Yazar arşivleri: dilayra

Aysegul Sultanima..

 

Aysegulume

Yillardir dostum.

Hep yanimdaydi; iyi gunde, ama daha cok kotu gunde..

8 koca yili devirdik, hep birlikteydik.

Gezdik; Istanbul’a, Kas’a defalarca beraber gittik. Cok seyahat ettik. Cok eglendik. Ciplak ayak sabahlara kadar dans ettik:)

Birlikte calistik.. Caliskan, hayati havaalanlarinda gecen bir kadin olmasina ragmen bir dolu cilginlik yapmaya firsat yarattik hep.

Birbirimizi bir defa bile kirmadik.

Hayatim boyunca onun kadar sabirli ve olgun birine daha rastlamadim.

Ilk dostum benim.

Vefakar, cefakar, iyi niyetli; iyi niyeti ne yazik ki bazen cok sevdikleri tarafindan suistimale ugratilmis bir kadin.

Hayatimda yeri cok ayri. Ailem benim. 8 yil boyunca beni buyuttu Ankara’da.

Ona ithaf ettigim bir hikayem, sinirsiz postum var JTB’de.

Simdi Moldova’ya gidiyor. Cok guzel bir is teklifi aldi. Basarili olacagina ve harika isler cikartacagina hic suphem yok.

..

Ama..

O’nu ne kadar ozleyecegimi anlatmam imkansiz sanirim.

Bana bu dunyada “adam gibi adam” olmayi ogretenlerden biridir Aysegulum. O’na taktigim ismiyle Aysegul Sultanim:)

Seviyorum seni canim benim. Mutlu ol. Iyi isler yap. Kalpler bir olacak. Bir gun Ege’de, kiyida bir evin bahcesinde sabahtan ben domates, maydonoz, salatalik toplayacagim; sen kahvalti sofrasini hazirlayacaksin. Tolu’cum omletleri yapacak. Taze sikilmis portakal sularimizla kahvalti edecegiz kahkahalarla.

Sen gidiyorsun, ama Tolu burada. Ailemin ikinci uyesi. Kulaklarini cok cinlatacagiz birlikte. Bana dunyada sunulmus en iyi iki armagansiniz. Tanidigim en guzel iki kadin.

Sakin aglama bak! Agla diye degil, anla ne kadar onemli oldugunu birinin hayatinda diye yaziyorum. Ve tabi hep hatirlamak icin:)

Gule gule git. Ama dur. Daha sana hayatinin partisini yapacagim temelli gitmeden:)

Muckkha:)

Hayat ve Anlamı

Kaan Sezyum’u mizah yazarı olarak biliriz. Bugün (aslen 2 gün önce yazmış olduğu) Radikal’deki şu yazısıyla beni an itibariyle mahvetmiş bulunmakta!

Fırtınaya Kapıldım! (MİM Fırtınasına:)

 

Kapadokyada Ben

Sevgili Ayşem sormuş, “2009 neden iyi geçti? İlk 5’inde neler var” diye:) İlk önce düşününce çok da iyi bir yıl değildi dedim kendi kendime. Zira çok sıkıntı doluydu benim adıma. Çok karmaşık ruh hallerinde ve ikilemlerde geçirmiştim. Ama birden birşey hatırladım gülümsedim. Sonra başka bir şey.. Derken aslında çok da kötü bir yıl olmamış, hatta hiç unutamayacağım güzelliklerde barındırmış içerisinde benim için dedim. Neler mi onlar?

