Yazar arşivleri: dilayra

Dua

In the Church

Bu aralar bolca dua eder oldum!

34. yas kapida. Insan dogum gunu yaklastikca bazi seylerin biraz fazla farkinda olmaya basliyor nedense.

Bu yasim guzel gecsin. Dostlarim, sevdigim insanlar hep yanimda, yakinimda olsunlar. Basladigim isleri yuzumun akiyla bitirebileyim.

Daha cok yer gorebileyim. Insanlari ve kendimi daha cok mutlueden seyler yapabileyim. Saglikli olayim, huzurlu ve tabi ki mutlu olabileyim. Daha anlamli izler birakabileyim bu hayatta.

Daha cok yazabileyim. Daha cok fotograf cekebileyim. Daha cok gulumseyebileyim yanimdakilere, sokaktakilere. Kiymet bileyim, kiymetimi bilenlerin. Kiymet vereyim, kiymet verilmeyi hakeden kimselere.

Daha az kirici olmayi basarabileyim. Kendimi daha cok kontrol edebileyim gereksiz cikislarimi engelleyebilip. Daha ”yasanilabilir” bir kadin olabileyim bir aradayken. Daha yasanilabilir kilayim hayatimi.

Daha cok arayip sorabileyim annemi, babami, kardesimi. Kardeslerimi..Dostlarimi, uzaktaki sevdigim insanlari. Yanimdaki sevdigim insanlari..

Ve bu liste uzayip gidiveriyor boyle iste bu aralar..

~

Issiz Adam’i seyrettik Cumartesi aksami. Ne sicak bir filmdi. Ne detayli yazilmis -bence- muhtesem diyaloglara sahipti. Muziklere ne demeli? Ozellikle final sahnesinde de tekrar yer alan Ayla Dikmen’in 1976 yilinda seslendirdigi ve benim bu yasimda ilk defa duydugum ”Anlamazdin” parcasi.

Final sahnesi.

Modern hayatin yalnizlastirdigi, muhtesem yemekler yapan, yaparken inanilmaz keyif alan, eski 45’likler dinleyen, koleksiyon yapan, onlari dinlediginde kendinden gecen; kendine guveni sonsuz gorunen ama aslinda guvensiz Alper’in issiz yasami.

Ada’nin o sevimli ve zeki halleri.

Su diyalog beni bitirdi mesela: ”Karların üstündesin. Donmak üzeresin ve tatlı bir uykuya kapılıyorsun. Oldüğünün farkında değilsin.”

Film bitene kadar duygulanarak ama bir damla yas akitmadan gozlerimden izledim. Ta ki final sahnesine kadar. Orada herseyi biraktim. Isiklar yandi. Herkesden hickirik sesleri, bilimum burunlari mendille temizleme hadisesi. Sevgili ile birbirimize baktik, sonra sarildik sikica. Kalktik, elele ciktik sinemadan. Gittik ictik:)

Istemedim final sahnesini yasamak. Hemde hic. Sevmeyi, sevilmeyi bilen hakeden kimse de yasamasin. Dilegim gercekten de budur. Kimse bu hayatta ne kadar iyi yasasa da issizligi, sevgisizligi haketmiyor -bence-.

Belkide o yuzden bu kadar dua ediyorum bu aralar:)

~

Sinavlar, sunumlar, hazirliklar, is-guc. Devam yani. Havalarda bozdu zaten. Gelecek guzel gunlere inanmak ve psikolojimi saglam tutmaya calisiyorum:)

34. dogum gunu postunda gorusmek uzere..

Cay Ritueli:)

Jasmin Tea Rituel

Londra’da iken Evren ile birlikte bircok sushi mekani gezdigimizden bahsetmistim hatirlarsiniz. Ankara’da da Evren’le birlikte Quick China’da bulusur, once sushi denizinde gonlumuzce yuzer, daha sonra misler gibi yasemin caylarimizi iceriz. Bu bizim 2 yildir degismeyen rituelimiz. Yine bir gun Evren beni bir restorana goturdu Londra’da ve once yasemin cayi istedi. Garson kadin elinde 2 buyuk su bardagi, bir kettle’da sicak su ve 2 tohumla cikageldi! Once bardaklarimiza suyu doldurdu ardindan da tohumlari bardaklarimiza ativerdi.

