Yazar arşivleri: dilayra

Alışveriş Yapmak Yerine…

Sevgili Keri Smith’in güzel önerileri vardı Yılbaşı alış-verişi yapmak yerine alternatif yapılabileceklere ilişkin.. Okudum çok sevdim, bazılarını paylaşmak istedim:

1- Halka açık bir yerde- bir parkta, bahçenizde- bir çam ağacını süsleyin! (Evdekini süslemeden önce görseydim.. Ama yapılabilir. Bahçemde Çam Ağacı’mız yok ama.. Bir Düşünelim…)

2- Mesela iş yerinizdeki çay servisi yapan kişiye ya da her zaman gittiğiniz markette kasada size yüzünden eksik olmayan gülümsemesi ile  hizmet etmekten hiç bıkmayan kasiyere üzerinde “Senin İçin Ufak Bir Hediye” yazılı minik hediye paketleri bırakın.. (Çok hoş bir fikir bence.. Birkaç kişi var böyle bir şey yapılabilecek aklımda:))

3- İçinde, geleceklerine ilişkin güzel şeyler yazan mini fallar yazıp, bunları gittiğiniz partideki insanların ceplerine koyun; çaktırmadan. (Evde vereceğim partide işe yarayabilir:)

4- Başkası için bir Yılbaşı Ağacı satın alın.!

5- Sizin için önemli olan insanlara, onlara ne kadar saygı duyduğunuza ve hayatınızda olmalarına ne kadar müteşekkir olduğunuza dair mekuplar yazın! (Bunu yazmak istediğim insan, hayatımda değil artık:((

Ne dersiniz? Bu listeye ekleyebilecekleriniz olabilir mi???

Yine Yıl Biterken…

Yine soğuk, yine kar dışarıda… Yine derin düşünceler zihnimde,yine yatakta tembellikler, sıcak evde, en sıcak odada kedi misali battaniye altına kıvrılmalar.. Elde yine iç ısıtan bir içecek, belki çay belki çikolata en sıcağından, en köpüklüsünden..

Yine biten bir yılı yine böyle uğurluyorum bu aralar. Aralık ayı hesaplaşma ayı; Kendinle, çevrenle, ailenle, gerçekleşen ya da gerçekleşmeyenlerinle.. 2005 yılı için yaptığım listeme göz atıyorum, üzerinde tamamlandıklarında yapmış olduğum çiziklerine bakıyorum. Üstü çizilenleri sayıyorum, gerçekleştiremediklerim içinse ne kadar objektif hedefler koymuşum diye bir daha düşünüyorum… Yeni yapacağım liste için koymayı düşündüğüm hedefleri daha gerçekçi olanlardan oluşturmaya karar veriyorum!

Bu arada özlüyorum… Bu arada sıkılıyorum.. Bu aralar hep yalnız kalmak istiyorum. Bu aralar canım hiçbir şey yapmak istemiyor…

Kayboluşum..

Mis gibi kar kokuyordu hava Pazar günü.. Ben böyle deyince bana sorarlar, “Karın kokusu mu olurmuş?” diye.( Var vallahi, ama bazı şeyleri anlatmak o kadar zor ki, hele de o şeyleri gözle görüp elle tutamıyorsak; o şeyler sadece koku alma duyumuza hitap ediyorsa.. ) Mis ! gibi kar kokan bu havada yürüdüm eve kadar. Yaklaşık yarım saat. Yürüdüm ve düşündüm bolca. Bir yerde durdum sonra, kafamı kaldırıp bir baktım evimin kapısının önündeyim!! Size de oluyor mu bilmem, yarım saat nasıl yürüdüğümü, nerelerden geçtiğimi, kimlerle karşılaşmış olduğumu bilmeden, hatırlamadan birden bire kendimi yarım saatlik yolun sonunda evimde buluyorum. Böyle zamanlara “kayboluşum” diyorum ben.