Buyrunuz:

1- Radyo programlarına konuk oldum ben 2009 yılında. Hem de 2 defa, ikisi de Selim‘in programıydı. İlkinde 5 konuktuk yanlış hatırlamıyorsam. Blogları, blog sahibi olmayı, blog dostluğunu falan anlatmıştık. (TRT Ankara Kent Radyosu’nda “Haftaya Paydos” programı) İkinci defa da Sevgili arkadaşım Selim beni 1 saat boyunca (TRT Ankara Radyosu’nda “Bize Göre” programı) tek başıma konuk etmişti. Çok eğlendiğim bir program bana yadigar kaldı 2009 yılından. Tam kaydına hala şuradan ulaşabilirsiniz:)

2- Çok güzel gezmişim ben yine. Her zamanki gibi:) Yaz tatilinde KOS Adası, Bodrum, Kaş, Fethiye ve “o hep merak ettiğim” Kelebekler Vadisi’ni de içine alan 2 haftalık bir tatil. Hem de motorsiklet üzerinde. Daha sonra da İspanya’da Madrid-Barselona seyahatine annekuşum, kardeşim ve can dostum Tolu ile çıkmışız:) Bir de yine motorsikletlerle hafta sonu Nevşehir-Ürgüp yapmıştık. Genel olarak yine bayağı gezmişim anlayacağınız:)

 

3- Canım Tubi’ye harika bir Bekarlığa Veda Partisi organize etmişim geçtiğimiz yıl. Fotoğraflara her baktığımda hala beni o anki gibi gülümseten bir gece yaşadık bir sürü hatun kişi. Hazırlık aşamasında en eğlendiğim işlerden biriydi:) Ayrıca evlendirdik kendisini ve çok mutlu şimdi:) Bu ayrıntı da benim geçtiğimiz yıla ait mutlu hissettiğim anlardan biridir.

Bachelor Party

4- Hala olacağım haberini aldım bir de:) O kadar heyecanla bekliyorum ki minik kızımızı. Sanırsınız ben doğuracağım:) Bir sürü minik minik şey alıyorum Nisan’da gidince vermek üzere. En büyüğü 1 karış:) Kardeşimle her konuştuğumda karşımda inanılmaz olgun ve heyecanla bebeğini bekleyen bir baba hissediyorum. Halbuki o benim ufaklığım hala:( Geçtiğimiz yılın benim aklımda kalan en mutlu anlarından bir diğeri de bu haberi aldığım ana ait.

5- Sonuncu olarak da yeni bir evim oldu benim 2009 yılının sonlarına doğru:) İçerisinde kendimi güvende, mutlu ve keyifte hissettiğim, sıfırdan tek başıma yarattığım, taşındığımdan beri dostlarla dolup dolup taşan, pozitif enerjinin hiç eksik olmadığı çok güzel bir evim oldu benim:)

**

Sevgili Burcu ise Yaratıcı Bloglar Kategorisinde kendisine verilen ödülün bir parçasını da bana uzatmış:) Ve hakkımda 7 bilinmeyeni yazmamı istemiş. Daha önce (E 5 yıl blog yazarsan:) buna benzer 2 mim cevabı yayınlamıştım JTB’de ben. Onlara bir daha link vermektense, aralarından seçtiğim 7 tanesini aşağıya ekliyorum:)

Buyrunuz hakkımdaki 7 bilinmeyen (artık bazılarınız tarafından bilinen) ya da ilginç şeye:

1- Hapşırığımı tutarım. Her ne kadar bunun sağlığıma oldukça zararlı olduğu söylense de, bu alışkanlığımdan bir türlü vaz geçemedim.!

2-Takıntı yaptığım müzik CD’lerimi yerinden hiç çıkarmadan 1 ay dinleyebilirim.

3-Tatlı sosları çok severim. Et ve tavukla yemeğe bayılırım.

4- Günde 3 litreye yakın su içerim. Bu sebeple gün içinde tuvalete taşınmaktan sebep egzersiz yapmaya gerek görmüyorum. Öğlene kadar neredeyse 4-5 defa gider gelirim:) Bazen tuvalete gitmekten bitap düşerim!

5- Kuaförlerde vakit geçirmekten her zaman nefret ettim. Her daim rapunzel gibi uzun saçlarla dolaşınca kuaförde geçirdiğim vakit de takdir edersiniz ki hiç kısa sürmüyor! Nefret ederek saç boyatmaya gidiyorum şimdilerde. Artık bioform yaptırdığımdan beri saçlarıma şekil vermek ya da fön çektirmek için kuaförlere ihtiyacım kalmadı:)

6- İçki içerken bir limitim yok! Açılmış şişeler bitmek zorunda diye bir kural varmışcasına şişeyi bitirmeden yatamıyorum! Birçok erkek arkadaşıma göre iyi içerim.