Jasmin Tea Rituel 1

Ben saskinlik icinde ne oldugunu anlamaya calisirken arkadasim bana ‘su anda farkli bir rituele tanik olacaksin’ dedi. O da bu mekani ve bu sekilde sunulan yasemin cayini kesfettikten sonra buraya gelir olmus. Tohumun icinde inanilmaz guzellikte, sikistirilmis yasemin cicegi var. Suya atildiktan sonra tohum, sicaginda etkisi ile yavas yavas acilmaya basliyor:)

Jasmin Tea Rituel 2

Gozlerimi dikmis bir halde saskinlikla izledim yasemin cayimin demlenmesini:) Icindeki cicegin suzulerek disariya dogru cikmasi harika bir goruntuydu. Ankara’ya donerken Cin’li bir arkadasinin ona getirdigi bir kutu tohum halindeki yasemin cayindan birkac tane de bana verdi. Gecenlerde Sevgilim‘e yaptim, o da bayildi. Ayni zamanda kendisini konu mankeni olarak kullanarak sizin icin fotograflamayi basardim asama asama bir tohumun misler gibi yasemin cicegi esliginde caya donusmesi rituelini:) Su bittikce kaynar su ilave ederek 2-3 porsiyon cikariyorsunuz bir tohumdan.

Jasmin Tea Rituel 3

Yasemin cayinin kokusunu, iciminin rahatligini ve tadini cok seviyorum ben. Uzakdogu’dan bir seyler isteyecekseniz eger bence bu tohum-cay denemeye deger..

*

Hepinize super bir hafta sonu diliyorum.

Benim bu hafta sonu yapilacaklar listemde Cagan Irmak’in Issiz Adam filmini gormek, kalan DVD’lerden en az birini seyretmek, bir aksam disarida icmek, sinava calismak ve visneli-cikolatali kek yapmak var:)

Donuste paylasalim hafta sonumuzu. Paylasmaya deger anlarimiz olacagina hic suphem yok benim:)

Bahardan Bir Gun Caldik!

Spring Time in Abant

Pazar sabahi motora atladik..

Harika bir hava, tepemizde gunes bizimle, Bolu Dagi’na dogru yola ciktik. Ilk istikameti dagdaki kahvalti edilecek mekanlardan herhangi biri olarak belirlemistik; Arslan’in Yeri’nde karar kildik.

Son fotograftaki dag cilekli yogurdun, sucuklu yumurtanin, kizarmis ekmekler ve bal-kaymak-tereyag uclusunun eslik ettigi super bir kahvalti yaptik. Gunes hala tepede!

Sprin Time in Abant

Kahvalti sonrasi Abant’a dogru cevirdik rotayi ve yesiller-sarilar arasinda guzel bir seyir yaparak durak noktamiza vardik.

Hava misler gibi, oyleki uzerimizdeki hemen hemen herseyi attik ve uyku tulumumuzu cimenlerin uzerine seriverdik..

Once biraz fotograf..

Sonra 1 sise kirmizi sarap:)

Sohbet, keyif, huzur.. Iyi ki gelmisiz dedik, iyi ki Ankara’da kalmamisiz bu bahardan caldigimiz gunde!

Iyi ki variz dedik, iyi ki bir arada beraberiz. Iyi ki boyle ayni seylerden ortak keyif alabiliyor, iyi ki kirmizi sarap seviyoruz:)

Iyi ki hayattan -olumsuz her seye ragmen- guzel seyler almak icin caba sarfediyor, tadindan yenmez anlar yaratabiliyoruz.

Umuyorum ki sizlerde tadindan yenmez anlar calabildiniz bu hafta sonu.

Olmadiysa da pes etmek yok. Ama ertelemeyin sakin, lutfen ertelemeyin hayatinizi. Kucuk seyler icin buyuk, kocaman planlara gerek yok. Tek ihtiyac.. Kendiniz, hayalleriniz, inanciniz. Ben de bunlar var zira, ise yariyorlar:)

Super bir hafta diliyorum:)

Dessert

Geçen Yıl Aynı Dönemden..

