Yazar arşivleri: dilayra

Her Guzel Sey Cabuk Biter…

~En guzel asklar..

~Tatiller, dinlenceler..

~Elde kakao, battaniye alti kalorifer kenari muhabbetler..

~Cikolatali-cevizli kekler..

~Sam fistiklari..

~Gol kenari mangal sefalari..

~31. yasim.. :((

Iste yine huzurdayiz. Guzel biten seyler gecti gitti hayatimizdan, gecmeye de devam edecek.. Boyle boyle olgunlasip, daha akilli ya da huzurlu insanlar olmayi ogrenecegiz.. Yasimi gecmeme az kaldi bu arada. Amma cok dogum gunu kutluyoruz sonbahar da farkinda misiniz??

Tum bu hizla gecen seylerin yani sira, noetebook’uma yapisik vaziyette 1 tam gun gecirmeme ragmen hala yapmam gereken isler listesindeki maddelerden birinin uzerine cizik atabilmis degilim:( Odevlerim, sunumlarim beni kasmaya devam ederken hayatim film seridi gibi gecip gidiyor gozumun onunden.. 30 yasindan sonra niye daldim bu islere allahm ben??

Dostlarim.. Bu kadar aglamak yeter. Sikildiniz biliyorum, ben de bayildim artik. Bir degnek buldum az once, onunla hayatimi kurtarmayi planliyorum. Sihirli miymis neymis:))

**DUYURU**

Ankara”li blog yazarlari. Biliyorum biz biraraya gelmek konusunda sikintiliyiz bir miktar. Amma velakin sevgili U-B-P askerden donmus, buralardaymis. Illaada bulusalim diye tutturdu:)) Bkz: BiR onceki postun yorumlari:)

U-B-P cuma olur mu dedi, ama cuma aksami benim macim var. (Maca da gidebiliriz:)) Ne dersiniz, ses vermek ister misiniz?? cUMA- cUMARTESI??

Bu Aralar..

Bu aralar keyifsizim.. Güzel de değilim.. Hep darmadağan bir haldeyim.. Canım ne giyinmek istiyor, ne de bir şey yemek.. MIA ile uzagım, arkadaşlarımı aramıyorum.. Sanırım bayram öncesi depresyona giriyorum.. Zaten evde olacağım, Ankara’da.. Her bayram bir yerlere kacan ben, bu bayram evde ödev yazmak ve Kasım’ın ilk haftası katılacağım bir kongrede “Regional Presentation”ımı yapmak için çalışıyor olacağım..

Bu aralar bana hoş gelen birkaç şey oldu, onları paylaşarak ve de şimdiden Ramazan Bayramı’nızı en içten dileklerimle kutlayarak huzurlardan ayrılıyorum.. Hafta sonunuz ve tatiliniz duble keyifli olsun..

~

Bunu keşfettim, mutlu oldum az biraz.. Zira ben müzik sitelerinden parça indirme özürlüyümdür. Çalışırken istediğim tüm şarkıları dinleyebiliyorum, hatta kendi Playlist’imi bile oluşturdum.. Deneyin derim. Üyelik sistemi mevcut.

İlgiyle takip edilecekler listeme bir fotoğrafçı daha dahil ettim. Bu sayfada vakit geçirin derim. Hele de ben son dönemde düğün fotoğrafçılarına takık bir vaziyetteyken bir de bunu buldum, tam oldu:)

Çok eğlenceli bu siteyi buldum, kocaman bir liste de kendime yaptım.. Belki bir gün burada paylaşaır mıyım acaba???

Bu bloğun sahibi ile uzun zamandır mailleşirim. JTB, onun sayesinde var da diyebilirz. (Boşanma süreci biraz sıkıntılıydı ve şimdi yeniden bir hayata başlamaya çalışıyor.) O kadar üzgün ve toparlanamıyor ki, çaresizce iyi dilekler de bulunmaktan, “Her şey çok güzel olacak, inan” demekten öteye gidememek beni öldürüyor:(

Bu adamı niye bu kadar sevdiğimi anladım.. Gittim bir albümünü daha aldım.

Bir de bu adama bu aralar ba-yı-lı-yo-rum:)

~

Lezzet Durağı – “Boğaziçi Lokantası”

Bugün için burada bahsetmek istediğim bu lokantaya en son Cumartesi akşamı iftar için gitmiştik. Ama yeni mekanına, yani Gaziosmanpaşa semtinde henüz 1 ay kadar önce açtıkları 2 katlı yeni yerlerine.