7- Spora ve müziğe oldukça kabiliyetliyimdir. Eğer ufakken beni yönlendirselermiş iyi bir sporcu ya da müzisyen olabilirmişim.

**

My Angels
Ve son olarak sevgili K.I.S.D‘in mimine cevap vermem gerekiyor sanirim:) Evden bir köşe demiş, gösterin, anlatın; bir de müziğinizi lütfen ekleyin demiş:)

Evde en sevdigim iki kose var. Birincisi Aysegulum Sultanimla birlikte yer aldigimiz fotografin onunde duran meleklerim:)

Bir digeri de tabi ki uzun saatleri uzerinde kitap okuyup, not alarak gecirdigim oranj-krem kanapem:)

Okuma Koltugum

Ekledigim muzikse iki turkce parca olsun. Goksel’den biri, biri de Manga’dan: Mektubumu Buldun mu? ve Cevapsiz Sorular.

1,5 Gün İçin İstanbul!

 

Istanbul

Hakikaten yoruldum sayın seyirciler.

Yol adamı yorarmış.

Sarartıp soldururmuş.

Test edermiş sabrınızı.

Yani yol, sen nelere kadirmişsin be ya:) Sanırım ben uzunca zamandır uzunca yollara gitmediğimden sebep dayanma gücüm kaybolmuş da benim haberim olmamış! Beni çok yordu bu defa bu kısacık hafta sonu seyahati. Ya da ben hakikaten de yaşlanmışım artık:(

2 araba 8 kişi çıktık Cumartesi sabahı yola ŞehR-i İstanbul’a doğru. Zaten ben Cuma gecesi Jazz Klüp etkinliğindeymişim, eve gelip yatmam Cumartesi sabahı 03:00 civarlarını bulmuş; bir de yattığım sabahın güne dönen saatlerinde 6 saate yakın arabada olmak iyi gelemedi bana.

İstanbul’a sebebi ziyaretimiz bir arkadaşımızın nikah törenine katılmaktı aslen. Kendisini pek mutlu gördük, pek sevindik haliyle.

İstanbul’un bizi sağanak yağışlı kucağına buyur etmesinin ardından, köprüden karşı tarafa geçerken kar’a dönüşen yağış neticesinde 2,5 saatlik bir rötarla, normal şartlarda ertesi sabah 5 dakikada katettiğimiz yolu arşınlayıp Taksim merkeze ulaştık!

Önce otele eşyalar bırakıldı, ardından sulu kar altında Taksim’den Nevizade dolaylarına bir yürüyüş. Önceden ayırtılan yerimiz olduğu için şanslıydık İmroz’da, zira bu ne kalabalıktır allahım?

Mezeler, rakılar, kalamarlar derken haliyle yine doydum ben:) Ekibin yarısı uyukluyor, yarısı cin gibi. Ne yapsak derken Zeynepcan atılıyor “Sibel Köse var bu gece, hadi var mısınız NARDİS’e” diye. Olmaz mıyım? Son dönem jazz ve ben eski günlerdeki gibi sıkı dostluk yaşıyoruz. Gerçi evdeki diğer albümlerim kendilerini aldatıyorum diye jazz albümlerime küsmüşler! Olsun varsın, bu ara bana en iyi jazz geliyor.