Dilara

Bu tarafa bir bakalım.. Bir yerlerde bahsettiğim o güzel bebekler 1. yaş günlerini kutladılar bile:) Sevgili Didem’in oğlu Arda, aşkım benim bu arada, dünyalar güzeli (MAŞALLAH) bir küçük adam oldu:) Bayılıyorum ona elimde değil. Sanırım erkek çocuk sahibi olmak istiyorum ileride. Gerçi birçok seveni var benim gibi, yalnız değilim. Devamlı kapışıyoruz Facebook’da diğer hatunlarla:) Bu küçük adam büyüdüğünde neler olacak tahmin edebiliyorum ve şimdiden Didem’cime kolay gelsin diyorum:)

Bezen’cim, Lara Su ile cebelleşmekle meşgul. Uzun süredir mailleşemedik, arada bloğuna yazdıklarından takip edebiliyorum onu da kızını da. Bir doğum günü fotoğrafı bekliyorum kırmızı yanaklı Lara Su’ya ait artık Bezen’cim. Duy sesimizi:)

Anlatmak istediklerim bugün başka aslında, öylece sabah sabah içime doğuverdi:)

Geçen yıl bu zamanlarda hastalıklarla mücadele içinde, üzgün, bezgin ve yorgunmuşum ben! Güzel insanlarla tanışmışım ama. Başak’cımdı o güzel insanlardan biri ve biz tam 1 senemiz bile dolmadan arkadaşlığımızda, ailecek mavi tur’a çıkacak kadar sevdik birbirimizi. Ayrıca daha önce bahsettim mi hatırlamıyorum, ama bizim tarafımızdan “aile” olmamızı kendisine borçluyuz. Sevgilim onunla aynı şirkette çalışıyor, benden önce arkadaşlarmış. Bana ondan ilk bahsettiği zamanı hatırlıyorum. Kasım sonlarıydı sanırım. Üzerinden 3 ay geçtikten sonra tanıştık, tanıştığımız akşam tam 7 saati beraber geçirdik! 10 gün sonra beraber olmaya karar verdik. Tam 1 ay boyunca beraber yaşamamız için beni ikna etmeye çalıştı adam, malum 15 yıldır tek başına yaşayan, yaşadığı tüm ilişkilerinde hep ayrı evlerde varlığını sürdürüren bir kadını ikna etmek hiç kolay olmadı. Naz değildi yaptığım, ben kendimi iyi tanıyan bir kadınım. Korkuyordum çok. Boğulmaktan, -ki ben çabuk boğulan bir kadınımdır- ve sonra o hiçte hoşa gitmeyen şeyi karşımdakine yapmaktan: Boğmaktan!

Çok düşündüm, bu ciddi bir şeylere adımdı ayrıca benim tarafımdan. Aynı evde kimseyle uzun süre yaşamadım ben, testti bu karşıma çıkan. Tanrının bana testi. 4’er yıllık uzun uzun ilişkiler sonrası en fazla tatile beraber gidip, onda da genellikle hep kavga ederek dönen bir kadının, 30’lu yaşlarının ortasına doğru ilerlerkenki testiydi bu. Tamam dedim başladık. 1 ay sonra beraber aynı evdeydik. Sadece kıyafetlerim birkaç parça yanımda. Bir 3 ay evimi boş tuttum. Ne olur ne olmaz diye:)) Buna kızacak Sevgilim muhtemelen. Çünkü her başın sıkıştığında gitmekten bahsediyorsun demişti bana bir gün! Farkında değildim, ama kafam bozulunca gidip kendi sığınağıma kapanmak istiyordum alışkanlıklardan sebep. Daha önceleri hep böyle oldu çünkü. Kaçacak, saklanacak, zırıl zırıl ağlayacak, kendimle kalıp bir kadeh şarabımı içecek, blues söyleyen hatunlarımın sesleriyle mest olabileceğim kendi dünyamda kalmak isteyebiliyordum bir süre. Aynı evin içinde yaşamanın ne kadar zor birşey olduğunu anladım, karşımdakini gerçekten çok değerli bulmama rağmen! Zormuş! Ama;

Bir sürü güzel tarafını da keşfettim bu zaman zarfında bu tarz bir beraberliğin.

Mesela beraber mutfakta olmanın keyfine vardım, elde yer yer kadehler yer yer soğan doğrayan bıçaklarımızla:)

Beraber evimiz için alış-veriş yapmanın, manav reyonundan sebze-meyve seçmenin eğlenceli tarafını, banyoda aynanın önünde birbirimizi ittirip diş fırçalarken şaklabanlık yapmanın, yatağı toplarken, nevresimi yorgana geçiririrken 2 elin daha yardımınızda olduğunu görmenin ne hoş birşey olduğunu gördüm.

