaldı. Yatak odasının kapısında birden beliren Tuba’yı görünce ikimizde çığlık çığlığa bağırarak birbirimize bir sarıldık, görülmeye değerdi. İntro uzadı biliyorum:) Neyse işte ertesi gün Tuba’ya nihayet puzzle’ları gösterdim de hatun birini seçti. Diğerinide ben aldım elime Cumartesiden beri başındayım. Yani mümkün olduğunca uzak kalmaya, ara vermeye çalışıyorum; ama nafile! Fena bağımlılık yaptı, hayırlısı diyoruz.

Hızımızı alamayıp salona asmak için tam salonun rengine “cuk” oturan 4000’lik bir tablo siparişi vermeme ramak kaldı. Gerçi favorilerde bekliyor hala, elim her an “satın al” tuşuna gidebilir:) Bu durumda da dostlar “kapsama alanı dışında” olma ihtimalim oldukça yükselir en az şöyle Mayıs ayına kadar herhalde:)

Konuşasım var görüldüğü gibi. Ama anlatacağım çok şey var merak etmeyin. Uzunca bir süre daha yeter bize elimdeki malzemeler:)

Haftanın kalanını ve hafta sonunu harika geçirin. Sanırım kar yağacak, yılın ilk karı. Ritüel gerçekleştirmek için en uygun zaman:) Ritüel mi? Bilene benden minik bir hediye:))

 

Birkac Portre Denemesi:)

 

Boy 1

Bu 3 kafadar kardesmis.

Boyle burunda sumukler, el yuz pislik icinde sokaklarda kosturuyorlardi Beypazari’nda:) Benden “Chitos” almak icin para istediler. Biraz konustuk, ama son fotograftaki abi pek konuskan degildi. Ortadaki en kucukleri ise yanaklarini oksayip burnunu silmek icin mendil verdigimde bana gulumseyip durdu:)

 

Boy 2

 

Boy 3

Bu guzeller guzeli ise “Yasayan Muze’de” cocuklara oyun oynatan koylu guzeli. Cocuk gelisimi okuyormus. Ben bu kadar guzel ve duru bir yuz gormedim uzun zamandir. Cok seker, cok konuskan, paylasimci bir kizdi Merve. Uzun uzun konustuk, biz sorduk o cevapladi:)

Girl

 

Iste boyle birkac portre size.

Yeni havadis vereyim bu arada: Evi kiraladim. Kendi evimi yani. Kiracim pek seker bu defa, umuyorum ki uzun omurlu olur da ben de bu bayildigim sicacik yeni evimde uzun omurlu olurum bir prens saclarimdan tirmanip kuleden beni alincaya dek kucagina:) Evet uzatiyorum saclarimi:)

2010 listesini yapmaya basladim. TO-DO-LIST’i:)

Mumkun oldugu kadar gercekci olmasini istiyorum bu defa. Gerci bir miktar “Mondo Beyondo Listesi”* ile ic ice geciyor, ama olsun. Bendeki genis hayal gucu sayesinde o kadarcik olacak diyoruz:)

Simdiden keyifli bir hafta sonu dilerim.

* Mondo Beyondo List: En inanilmaz, en acayip, aslen yakin zamanda ulasilamaz gibi gordugunuz ama yine de hayal ettiginiz herseyin bulundugu bir liste!

Sıradanlık?

Sıradan bir hayat yaşamayı beceremedim ben.

Böyle bir çabam da olmadı açıkçası. Günlük rutinler bile zaman zaman boğdu beni, fazla geldi, daralttı. Tüm bunların arasında insanların bana sıkça verdiği öğüt ise “Hayatı çok ciddiye alma!” oldu:)

Benim genetik kodlarım değil belki, ama sonradan programlanan zihin kodlarım hayatın çok ciddi, yer yer acımasız, tekin olmayan, güven faktörünün unutulması gereken bir yer olduğunu hatırlattı durdu mütemadiyen. Geçmiş yaşadıklarımın tabi ki bunda payı çok fazla. Hepimizin çocuklukluğumuzda gördüğümüz, yaşadığımız; belki de yaşayamadığımız şeyler bizi sonradan vuruyor. Hayata bakışımızda, ilişkileri ele alışımızda, beklentilerimizde, evimizde, istediğimiz arzuladığımız düzende falan hep karşımıza çıkıyor.

Sorunlu, kavga gürültülü bir ailede büyümüş, yeteri kadar sevgi, ilgi görememiş herkes gün geliyor sükünetli, sakin, hiç tartışmasız, ama bol sevgili bir hayat istiyor.

Benim gibi ailesi harika giden bir trendeyken birden bire tünelde kaza yapmış çocuklar ise gelecekteki ailelerinde sonsuz bağlılık, samimiyet, içten ve dürüst paylaşım gibi faktörlerin üzerine gidiyor. Sevgiyi ise istemekten kimse vazgeçemez zaten:)

Hayatı ciddiye alıyorum, çünkü önemsiyorum. Voltaire’in de yüz yıllar önce söylediği üzere fazla bilip, fazla önemseyenler mutsuz olmaya mahkumdurlar:)

Mutsuzluklarımı azaltmak için, ama önemsemeye devam ettiğim için belki biraz fazla kontrol dışı yaşıyorum. Birçoklarına göre. Belki biraz fazla tutkulu yaşıyorum. Ama hayatımı seviyorum. Çok üzüntü, çok mutluluk, çok heyecan, çok kalp ağrısı, çok yalnızlık, çok kalabalık, çok kahkaha, çok gözyaşı, çok yeni, çok eski bir sürü şey oldu yaşamımda bu ana kadar.

Hepsiyle de başa çıkmayı başardım.

Sevgi dolu, aşk dolu, güven, açıklık, samimiyet, paylaşım dolu; “adam gibi” insanların (kadın-erkek) çevremde olacağı bir hayat istiyorum.

Bana dürüst insanlar istiyorum yanıbaşımda. Beni koşulsuz sevmeyi becerebilecek insanlar. Bana sırf ben üzülmeyeyim diye iyilik yaptığını sanan “çok düşünceli” insanlar istemiyorum.

Bana birşey olduğunda, “hiçbir şeyim yokmuş gibi davranan” insanlar da istemiyorum. “Benim adıma konuşan”, “beni savunan” insanlara hele ki hiç ihtiyacım yok.

Ben böyleyim.

Ben, kendim, bizzat herşeyi yapabilirim. Ve sanıyorum ki böylesi beni yıpratsa dahi bundan da vazgeçmek istemiyorum. “Onuncu köyün” var olduğunu düşündüğüm kendi dünyamda, benim gibilerle beraber yaşıyorum işte.

Eleştirilmekten korkmuyorum. Kimse sevmez tabi eleştiri almayı, ama bunun nasıl yapıldığıdır önemli olan. Karşınızdakinin yapıcı mı yıkıcı mı olduğudur dikkat edilmesi gereken. İçten mi alaycı mı?

Kendimi geliştirecek herşeye açık oldum. JTB’yi ve hayatımı bu kadar ilgiyle takip etmenizin sebebinin de bu olduğunu düşünüyorum. Yoksa kara kaşım, kara gözüm olmasa gerek. Kaldı ki benimle buradan iletişen insanların 100’ünden 99’u kadın!

Niye mi yazdım bu yazıyı? Yazınca iyi hissediyorum. Paylaşmak istiyorum içimdekileri. Sıradan olmayı beceremeyen bir kadının, samimi itirafları olarak algılansın rica ederim:)

~PS:Mobilyalarıma kavuşmaya kaldı 9 gün:)~