Gittik güle oynaya 4 kişi Nardis’e, kalanları otele yolladıktan hemen sonra. Özlemişim mekanı. Kaç yıl olmuş gelmeyeli? Hesaplayınca utandım kendimden:( Bar kısmına seğirtiş, biralar söylendi ve anında Kamil Erdem ve Önder Focan ile sohbette bulduk kendimizi. Kamil Erdem, Hayri’nin akrabası. Sibel Köse’de katıldı bize. Süper düper oldu:) Sonra sahneye geçtiler. Parçaların biri gidiyor, soloların biri geliyor.. Piyanoda Kürşat Deniz diye bir çocuk. O eller nasıl eller yarabbim ince uzun parmaklı? Nasıl yakışıyor piyanoya o eller? Tamamiyle konsantre olmuş tadından yenmez haldeyiz hepimiz:)

Ne zaman bitti program biz nasıl kendimizi önce dışarıda, sonra da Saray Tatlıcısında bulduk saat sabaha karşı 03:00’de bir fikrim yok açıkçası:) Yattığımda saatim 04:00’ü gösteriyordu!

Ertesi sabah Beykoz dolaylarında martılara simit atıp, çay içtik sahilde bir yerde:) Sonra Tolu’cumu Sabiha Gökçen’den İzmir’e uğurlayıp Ankara’ya dönüş yoluna çıktık. Bir kısa İstanbul macerası da bu şekilde son buldu.

..

Hafta başından beridir bol bol kitap okuyorum geceleri. Harika müzikler dinliyorum. Çeşit çeşit salatalar yiyorum afiyetle. Pazartesi buğdaylı-ton balıklı yaptım mesela Num-Num usulü. Annekuşun yolladığı avakadolarla domatesli, gravyer peynirli yaptım geçen gün. Biraz da fesleğen kıydım içine. “Aman tanrım” dedim, sonra “Ben masterımı salatalar üzerine yapmalıymışım!” dedim.

..

Evde çalışma odasında, loş ışığımın altında kitabımı okurken gecenin bir saatinde dün mutlu mutlu gülümsedim ve dedim ki “Teşekkür ederim tanrım. Bana bu kadar iyi ve güvende hissettirdiğin için teşekkür ederim.”

🙂

Ankara’da Ilk 3 Dinlence

Bu liste tamamen kendi tercihlerim üzerinden oluşturulmuştur:)

1 ~ Benim için Ankara’da dinlenmek istediğinde ilk ne yapar, nereye gidersin diye sorsa biri alışkanlıktan olsa gerek “Seğmenler Parkı” derim herhalde. 1993 yılında geldim Ankara’ya ben. Yani neresinden bakarsanız bakın temizinden bir 17 sene olmuş!! Her hafta sonu evimden çıkıp, sabah erkenden, önce Kuğulu sonra Seğmenler yapmazsam rahat edemezdim ben. Kışın bile aksatmamaya çalışırdım. Spor olsun diye. Kafam bozulsa beni Seğmenler Parkında bulursunuz mesela. Spor için de ayaklarım oraya götürüyor beni, bir şey düşünmek istediğimde de, dinlenmek istediğimde de.. Kışın mesela kar yağarken çok yürümüşümdür cebimde matara, içinde konyak-viski ne verdiyse artık:) Kahvemi alır, içine boca eder, karda bıraktığım izlere dalarım.

Yazları kitabımı alır giderim. Olmadı kulağımda müziğim, elimde simidim, sandviçim artık ne varsa. Çimenlerine örtü sererim, yayılırım orada; mini piknik yapar dergi karıştırırım. Severim Seğmenler Parkını:)

2 ~ Buraya da Eymir Gölü‘nü koymak istiyorum izninizle. Aracımız olursa da burayı tercih ediyoruz zira:) Eymir Gölü ile münasebetimiz ODTÜ yıllarıma dayanır. O zamanlar örtümüzü, sandviçimizi, içececğimizi alır gider bir kıyı köşesinde keyif yapardık. Özellikle -benim için- o yapılacak hiçbir şey bulunamayan “Pazar” günleri!

Sonra büfelerinden balık-ekmek yemeye başladık. İçecekler değişti bira oldu:) Kah kalabalık kah çift olarak çok zaman geçirdim ben Eymir Gölü kıyısında. Bana hatırlanacak bir sürü anı bırakan dinlence mekanlarından en önemlisidir neredeyse. Son birkaç yıldır da yürüyüş yapmak için tercih ediyoruz, süper oluyor. Arka kapısından girip ön kapıya kadar yürüdüğünüzde neredeyse 1 saat sürüyor yürüyüş. Sonra kahvaltı. Arada ördek besleyip, tavşan da kovalıyoruz tabi:) Kürekçileri fotoğraflıyoruz falan.