Sabah değer verdiğiniz adama sarılarak uyanmanın, yastık kavgası yapmanın, acelemiz olmadan, bir yerlere yetişmeye çalışmadan birbirimizle doya doya vakit geçirmenin, uzun uzun sohbetler edebilmenin, beraber gülebilmenin, gecenin bir yarısı kafalarımız iyiyken halının üzerinde tepine tepine dans edebilmenin, akşamları eve gelirken elele yürümenin, beraber kapının önünde beklemenin, anahtarla aynı kapıyı açıp aynı hole adım atmanın hazzını tattım, tadıyorum da hala.

Diyeceğim, zor birşeyleri başarmaya çalışıyorum aynen babamın söylediği, önemli olanın tam da “bu” olduğu gibi. Diğer taraftan kendimle mücadele ediyor, değer verdiğim adamın bazen sabrını zorluyorum boğulduğumu düşündüğüm için. Ama beraber bir şeyleri göğüslemek güzel. Bana bu konularda destek veren birinin yakınında olduğunu bilmek, görmek güzel. Yıllarca hep yalnız oldum, şimdi öyle hissetmiyorum. Zor da olsa bu testten iyi puanlarla geçmek istiyorum.

Tam bir “aile” olabilmek istiyorum. Hırçın olmadığım, kızgın olmadığım, boğulduğumu düşünmediğim, boğmadığım zamanlar çabuk gelsin, benim de kendi evladımla ilgili yazacağım şeyler olabilsin istiyorum buraya. Başarmaya çok niyetliyim. Öyle işte.. Bunlar geldi bugün içimden..

Temennim sevgiyle geçirebileceğiniz, sıcacık bir hafta sonu sizleri beklesin. Biz bu hafta sonu ufak, günübirlik bir gezi planlıyoruz. Çok istiyorum ben, bakalım havalar müsade edecek mi? Güzel fotoğraflar çekmeme, mis gibi dağ havasını içime çekerek kızarmış ekmek-bal-kaymaklı bir kahvaltı edebilmeme:)

Kasım

Gerswin

2008 yılının Kasım ayına da girdik, hayırlı uğurlu olsun. Kasım ay benim için önemli biliyorsunuz: Bu ay doğmuşum ben. Ayrıca Kasım ayına ilişkin bir dolu enteresanlıklar, bana kendini hiç unutturmayan bazı an’lar var hayatımda, şöyleki;

İlk erkek arkadaşımla bu ay ayrıldık, bir sonrakiyle bu ay çıkmaya başladık. Beni en acıtan adam da yine Kasım doğumlu. Hem en güzel, hem de en sıkıntı verici herşeyi hayatımda ağırlıklı bu ayda yaşadım!

Tek başıma ilk Prag seyahatimi yine bir Kasım ayında gerçekleştirmiştim. Nevşehir’e ilk defa Kasım ayında gittim, balona binemeden döndüm:( İlk Amasra seyahatim de yine bu aydı. Canlı Balık’da yemek yiyip, Torsten’a fal baktırmıştım:)

En çok para kazandığım işimden bu ay istifa etmiştim. Tam 7 yıl olmuş! En büyük projemin tamamlandığına ilişkin resmi maili de Kasım ayında aldık geçen yıl. Ofisimdeki herkes Kasım doğumlu!

JTB’nin kafamda oluşma zamanı Kasım ayında bu kadını keşfetmeme denk gelir.

“November Rain”in anlamı çoktur bende, severim. Her doğum günümde kar yağar Kasım ayında. Benim için yeni yıl bu ay başlar, Susan Miller’in Kasım raporlarına fena tav olur, bütün yılın önemli tarihlerini işaretlerim bir yerlere:)

Bir sürü dilek dileyeceğim bu defa Kasım ayından tüm içtenliğimle, lütfen kusuruma bakmasın. Bir dahaki yıl kendisi ile karşılaşıncaya dek, hayatımda olmasını istediğim bir sürü şey var zira. Kolay değil, seneye bu zaman yolun yarısında, Dante gibi ortasında olacağım ömrümün. Hakkım olsun o kadarıda değil mi ama?

Sabah Andrea’nın yeni tasarımını gördüm, çoook beğendim. Biri bana alabilir mi acaba?