Bir kayboluş da Cumartesi günü yaşadım, ama o biraz farklıydı Pazar günkünden: Cumartesi ev işlerini hallettikten, çamaşırları makinada yıkatıp astıktan ve bulaşıklarımı yıkadıktan sonraki kayboluşum.. Zahir’imi aldım elime, mis gibi nescafem ve sigara paketim ile sıcacık odamda, tüylü-yumuşacık battaniyemin serili olduğu yatağıma uzandım. Yanımda not defterim, kalemim.. (Okurken notlar almayı severim ben. Bu notları geliştirerek kendi hikayelerimde, yazılarımda kullanırım. Bazen dandik zamanlarda aklıma birşey düşüverir. Hemen çıkarıp kalemi kağıdı yazmam lazım, zira unutuveriyorum o parlak fikri lazım olduğunda!) Tam 4 koca saatimi vererek, ama nasıl olduğunu yine anlamadan, bir “kayboluş” yaşadım yatağımın üzerinde. Kendime geldiğimde Zahir’in arka kapağına bakıyordum. Elimdeki not defterimde bir sürü not: Kimisinin altı çizili, kimi büyük harflerle yazılmış, yaklaşık 3 sayfa. Kahve fincanım boş, kül tablasında söndürülmüş 3 adet izmarit..Gözlerimi kapatıp düşündüm bir müddet. Arada bu kayboluşlara ihtiyacım oluyor, kendimi yenilenmiş gibi ve çok dinç hissediyorum…

** Pazar günü o nasıl yürüdüğümü bilemediğim yarım saatlik yol, Tunalı’daki Megavizyon’dan evime olan yürüyüştü. Orada olma sebebim, Evcini’nin tavsiyesi üzerine fiyatları oldukça makul seviyelere inen DVD’lerden toparlamaktı. Başardım da: Stanley Kubrick’in kült filmlerinden (benim sinemada izlemeyi başaramadığım.. bayılmıştım da, çok hastaydım!) Clockwork Orange (Otomatik Portakal), Coen Biraderlerin The Man Who Wasn’t There‘i, Jane Campion’dan (Harvey Keitel’li) Holly Smoke, Pedro Almodovar’ın Hable Con Ella‘sı (Konuş Onunla!)ve From Dusk Till Down II (Gün Batımından Şafağa) gururla ve mutlulukla koleksiyonuma yeni kattığım filmler oldular.

Ve Hafta Sonuna 1 Gece Kala..

İlhan Erşahin’s İstanbulSessions huzurlarımızdaydı Ankara’da dün gece.. İlhan Erşahin, Alp Ersönmez, Turgut Bekoğlu ve İzzet Kızıl’dan oluşan grup güzel bir müzik ziyafeti çekti bize ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi Konser Salonu’nda..

2005 yılında NUBLU:East’te çıkardığı projelerinden İstanbul Sessions ile İlhan Erşahin, grubunun sahnede yakaladığı uyum ve emprovize tekniklerle konserin temposunu en üst düzeye çıkardı. İstanbul’da klüplerde müzik yapan grup için her ne kadar bir konser salonunda oturarak kendilerini izleyen izleyicilere müzik yapmak biraz farklı gelse de, ben ve Evren ve bizim gibi düşünen tüm ODTÜ’lüler kendilerine hayran kaldılar.

Yoğun bir haftanın son akşamı çok iyi geldi.

Ruhuma Gıda Lazım Benim!

Günlerdir bir garip koşuşturmacanın içerisindeyim: İş, ödev teslimi, sunum… Arada ihmal ettiğim arkadaşlarımı nasıl tekrar kazanabilirim turları; ama çoğunlukla başarısız sonuçlar alma! Çünkü, bir türlü kendimi iyi hissedememe ve devamlı bir “ah evim evim güzel evim, bir evime ulaşsam da şöyle bir bacaklarımı uzatıversem” sendromları.. Kitaplığımda geçen haftalarda almış olduğum ve gözümün içine olmayan işaret parmaklarını sokarak “beni oku, beni oku” diyen kitaplarım; Zahir’im, Elif Şafak’tan Med-Cezir’im, Hasan Cemal’in Cumhuriyet’i Çok Sevmiştim ile başlayan romanı.. Yeni aldığım, ama henüz keyfini çıkara çıkara dinleyemediğim CD’lerim..

Neyseki bu üzerimdeki yoğun sis bulutunu dağıtma ve hayata dönme sürecine bugün başlıyorum..İlk iş olarak Ayşegül Sultan Antalya’ya ya gitmeden önce birkaç saat kendisini göreceğim.. Sonra Evren’le sinemaya gideceğim: Ferzan Özpetek’in Kutsal Yürek‘ine.. Cuma günü içinse, benim daha kendisi Türkiye’de bu kadar popüler olmazdan önce severek dinlediğim İlhan Erşahin’in ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi’ndeki konserine gideceğim. Biletler tükenmek üzere, zira çok iyi bir konumdan almayı başaramadım. Olsun varsın, Evren’in deyimiyle daha çok duyma duyumuza hitap eden bir organizasyon nasılsa!