3 ~ Benim dinlence mekanlarımdan biri de Tunalı’daki D&R Mağazası. Özellikle son aylarda en sık yaptığım şey haline geldi, çok hoşuma gidiyor:) Gidiyorum, aylık dergilerimden, beğendiğim kitaplardan alıyorum. Aşağı kattaki Gloria’dan da kahve. Sonra çıkıyorum yukarılara, pencere kenarında rahat bir koltuk bulup çöküyorum hemen. En son 2-3 saat geçirmişimdir mutlu mesut.

Amerika’da iken Barnes&Nobles’da yerlerde oturup kitap okuyanları ilk gördüğümde müthiş imrenmiştim. İçlerinde zaten Starbucks’ları var çoğunun. Millet kahvesini alıyor, kitabını alıp yayılıyordu yerdeki halıların üzerine. Burada da bunu yapabiliyor olmak hoş. Kendimle ve elimdeki kitap-dergi ile geçirebildiğim o birkaç sakin saat bana çok iyi geliyor. Evimin dışında olmak istediğimde buraya geliyorum. (Hem de evden buraya kadar yaklaşık 20 dakika yürüyorum:) İçerideki müzik sesi de çok rahatsız edici değil. Zaten öyle konsantre oluyorum ki, çoğu zaman ses falan da duymuyorum:)

Gördüğünüz üzere benim KOCAMAN Ankara’daki dinlence mekanı sayım 5’i bulamadı bir türlü. Konuştuğum herkesin alternatif önerileri oldu tabi. Ben bu listelerde hep kendi tecrübelerimi paylaştım sizinle. O sebeple 3.den sonrakiler alternatif olacak ve beğeninize sunulacak. Eğer bunlardan tecrübe ettiğiniz var ise, lütfen izlenimlerinizi paylaşın. “Yok bunlar değil de, benim de şöyle bir yerim var bu KOCA Ankarada dinlenmek adına” diyorsanız ona da yorumlarımız açıktır:) Az da olsa faydalı olabildiysem, fikir verebildiysem mutlu olurum:)

Alternatifler ~ Starbucks‘lar:) Bu öneriyi yapan arkadaşımın uzun yıllar süren Amerika tecrübesi olduğu için el mahkum onu mutlu eden mekanlar bunlar:)

~ Papazın Bağı. Ben çok sık gitmedim buraya. Ama daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere arada birkaç defa gitmişliğim oldu. Dinlence mekanı olabilir demek ne derece mümkün bilemiyorum, zira ben son gidişimde yüksek sesle konuşanlardan, bağırıp çağırarak ördekleri kovalayan çocuklardan rahatsızlık duymuştum. Ama şehrin göbeğinde yeşillik, ağaçlık bir mekan işte!

~ Mogan Gölü. Eymir dışında buraya da gideriz. Ama dinlenmekten öte daha çok yemek-içmek için:) Özellikle çocuklarıyla hafta sonu vakit geçirmek için buraya giden arkadaşlarımın tercihi de burası oldu.

~ Kızılcahamam. Tahmininiz üzere piknikçilerin tercihi de bu yönde:) Her ne kadar Ankara merkezde olmasa da oldukça yakın aracı olanlar için. Ağaçların altında yayılıp, benim Eymir ya da Seğmenler Parkında yaptııklarımı yaparak dinlenebilirsiniz sanırım:)

*

Uzunca bir süre yazı dizisi falan yok:) Zormuş düzenli yazı yazmak:) Hafta sonu İstanbul’daydım ya, biraz ondan bahsetmek istiyorum şimdi. Sonrası allah kerim. Hayatın karşıma çıkardıklarını önünüze koyduğum için, duamızı eksik etmeyelim çok ve çeşitli şeyler çıkarsın diye, olmaz mı:)