Cuma sabahı işte 1, akşamı derste 2 olmak üzere toplamda 3 sunum yaptım, gönül rahatlığıyla eve döndüm! Daha sabahtan aklımdaydı Lazanya yapmak. Birkaç Cumadır böyle sabahtan Lazanya-Şarap diye meliyorum zira. Önceki hafta kıymalı yapmıştım. Bu hafta aklımda tavuklu-mantarlı yapmak vardı. Sevgili‘ye sipariş etmiştim tavuk, mantar, süt diye.. Eve gelir gelmez soluğu mutfakta aldım, yarım saat içinde lazanyayı fırına verdim. 15 dakika sonra da yiyorduk gecenin bir körü:) Lazanya-Şarap-Salata üçlüsüne masamızda birbirinden güzel konser DVD’lerimizi eşlikçimiz yaptık: Norah Jones, Diana Krall, Frank Sinatra, Sting, Henry Connick, Jr. Harika kafa yaptı müzikler, yoksa bir şişe şarapla sarhoş olunduğu nerede görülmüş benim tarihimde:)

Hafta sonu Ankara’da İncek Motodrom’daki Türkiye Motokros Şampiyonası finalini izlemeye gittik. Neredeyse boyları sadece dizime gelen bebelerin, robocop kıyafetleri ve korunaklı ekipmanlarıyla minyatür motorsikletlerle yarışmasına inanamadım! Ne ana-babalar var dedim kendi kendime. Ellerinde ufaklıkların kupaları pek memnun görünüyorlardı.

Hava çok güzeldi Cumartesi-Pazar Ankara’da. Bir dolu şey yaptık yine: Hiç gazete okuyamadım! Aynen hiç televizyon seyredemediğim gibi.. (Nefret ediyorum artık her türlü gazete ve TV haberinden, oralarda gördüğüm her türlü iğrenç, yılışık, ahlaksız, yalancı, üçkağıtçı, aciz surattan!) Başak’cımla buluşup 365’deki Kahve Keyfi’nde kahve içtik. Uzun aradan sonra Sevgili ile Pizza yedik dışarıda, yanında bira ile. Motorsikletle dolaştık, mis gibi havayı içimize çeke çeke. Akşam Zodiac yaptık yine, Manhattan’ı sevmedik Cumartesi gecesi. November’ın ve Marilyn Monreo Bar’ın kalabalıklığına hayret ettik. Kendime söz verdiğim üzere çok az içtim:)

Pazar sabahı Brunch yaptık, sonra Park Caddesinde bir yerde kahve içip, tatlı yedik. Dönüşte yarışı seyrettik. Akşam ödev hazırladım:) Evde bir sürü yemek yaptık arada yine taze taze aldığımız sebzelerle: Taze fasulye, mis gibi ıspanak, diri kabak ve nohutlu pırasa bu haftaki menümüzde yer alan yemekler dostlarım:) Anne kuşun kargo ile gönderdiği avakadoları da sırasıyla olgunlaştırıp, domatesin yanına yatırıp üzerlerine sızma zeytinyağı gezdiriyoruz. Eski sevdiğimiz filmleri bir bir yeniden seyrediyoruz: Devil’s Advocate, V For Vendetta, Pearl Harbour, Leon..

Doğum günüm için ne yapacağıma karar veremedim henüz! Her yıl, bir dahaki yıl kutlama falan yapmam artık diyorum ama.. Bize eğlence olsun da:))

Zayıflıyorum.. Bütün pantolonlar bol gelmeye, streç diye aldığım kotlar tabir yerindeyse kıçımdan düşmeye başladı. Halbuki hafta sonu sıkı tenis seanlarına bir müddettir ara vermiştik, benim sağlık problemlerimi aşıncaya kadar! (Koşturmak, hoplamak, zıplamak bir müddettir yasak da bana.) Evet sağlıklı besleniyorum, sebze-salata bol bol yiyorum. Günde 3 öğün dışında ağzıma bir parça bisküvi bile atmıyorum. Hafta sonları da nasıl oluyor anlamıyorum, ama 2 öğünle noktalıyoruz günlerimizi. Benim adam her gün 45 dakika evden işe, sonra da okuldan eve yürümeme bağlıyor bu durumu. Sanırsam bir müddet daha araba falan alamayacağız:) Bu yaştan sonra bu kiloyu bir daha zor görürüm ben zira!