Boğaziçi Lokantasının lezzet hikayesi 1956 yılında, Rumeli kökenli Mehmet Recai Boyacıoğlu tarafından Ulus Denizciler Caddesi’nde kurulmasıyla başlamış. Yemekleri lezzetli, ortamı nezih ve temiz bir mekan olan Boğaziçi Lokantası Ankara’lıların, özellikle bizim kuşağın anne-babaları ya da abi-ablaları tarafından çok da iyi bilinen bir yer. Lokanta, 1991 yılından bu tarafa oğlu İbrahim bey tarafından yönetiliyor. İbrahim bey çok şeker ve devamlı işinin başında olan biri. Biz, arkadaşlarımızla beraber birkaç defa bu Ulus’da bulunan yerlerine gitmiştik. Ama Gaziosmanpaşa’da yeni açılan yere ben, ilk defa gittim geçtiğimiz Cumartesi akşamı.

Ben çok beğendim. Bir defa çok ferah bir ortamı var. Manzaralı ayrıca:)) Ankara’lılar için şehrin ışıkları en iyi gece manzarasını teşkil ediyor biliyorsunuz:) Akşam saatlerinde tepeden, ışıl ışıl Ankara’ya bakaraktan inanılmaz lezzetli ve özenli hazırlanmış yemeklerinizi yiyorsunuz. Burada, kapıda bizi İbrahim bey’in kızı karşıladı. Yanlış anlamadıysam Bilgi Üniversitesi’nde İşletme eğitimi almış ve artık babasının yanında, yeni açılan bu lokantanın başında olacakmış.

Yemeklere gelince.. Bir defa spesiyalleri olan Boğaziçi Kebabı‘nı şiddetle tavsiye ediyoruz. -Ruz kullandım, çünkü ben ve diğer arkadaşlarımız başka şeyler yemiştik, ama Tolu ve Selam’ın tabaklarından tadınca hepimiz kendi yediğimizden birkaç puan daha fazla verdik bu yemeğe. Elbasan Tava, İslim Kebabı ve Ankara Tava‘da bizlerin tattığı yemeklerdi. (Not: Ankara Tava’daki bu etler nasıl lime lime bir hale geliyor bir türlü anlayamadım ben?? Ben et yapma özürlüyüm kararım kesin!) Yemeklerin üzerine tatlı yemedik, çünkü bir önceki post’da bahsettiğim pastamız vardı yenmek için sıra bekleyen. Ama şu kadarını söyleyebilirm ki, tüm tatlılar; Kaymaklı Ekmek Kadayıfı, Aşure, Fırın Sütlaç vs.. harika görünüyorlardı.

Gaziosmanpaşa’daki bu mekana girer girmez sağ tarafta camekanlı büyük bir bölüm var. Masanızı seçtikten sonra bu camekanın önündeki yemeklerden seçim yapıyorsunuz. Mutfağın servis kısmı, lokantanın giriş kısmı ile bu camekanla ayrılıyor. Camın arkasından çalışan ahçıları görebiliyor, yemeklerinizin bizzat sunuma hazır hale getirilme aşamalarına şahit oluyorsunuz. Bahsetmeden geçemeyeceğim bir ayrıntı daha var: Garsonları. Hepsi güleryüzlü ve çok profesyoneller. Ulus’daki mekanda 20-25 yıldır çalışan garsonlar varmış. (Aidiyete bak dedik İbrahim bey anlatırken:)

Fiyatlara gelince. Çok pratik:) Yani kolay hesap yapabiliyorsunuz. Etli tüm yemekler 10 YTL. Pilav ve çorbalar 5 YTL. İçecekler 3 YTL civarıydı sanıyorum. Yeni bir mekan, ama Ankara’lılar için eskiden beri bilinen bir yer olunca Gaziosmanpaşa’daki Boğaziçi Lokantası’na mutlaka rezervasyon yaptırarak gitmeniz gerekiyor, özellikle iftar zamanı.

Adres: Vedat Dolakay Caddesi. No:59 Gaziosmanpaşa ANKARA (Tel: 0 312 436 22 20) Esat tarafından giderken Gaziosmanpaşa’ya, sol tarafta büyük bir benzinlik vardır. O benzinlik ile Nurol Residence’ları arasındaki sokaktan bayağı bir aşağı iniyorsunuz, sakın hemen görmeyi beklemeyin:) Lokanta sağ tarafta.

**Fotoğrafsız post yazmayı sevmemekle beraber hem o gün yanımda fotoğraf makinamın olmaması, hem de gurbet ellerdeki arkadaşlarımızın ağızlarını çok fazla sulandırmak istemememden sebep fotoğrafsız oldu, idare edin lütfen:))**

**Sağlığım mı? Daha iyiyim, ama hala kötü bir ses tonuna ve sürekli akan bir buruna sahibim. Hafta sonunu iple çekiyorum.**

Hastayim. Ama Cok Sukur Yasta Degilim…

 

Sonbaharin ilk gribine yakalanmis durumdayim. Bu isin en sevmedigim tarafi, bas tonuna yaklasan sesim ve cesme misali akan burnuma yetistiremedigim mendillerle yasamak zorunda olmam! Boyle zamanlarda acili kadinlar misali gozlerimden akan yaslari elimin altindaki kuru mendillerle silmeye calisip, bol bol kitap okuyorum.. Tabi yatay pozisyonda. Bu sahneyi degistiren tek istisnam, Cumartesi aksami iftar icin disari cikmamiz ve sevgili Tolunay’in dogum gunu kutlamasi icin pasta kesmemiz oldu.

Pastamiz, sevgili Tarcin‘in emegi idi. 1 hafta oncesinden sozlesmis ve kendisine nasil bir pasta istedigimden bahsetmistim.. Sagolsun cok seker gorunumlu bir pasta hazirlamis YUKA‘da Tarcin‘cim:) Herkesler cok begendi. Hatta iftar icin bulundugumuz lokantadaki diger misafirler bile..Bu arada YUKA’nin telefon numarasi da alindi birkac kisi tarafindan Tarcin’cim, haberin olsun:)

Pazarimi gazetelerim, kitaplarim, makaleler, mendiller, sicak sular, bogaz pastilleri, televizyon ve battaniyem ile geciriyorum. Hava da soguk, yagmur yagiyor.. Yeni CD’lerim en guzel eslikcilerimin basinda geliyor..

Bana soyle hastayken, yatip dinlenirken dinlenebilecek birkac parca onerebilir misiniz? Disarida yagmur yagarken, ruzgarin sesi “vuuuu” seklinde cinlarken, battaniye alti, sicak su torbasi ustu gidebilecek guzel parcalar… Aman diyim kendinize dikkat edin.. Bakalim ne zaman gorusebilecegiz:((

Esmer Günler..

Nilüfer’in en güzel seslendirdiği parçalardan biriydi “Esmer Günler”. Aslen bir ayrılık ve terk ediş üzerine; ama parçanın bu nakarat kısmı bana bugün sabah evden dışarı çıktığımda gördüğüm manzarayı bire bir tasvir ediverdi: Geceden yağmur yağmış, sokaklar ıslak.. Ama fazla değil. Bahçemizdeki toprak nemli, birkaç çiçeğin yaprakları üzerinde iri damlalar halinde sular durmakta. Arabalar geçerken sokaktan tekerleklerinin ıslak zeminde çıkardığı o ses! Gökyüzü gri-mavi, parçalı bulutlu. Hava çok soğuk değil, ama serin ve yağmur kokuyor..

Ankara yağmurlarla tanıştı, artık bu misafircilik işi bir miktar uzun sürecek. Pantolon paçalarım çamur olacak yine.. Çizmeler ortaya çıkalı oldu zaten bir hafta kadar.. Şemsiyem, çantama daimi kalmak üzere giriyor bu sabahtan itibaren. Her ihtimale karşı saçlarımı toparlamak için tokalar da yerleşti çantamdaki yerlerine.. 1 Paket de mendil:) Hmmm.. Ne eksik kaldı acaba? Şiir kitabı mı? Evet evet bu yıl bir tane almıştım Barnes&Noble’dan. Merak ettiğim bir şairin kitabını: William Butler Yeats’in. Bildiğim bir tek şiiri vardı: “Brown Penny”. Keyifle izlediğim bir filmde, artık efsane olan muhteşem ses tonu ve mavi gözleri olan aktör Christopher Plummer bir partide ayağa kalkıp okumuştu bu şiiri. Dinlediğimde çok sevmiştim. Esmer Günler’i anımsatıyor adı itibariyle:) Kitaptan okuduğum ilk şiir de bu oldu:

I whispered, “I’am too young” / And then, “I’am old enough” / Wherefore I threw a penny / To find out if I might love. / “Go and love, go and love, young man, if the lady be young and fair” / Ah, penny, brown penny, brown penny / I am looped in the loops of her hair. / Oh love is the crooked thing / There is nobody wise enough / To find out all that is in it, / For he would be thinking of love / Till the stars had run away / And the shadows eaten the moon. / Ah, penny, brown penny, brown penny, / One cannot begin it too soon.”
~ William Butler Yeats

Şiir okumak bir tek “Esmer Günler”de iyi geliyor bana:)

Esmer Günler’iniz güzel geçsin; haneniz, içiniz rengarenk olsun ona inat:)